Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
DÂVER BABA
Beşktâşi fukarasından koz helvası satar bir arnavud idi aslı Mat kasabasından olup meşrutiyetin ilânı sıralarında, 1908, yaşı seksenin üstünde, uzun boylu, gaayetle dinç, sakalı matruş, beyaz pos bıyıklı, beyaz saçları babalık şânından uzun, omuzlarına dökülür, dâimâ ak şayakdan arnavud kesimi potur, cebken giyer, başında beyaz keçe külâh, ayaklarında kaba kundura, güler yüzlü, cemal âşıkı, hoş sohbet, çok dolaşmış, çok görmüş, hattâ nevcivanlık çağında memleketinde Meto adında bir şakînin yamağı olarak bir kaç yıl dağlarda bile dolaşmıştı; yeminler eder: “Hiç adam kesmedik ama çok adam soyduk..” der, ve şekaavet hayatı üzerine pek çok vaka anlatırdı. Meto’nun jandarma kurşunları ile katlinden sonra kaçmaya muvaffak olmuş, Kalkandelen’deki bektâşi tekkesine sığınarak izini kaybettirmiş ki o sırada 18-19 yaşlarında imiş; tekkeye girdikten sonradır ki okuma yazma ile türkçe ve farsca öğrenmiş; Mahmud Baba adında bir zâtin çalımlı dervişi olmuş, onunla beraber yirmi yıl kadar süren bir seyahate çıkmış, Arnavudluktan başlayarak Tesalyaya, Yunanistana, Mısıra, Suriyeye gitmişler, konak yerleri bektâşi tekkeleri olurmuş; Anadoluya geçtiklerinde Kırşehirde Mahmud Baba hastalanmış ölmüş, Dâver Baba dört sene kadar orada kalmış, sonra İstanbula gelmiş ve bir daha büyük şehirden ayrılamamı...
⇓ Devamını okuyunuz...
Beşktâşi fukarasından koz helvası satar bir arnavud idi aslı Mat kasabasından olup meşrutiyetin ilânı sıralarında, 1908, yaşı seksenin üstünde, uzun boylu, gaayetle dinç, sakalı matruş, beyaz pos bıyıklı, beyaz saçları babalık şânından uzun, omuzlarına dökülür, dâimâ ak şayakdan arnavud kesimi potur, cebken giyer, başında beyaz keçe külâh, ayaklarında kaba kundura, güler yüzlü, cemal âşıkı, hoş sohbet, çok dolaşmış, çok görmüş, hattâ nevcivanlık çağında memleketinde Meto adında bir şakînin yamağı olarak bir kaç yıl dağlarda bile dolaşmıştı; yeminler eder: “Hiç adam kesmedik ama çok adam soyduk..” der, ve şekaavet hayatı üzerine pek çok vaka anlatırdı. Meto’nun jandarma kurşunları ile katlinden sonra kaçmaya muvaffak olmuş, Kalkandelen’deki bektâşi tekkesine sığınarak izini kaybettirmiş ki o sırada 18-19 yaşlarında imiş; tekkeye girdikten sonradır ki okuma yazma ile türkçe ve farsca öğrenmiş; Mahmud Baba adında bir zâtin çalımlı dervişi olmuş, onunla beraber yirmi yıl kadar süren bir seyahate çıkmış, Arnavudluktan başlayarak Tesalyaya, Yunanistana, Mısıra, Suriyeye gitmişler, konak yerleri bektâşi tekkeleri olurmuş; Anadoluya geçtiklerinde Kırşehirde Mahmud Baba hastalanmış ölmüş, Dâver Baba dört sene kadar orada kalmış, sonra İstanbula gelmiş ve bir daha büyük şehirden ayrılamamış. Hiç evlenmemiş bekârdı, odası, mekânı yokdu, İstanbulda da bektâşi tekkelerinde kalır, barınırdı; ekseriya da Çamlıca Tekkesi ile Merdivenli Köyündeki Şah Kulu Baba Tekkesinde olurdu; “Gençlere her kötülüğü parasızlık yaptırır” der, eli sıkı olduğu halde düşkün gençleri koruma yolunda parasını kalenderhâne harcardı. Üsküdar Çarşısında bir balıkçı Hidâyet vardı, “Yirmi yaşlarında bir gençtim, işsiz ve parasız, bir gece hırsızlığa karar verdim, gireceğim konağı bile tasarladım, bir de bıçak tedarik ettim, konağa girdiğimde karşıma çıkan olursa vurarak kaatil bile olabilirdim, gece yarısında sonra tam konağa gireceğim sırada karşıma Dâver Baba çıktı, şaşırdım, o hemen sağ bileğimi yakaladı: — Delikanlı.. senin niyetin kötü.. sen hırsızlık yolundasın!.. diyerek sanki eliyle koymuş gibi evvelâ kuşağımdan bıçağımı aldı, sonra bana çıkardı beş altın verdi: — İşte sana helâlinden sermaye, adam ol çalış, bana borcunu öde!.. dedi ve suratıma da öyle bir tokat attı ki yüzümden ateş çıktı sanki.. işte ben o beş altın ve tokatla adam oldum..” diye anlatırdı.
Dâver Baba içi mâmur kişilerdendi, kendi anlattığına göre Kalkandelen Tekkesinde hâmisi olmuş Mahmud Baba şâir imiş, ondan şiir tanzimi yolunda da bilgi edinmiş, vezin kaafiye öğrenmiş, cemal âşıklığı yolunda duygularını kalem diline de vermiştir; aşağıdaki manzûmeleri dâima koynunda taşıdığı defterinden istinsâh edilmişdir :
Her köşede nevcivan bir civelek eksik değil
Kaddi şemşâd bıçkın meşreb bir melek eksik değil
İyşü işret raksü âhenk leb beleb can sohbeti
Âşık baba santur düdük dünbelek eksik değil
Nice aşkbaz tâze rûlar soyunmuşler şûhâne
Gümüş topuk ayaklarla dökülmüşler meydâne
Her kalender âguuşunda bir külhenî mestâne
Babayâne hû deyüb vasla dilek eksik değil
Başda tâcı elde teber yalın ayak sîneçâk
Secdegâhı mâşukunun nakşi pâyi olan hâk
Şeyh köçeği hem sâkii meclis hem dellâki pâk
Aşkına gül dağlarla çarhı felek eksik değil
Şah Kuluna olmuş iken bir kaç gicecik mihman
Gaafil olma Dâver Baba fırsat eydeyken heman
Gör muntazır dâvetine şol kadar dilber aman
Ger hicab mâni olursa kıl elek eksik değil
Keman kaşa âhû gözü
Al dudağa tatlı sözü
Söyle kim yaratmış yapmış
Behey Allahın öküzü
Her bir güzel ihsânı Hak
İbâdettir ana bakmak
Bu hikmeti bilmeyenler
Gelmiş ahmak gider ahmak
Mahbub nigâr kim ki güzel
Eseri nakşi Lemyezel
Tanrım şânına münâcât
Eserine türkü gazel
Hoş gör şu âşık dervişi
Güzel sevmek dâim işi
Her güzelde nakşi Hüdâ
Arar âşık olan kişi
Ser tâ be pâ uryan dilber
Yatsa âşıkla beraber
Âşık eğer derviş ise
Terbiyei nefse haber
Germâbede meyhânede
Kâşânede vîrânede
Derviş güzel arar ise
Misâli gör pervânede
Güzel sevdim her çağında
Gül goncesi burçağında
Namazgâhın mihrabında
Meygedenin ocağında
Hak yolunda gör dervişi
Reviş muhabbet revişi
Dellâk olur germâbede
Hoşdur işi hoşdur işi
Baba olur postu vardır
Âşık olur dostu vardır
Bugün yaya aşk yolunda
Gör ki yarın şehsüvardır
Gördüm ki gözleri âhû
Yürekden çekdim de bir hû
Didim kaçma takdîri Hak
Seni görmek sevmek yâhû
Bir eyyam koz helva sattım
Meygede külhanda yattım
Sevdim güzel Allâhımı
Nefsi emmâreyi attım
Sen beyzâde ben bir gedâ
Sende hüsün nakşi Hüdâ
Severim güzel Allâhı
Etmiş beni sana fedâ
Gönül tahtı senin şâhım
Altun saçak dûdi âhım
Sen güzeli kim yarattı
Sevdiğim güzel Allâhım
Meşrûtiyet şenlikleri içinde idi, bir gün Dâver Babayı Toptaşı Rüşdiyeyi Askeriyesinin kapusu önünde gördüm, dilim dilim kesilmiş helvalarını mekteb çocuklarına parasız dağıttı, sonra helva câmekânı ile sehpâsını kahveciye bırakdı: “Bunları iş tutmak isteyen bir garibe ver, şu da sermâyesi!.. diyerek kahveciye ayrıca bir altın verdi. Hemen koşdum elini öptüm: — Hayır ola Dâver Baba!. Memlekete yolculuk mu var?.. diye sordum. Beni gördüğüne çok sevindi, koynundaki defteri de bana verdi, gözlerinde beliren yaşları elinin tersi ile silerek :
— Güzel Allâhıma bin hamdü minnet göz pınarlarımı kurutmadı.. diyerek şu kıt’ayı okudu ve Dâver Babayı son görüşüm o oldu :
Tükendi kandilin yağı
Gözümde yok gaflet bağı
Hemen îman nasib olsun
Gördüm oğlu son durağı!
Vâsıf HİÇ
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
Vâsıf Hiç
Kod
IAM080464
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 8, sayfalar 4273-4275
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.