Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
EBE, EBELER
“Gebe kadınları doğurtma san’atını icrâ eden kadın veya tabib; Ebe Kadın (Kaabile)” (Kaamusu Türkî).
Yakın geçmişe kadar Türkiyede ebelik kadınlara mahsus bir iş idi.
Eski ebeler hep yaşlı başlı, saçı çoktan ağartmış, hemen hepsi bu zanaati anadan, nineden görüp kabullenmiş kadınlardı; bâzıları da kocası ölüp dulluğunda nafakasını yedirecek evlâd ve torundan mahrum kalınca; ebelikte karar kılmış takımdı.
Nineden, anadan mirasa konmıyan, altın bileziği bileğine sonradan geçiren takım, bu zanaati tanıdığı ebelerden öğrenir, ona yardım derken usta çıkar, mesleği tutardı. Bilgisi hep görenek, pratik; o vakitler mektep görme, imtihan verme, ruhsatname alma gibi şeyler yokdu.
Görgüsüz, acemi, cahil ebenin maazallah başlara derd açtığı; sürur ve şenlik içindekileri, dağlara, taşlara, döşek bozgunluğu ile yaslandırdığı çok görülürdü.
Ailece el üslûbluluğu denenmiş, birçok tâzeleri kolaycacık kurtarmış; evdekilere övür olmuş bir ebe kadın varsa güçlük çekilmez, doğumdan aylarca önce peylenirdi. Faraza uzun yıllar taşrada bulunmuş ta öylesi mevcud değilse hamilenin soyu sopu, candan komşuları doğumdan aylarca evvel bir araya toplanır, başbaşa verir, incesini ipe, kalınının çöpe dize dize en uygun olan ebeyi seçerlerdi.
Karar verildi mi, ayağına gidilip bildirildiği gün, bir iki okka kelle ...
⇓ Read more...
“Gebe kadınları doğurtma san’atını icrâ eden kadın veya tabib; Ebe Kadın (Kaabile)” (Kaamusu Türkî).
Yakın geçmişe kadar Türkiyede ebelik kadınlara mahsus bir iş idi.
Eski ebeler hep yaşlı başlı, saçı çoktan ağartmış, hemen hepsi bu zanaati anadan, nineden görüp kabullenmiş kadınlardı; bâzıları da kocası ölüp dulluğunda nafakasını yedirecek evlâd ve torundan mahrum kalınca; ebelikte karar kılmış takımdı.
Nineden, anadan mirasa konmıyan, altın bileziği bileğine sonradan geçiren takım, bu zanaati tanıdığı ebelerden öğrenir, ona yardım derken usta çıkar, mesleği tutardı. Bilgisi hep görenek, pratik; o vakitler mektep görme, imtihan verme, ruhsatname alma gibi şeyler yokdu.
Görgüsüz, acemi, cahil ebenin maazallah başlara derd açtığı; sürur ve şenlik içindekileri, dağlara, taşlara, döşek bozgunluğu ile yaslandırdığı çok görülürdü.
Ailece el üslûbluluğu denenmiş, birçok tâzeleri kolaycacık kurtarmış; evdekilere övür olmuş bir ebe kadın varsa güçlük çekilmez, doğumdan aylarca önce peylenirdi. Faraza uzun yıllar taşrada bulunmuş ta öylesi mevcud değilse hamilenin soyu sopu, candan komşuları doğumdan aylarca evvel bir araya toplanır, başbaşa verir, incesini ipe, kalınının çöpe dize dize en uygun olan ebeyi seçerlerdi.
Karar verildi mi, ayağına gidilip bildirildiği gün, bir iki okka kelle şekeri, en az bir okka çekirdek kahve götürmek de âdetti.
Bundan sonra peylenen ebe sık sık uğrayıp gebeyi yoklar, doğum vaktini az çok kestirir, bir hafta evvel yine gelerek, başkalarına kat’iyen el sürdürmeksizin çocuğun kundağını hazırlardı.
Evlerden ırak keyfiyetler de var!
Tâze şeytana uyuvermiş. Kızoğlan kız, altı aylık gebe veya tâze dul; yahud erkeğin pinpon, gözü dışarıda bir hoppa. Binaenaleyh etrafa sızdırmadan gizlice doğuracak, alttarafını bir biçimine sokacak; derhal emin, kapalı kutu, sır saklar ebelerden birinin tedariki elzem; bu makuule ebelerin ekserisi Balatlı, Hasköylü kadınlar; çoğu da o biçimli gebeleri misâfir kılığı altında getirip kendi evlerinde doğurturlardı.
Doğum alâmetleri belirmeğe, sancılar hafiften hafife başgöstermeğe başlayınca ebe kadına haber koşturulur, gündüz, gece, yağış, kar kıyamet demeyip, göbek kesecek çakısı, göbek bağlayacak pamuk ipliği, mengene tozu bulunan çantasını alır almaz seğirtir gelir, dört ayaklı, kısacıcık, tahta ebe iskemlesini de gebe tarafının bir adamı, uşağı taşır, getirirdi.
Yine etrafta yaygaralarla karışık, türlü türvecâdan kıvranan lohusanın etrafında; kapı önlerinde, sofalarda okuyup üflemeler, evlîyalara adaklar, türbeler nezirler yapılırdı.
Bu heyecanlı anlarda patavatsızın biri de ortalığı birbirine katabilirdi: Lavta (zor doğumlarda çocuğu ana rahminden almaya mahsus bir âlet, bu âleti kullananlar erkek hekimler olduğu için onlara da halk ağzında Lavta denilirdi.) Bunun üzerine her ağızdan bir lâf çıkardı: “İmkânı yok, erkeği razı olmaz. Lavta diye kazık kadar adamı mı yanına sokacağız? Alimallah kocası talâkı selâse ile boşar”.
Şom ağızlılar da bulunurdu: “Çocuk ters mi geliyor, yoksa canipden mi nedir? Bu geliş lâvta harcı değilsa arap olayım” derdi.
Yine etrafta yaygalarla karışık, türlü türül terâneler: “Hep bir ağızdan dön dön baba, hacılara gidelim, lokum şerbet içelimi söyliyelim!”; “Sekiz on cevizle iğne iplik getirin. Oğlansa cevizleri görünce oynamak için, kız ise iğne ipliği görünce dikiş dikmek için doğrulur yâhû!..”; “Bakın, şu duvara yazıyorum; gidişat lavta istiyor, dediğim çıkmazsa bütün mahalleli toplansın, hak tû diye yüzüme tükürsün!..”.
Bu gebi kestirişlerin yüzde onu çıkar, şaşırıp iki eli böğründe kalan ebenin de lavtaya lüzum göstermesi üzerine tâzenin kocasına aman yahşi, baban yahşilerle yalvarıp yakarılır, o da lavta kişinin Vâhid Bey, Pavlaki Paşa gibi saçlı sakallı olmak şartiyle getirilmesine razı olur, lohusa kazâ berzahından kurtulurdu.
Çocuk doğar doğmaz, kuru kalabalık avazı basardı: “Müjde!. Bir oğlumuz (veya bir kızımız oldu!..”.
Herkes sevinç içinde. Büyüklere, ihtiyarlara tebşirde. Tekrar okuyup üflemeler; adakları, nezirleri edâlar; fukaralara sadakalar; köpeklere ekmek doğramalar; varlıklılar da koç, varlıksızlarda horoz kurban etmeler...
Ebe kadın sabîyi kavrar, sesi güzel olması için göbeğini uzunca keser; yıkar, tuzlar; gözlerine limon sıkar, tatlı dilli olması için de ağzına şeker sürer; kundaklayıp yaşlılardan başlıyarak herkesin kucağına verirdi. Hepsinden ayrı ayrı ceplediği bahşişler kundağın arasına sokulur; bir kat entarilik, birkaç kalıp sabun da bir bohçaya konup peşkeş çekilirdi.
Mürüvvetli zenginlerin ebe kadına hediye ve bahşişleri ise pek üstün olurdu. İçinde şu kadar altın bulunan ebelik hakkı keseden başka elmas yüzük, küpe, samur kürk verilirdi.
Sanatında mâhir, uğuru ile tanınmış ebe kadınların çoğu da gaayet mağrur olurdu; nâzından durulmaz, gözünün üstünde kaşın var denilmez, suratından düşen bin parça olurdu; bundan ötürü: “Karnı burnunda, Gebe; burnu karnında, Ebe!..” denilirdi.
Ebeliği tıb ilminin kanadı altına alan, ilk ebe mektebini açan, Türkiyede fennî ebeliğin babası olan merhum Dr. Besim Ömer Paşadır (B.: Akalın, General Besim Ömer, Cild 1. Sayfa 497)
Sermed Muhtar ALUS
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Sermed Muhtar Alus
Identifier
IAM090481
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 9, page 4840-4841
See Also Note
B.: Akalın, General Besim Ömer, Cild 1. Sayfa 497
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.