Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
EMÂNETCİ, EMÂNETCİLER
Bavul, çanta, paket, küçük denk ve sâir eşyayı kısa bir zaman için bir ücret karşılığı muhâfaza eden esnaf; emâneten aldıkları eşyanın sâhibine bir marka verirler, ve o markayı getirene, muhafaza bedelini alarak eşyâyı teslim ederler.
Bu esnaf İstanbulda yolcu kesâfeti olan iskelelerle semtlerde, Sirkeci ve Galatada toplanmışlardır; günün her saatinde, dükkânların rafları emânet eşyâ ile dolar, boşalır. Galatadaki emânetçilerin dükkânları eskiden Köprü altında iken Galata Rıhtımı Caddesi üzerine nakledilmişlerdir. Son yılların en meşhur emânetcisi Sultâna adında bir mûsevî kadını idi, onun ölümünde dükkânı yakını olan Sara Kadına kaldı, bu mûsevî hanımı 1967 de hayli yaşlıca ve Galata Rıhtımı Caddesindeki dükkânında işi ile meşgul idi.
1945 de, değerli gazeteci merhum Cemâleddin Bildik (B.: Bildik, Cemâleddin, cild 5, sayfa 2769) Akşam Gazetesinde yayınlanmış “Emânetciler” isimli röportaj yazısında şunları kaydediyor:
“Eski emanetçilerden birinin bana anlattığına göre bu dükkânlar, Köprü altının manzarasını bozuyormuş, rütubet eşyaları çürütüyormuş da onun için rıhtım üstüne çıkarılmış.. Şimdi Karaköyde rıhtım boyunca uzanan asfalt caddenin Karaköy kısmında bu dükkânların sıraya dizildiklerini görüyoruz.
Halkın sık sık uğrayıp eşya bıraktığı bu yerlerin bir taraftan Belediye zab...
⇓ Read more...
Bavul, çanta, paket, küçük denk ve sâir eşyayı kısa bir zaman için bir ücret karşılığı muhâfaza eden esnaf; emâneten aldıkları eşyanın sâhibine bir marka verirler, ve o markayı getirene, muhafaza bedelini alarak eşyâyı teslim ederler.
Bu esnaf İstanbulda yolcu kesâfeti olan iskelelerle semtlerde, Sirkeci ve Galatada toplanmışlardır; günün her saatinde, dükkânların rafları emânet eşyâ ile dolar, boşalır. Galatadaki emânetçilerin dükkânları eskiden Köprü altında iken Galata Rıhtımı Caddesi üzerine nakledilmişlerdir. Son yılların en meşhur emânetcisi Sultâna adında bir mûsevî kadını idi, onun ölümünde dükkânı yakını olan Sara Kadına kaldı, bu mûsevî hanımı 1967 de hayli yaşlıca ve Galata Rıhtımı Caddesindeki dükkânında işi ile meşgul idi.
1945 de, değerli gazeteci merhum Cemâleddin Bildik (B.: Bildik, Cemâleddin, cild 5, sayfa 2769) Akşam Gazetesinde yayınlanmış “Emânetciler” isimli röportaj yazısında şunları kaydediyor:
“Eski emanetçilerden birinin bana anlattığına göre bu dükkânlar, Köprü altının manzarasını bozuyormuş, rütubet eşyaları çürütüyormuş da onun için rıhtım üstüne çıkarılmış.. Şimdi Karaköyde rıhtım boyunca uzanan asfalt caddenin Karaköy kısmında bu dükkânların sıraya dizildiklerini görüyoruz.
Halkın sık sık uğrayıp eşya bıraktığı bu yerlerin bir taraftan Belediye zabıtası talimatnamesinde, diğer taraftan da hıfzıssıha kanununda birer hükme tâbi olacakları tabiî idi. Bunu göz önünde tutarak rasgele bir kaç emanetçiye girdim ve etrafı tetkikten geçirdim. Gördüğüm dağınıklık ve başıboşluk karşısında hayretimi gizleyemiyerek sordum:
— Siz, dedim, Belediye zabıtası talimatnamesinin hangi hükmüne bağlısınız?
“Muhatabım emanetçi gülerek:
— Bizim, dedi, o kitapta yerimiz yoktur.
— Hıfzıssıhha kanununda, sizleri sıhhî bakımdan kontrola tâbi tutan bir madde olsa gerektir?
— Katiyen!... Böyle bir kanunda da bizi kayıt altına alan madde yoktur. “Halkın bıraktığı çanta, bavul, sandık, yatak dengi vesaireden dolayı para aldıklarını söyliyerek tarifelerini öğrenmek istedim:
— Meselâ, dedim, bir bavuldan bir gün için kaç para alırsınız? O bavul, üç dört gün kalırsa ne ücrete tabi tutarsınız?
“Muhatabım yine güldü:
— İlâhi gazeteci bey, dedi, başıboş bir müessesenin tarifesi olur mu? Gelişi güzel bir ücret alıyoruz, işte o kadar; 24 saat bekleyen bir bavul için 100 kuruş da aldığımız oluyor, 50 kuruş da... Geçenlerde Belediyeye müracaat ettik; bize bir tarife yapın da emanetleri bu tarifeye göre ücrete tâbi tutalım dedik; kanunlar, talimatnameler açıldı, bizi alâkadar eden hükmü bulamadılar. Bu yüzden de tarife veremediler.
“Rafları tıklım tıklım bavullar, sandıklar, denkler ve çeşitli eşya ile dolu olan bir emanetçi dükkânında aklıma gelen bir kötü ihtimal beni hayli düşündürdü:
— Buraya konan eşyalar sigortalı mıdır? diye sordum:
“Muhatabım:
— Allah korusun! dedi. Bir yangın çıkıverse mahvoluruz...
— Siz mi mahvolursunuz, burada eşyaları olanlar mı?
— Yani hem onlar, hem de biz mahvoluruz. Çünkü eşyalar sigortalı değildir, hattâ dükkânın bile sigortalı olduğundan şüpheliyim..
— Farzedelim ki bir yangın çıktı ve bu eşyalar da kül oldu gitti. Eşya sahiplerine haklarını nasıl ödeyeceksiniz?
— O zaman ne olacak bilmem... elindeki markası ile bizde eşyası olduğunu ispat edene, istediği parayı vermekle mükellef olacağız galiba...
— Ya içindeki eşyası ile 5 lira etmeyen bir bavulu için 500 lira, 1000 lira talebinde bulunan çıkarsa ne yapacaksınız?
— Mahkemenin kararına boyun eğeceğiz tabiî...
“Gezdiğim emanetçilerde eşyaların konduğu öyle depolar gördüm ki, daha yaklaşırken keskin bir küf ve rütubet kokusu genzi tıkıyordu... Fakat emanetçiliğin, Belediyelerin kuruluşundan da eski birer ticaret ve iş yerleri olduklarını düşünerek bunların Belediye zabıtası talimatnâmesiyle hıfzıssıhha kanununda birer hükme bağlanmamış olmalarına asla ihtimal vermedim. Evvelâ Belediyeye gidip Vali ve Belediye başkan muavini B. Muhtar Acar’ı gördüm, vaziyeti anlattım. Bu başıboşluğu hayretle karşılayarak:
— Ümid ederim ki, dedi, onları kayıt altına alan bir hüküm vardır. Tetkik ettireyim, cevap vereyim... “Ertesi günü Muhtar Acar, cevabını yazılı olarak göndermişti, aynen yazıyorum:
“Belediye zabıtası talimatnâmesini tetkik ettirdim. Emânetçiler hakkında bir hükmü ihtiva etmediği anlaşıldı. Bu zümrenin kontrol edilebilmesi ancak bir tenbihi beledî isdarı ile kabil olabilir.”
“Sağlık müdürü B. Faik Yargıcıya da giderek, hıfzıssıhha kanununda emânetçiler hakkında bir hüküm mevcut olup olmadığını sordum. Tetkik edildi, kanunda emânetçiler hakkında hiç bir hüküm olmadığı neticesine varıldı. Yalnız şu cihet memnuniyete şayan idi ki, evvelki senelerde kolera vak’aları görüldüğü zaman, sağlık müdürü, halkın sık sık uğrayıp çeşitli eşya bırakmalar noktasından buraları umumî bir tathire tâbi tutturmuş...
“Görülüyor ki emânetçilere, ne Belediye zabıtası talimatnamesinde ne de hıfzıssıhha kanununda yer verilmiştir. Tamamiyle başıboş olan bu müesseseler için resmî bir tarife dahi tesbit edilemiyor.”.
Ahmed Midhat Efendi “Emânetci Sıdkı” isimli uzun hikâyesinde. Kırım Harbinden (1850 den) önceki eski emânetciler hakkında 1893 - 1894 de şunları yazıyor:
“Kırk elli sene evvelki emânetcilerin ehemmiyetini bilenler pek azdır. Artık eski ehemmiyetleri geçmiş olan bu esnafı tanımak tarihe âid mühim bir meseleyi öğrenmek demekdir.
“Emânetci denilen adamlar İstanbul ile taşra arasında ulaşdırıcılık vâsıtaları idi. Bursalısınız, İstanbulda bulunuyorsunuz, memleketinize bir mikdar para göndereceksiniz; Bursa Emânetcisini bulursunuz; bu adam her hafta Bursaya gidip gelir, giderken İstanbul Emânetlerini Bursaya götürür, gelirken Bursa emânetlerini İstanbula getirir, sizi verdiğiniz parayı da alır, götürüp yerine teslim eder; size bir makbuz, ilmü haber bile vermez; yalnız para değil, mektup, eşya, her ne olursa kabul eder, görülür. Halkın kurduğu bir nevi posta teşkilâtı. Zamanımızda devlet posta teşkilâtı bulunmakla beraber hâlen memleketimizin her noktasına posta işlemediği gibi halkımız da eski alışkanlıkdan büsbütün vazgeçmemiş, ufak tefek emânetciler hâlâ epiyce iş yapmaktadırlar.
“Kırk elli sene evvel (1850 den evvel) emânetcilik pek mühim işlerdendi. Bir çok mektup ve emânetlerden başka taşradan İstanbula, İstanbuldan taşraya hukuk dâvâlarında vekâlet ve şahâdet gibi işlere de tavassut ederlerdi. Bu işlerin ehemmiyet derecelerine göre âidâtı da artardı. Emânetcilerin bir kısmı pek zengin adamlar olurlardı.
“Âdi emânetcilik hizmetinde bulunanların çoğu taşra ehâlisindendi; Emânetci kendi memleketi ile İstanbul arasındaki münâsebeti kurardı.
“Bâzı İstanbullu emânetciler de vardı ki, bunlar yalnız bir yer ile değil, birkaç büyük şehirle muamele ederler, ve bizzat kendileri gidip gelmeyip bu iş için muameleleri olan yerlerde ortaklar peyda ederek, kendi hizmetlerinde bulunan işlerini görürler idi. İskenderiye, Beyrut, İzmir, Selânik, Girid, Trabzon, Anapa, İbrail gibi meşhur ticâret limanları ile iş yapar büyük emânetciler vardı. Poliçelik denilen işi bile görürlerdi. Meselâ İstanbuldan bir tüccarın İzmire göndereceği parayı bir mûteber emânetciye tesliminde emânetci parayı İzmire para olarak yollamaz, oradaki ortağına, filancaya bizim hesâbımıza şu kadar kuruş veriniz diye bir mektup yazardı.
“Emânetcilerin ya büyük hanlardan birinde bir odaları, yahud bir çarşı boyunda bir dükkânları vardı..” (A. Midhat, Emânetci Sıdkı).
Ahmed Midhat Efendinin târif ettiği emânetcilerin, halk postacılığı yanında bir nevi ibtidâi bankacılık yaptıkları, ve yine ibtidâî bir şekilde zamanımızın nakliye anbarlarının temelerini attıkları görülüyor.
Hırkai Saadet Dâiresinde Hırkai Saadet çekmecesinin muhafaza edildiği gümüşü şebîke
Resim: Nezih
Theme
Folklore
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM090858
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Nezih
Description
Volume 9, pages 5030-5033
Note
Image: volume 9, page 5031. There is a printing mistake in the page number.
See Also Note
B.: Bildik, Cemâleddin, cild 5, sayfa 2769
Theme
Folklore
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.