Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BAYAZID MEYDANI, BAYAZID HÜRRİYET MEYDANI
İstanbulun Sultanahmed Meydanı (At meydanı) ve Aksaray Meydanı (Et Meydanı) ile üç büyük târihî meydanından biridir. Kemâli ehemmiyet ile kaydedelim ki İstanbulun bu en meşhur ve en eski üç meydanı büyük Avrupa şehirlerinin meşhur meydanları ile ölçülemeyecek kadar küçüktürler.
1943 de Cumhuriyetin yirminci yıldönümünde İstanbul Belediyesinin “Güzelleşen İstanbul” adı ile neşrettiği şatafatlı propaganda kitabında “Dünkü ve Bugünkü Bayazıd Meydanı” başlığı altında şu satırlar yazılıdır:
“Bayazıd Meydanı, bütün Osmanlı Tarihî boyunca İstanbulun en işlek bir merkezi ve ana caddelerinin kavuşağı idi. Aksaraydan, Süleymaniyeden, Bağçekapusundan, Tahtakaleden, Kapalıçarşıdan, Ayasofyadan, Kumkapudan, her taraftan gelen yollar burada birleşir, memur ve esnaf her sınıf halk yine buradan geçerek kendi Mahallelerine dağılırdı. Denilebilir ki iş güç sâhibi olup da Bayazıd meydanından geçmeyen adam yoktur. Hele bir zamanlar Harbiye ve Mâliye nezâretlerinin bu meydan üzerinde bulunması, Ramazanlarda Cami avlusunda sergi açılması, Direkler arasının (Şehzâdebaşının) bir gezinti yeri olması meydanın ehemmiyetini bir kat daha arttırmışdı, öyle olmakla berâber eski devirler belediyesi bu ehemmiyetin farkına varmamış (?), zamanına göre Paris’in “Etoile = Etual” meydanı ile kıyas edilecek (?) geniş ...
⇓ Read more...
İstanbulun Sultanahmed Meydanı (At meydanı) ve Aksaray Meydanı (Et Meydanı) ile üç büyük târihî meydanından biridir. Kemâli ehemmiyet ile kaydedelim ki İstanbulun bu en meşhur ve en eski üç meydanı büyük Avrupa şehirlerinin meşhur meydanları ile ölçülemeyecek kadar küçüktürler.
1943 de Cumhuriyetin yirminci yıldönümünde İstanbul Belediyesinin “Güzelleşen İstanbul” adı ile neşrettiği şatafatlı propaganda kitabında “Dünkü ve Bugünkü Bayazıd Meydanı” başlığı altında şu satırlar yazılıdır:
“Bayazıd Meydanı, bütün Osmanlı Tarihî boyunca İstanbulun en işlek bir merkezi ve ana caddelerinin kavuşağı idi. Aksaraydan, Süleymaniyeden, Bağçekapusundan, Tahtakaleden, Kapalıçarşıdan, Ayasofyadan, Kumkapudan, her taraftan gelen yollar burada birleşir, memur ve esnaf her sınıf halk yine buradan geçerek kendi Mahallelerine dağılırdı. Denilebilir ki iş güç sâhibi olup da Bayazıd meydanından geçmeyen adam yoktur. Hele bir zamanlar Harbiye ve Mâliye nezâretlerinin bu meydan üzerinde bulunması, Ramazanlarda Cami avlusunda sergi açılması, Direkler arasının (Şehzâdebaşının) bir gezinti yeri olması meydanın ehemmiyetini bir kat daha arttırmışdı, öyle olmakla berâber eski devirler belediyesi bu ehemmiyetin farkına varmamış (?), zamanına göre Paris’in “Etoile = Etual” meydanı ile kıyas edilecek (?) geniş ve îmara lâyık bir sahâyı tamamiyla bakımsız bırakmışdı.
“Nihâyet Cumhuriyetin kuruluşu sırasında meydanda ilk şehircilik eseri kendini gösterdi. Yollar düzeltilip ortaya fıskiyeli bir havuz, etrafına tarhlar yapıldı. Bayazıd Meydanındaki eski Harbiye ve Maliye Nezâretleri binâlarına fakültelerin yerleşmesi dolayısı ile yeniden büsbütün başka bir ehemmiyet kazanmış, Üniversite Mahallesinin merkezi olmuşdu. Fakat burada yapılması çok lüzümlu olan bir şey vardı: Meydanın sol tarafındaki çürük çarık bir takım binâlarla salaş sıra kahveleri, çerden çöpden barakaları kaldırmak... Zirâ bunlar yalnız meydanı daraltmak ve çirkin bir manzara teşkil etmekle kalmıyor, İnkilâb Müzesine çevrilmiş Bayazıd Medresesi gibi Türk mimarlığının bir şâheserini gözden saklıyordu. İşte belediyemizin son senelerde neticelendirdiği bir îmar işi de bu oldu; o köhne binâlarla dükkânları silip süpürerek sâhayı büyük mikyasda genişletmek sûreti ile âdeta meydana bir meydan daha ilâve etti, ve bugün hayranlıkla seyrine daldığımız Bayazıd Medresesini meydana çıkardı...”.
Bayazıd Meydanına Cumhuriyet devrinin ilk on yılı içinde yapılmış olup da 1957 de büyük Türk İstanbulumuzun üstünde bütün şiddeti ile hüküm sürmeğe başlayan vandal kasırgasında sökülüp kaldırılan çift fiskiyeli büyük havuzdan ve onun etrafında tanzim edilen tarhlardan sitayış ile bahsedildiğine göre, yukarıdaki satırları İstanbul Belediyesi adına yazanlar park ile meydanı ayırdedememişlerdir. Etrâfındaki muzahrefâtı silip süpürüp kaldıran ve Bayazıd Medresesini meydana çıkaran İstanbul Belediyesi, büyük bir havuz ve havuzun etrafına çiçek-çimen tarhları yapdırarak meydanı öldürmüş, ağaçsız bir park içinden geçen müteaddid yollara halbetmiştir. Unutmamalıdır ki meydan, olan, şehir içinde, iyi veya kötü, o şehir halkının toplanabileceği ârızasız boşlukdur. Bu geniş boşluğun ancak göbeğine, etrafını asla daraltmamak şartı ile bir büyük adamın heykeli, yâhud târihî hâtıra sütûnu, kezâ bir zafer tâkı konulabilir.
Meydanlar mitinglerin, büyük siyasî nümayişlerin, ihtilâllerin, onbinlerce insanı toplayan duvarsız ve tavansız salonlarıdır; onun içindir ki müstebit, despot idareler meydanları hiç sevmemişlerdir, meydanları şenlendirme, güzelleştirme adı altında, havuzlarla, tarhlarla, ağaçlarla ârızalandırmaya, mümkün olduğu kadar insan ayağının basacağı sahasını daraltmağa çalışmışlardır.
Her köşesinde, her yolunda bir kaç adımda bir ecdad yâdigârı bir sanat eserine rastlanan büyük ve muhteşem Türk İstanbulumuzu iktidardan düşdükden sonra ziyankâr bir çocuğun kırık oyuncağı gibi bırakmış olan Adnan Menderesin altını üstüne getirdiği yerlerden biri de Bayazıd Meydanı oldu; bir türlü tanzim ettiremedi, büyük bir kısmını kazdırıp etrafında bir takım rampalar, sedlerle öylesine çirkinleşdirdi ki yeni bir şekil verip güzelleştirmek şöyle dursun, eski hâline getirmek dahi zordur; Bayazıd Meydanı şehrin sîmasında bir “Haleb Çıbanı” yarası izi olmuştur.
Meydan, alan isimleri ile kasdedilen manânın ne olduğunu yukarda arz ettik; büyük kalabalığın toplanabileceği yer olarak, İstanbul ihtilâlleri ya Et Meydanından yahud At Meydanından çıkmışdı, yalnız 1730 ihtilâlinin alevi Bayazıd Meydanından parladı.
Bayazıd Meydanının meydan hüviyetinin Bozulması İkinci Abdülhamid zamanında, bu hükümdarın Millî Meclisi dağıtıp keyfi idâreye koyulması ile başlar.
Bayazıd Meydanının daha eski manzarası ve târihcesi hakkında pek az şey biliyoruz.
Kurban bayramlarına yakın İstanbula indirilen koç sürüleri bu meydana getirilirdi. Nakil vâsıtalarının at ve öküz arabaları ile at ve eşek olduğu devirlerde meydan yüzlerce sürü ile kaplanır, satın alınan hayvanlar hammal sırtlarına vurulup götürülürdü. Kurban pazarı olarak Bayazıd Meydanının seçilmesi şehrin en merkezî yeri olmasındandır. Bu konu üzerinde güzel bir fıkradır:
Fıtnat Hanım (XVIII. asrın zarâfeti ile meşhur kibar kadın şâiri) kurban almak için Bayazıd Meydanına gider, hanıma fırsat buldukça takılan külhânî şair Haşmet Efendi de orada dır:
— Hanım, sana ben kurban olayım!. der.
— Boynuzun yok, seni kesmesi mekruhtur!..
— Aman cânım, bayram sabahına kadar devlethânenizde iki gece yattım mı boynuzlarım çatal çatal çıkar!...
İstanbulda Türk kadınının sokaklarda dilediği gibi gezib tozması Tanzimatdan sonra başladı, bilhassa Ramazanlarda, kandillerde, bayramlarda şehrin en merkezî yeri olan Bayazıd Meydanı ile etrâfı, Vezneciler, Direkler arası ve Divanyolu avâre avâre dolaşma, piyasa yerleri oldu, kadın ile erkek arasında külhânî argosu ile “aşna fışna” aldı yürüdü. İstanbulun büyük evlâdı Ahmed Râsim “Zen ve Zenperestî” başlıklı makaalelerinde şehrin o semtlerini şöyle tasvir ediyor:
“1296, 1300 hattâ 1305 tarihinde (Milâdî 1879, 1882-1883, 1887-1888) Ramazan ile kandillerde başlıca piyasa mahalleleri Divanyolu, Bayazıd Meydanı, Vezneciler, Direklerarası idi. Araba piyasası, iki keçeli tâbir edilen tarzda yekdiğerinin muakkib ve mukaabili olarak gayet batî ileri, dönüş hareketleri ile icrâ olunur, yan kaldırımlar mâhalekallâh dolardı. Filhakîka kendini bilen ne kadın ne de erkek böyle müdhiş kalabalığa girmez, girenler de kendilerini akıntıdan kurtaramazdı.
“Harf endazlığın pek kaba bir nev’i olan sarkıntılık keyfiyetleri yayalarda pek ziyâde bârız ve mütenevvi şekiller alırdı: Çimdik, sıkıştırma, ferâce veya çarşafa makas vurma, yakıcı maddeler dökme, elden mendil vesâire kapma, elfâz ve tâbîrâtı galîza istîmâli, türlü türlü baygınlık parolaları, göz, kaş, vurgunluğu, şemiye, pabuç, iğne mühabbetleri, tükürme, ayak basma, kol göğüs vurma, itme, tartaklama, şiddetle çatış, daldırma, saldırma, tehdid, terzil, arabalara kâğıd, mektub sarılı lavanta hattâ muzahrefât atma,-ekseriyâ fiyakacı kabadayılar tarafından icrâ edilirdi - arada sırada araba beygirlerinin dizgilerine sarılış, yol kesme, çevirme, yarma, tebidili kiyâfetle tâkib, türlü türlü utanış, bayılış, kızarış, bozarış vaziyetleri ve daha aklıma gelmeyen bir takım ahvâl bu piyasalara has idi..”
Büyük muharrir ayni makaalesinde 29 şaban 1282 (17 Ocak 1866) tarihli “Tercemânı Ahvâl” gazetesinden şu bendi naklediyor:
“Zenpârelere dâir bugünlerde gerek Ruznâmede (o devrin başka bir gazetesi) ve gerek Tercemânı Ahvâlde bâzı ihtârât görülmüştü. Vâkia zenpâre kardeşlerin ettikleri rezâlet, vâsılı derecei nihâyet bir hâli denâ et ise de bir takım cibilliyeli rediy tâifei nisvânın hal ve hareketi bîçâre zenpâreleri târiki âdâbdan ihrac ve semti rezâlete idrac etmekde olduğu da inkâr edilemez. Zira meşhur ve mâlumdur ki tâifei nisvan her kandil ve Ramazanda arabalara binüb Bayazıd Meydanında ictimâ ederek bir aşağı ve bir de yukarı dönüp dolaşıp safbestei mevkii zendostî olan bir takım avanak zenpârelere yaltaklanıp koltukladıkları gibi kendi yolunda gitmekde olan bâzı adamlara dahi harfendazlık ederek yolundan alıkoydukları çok kerre görülmüşdür.
“Doğrusu şu hal tarîki zendostîye sülûk etmiş bir takım adamları cicimamaya dadandırıp ilâ nihâye hâibü hâsir Sultan Bayazıd Meydanında dâir bırakacağı gibi bir takım yeni yetişme çocukları dâhi iğvâ idüb bu tarike sülûke mecbur ideceği âşikâr bulunmuştur...”.
Müverrih Ahmed Cevdet Paşa da İkinci Abdülhamide verdiği “Mârûzat” adındaki mufassal târihî raporunun şu bendinde, Kırım Harbi sonunda İstanbulun değişen sîmâsını tasvir ederken Bayazıd Meydanı piyasalarından bahseder: “Zendostlar çoğalıp mahbublar azaldı. Kavmi Lût sanki yere battı. İstanbulda ötedenberi delikanlılar için mârif ve mûtad olan aşku alâka hâli tabiîsi üzere kızlara mütakil oldu. Sultan Ahmedi Sâlis zamanından beri mûtad olan Kâğıthâne seyri ziyâde rağbet buldu. Gerek orada gerek Bayazıd meydanında arabalara işâretlerle muaşaka usûlü hayli meydan aldı”.
Geçen asrın Ramazanlarında piyasa saatlerinden evvel Bayazıd Meydanına halkı toplayan bir sebeb de Bayazıd Camii avlusunda kurulan Ramazan sergileri idi (B.: Bayazıd Camii Avlusunda Ramazan sergileri).
Meşrûtiyetin ilânından sonra bu meşhur meydan büyük şehrin siyâset yerlerinden biri oldu; evvelâ Serasker Hüseyin Avni Paşayı vuran Çerkes Hasan Bey (B.: Hasan Bey, Çerkes) bu meydanda Seraskerlik kapusu önündeki bir ağaca asılarak îdam olundu; 31 Mart vak’asından ve Mahmud Şevket Paşanın katlinden sonra da îdam sehpalarından bir kısmı Bayazıd Meydanında kuruldu.
İkinci Abdülhamid devri başlarında Bayazıd Meydanı, berber, kebabcı ve sâir esnaf barakaları ile dolmuş bir çarşı boyunu, pazar yerini andırır olmuşdu. O devirde İstanbula gelmiş Uryânî adında bir halk şâiri İstanbul semtleri ve her semtdeki esnaf civanları hakkında yazdığı 55 kıt’alık destanın 12 kıt’asında Bayazıd Meydanı ile civârını şöyle tasvir ediyor:
1. Seyridüb etrâfı vardım meydâne
Misli yok ol pâzârı hüsnü âne
Dükkânlar dop dolu güzeller ile
Buyur dirler müşteriye şûhâne
2. Bakırcı güzeli döver kazanı
Vezneci mahbûbun oyun bozanı
Gördüm bir de nevhat nûri melâhat
Şâhın başı gökde okur ezanı
3. Sultanbayazıdın berber güzeli
Görmedim mislini dünya gezeli
Kâkül perçem ipek gözleri mahmur
Bal dudaklı gül yanağı gamzeli
4. Kâğıdcısı vardır esericedid
Ferman etmiş anlara Sultan Mecid
Setre pantol giyer firenk kesimi
Âşıkına gerek imânı tecdid
5. Kebabcısı vardır kıvırcık kuzu
Gönül yâresine ekiyor tuzu
Âşıkları öpüb peştemâlini
Nâzik ayağına sürerler yüzü
6. Hele kaşıkcılar hepsi şıkırdım
Ayak dolaşdırır atdırmaz adım
Âyine sîneler simin bâzûlar
Gizlice bir bûse çalub sakladım
7. Ya efendim kahveciye ne dersin
Yûsufi Mısrîden almışdır dersin
Turunc köpüklü bir fincan kahveyi
Getirir şûhâne eğerek fesin
8. Şol taraf imâret yapdıran velî
Kapuda oturmuş aşcı güzeli
Karşuda medrese yine o şâhın
Dânişmendler dilberin bî beledi
9. Sîmkeş civan olur ekser ermeni
Aybı tez kıllanur ol nâzik teni
Hasanpaşa Hanı ve hem fırını
Cem etmiş devrü devran âfetini
10. Beri yanda ol hamâmı dilküşâ
Mekân olmuş on nefer şâhin başa
İnce bellerinde ibrişim futa
Şimşir nâlin vurur ak mermer taşa
11. Sürücüler bu meydanın şehbazı
Sürei Yûsufdur alnında yazı
Yalın ayak taban deper koşarlar
Budur gariblerin kış ile yazı
12. Arabacı deyüb geçmeyin sakın
Şol kupada duran fetâya bakın
Cebkeni poturu gaayet yaraşık
Piyasada görün akşama yakın
13. Bayazıdın altı Koska Aksaray
...........................................................
Abdülmecid zamanında İstanbula gelmiş olan İngiliz edîbesi Miss Pardo meşhur seyahatnâmesinde Bayazıd Meydanını şöyle tasvir ediyor:
“Bu meydan büyük çarşının hemen yanı başında olduğundan Çarşıya ve Camie gidip gelenlerle doludur. Her tarafında küfeli hammallar görülür; her zaman mahallebici ve yoğurtcular bulunur. Mahallebiciler muazzam mantarlara benzeyen beyaz şemsiyeler altında o leziz şeyi temiz keten bezler üstünde iştihââver bir suretde gelip geçeçne arz ederler. Yoğurtcular ise büyük terazileri andıran tablalarının kefelerine îtinâ ile dizdikleri kırmızı toprak çanaklar da dolaşa dolaşa satarlar. Sucular omuzlarında toprak destilerle dolaşır, kemerlerine merbut dar bir tepsiye dizilmiş iri billur bardakları ile kendilerine göre tutturdukları bir makamla bağıra bağıra su satarlar. Bunların rakibi şerbetciler, seyyar tezgâhlarını duvarların gölgesine kurmuş, şerbetin akışı ile dâimâ hareket iden mâdenî çıngırakların hoş âhengi ile müşterilerini celb ederler”.
1889 Ekiminde Almanya İmparatoru İkinci Wilhelm’in İstanbulu ziyâretinde Bayazıd Meydanındaki baraka - dükkânlar iki gün içinde kaldırıldı; 15 Teşrinievvel 1305 (28 Ekim 1889) Pazar târihli Sabah gazetesi: “Almanya İmparatoru hazretlerinin pâdişâhımızı ziyâretleri münasebeti ile Bayazıd Meydanında bulunan kitapcı ve berberler vesâire barakaları dünkü gün belediye memurları tarafından kâmilen kaldırılmıştır”.
Bu barakaların yıkdırılmayub olduğu gibi kaldırıldıklarını yine ayni gazetenin 11 Aralık 1305 (24 Aralık 1889) tarihli nushasından öğreniyoruz: “Almanya İmparatorunun İstanbulu ziyâreti münasebeti ile Bayazıd Meydanından kaldırılan kitabcı, kebabcı, berber barakaları birer tekerlekli kızağa bindirilerek Bayazıd Meydanına götürülerek evvelki yerlerine konulmuşlardır”.
Bayazıd Meydanı hakkında bizim bulabildiğimiz en eski kayıd meydanın temizlenmesi için Divanı Hüsmâyundan İstanbul Kadılığına gönderilen bir fermandır; bugünkü yazı dilmimize çevrilmiş sûreti şûdur:
“İstanbul Kadısına hüküm ki;
“... Sultan Bayazıd havâlisi ayda iki kere süpürülüp pâk edilegelmiş iken hâlen hayli zamandan beri süpürülmedi bildirilmiş. Buyurdum ki Çöplük Sübaşısı geldiğinde eskiden nasıl ola gelmiş ise yine öyle yapılıp tâyin olan gayri müslimlere zikrolunan yerleri pâk ve tathir ettiresin. Hicrî 993 (Milâdi 1585)”.
Evliyâ Çelebi Bayazıd Camiinin onyedinci asır ortasındaki manzarasını tasvir ederken, şadırvanlı iç harem avlusundan bahsediyor ve bu dış avlunun dışında, meydan kenarında büyük durt ağaçları bulunduğunu söylüyor (B.: Bayazıd Camii). Büyük muharrir tasvirlerine meydan için şu güzel sahneyi ilâve ediyor: “Bu dut ağaçlarının altında nice bin âdem gölgelenip kefâfı nefs için nice bin çeşit eşyâ satarlar. Meydanın etrafı da dükkânlarla müzeyyendir”.
R. E. Koçu “Binbirdirek Batakhânesi” adındaki târihî bir romanında, vak’a onyedinci asır ortasında geçer, yer yer o asrın İstanbulunun hakikâte en yakın dekorlarını çizerken, Evliyâ Çelebinin bahsettiği dut ağaçlarından mülhem olarak bu meşhur meydan için şu satırları yazıyor:
“Bayazıd Velînin ruhâniyeti bu dut ağaçlarına da sindirilmişdi, abdestsiz ele alınmaz, ağıza atılmazdı. Meyva mevsiminde ağaçlar her sabah merâsimle silkilirdi; ve ağaçlara herkes binüp silkemezdi.
“Bayazıd Meydanın dutları, üç dört yaşına bastığı halde konuşamayan, dili bağlı çocuklara, korkudan dili tutulmuş hastalara, kekemelere şîfâ niyetine yedirilirdi.
“Kırk kadar ağaçdı. Her yıl dut mevsiminde, çarşının çıraklarından onbeşer onaltışar yaşında ve yüzlerinde melâhet nûru berk urur kırk nefer hâfızı Kur’an oğlan dutcu seçilirdi. Küçük hâfızlar her sabah Sultan Bayazıd Velînin hamamına girerler, yıkanup boy abdesti alırlar, sabah namazından sonra da kolları sıvalı, çıplak ayaklarında takunyalar, ilâhi okuyub meydanı üç defa döner, dolaşırlar, sonra ağaçlara çıkup yerlere serilmiş tertemiz çarşaflara dalları silkelerlerdi. Ve her çocuk kendi silkdiği dutları:
— Sultan Bayazıd Veli’nin ruhu için!..
Diyerek gümüş kepçelerle İstanbul halkına dağıtırdı”.
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM040651
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 4, pages 2251-2255
See Also Note
B.: Bayazıd Camii Avlusunda Ramazan sergileri; B.: Hasan Bey, Çerkes; B.: Bayazıd Camii
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.