Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ELEKCİ DEDE
Onyedinci asırda yaşamış ve zamanının şöhretlerinden olmuş bir meczub; devrin büyük muharriri Evliya Çelebi Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor: “Elekci Divânesi, dilsiz bir divâne idi. Elekden başka bir şey yemezdi. Elekci avretleri (Elek satıcı çingene karıları) bu divânenin yanısıra gidip murad etdikleri adamı deliye göstererek o adama musallat idüb elek aldırtdırırlar. Divâne ise alınan eleği kırarak çenberini atıp gerisini helva gibi ağzını köpürdeterek yedikden sonra çeşmi mestini süzüp safâ iderdi. En garibi şudur ki bu kadar müddet zarfında divânenin (büyük küçük) abdest bozduğunu hiç bir kimse görmemişdir. Daima ana doğması uryan gezip dünya kelâmı etmemişken ölümünden bir gün evvel yanına gelen sâlih bir kimseye selâmdan sonra: — İnşaallah bizi gaslederek techiz ve tekfinimiz masraflarını helâl zülâl mahımızdan verip bizi (kale) kapusunan dışına defn eyle; yürek oynamasına mübtelâ olanlar gelip ziyaret ederek bir nice toprağımı biraz su ile ezip içeler, biemrillâh şifâ bulalar.. demiş. Sonra o adam Elekci Divânesini vasiyeti üzerine defnider. Hâlen avâmın havâsın ziyâretgâhıdır. Hafakan illetine mübtelâ olanlar ziyâret idüb şifâ bulurlar..”.
Aynı asırda yaşamış ünlü ermeni yazarı Eremiyâ Çelebi Kömürciyan ise bu Elekçi Dede hakkında şunları yazıyor:
“Silivri Kapusunun dışın...
⇓ Devamını okuyunuz...
Onyedinci asırda yaşamış ve zamanının şöhretlerinden olmuş bir meczub; devrin büyük muharriri Evliya Çelebi Elekci Dedeyi şöylece anlatıyor: “Elekci Divânesi, dilsiz bir divâne idi. Elekden başka bir şey yemezdi. Elekci avretleri (Elek satıcı çingene karıları) bu divânenin yanısıra gidip murad etdikleri adamı deliye göstererek o adama musallat idüb elek aldırtdırırlar. Divâne ise alınan eleği kırarak çenberini atıp gerisini helva gibi ağzını köpürdeterek yedikden sonra çeşmi mestini süzüp safâ iderdi. En garibi şudur ki bu kadar müddet zarfında divânenin (büyük küçük) abdest bozduğunu hiç bir kimse görmemişdir. Daima ana doğması uryan gezip dünya kelâmı etmemişken ölümünden bir gün evvel yanına gelen sâlih bir kimseye selâmdan sonra: — İnşaallah bizi gaslederek techiz ve tekfinimiz masraflarını helâl zülâl mahımızdan verip bizi (kale) kapusunan dışına defn eyle; yürek oynamasına mübtelâ olanlar gelip ziyaret ederek bir nice toprağımı biraz su ile ezip içeler, biemrillâh şifâ bulalar.. demiş. Sonra o adam Elekci Divânesini vasiyeti üzerine defnider. Hâlen avâmın havâsın ziyâretgâhıdır. Hafakan illetine mübtelâ olanlar ziyâret idüb şifâ bulurlar..”.
Aynı asırda yaşamış ünlü ermeni yazarı Eremiyâ Çelebi Kömürciyan ise bu Elekçi Dede hakkında şunları yazıyor:
“Silivri Kapusunun dışında Elekci Dedenin mezarı bulunmaktadır. Elekci Dede hiç konuşmazdı. Dâimâ elek yer ve Çingenelerin peşinde gezerdi. Kendisine acıyanlar ona elek yedirirlerdi. Bu adamın vücûdu kapkapara kesilmişdi, yaz ve kış ana doğması çıplak gezerdi. Öldüğü vakit bir velî telâkkî edildi ve herkes cenâzesine koşdu. Ağavât ile vüzerâ ölünün başına toplandılar; etrafı kefenle doldu; herkes, onun kendi rüyâsına girdiğini ve kefen istediğini söylüyordu. Bir müna ve gürültü kopdu. Nihâyet sadırâzam Ahmed Paşanın, 1653 tarihinde (1653 de sadâret kaymakamı Melek Ahmed Paşa), göndermiş olduğu kefene sarılarak defnedildi. Ölen sanki bir müftü veyâ bir sultanmış gibi büyük bir cenâze merâsimi yapdılar ve meyit namazı kıldılar. Onun için velîyullahdır dediler, ve meyit namazında bulunmayı sevab saydılar. Fakat o bence bir yabanadamı idi, ve aynihi bir torlak idi. Topkapulu piskopos Der Margos’un bana naklettiğine göre, kendisi bir gün Hisardibi yolundan geçdiği sırada, veli sayılan bu adamın bir çingene karısını altına alıp hırpaladığını, çingenenin de haykırarak istimdad ettiğini görmüşdü. Müslümanlar bu adamı asîl bir zât olan Mustafaya benzeterek onu velîyullah ad etmiş ve kendisini hürmetkârâne cenâze merâsimine lâyık görmüşlerdir (B.: Mustafa, Çıplak). Elekci Dedi için bir türbe yapılmış ve üzerine alâmet olmak üzere elek-asılmışdır. Buranın bir şifâ yeri olduğunu söylerler. Hâtun ve hanım kadınlar ve hattâ sultanlar arabaları ile buraya gelirler; bâzıları fâtiha okuyup hastalıklarına şifâ niyaz ederler. Mezarın üzerinde kısır olan veyâ erkek çocuk doğurmak isteyen kadınlara devâ olarak su ile dolu ibrikler konulmuşdur, kadınlar bu suyu göğüslerine, karınlarına, göbeklerine ve vücudlarının en mahrem yerlerine sürerler”.
Bir çingene mahallesi olan Sulukuledeki Edhem Dede ile dâimâ elekci çingene karılarının peşinde dolaşmış Silivri Kapusu dışındaki Elekci Dede arasında çok yakın bir benzerlik vardır (B.: Edhem Dede).
Ahmed Hilmi Efendi “Ziyâreti Evliya” isimli eserinde bu Elekci Dede için “Silivrikapulu meczub Saçlı Mehmed Çelebinin mürîdi idi, cezbeye tutulduğu günden ölümüne kadar konuşmamışdı; kendisine alınan eleğin kasnağını kırıp atar, ibrişimini veya kılını ağzına doldurup yerdi; mürşidinin türbesine gömülmüşdür” diyor.
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM090778
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 9, sayfa 4998-4999
Bakınız Notu
B.: Mustafa, Çıplak; B.: Edhem Dede
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.