Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
EL FENERLERİ
İstanbul sokaklarının sokak fenerleri ile aydınlatılmadığı devirlerde gece sokağa çıkanlar el fenerleri ile çıkarlar idi, ve gece fenersiz sokağa çıkmak yasakdı. Fenersiz dolaşanlar uygunsuz, hırsız gürûhundan sayılır, yakalandıkları zaman kolluklarda (karakollarda) dayak yerler, sabıkalı takımından ise zindana atılırlardı. Mahalle Bekçileri fenerle dolaşırlar, gece yangınlarını halka ve tulumbacılara haber veren Köşklüler ellerinde bir fenerle koşarlar, Tulumbacılar da gece yangınlarına giderken takımın en önünde bir fenerci koşdururlardı (B.: Köşklü; Fenerci; Tulumbacılar). Cami ve mescidlere yatsı namazına gidenler de el fenerleri ile gidip gelirlerdi.
El fenerleri başlıca üç çeşid idi:
1 — Deri fenerler; çeşidli büyüklükde, yarı şeffaflaştırılmış ince deriden ustuvane (silindir) şeklinde ve körüklü olarak yapılırdı; dâire şeklinde olan alt ve üst kısımları da mâdenî, dökme pirinçden yapılırdı; üst kısmının ortasında yine dâire şeklinde bir hava deliği ve bu deliğin icâbında kapanan bir kapağı vardı; üst tarafında bir de mâdeni çenber sapı vardı; büyüklüğüne göre tek mumlu, çift mumlu, üç mumlu fenerler olurdu; en büyük deri fenerler de tulumbacı fenerleri idi. Bu fenerler kullanılmadığı zaman mumu alınır, körük bastırılır, fener bir kurs (disk) şeklinde toplanırdı. Kibar kona...
⇓ Devamını okuyunuz...
İstanbul sokaklarının sokak fenerleri ile aydınlatılmadığı devirlerde gece sokağa çıkanlar el fenerleri ile çıkarlar idi, ve gece fenersiz sokağa çıkmak yasakdı. Fenersiz dolaşanlar uygunsuz, hırsız gürûhundan sayılır, yakalandıkları zaman kolluklarda (karakollarda) dayak yerler, sabıkalı takımından ise zindana atılırlardı. Mahalle Bekçileri fenerle dolaşırlar, gece yangınlarını halka ve tulumbacılara haber veren Köşklüler ellerinde bir fenerle koşarlar, Tulumbacılar da gece yangınlarına giderken takımın en önünde bir fenerci koşdururlardı (B.: Köşklü; Fenerci; Tulumbacılar). Cami ve mescidlere yatsı namazına gidenler de el fenerleri ile gidip gelirlerdi.
El fenerleri başlıca üç çeşid idi:
1 — Deri fenerler; çeşidli büyüklükde, yarı şeffaflaştırılmış ince deriden ustuvane (silindir) şeklinde ve körüklü olarak yapılırdı; dâire şeklinde olan alt ve üst kısımları da mâdenî, dökme pirinçden yapılırdı; üst kısmının ortasında yine dâire şeklinde bir hava deliği ve bu deliğin icâbında kapanan bir kapağı vardı; üst tarafında bir de mâdeni çenber sapı vardı; büyüklüğüne göre tek mumlu, çift mumlu, üç mumlu fenerler olurdu; en büyük deri fenerler de tulumbacı fenerleri idi. Bu fenerler kullanılmadığı zaman mumu alınır, körük bastırılır, fener bir kurs (disk) şeklinde toplanırdı. Kibar konaklarının deri el fenerleri içinde, mâdeni kısımları süslü, nakışlı yapılmış sanat eserlerine rastlanırdı.
Deri fenerlere halk ağzında önceleri “İşkenbe Fener” denilirdi, aşağıdaki beyit XVIII. yüzyıl şâirlerinden Sâbit’indir:
Elde İşkembe Fener, arkada Zenbili Sahur
Gee vaktinde şikemhârelerindir seyran
Sonraları deri fenerlere “Muşamba Fener” denilir oldu. Bu fenerlerin en küçüklerine de “Zampara Feneri” denilirdi. Baskın tehlikesini göze alarak bir nâzenin hanımla cümbüşe giden çapkın, gece fenersiz dolaşmak yasak olduğu için eline küçücük bir fener olarak yola çıkar, hanımın evine yaklaşınca fenerini bir püf demeyle söndürür ve karanlıkda aralanan kapudan içeri girerdi.
2 — Camlı teneke fenerler; dört köşeli ve dört yanı camlı olarak yapılırdı; kare şeklinde olan üst kısmında dâirevi bir hava deliği, bu deliğin etrafında, 3-4 parmak boyunda üstüvanî bir bilezik, onun üstünde mahrûtî bir külâhcık, külâhcığın üstünde de feneri tutacak bir halka vardı. İçine mum dikilip yakılırdı. Petrol lâmbaları yayıldıkdan sonra “İdâre lâmbası” yahud “İdâre kandili” denilen küçücük lâmbalar da konmaya başlandı. Bu el fenerleri hâlâ yapılır, satılır, İstanbulda pek rastlanmasa bile memleketimizin pek çok yerinde kullanılmaktadır.
3 — Kâğıd fenerler; bir deri fener ve camlı teneke fener tedâriki ayak takımına külfetli geldiğinden, onlar mahalle bakkallarında bile satılan kâğıd el fenerlerini kullanırlardı; bu fenerler de ya deri fenerler şeklinde, yahud yine körüklü olarak karpuz şeklinde yapılır ve ince telden bir sapla taşınırdı; dikkatle kullanması lâzım gelirdi, mum devrilir ise tutuşur, yanardı, hattâ taşıyanın elini, esvabını bile yakabilirdi.
Balıkhâne nazırı Ali Riza Bey “Onüçüncü asri hicrîde İstanbul Hayatı” başlığı altında yayınladığı makaalelerden birinde şu fıkrayı naklediyor:
“Bir de kâğıd fenerler vardı ki kolaylıkla tedârik edildiğinden halkın ekseri onlarla gezerlerdi. Fakat (haylaz) mahalle çocukları geceleri fener kapmak için yolculara pusu kurardı, şöyle ki bir kaçı sokakların köşe başlarına gizlenirler, içlerinden biri meydanda gezip bir kâğıd fenerlinin geldiğini gördüğünde o adamı yukardan aşağı süzer, dalgınca biri ise meselâ Üzüm diye bağırarak işâret verir, hemen pusudan bir çocuk çıkıp adamın arkasından yavaş yavaş yanaşıp feneri ya yakar, ya patlatır, yahud kapar kaçardı. Fenerli adam azılıca biriyse gözcü Fındık diye işaret verir, kimse pusudan çıkmazdı. Ekseri yolcular gece sokakda bir çocuk gördükleri zaman kendilerini toplayıp etrafına bakınır, ve fenerini bir eliyle halkasından, diğer eliyle de dibinden tutup önüne alır, muhafaza etmeye mecbur olurdu. Bir Ramazan gecesi Fatih Camii civarında zabtiye kolu fenersiz bir adam yakalamış. Adam hâlini ifâde ile fenerinin çocuklar tarafından kapıldığını anlattı. Kol ile birlikde oraya gidildi, çocuklar zabtiyeleri görünce her biri tarafa kaçdılar, adamın mâzereti kabul edildi ve yanına bir zabtiye neferi katılarak evine gönderildi”.
Kibar konaklarında gündüzden gelip de geç vakte kadar alakonulmuş misafirler evlerine, bir fenerci uşak katılarak gönderilirdi; buna da “fener çekmek” denilirdi. Aşağıdaki kıt’a, divan edebiyatının son büyük şâirlerinden Tâhirül mevlevî (Tahir Olgun) tarafından gençliğinde genç ve güzel bir fenerci uşak şânında yazçlmışdır: (B.: Cemil, Meş’alkeş).
Bir Fener Çekene
İn’ikâsı tâbi ruhsârınla ey kudsî fürûğ
Âteş ender âteş oldum âteş ender âteşim
Tâbişi âhım yeter söndür o şem’i bî feri
Şûleye hâcet mi var ey dilber meş’alkeşim
Köşklü elinde muşamba el feneri
(Resim: Bülend Şeren)
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Bülend Şeren
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM090795
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
Bülend Şeren
Tanım
Cilt 9, sayfalar 5005-5007
Not
Görsel: cilt 9, sayfa 5005. Sayfa numarasında baskıdan kaynaklanan bir hata vardır.
Bakınız Notu
B.: Köşklü; Fenerci; Tulumbacılar; B.: Cemil, Meş’alkeş
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Bülend Şeren
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.