Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ENDERUN, ENDERUNU HÜMÂYUN AĞALARI, ZÜLÜFLÜ AĞALAR
Bir Osmanlı Pâdişahının günlük hayatının büyük kısmı Enderunu Hümâyundaki köşklerden birinde geçerdi.
Pâdişahların zâtî hizmetleri geniş teşkilât kurulmuş, Enderunu Hümâyunda “Enderunu Hümâyun Ağaları”, “Enderunu Hümâyun Gilmanı” veya “Zülüflü Ağalar”, “Ağayânı Zülüfkeşan” adı altında binden fazla iç oğlanı toplanmışdı.
Küçük yaşlarda saraya alınan bu oğlanların, devrin en kıymetli hocaları elinde tahsil ve terbiyelerine fevkalâde dikkat edilmişdir.
Bir Zülüflü Ağa sarayda hizmet ettikten sonra bir devlet memuriyetine tâyin edilirdi. Saraydan pek genç yaşında en yüksek memuriyetlerle çıkanlar olmuşdur.
Yaşı ne olursa olsun, bir Zülüflü Ağa evlenemezdi. Aile kurmak için de bir gün saraydan çıkmak daima özlenen bir şeydi.
Gençliğinde bir saray iç oğlanı iken sadrıâzamlığa kadar yükselmiş ve koca İmparatorluğun mukadderatını eline almış tam altmış kişidir. Bir İmparatorluğun beşyüz senelik tarihinde, sarayın dışındaki çeşitli feyiz kaynakları düşünülecek olursa, bu altmış rakramı çok büyük kıymet ifade eder. Yine unutmamalıdır ki, bu altmış kişinin içinde tarihimizin en büyük vezirleri vardır.
Bunun içindir ki evlâdının saraya alınması bâzı ebeveyn için oğluna parlak bir istikbal temini bilinirdi.
Osmanlı sarayının iç oğlanlarına lâkabını vermiş olan “Zülüf”, Enderûnu Hümâyun tuvale...
⇓ Read more...
Bir Osmanlı Pâdişahının günlük hayatının büyük kısmı Enderunu Hümâyundaki köşklerden birinde geçerdi.
Pâdişahların zâtî hizmetleri geniş teşkilât kurulmuş, Enderunu Hümâyunda “Enderunu Hümâyun Ağaları”, “Enderunu Hümâyun Gilmanı” veya “Zülüflü Ağalar”, “Ağayânı Zülüfkeşan” adı altında binden fazla iç oğlanı toplanmışdı.
Küçük yaşlarda saraya alınan bu oğlanların, devrin en kıymetli hocaları elinde tahsil ve terbiyelerine fevkalâde dikkat edilmişdir.
Bir Zülüflü Ağa sarayda hizmet ettikten sonra bir devlet memuriyetine tâyin edilirdi. Saraydan pek genç yaşında en yüksek memuriyetlerle çıkanlar olmuşdur.
Yaşı ne olursa olsun, bir Zülüflü Ağa evlenemezdi. Aile kurmak için de bir gün saraydan çıkmak daima özlenen bir şeydi.
Gençliğinde bir saray iç oğlanı iken sadrıâzamlığa kadar yükselmiş ve koca İmparatorluğun mukadderatını eline almış tam altmış kişidir. Bir İmparatorluğun beşyüz senelik tarihinde, sarayın dışındaki çeşitli feyiz kaynakları düşünülecek olursa, bu altmış rakramı çok büyük kıymet ifade eder. Yine unutmamalıdır ki, bu altmış kişinin içinde tarihimizin en büyük vezirleri vardır.
Bunun içindir ki evlâdının saraya alınması bâzı ebeveyn için oğluna parlak bir istikbal temini bilinirdi.
Osmanlı sarayının iç oğlanlarına lâkabını vermiş olan “Zülüf”, Enderûnu Hümâyun tuvaletinde bir alâmeti fârika idi. Sırmadan örülmüş olup sırmalı Enderûn serpuşuna merbut idi. İki omuz hizasından göğse doğru sarkardı.
Zülüflü Ağalar, yaşlarına, kıdemlerine, hizmetlerine göre dört koğuşa ayrılmıştı. Bu koğuşun isimleri aşağıdan yukarıya :
Seferli koğuşu
Kiler Koğuşu
Hazine koğuşu
Has Oda
idi.
Enderûnu Hümâyûn Bâbüssâadeden içeriye atılan ilk adımı ile başlar demiştik. Bâbüssâadenin muhafazası ak hadım ağaların elinde idi. Âmirleri de Bâbüssâade Ağası unvanını taşırlardı, sadece Kapu Ağası da denilirdi.
Birer ak hadım olan Ağaları sarayın kuruluşundan Üçüncü Sultan Ahmed devrine kadar bütün Enderûnu Hümâyun halkının da en büyük zâbiti, âmiri idi, dolayısı ile bütün Zülüflü Ağalar da onun emrinde idi. Üçüncü Ahmed devrinde Enderûnun en büyük âmiri mevkiine Zülüflü Ağaların en büyük zâbiti olan “Silâhtar Ağa” geçirilmiş; Silâhtar Ağa, Pâdişahın en yakını, mahremi olarak Kapu Ağasının üstünde sayılmışdır.
Zülüflü Ağaların sayısı bir rakam ile tesbit edilememişdir; 9 - 10 yaşlarındaki çocuklardan ellilik olgun adamlara kadar bine yakın, bâzan üstünde bir kadrosu olmuşdur.
Çeşitli yaşlarda bu bin kişi, bin erkek, bir pâdişahın günlük hayatının çeşitli hizmetlerini görürlerdi ve yukarıda isimlerini kaydettiğimiz koğuşlara kabiliyet, yaş ve kıdem kıymetlerine göre taksim edilmişlerdi. Bu dört koğuş, zekâ, gayret ve himmet sâhiblerine zamanın en sağlam tahsilini temin eden yatılı bir saray mektebinin dört sınıfı idi. Sıkı bir disiplin altında saray terbiyesi ile yetişen Enderûnun Zülüflü Ağaları hüsnühâl, malûmat ve istidadlarıyle Seferli koğuşundan Kiler koğuşuna, oradan Hazine koğuşuna hazine koğuşundan da Has Odaya kadar yükselirdi.
İlk üç koğuşun iç oğlanı mevcudu devir devir değişmiştir, saray protokoluna göre muayyen bir kadrosu yoktur. Has odaya gelince, mevcudu kırk Zülüflü Ağa olarak tesbit edilmişti, ne bir eksik, ne bir fazla...
Has odada bir yer açıldı mı, Hazine Koğuşunun en kıdemlisi Has Odaya alınırdı. Fakat Pâdişahlar, daha aşağı koğuşlardan, hattâ acemilerin bulunduğu Seferli Koğuşundan dahi dilediği çocuğu veya genci Has Odaya aldırtabilirdi.
Acemiler, Lalalar — Enderûnu Hümâyuna alınan bir çocuk veya küçük delikanlı evvelâ Seferli Koğuşuna kaydedilirdi ve kendisine “Acemi Ağa” denilirdi . Koğuşun büyüklerinin elleri öptürülürdü, otuz yaşını aşmış, bilgisi ve terbiyesi ile temâyüz etmiş eski ağalardan biri de bu acemi ağaya “lala” (mürebbî) tâyin edilirdi.
Acemi ağa lalasına hürmet etmeye, onun her sözüne, emrine itaate mecburdu. Lala ile acemi arasında derhal bir ağabey ile küçük kardeş muhabbeti, alâkası teessüs ederdi.
Disiplin ve Terbiye — Enderûna yeni alınmış acemilere lala tâyin olunan ağalar, ellerine teslim edilen çocuğun tahsil ve terbiyesiyle yakından ve çok ciddî olarak meşgûl olmaya hem mecbur idiler, hem de bir genç yetiştirmek haysiyet ve şeref meselesi bilinirdi.
Lalalar acemisine evvelâ İslâm âdâbını, Kur’an okumasını, din akidelerini ve yazı öğretirdi. Kendi iktidarı dahilinde ise, Arabca ve Farsca öğretirdi. Yahut sarayın Arabî ve Farisî muallimlerinin derslerine gönderirdi. Çocuğun istidadını yoklar, musikîye hevesi varsa meşkhâneye yazdırırdı. Bâzan lala kendisi musikîşinâs olurdu, o zaman acemisini musikîye bilhassa teşvik ederdi. Çocuğun hevesi binicilikte, kemankeşlikte, silâhşörlükte ise, bu sâhalarda inkişafına delâlet ederdi.
Enderûnu Hümâyunda en büyük kusur, aslâ affedilmez kusur atâlet ve tembellik, bir ilme veya bir san’ata heves etmemekti.
Hırsızlık, velev ki arkadaşının bir çöpünü çalsın, işret, velev ki ağzına bir katre koysun, ve bir arkadaşa, bilhassa küçükler arasından, güzel bir çocuğa karşı kötü duygular beslemek, saraydan tart sebepleriydi.
Ağır bir suç işleyerek saraydan tardına karar verilen bir Enderûnlunun evvelâ zülüfleri koparılır ve serpuşu alınır, sonra da elbisesinin yakası yırtılarak bir meydan dayağına yatırılırdı. Hükmedilen şu kadar sopayı yedikten sonra saraydan atılırdı. Matrud, saray kapusundan yakası yırtık ve yalın ayak çıkarılırdı. Tard kararı ekseriya bir de sürgün hükmüne bağlanır, saraydan kovulan Enderûnlu İstanbulda tutulmazdı. Esasen saraydan kovulmuş bir genç büyük şehirde kimsenin yüzüne çıkamazdı.
Seferli Koğuşu — Saray iç oğlanlarının en gençleri, hattâ çocuklar bu koğuşda idi, baş vazîfeleri Pâdişahın çamaşırlarının bakımı idi. Pâdişahın çamaşırlarını yıkarlar, saray usûlüne göre dürüp katlarlar, ayrı ayrı bohçalara koyup sandıklarda, dolaplarda muhafaza ederlerdi.
Sarayın berberleri ve dellâkları da bu koğuşun dışarda hiç kimsesi olmayan fakir gençlerinden seçilirdi ve ustalar elinde yetiştirilirdi. “Mehter” adını taşıyan saray bandosu efradını da Seferli Koğuşunun gençleri teşkil ederdi.
Berber - Dellâkların kıdemli zâbiti “Hamamcıbaşı” bando şefi “Mehterbaşı” unvânını taşırdı; koğuşun en büyük zâbitinin unvânı da “Çamaşırcıbaşı” idi.
Kiler Koğuşu — Bu koğuşun iç oğlanları Pâdişahın yiyecek ve içeceklerini hazırlar ve muhâfaza ederlerdi. Pâdişahın sofrasına mahsus kıymetli porselen takımları, altın tabaklar, sahanlar, kupalar bu koğuşda muhâfaza edilirdi.
Geceleri sarayın ışıklandırılması da bu koğuş efrâdının vazifesi idi; şamdanları temizlerler, mumlarını diker, uyandırırlar, yanan mumun kömürleşen fitillerini hususî ve altundan yapılmış mum makasları ile keserlerdi. Pâdişahın ekmeğinin çeşnisini tâyin ederler ve saray fırınında pişirilmesine nezâret ederlerdi. Muhtelif işler için takım takım ayrılmışlar, “ekmekciler”, “şerbetciler”, “turşucular”, “şamdancılar” gibi isimler almışlardı; en büyük zâbitlerinin unvânı “Peşkir Ağası” idi.
Hazîne Koğuşu — Bu koğuşdaki iç oğlanları hânedan hazînesinin muhâfızları idi; ve hazînede muhafaza edilen Pâdişahın esvablarına bakarlardı. İçlerinden bâzıları ehliyetlerine göre şu vazîfelere seçilirlerdi :
Hazîne defterlerini tanzim eden “Yazıcı”, Pâdişahın günlük şahsî masraflarının hesabını tutan “Çantacı”, çok kıymetli el yazması kitablar bulunan saray kütüphânelerine bakan “Kütübhâneciler”. Bu koğuşun en büyük zâbiti “Giyimbaşı” unvânını taşırdı.
Has Oda — Bu koğuşun iç oğlanlarının vazfîesi “Hırkai Saadet Dâiresi”’nin muhafâzası ve temizlik hizmeti ile Pâdişahın her gün yanında bulunarak doğrudan şahsına hizmet idi. Has Odalıların sayısı tesbit edilmiş idi, 40 kişi idi. Koğuşda yer boşaldıkca Hazîne Koğuşunun en kıdemli ağası Has Odaya alınırdı. Fakat Padişah, her hangi bir hâli hoşuna giden bir iç oğlanını, Seferli Koğuşunda, sarayın en acemileri, kıdemsizleri arasında da bulunsa, dâimâ yanında görmek için Has Odaya alabilirdi. Bu fevkalâde yükselme hemen hak olur, haşmetli hâmisi ölse de o Zülüflü Ağa artık aşağı bir koğuşa iâde edilemez, yeni pâdişah tarafından ancak yüksek bir devlet hizmeti ile saraydan çıkarılırdı.
Has Odalılar günlük hizmetlerine ya kıdem usûlü ile, yahud kaabiliyet ve liyâkatlerine göre tâyin edilir ve ayrıca bir unvan alırlardı. Has Odanın ve bütün Enderûnun (İç sarayın) en büyük zâbitinin unvânı “Silâhdar Ağa” idi. Silâhdar Ağalar Enderunda Pâdişahın en yakını, mahremi, has gözdesi idi. Bir pâdişah öldüğü zaman silâhdarı saraydan muhakkak ayrılmışdır.
Cüceler, Dilsizler — Enderûnda bir de dilsizler ve cüceler vardır. Bunlar sarayda ayrı bir teşkilât değildi; Seferli, Kiler ve Hazîne Koğuşlarının Zülüflüleri arasındaki dilsiz ve cüce çocuklar ve gençlerdir. Bâzı ahvalde bu gibiler lüzum olduğundan, beden tenâsübüne ve yüz güzelliğine bilhassa dikkat edilen Zülüflü Ağalar arasına gaflet eseri olarak değil, sûreti muhsusada alınırlardı. Diğer kapu yoldaşlarının bütün kıdem ve terfi’ haklarına aynen sâhib idiler, yalnız Has Odaya alınmak hakkından mahrum idiler. İçlerinde en kıdemlileri “Baş Dilsiz” ve “Baş Cüce” ünvanını taşırdı. Fakat Baş Dilsiz, dilsizlerin ve Baş Cüce de cücelerin zâbiti, âmiri değildi. Dilsiz ve cüceler, hangi Enderûn koğuşundan iseler o koğuşun Zülüflüleri arasında ve o koğuşun günlük hayat nizâmı içinde yaşarlardı. Bir kısmı, saraydaki rahatlarını dışarda bulamıyacakları endişesiyle ölünceye kadar sarayda kalırlardı.
Aylıklar, Bahşişler — Sarayda Zülüflü Ağalara verilen maaşa “Kaftan Akçesi” denilirdi ve avâmî tâbiriyle ancak bir tütün parası idi, senede üç yüz kuruş kadar bir şey tutardı.
Seferli, Kiler ve Hazîne Koğuşlarının Zülüflülerine senede birer defa da ayrı ayrı isimlerle Pâdişah adına an’anevî bir bahşiş dağıtılırdı :
Kurban bayramlarında Pâdişahın kendi eliyle keseceği kurbanları Hazîne Koğuşunun Zülüflü Ağaları tezyin ederdi, bu vesile ile Hazînelilere “Kurban Akçesi” adı ile bir para dağıtılırdı.
Kiler Koğuşu Zülüflüleri Nisan ayında, koğuşlarının önüne koydukları sehpalara yerleştirilen kâselerde Nisan suyu toplar, sürahilere doldurulup Pâdişaha takdim ederler, onlara da “Nisan Suyu Akçesi” adı ile bir para verilirdi.
Seferli Koğuşu Ağaları da ilkbaharda, bâzı kokulu çiçekleri toplarlar, inbikten taktir ederler ve çiçek suları yapıp kezâ sürahilere doldurarak Pâdişaha verirlerdi, onlara da “Buhur Suyu Akçesi” adı ile bir İhsân-ı Şâhâne çıkardı.
Saray düğünlerinde, bilhassa şehzâdelerin sünnet düğünlerinde üç aşağı koğuşun Zülüflü Ağaları, takım takım türlü oyunlar hazırlarlar, gösterirlerdi, kendilerine bahşişler dağıtılırdı.
Meşkhânede musikîye çalışarak, sâzende veya hânende olarak temâyüz etmiş olanlar, mehterler, kemankeşler, biniciler, ciridciler, tüfekle keskin nişancılar, sık sık fırsat düşer, Pâdişah huzurunda hüner ve mârifet gösterirler, ihsan alırlardı.
Yazıya heves edip hattat olanlar levhalar yazıp Enderûn erkânına ve Pâdişaha takdim ederler, saray kütübhanelerindeki nâdide yazma eserleri Enderûn erkânı için istinsah ederler, Mushafı Şerifler yazıp kezâ saray erkânı ile Pâdişaha takdim ederler ve kıymetli hediyeler, yüksek nakdî yardımlarla taltif edilirlerdi.
Her sene birer kat resmî üniformaları ve her sene iki takım iç çamaşırları saraydan verilirdi.
Müezzin ağalar, hâfız ağalar bilhassa Ramazanda ayrıca ihsan alırlardı.
Cülûslarda cülûs bahşişi çıkardı.
Ve nihayet Zülüflü Ağalar arasında kişizâde, zengin olanlar da kapu yoldaşları olan garib, kimsesiz ağaları, izzeti nefislerini rencide etmemek sûretiyle nakdî yardımlarla, türlü hediyelerle korurlardı.
Nanpâre — Zülüflü Ağalar arasında devlet memuriyetine “Nânpâre” denilirdi. Yaşları ne olursa olsun, Enderûndaki mevkileri ne kadar yüksek olursa olsun, Zülüflü Ağalar evlenemezlerdi. Her genç erkeğin bir hayat arkadaşı ile bir yuva kurması dünya hayatında asıl hedeflerinden biridir. Onun içindir ki, sarayda iyi sıfatlarla temayüz etmek, çalışkanlığı ile, bir hüner ve mârifetle, ilm-i irfan ile nazarı dikkati celbetmek, sarayda sür’atle yükselmek ve nihayet otuz yaşlarında saraydaki memuriyetinin şâni ile denk bir nânpâreye nail olmak Zülüflü Ağaların hayat ideali idi.
Koğuş Hayatı — Enderûnu Hümâyunda “gün” şöyle başlardı :
Sabah namazı vaktinden iki saat evvel koğuşların gece nöbetçisi olan ağalar, hamamları yaktırır ve hamamcıları kaldırırdı. Sonra koğuş zâbitini uyandırırdı. Koğuş zâbiti, bütün Müslümanların ve bilhassa sarayda hizmet edip de âhirete göçmüş olanların ruhlarına bir fâtiha okuyup hediye ederek, gayet iri bir çivide asılı duran kapu tokmağı şeklinde bir demiri alır ve o çiviye üç defa pekçe vururdu. Bu, koğuşta kalk işareti idi. Sonra koğuşun bir ucundan öbür ucuna yatakları birer birer dolaşır, bütün ağalara isimleri ile seslenirdi. Gusül abdesti almak iktizâ edenler hemen fırlayıp hamama koşarlardı.
Koğuş zâbiti, yarım saat sonra koğuşu bir kere daha dolaşır, bu sefer, ayaklarını yere vura vura yürür, ve hâlâ kalkmamış olanlara daha yüksek sesle seslenirdi.
Yarım saat sonra koğuşu üçüncü defa olarak dolaşırdı. Artık yataklarda fazla tenperver olanlara uykusu pek ağır olanlar kalmıştır. Bu sefer yatanların yorganlarını açar ve elindeki tesbih ile sırtlarına bir kaç kere vururdu. Bu tesbih, bu iş için yapılmış, taneleri fındık büyüklüğünde tahtadan doksan dokuzlu bir tesbih idi. Sırtına bu tahta tesbihi yiyen artık uyanırdı. Böylece, sabah namazı vaktinde Enderûnu Hümâyunda uyur tek adam kalmazdı. Hamama gidip gelenler ve abdest alanlar yataklarını toplayıp üstüne otururlar, içlerinden güzel sesli bir hâfız yüksek sesle Kur’an okurdu.
Orta Kapuda kapucu olanlardan birine “Ezan Muhbiri” denilirdi. Ayasofya câmiinde sabah ezanı okunmaya başlayınca, Orta Kapunun gayet büyük olan demir halkasını vurmaya başlardı. Bu sesi bekleyen Enderûnun nöbetçi müezzini de Enderûn koğuşlarının ortasında bulunan Üçüncü Ahmed Kütübhanesinin merdivenlerine çıkar, (bu binâ yapılmadan Arz Odasının önünden) ezan okumaya başlardı. Bütün Zülüflü Ağalar koğuşlardan intizam ile çıkarak bu kütüphane yanındaki “Zülüflü Ağalar Câmii”’ne giderlerdi ve orada Pâdişahı beklerlerdi.
Osmanlı pâdişahlarının sabah namazlarını Zülüflü Ağalarla beraber cemaat ile kılması Fâtih devrinden kalmış bir saray an’anesi idi. Pâdişah haremden, yanında Kızlar Ağası ve diğer zencî ve habeşî hadımağalarla gelirdi. Pâdişahın, eğer varsa, yedi yaşından büyük olan oğullarının da sabah namazına babaları ile beraber ağalar câmiine gelmesi yine bir saray an’annesiydi.
Zülüflü Ağalar namazdan sonra koğuşlarına dönerlerdi. Pâdişah da namazdan sonra hemen dâima dördüncü avludaki köşklerden birine giderdi.
Pâdişah hizmeti nöbetine çıkmamış olan Zülüflü Ağalar, sabah namazından öğleye kadar ders ve müzakere, yazı ve musikî meşki ile meşgul olurlardı. Tahsile fazlasiyle hevesli olanlar, kendi harçlıklarından biriktirdikleri para ile bir kaçı bir araya gelip, ilmi kadar ahlâkı da tanınmış zevatı kendilerine hususî muallim olarak tutup saraya getirtebilirlerdi. Bu gibi gençler Enderûnun büyükleri ve haremdeki zengin hadımağalar tarafından da teşvik ve himâye görürlerdi. Kendilerine paraca yardım edildikten başka kıymetli kitablar hediye edilirdi; o çocuk, o genç üzerine pâdişahın nazarı dikkati çekilirdi, ve onun da ihsânı şâhânesi temin olunurdu.
Öğle namazı yine Zülüflü Ağalar Camiinde cemaatle kılınırdı. Bu namazda pâdişah bulunmazdı.
Öğle ve ikindi arası da ders ve meşk ile geçerdi. Binicilerle kemankeşeler de at ve ok tâlimi yapardı.
İkindi namazı da camiide kılınırdı.
İkindi ile akşam arası büyük teneffüs zamanı idi. Silâhdar Ağadan izin alınarak meydanda top ve tomak oynanırdı.
Akşam ezanına bir saat kala, üç aşağı koğuşun kapu perdeleri indirilir, çocuk ve genç ağalar koğuşlara sokulurdu. Güzel sesliler Kur’an okumaya başlar, herkes yatağının üstüne oturarak Kelâmullahı dinler, böylece namaz vaktini beklerlerdi. Akşam ile yatsı arası da koğuş arkadaşları arasında ders müzakeresi veya ilmî bahisler üzerinde sohbetle geçerdi.
Pâdişah, öğle, ikindi ve akşam namazını, Enderûnde dilediği yerde ve ekseriya yakınlarından ve o gün hizmetinde bulunan oğlanlardan mürekkep küçük bir cemaatle kılardı. Pâdişah yatsı namazını haremde, Zülüflü Ağalar da kendi koğuşlarında ve koğuş yoldaşlarından mürekkep bir cemaatle kılardı. Her koğuşun yaşça en büyüğü, ilim ve fazileti ile temâyüz etmiş olanı imam olurdu. Yatsıdan sonra kahvaltı edilirdi, büyükler uykuları gelinceye kadar taşlıkta gezinir, sohbet eder, çocuklar koğuştan çıkarılmayıp gece kahvaltısından sonra yatırılırdı.
Enderûnu Hümâyunun Zülüflü Ağalarının asırlar boyunca devam etmiş an’anevî disiplini, bir anarşi devri olan Üçüncü Sultan Selim zamanında bozuldu; Müverrih Cevdet Paşa bu devrin Enderûn Ağalarının hâlini çok acı bir dille anlatıyor. Enderûnu Hümâyunda disiplin nâmına bir şey kalmadı. Tahsile, maarifete rağbet kalmadı, onun yerini pehlivanlık, lobutculuk aldı. O güzel güzel çocuklar, ter bıyıklı delikanlılar sırmalı saray esvapları ile sokaklarda lâübâliyâne dolaşmaya başladılar, kayıkçı ve tulumbacı kahvehânelerine girip oturdular. Yeniçerilerle, kalyoncularla, uygunsuz gürûhundan baldırı çıplaklarla diz dize, omuz omuza yârenlik ettiler. Nâmus erbâbı pek haklı olarak : “Sultan Selim nerede?.. Bu hamiyetsizlik olur mu?..” demeye başladı.
Enderûnun bu kâdim teşkilâtı 1826 da Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından az sonra İkinci Sultan Mahmud tarafından tamamen değiştirildi. Kâdim saray kıyâfeti setire pantalonla değiştirildi ve Enderûn Ağalarına “Hademci Hassa” adı verildi.
Notlar — Enderûnu Hümâyun’da Zülüflü Ağaların günlük hayatı üzerine mühim bazı dağınık notlar kaydetmek gerekir. Üçüncü avlunun temizliği, koğuşların süpürülüp silinmesi, taşlıkların, koridorların yıkanması, camların temizlenmesi, örümceklerin alınması gibi işlere “kaba hizmet” denilirdi, padişah hizmeti için toplanmış, “Pâdişah Evinin Çocukları” olan Zülüflü Ağalar, bu kaba işlerle meşgûl olamazlardı. Tersâne zindanında bulunan zincirbend esirlerden yetecek kadar güçlü kuvvetli adam seçilir ve Enderûnu Hümâyunun bu kaba temizlik işleriyle vazifelendirilirdi. Zindan yerine sarayda yaşayacakları için canla başla çalışırlardı. Hepsi gayri Müslim oldukları için paskalya ve yortu günleri müstesna, her gün şafak sökerken Kasımpaşadaki zindandan çıkarılıp ayaklarında zincirli bukağılarla ve kayıklarla saraya getirilirler, ikindiye kadar çalışırlar ve akşama doğru yine kayıkla tersâneye dönerlerdi. Bu esirlere “koğuş pâyzenleri” denilirdi. Koğuş pâyzeni olup her gün Topkapu Sarayına gitmek tersâne zinadındaki esirler için büyük imtiyazdı. Bir gün padişaha rastlamak, gençliğine acıyan hükümdar tarafından hürriyetine kavuşturulmak ihtimali de vardı. Nitekim Dördüncü Sultan Murad bir gün koğuş pâyzenlerinden iki tuvânâ ve güzel delikanlı görmüş, merhamet ederek derhal azâd etmiş, ayak bileklerindeki demir bukâğılar o anda kırılıp atılmışdı.
* Zülüflü Baltacılar ocağı, helvahâne ocağı ve koz bekçiler ocağı gibi sarayın bir de dış hizmet ocakları vardı. Bu ocakların efradı Anadoludan gelmiş garip yiğitlerdi. Bunlar da şafak vakti Enderûna gelirler, Zülüflü Ağaların zâtî hizmetlerini görürlerdi. Meselâ yataklarını devşirip sererler, hamam takımlarını serip kuruturlar, çamaşırlarını toplarlar, saray ıstılahınca “yatak dolabı” denilen elbise dolaplarını düzeltirler, kahvaltılarını hazırlarlar, yemek zamanlarında sofraları kurup kaldırırlardı. Zülüflü Ağalar da bu hizmetkârlara hal ve vakitlerine göre aydan aya bir bahşiş verirlerdi. Bunlardan bir kaçı geceleri de Enderunda nöbetçi olarak kalırlar, sabaha kadar uyumayıp bilhassa kandillerin, fenerlerin sönmemesine dikkat ederlerdi. Zülüflü Ağalar içinde bir hizmetkâra bahşiş veremiyecek kadar garip olanlar bu işelrini kendileri görürlerdi.
* Enderûn Hümâyun berberleri seferli koğuşunda yetiştirilirdi. Seferli, kilerli, hazîneli ve has odalı bütün Zülüflü Ağaları onlar traş ederdi. Berber ağalar otuz kişiydi. Saç ve sakal, Zülüflü Ağalar haftada iki defa traş olmak mecburiyetinde idiler ve herkesin berberi muayyendi. Berber ağalar aynı zamanda sarayın büyük hamamının da dellâklık hizmetini görürlerdi. Zülüflü Ağalar koğuş koğuş gruplar hâlinde ayda bir kere hamama girerler ve berber ağalar da traştan kendi müşterisi olan ağayı yıkarlardı. Bir Zülüflü Ağa, hamamda, kendi berberi olmayan dellâka yıkanamazdı. Zülüflü Ağalar, berber dellâk ağaya senede otuz kuruştan yüz kuruşa kadar traş parası ve yine senede bir defa dellâklık ücreti olarak bir kat çamaşır verirlerdi.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM091068
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 9, page 5115-5120
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.