Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
EBÛ SAİD EFENDİ (Hocazâde)
On yedinci asır ulemasından, Sultan İbrahim ile Dördüncü Sultan Mehmedin şeyhül’islâmlarından; hicrî 1002 (M. 1593 - 1594) de İstanbulda doğdu, babası Şeyhül’islâm Mehmed Esad Efendi, onun babası da Şeyhül’islâm ve ünlü müverrih Hoca Sadeddin Efendidir (B.: Esad Efendi, Mehmed; Sadeddin Efendi, Hoca). İstanbulun çok zengin ve nüfuzlu bir ilmiye âilesinin evlâdı olarak geniş imkânlar içinde yetişdi, ve ilmiye mesleğinde sür’atle yükseldi, 1030 (M. 1620 - 1621) da Şam kadısı, 1032 (M. 1622 - 1623) de Bursa kadısı, 1034 (M. 1624 - 1625) ve 1036 (M. 1626 - 1627) da iki defa İstanbul kadısı. 1038 (m. 1628 - 1629) de Anadolu kadı askeri, 1039 (M. 1629 - 1630) da Rumeli kadıaskeri oldu. Henüz 36 yaşında iken ilmiye mesleğinin son durağına varmışdı ve yine o yıl içinde azledildi; artık şeyhül’islâmlık sırasını bekleyecek idi; on yıl, kışın İstanbul içindeki sarayında, yazın Boğaziçindeki yalısında, debdebeli, tantanalı bir kibar zengin hayatı sürdü; 1049 (M. 1639 - 1640) ikinci defa Rumeli kadıaskeri oldu, bu makamda bulunur iken asrın büyük şâiri Şeyhül’islâm Yahya Efendinin ölümü üzerine 18 Zilhicce 1053 (M. 27 Şubat 1644 de şeyhül’islâm oldu. Bu ilk müftülüğü iki seneden az sürdü, Sadrıâzam Civankapucubaşı Mehmed Paşa ile geçinemediği için 29 Zilkaade 1055 (16 Ocak 1646) de azledildi....
⇓ Read more...
On yedinci asır ulemasından, Sultan İbrahim ile Dördüncü Sultan Mehmedin şeyhül’islâmlarından; hicrî 1002 (M. 1593 - 1594) de İstanbulda doğdu, babası Şeyhül’islâm Mehmed Esad Efendi, onun babası da Şeyhül’islâm ve ünlü müverrih Hoca Sadeddin Efendidir (B.: Esad Efendi, Mehmed; Sadeddin Efendi, Hoca). İstanbulun çok zengin ve nüfuzlu bir ilmiye âilesinin evlâdı olarak geniş imkânlar içinde yetişdi, ve ilmiye mesleğinde sür’atle yükseldi, 1030 (M. 1620 - 1621) da Şam kadısı, 1032 (M. 1622 - 1623) de Bursa kadısı, 1034 (M. 1624 - 1625) ve 1036 (M. 1626 - 1627) da iki defa İstanbul kadısı. 1038 (m. 1628 - 1629) de Anadolu kadı askeri, 1039 (M. 1629 - 1630) da Rumeli kadıaskeri oldu. Henüz 36 yaşında iken ilmiye mesleğinin son durağına varmışdı ve yine o yıl içinde azledildi; artık şeyhül’islâmlık sırasını bekleyecek idi; on yıl, kışın İstanbul içindeki sarayında, yazın Boğaziçindeki yalısında, debdebeli, tantanalı bir kibar zengin hayatı sürdü; 1049 (M. 1639 - 1640) ikinci defa Rumeli kadıaskeri oldu, bu makamda bulunur iken asrın büyük şâiri Şeyhül’islâm Yahya Efendinin ölümü üzerine 18 Zilhicce 1053 (M. 27 Şubat 1644 de şeyhül’islâm oldu. Bu ilk müftülüğü iki seneden az sürdü, Sadrıâzam Civankapucubaşı Mehmed Paşa ile geçinemediği için 29 Zilkaade 1055 (16 Ocak 1646) de azledildi.
17 Ramazan 1061 (M. 3 Eylül 1651) de Karaçelebizâde Abdülâziz Efendinin yerine (B.: Abdülâziz Efendi, Karaçelebizâde) ikinci defa şeyhül’islâm oldu, ve bu sefer ilmiyenin bu en yüksek mevkiinde daha az, ancak on bir ay kalabildi; 11 Ramazan 1062 (M. 16 Ağustos 1652) de azledildi; azlinin sebebi, ulemâ efendiler arasında derin teessür uyandıran bir rezâlet oldu. Ebû Said Efendi hânedânının şöhret ve serveti ile mağrur, çok asabî ve sert adamdı; vak’anın tertip ve tahrik eseri olduğu söylenir.
Ramazanın yedinci günü birbiri ile geçinemeyen Rumeli ve Anadolu kadı askerleri azledildiler; Ebû Said Efendi Rumeli kadıaskerliğine Tulumcuzâdeyi, Anadolu kadıaskerliğine de Bâlizâdeyi tâyin etti. İstanbul kadılığından azledilmiş olub Anadolu kadıaskerliğine tâyin sırası kendisinde olan Esad Efendi ertesi gün müftü efendiye gitti ve huzura çıkar çıkmaz selâm vermeden:
— Bre Allahdan korkmaz, bre mürteşî zâlim, Anadolu kadıaskerliği benim hakkım iken niçin başkasına verdin!.. diye bağırdı.
Görülmemiş, duyulmamış hürmetsizlik, tecâvüz idi. Ebû Said efendi o anda şuurunu kaybetdi:
— Bre câhil edebsiz, hayâsız, sen ne zaman adam oldun da böyle küstahlaşırsın, sen Sünbül Alinin kahve oğlanı Esad değil misin, bu makamlara hep rüşvetle, himâye ile gelmedin mi!.. dedi.
Esad Efendi cevab verecek oldu, Ebû Said efendi uşaklarına:
— Falaka değnek getirin, kaldırın yıkın şunu!.. diye bağırdı.
Uşaklar koşdular, Esad Efendinin koltuklarından tutup dışarı çıkaracak oldular, beriki yine ayak direyince, Ebû Said Efendi yerinden kalkdı, Esad Efendinin yakasına yapışdı, başını yüzünü yumruklamaya başladı. Esad Efendinin başından kavuğu düşdü, vak’anüvis efendinin tâbiri ile “öyle bir rezâlet oldu ki neûzübillâh. Falaka bulunamadığı için Esad Efendi müftünün uşakları eliyle de hayli muştalandı, hırpalandı ve baş açık bir odaya tıkılıp kapatıldı. Devrin vezirlerinden İshak Paşa ile Ketağaç Paşa müftünün meclisinde idiler, vak’aya şâhid olmuşlardı, Ebû Said Efendinin ayağına düşdüler, onu teskine çalışdılar, Esad Efendinin afını recâ etdiler, kadıyı mahbesinden çıkarıp başına kavuğunu giydirdiler, tekrar huzura sokup: “Var efendi hazretlerinin eteğini öp!..” dediler. Sersemlemiş olan Esad Efendi etek öpecek oldukda müftü tekrar gazaba geldi, mâzul İstanbul kadısının yarı yakasından yarı sakalından tutub: “Bre habis oğlan!..” diye tekrar tokatladı, paşalar adamı güçlükle kurtarıp ve o hal ile bir ata bindirip evine yolladılar. Fakat Esad Efendi doğruca Sadrıâzam Tarhuncu Ahmed Paşaya gitti (B.: Ahmed Paşa Tarhuncu), “arslan iken tilki olmuşdu”, vak’ayı anlattı, cezâda yediği dayakla yetinilerek sürgüne gönderilmemesi için “zelîlâne” yalvardı. Fakat müftü efendi sürgünde ısrar edince Ahmed Paşa hemen bir gemiye bindirilerek Sakız adasına sürgün emri ile Çavuşbaşı ağası Esad Efendinin evine yolladı, kadı gizlendi, bulunmadı. Esad Efendi ise o gece kibar ulemânın konaklarını dolaşdı. Çoğu Ebû Said Efendiye kırgın idiler; mesele büyütüldü, hattâ İstanbulda bir ihtilâl havası eser gibi oldu. Ulemânın büyük bir kısmının kendisine karşı cebhe aldığı Ebu Said Efendi pâdişah tarafından azledildi, Bahâî Efendi şeyhül’îslâm oldu.
Ebû Said Efendi o tarihde 11 - 12 yaşlarında bir çocuk olan Dördüncü Sultan Mehmedin kesin güvenini kazanmış bir zât idi. İki sene kadar sonra Bahâî Efendinin ölümü üzerine, 12 Safer 1064 (M. 2 Ocak 1654) de Ebû Said Efendi üçüncü defa şeyhül’islâm oldu, ve 5 Receb 1065 (M. 11 Mayıs 1655) de Sadrıâzam İbşir Paşaya karşı sipahî ayaklanmasında azledildi; bu üçüncü ve sonuncu müftülüğünün azlinde hattâ bir îdam edilme tehlikesi de atlatdı.
Sadrıâzam Derviş Paşanın ağır bir felç darbesi ile ölüm döşeğine yatdığında mührü hümâyûnun devlete karşı isyan etmiş Haleb Vâlisi İbşir Mustafa Paşa’ya gönderilmesinde Şeyhül’islâm Ebû Said Efendinin büyük rolü olmuşdu (B.: İbşir Mustafa Paşa). İhtilâlde vezire tarafdar çıkmakla suçlandırıldı ve İstanbuldakti sarayı yağma ve tahrib edildi; Vak’anüvis Naîma Efendi şöyle kaydediyor: “... Yüz elli senelik Hasan Can Hânedanının (Yavuz Sultan Selim’in ünlü nedîmi Hasan Can, Hoca Sadeddin Efendinin babasıdır; B.: Hasan Can) kıymetine bahâ biçilmez hazinesi, nâdide eşyâ, altun ve gümüş takımlar, eşsiz kıymetde nefîs kitablar, sarayın hârikulâde eşyası bir anda talan ve tahrib edildi; paraladıkları eşyâyı yol ortasında bırakdılar; sarayı pencere demirlerine, su yollarına, hamamlarına varınca tahrib ettiler; Ebû Said Efendinin kütübhânesi ile kendi odasının sadefkârî ve halkârî dolab kapaklarına varınca koparıp götürdüler; ve kaldırdıkları eşyâyı yok bahâsına satmak için yollarda adam aradılar”. İbşir Paşa sığındığı pâdişah sarayında îdam edildi. Ebû Said Efendinin başı istenmişdi; onun da îdamı fermanı verilmek üzere iken Nakibül eşraf Zeyrekzâde Efendinin kesin direnmesi üzerine azl ile kurtuldu; İstanbul kadısı olan oğlu Feyzullah Efendi de azledildi ve Geliboluya sürgün edildiler; bir müddet sonra, şehir içine girmemek ve İstanbul civârında Azadlıdaki çiftliğinde oturmak şartı ile affedildi ise de geldiğinin tezine düşmanlarının entrikaları ile tekrar Geliboluya gönderildi; nihayet 1071 de (M. 1661) hastalığı dolayısı ile affedildi ve İstanbulda 1662 haziranında vefat etti; Eyyubda dedesi Hoca Sadeddin Efendi hazîresine defnedildi.
Bibl.: İlmiye Salnâmesi; Naimâ Târihi, III-VI; Silâhdar Târihi, I; İ. Hâmi Danişmend, Kronoloji, III.
Ebû Said Efendinin bir fetvâsı
(İlmiye Salnâmesinden)
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM090514
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 9, pages 4854-4856
Note
Image: volume 9, page 4854
See Also Note
B.: Esad Efendi, Mehmed; Sadeddin Efendi, Hoca; B.: Abdülâziz Efendi, Karaçelebizâde; B.: Ahmed Paşa Tarhuncu; B.: İbşir Mustafa Paşa
Bibliography Note
Bibl.: İlmiye Salnâmesi; Naimâ Târihi, III-VI; Silâhdar Târihi, I; İ. Hâmi Danişmend, Kronoloji, III.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.