Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
DÜMBÜLLÜ (İsmail)
Tulûat Tiyatrosunun son mümessili, ünlü halk sanatkârı; 1905 de Üsküdarda doğdu, babasının adını Zeynelabidin, annesinin adı Fatma Azizedir. Baba tarafından Dimetokalı olub “Dümbüllü” adı dedesinden kalmadır; komediyen oluşu da bir heves ve tesâdifden ziyâde yine dedesine bağlanan bir verâsetden gelir; R. E. Koçu çağdaş filozof ve pedagog ve astet merhum Hamdi Kayalıdan dinlediği çok şirin bir hatırayı şöyle naklediyor:
“İsmail Dümbüllünün adı geçen bir meclisde Hamdi Kayalı: — O benim hemşehrimdir... diye başlayarak anlattı, biz Dimetokalıyız.. Dimetoka, frenklerin tipik dedikleri antika adam yetiştirmekle meşhur... İstanbulda Sirkecide bir kıpti maymun oynatıp para toplayacak olur, fakat maymunun inadı tutar oynamaz, kıpti etrafına melül melül bakarak:
— Allahaşkına, içinizde Dimetokalı varsa çıksın gitsin, Dimetokalının önünde maymun oynamaz! der.. İşte antika adam, önünde maymun oynatmayan aşırı, taşkın zekşya sahiptir... İsmail Efendinin dedesi büyük Dümbüllü benim dedem Kayalı Ali Ağanın akranıdır.. Kayalı Ali Ağa jandarma kolağası idi, sesi güzel, kendi güzel bir adamdı... Büyük Dümbüllü de talikacı idi... Bir de rejide tütün kolcu başısı olup asıl adı unutulmuş ve Kumbüllü adıyla anılagelmiş bir arkadaşları varmış; Dümbüllü ile Kumbüllü Dimetokanın Lorel ile Hardisi, Pat ...
⇓ Devamını okuyunuz...
Tulûat Tiyatrosunun son mümessili, ünlü halk sanatkârı; 1905 de Üsküdarda doğdu, babasının adını Zeynelabidin, annesinin adı Fatma Azizedir. Baba tarafından Dimetokalı olub “Dümbüllü” adı dedesinden kalmadır; komediyen oluşu da bir heves ve tesâdifden ziyâde yine dedesine bağlanan bir verâsetden gelir; R. E. Koçu çağdaş filozof ve pedagog ve astet merhum Hamdi Kayalıdan dinlediği çok şirin bir hatırayı şöyle naklediyor:
“İsmail Dümbüllünün adı geçen bir meclisde Hamdi Kayalı: — O benim hemşehrimdir... diye başlayarak anlattı, biz Dimetokalıyız.. Dimetoka, frenklerin tipik dedikleri antika adam yetiştirmekle meşhur... İstanbulda Sirkecide bir kıpti maymun oynatıp para toplayacak olur, fakat maymunun inadı tutar oynamaz, kıpti etrafına melül melül bakarak:
— Allahaşkına, içinizde Dimetokalı varsa çıksın gitsin, Dimetokalının önünde maymun oynamaz! der.. İşte antika adam, önünde maymun oynatmayan aşırı, taşkın zekşya sahiptir... İsmail Efendinin dedesi büyük Dümbüllü benim dedem Kayalı Ali Ağanın akranıdır.. Kayalı Ali Ağa jandarma kolağası idi, sesi güzel, kendi güzel bir adamdı... Büyük Dümbüllü de talikacı idi... Bir de rejide tütün kolcu başısı olup asıl adı unutulmuş ve Kumbüllü adıyla anılagelmiş bir arkadaşları varmış; Dümbüllü ile Kumbüllü Dimetokanın Lorel ile Hardisi, Pat ile Pataşonu, Hacivad ile Karagözü imiş.. Bir gün Kumbüllü hastalanmış, Dümbüllü omuzuna bir top patiska atarak iki ırgad ile ziyarete gitmiş... ırgadlara bahçede bir yer göstererek: “Çabuk şuraya bir mezar kazın!” demiş ve sonra hastaya:
— Mezar hazır, kefeni de getirdim, ayağını çabuk tut, işim var, senin yerine beni kolcu tâyin ettiler, kaçakçı kovalamağa çıkıyorum.. Demiş.. Kumbüllü:
— Bir top patiska kefen için çok değil mi? diye sorunca:
— Hayır.. Kefeni yırtıp çıkmaman için sana bu bir top bez az bile gelir!.. demiş..”
— Orhan Tahsin 1961 yılında Hayat Mecmuasında çıkmış bir yazısında Dümbüllü İsmaili hünerli bir kalemle anlatıyor:
“... boyu 1,59... gözleri kahverengi... Burnu, kendi deyimiyle armudi... Berberinin anlattığına göre, 40 yıldır başına ustura vurduruyor, tepesinde bir tutam saç bırakıyor. Dilinden düşürmediğine bakılırsa, en sevdiği şarkı, “Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur...”. Saz çalmasını bilmiyor, ama lâf olsun diye udlu bir fotoğraf çektirmiş. Evine, kapıdan değil de, balkondan giriyor. Bir konu açılıp de söz verildi mi, iki cümlede bir, “ondan sonra” diyor. Bu söz dilinin persengi olmuş.
“Babası Sultan Hamid’in silâhşorlarından Abidin Efendiymiş. Ancak, iki yaşındayken annesi babasından ayrılmış. Aynı yıl da Şirketi Hayriye memurlarından Şişman Hakkı Efendi ile evlenmiş. Ondan sonra, üvey babasının uğurundan olacak, talihi lâkaplı adamlardan açılmış. En iyi arkadaşları “Kel” Hasan, “Polis” Apti, “İmam” Hakkı, “Tavuk Hırsızı” İhsan’mış... Bunlarla Şehzadebaşı tiyatrolarında tanışmış.
“İlkokulu bitirdikten sonra, ailesi onu Toptaşı Askerî Rüştiyesine yazdırmış. Arapça dergisinden iki yıl üstüste sınıfta kaldığı için, okuldan çıkarılmış. Üvey babası, Şirketi Hayriye Fabrikasına işçi olarak sokmuş. Ancak, ilk günü eve yağlı işçi tulumu ile dönünce, annesi “Ben onu yağlar içinde görmeğe dayanamıyorum” diye ağlamağa başlamış. Birkaç gün evde oturmuş. Oyunculuğa karşı ilgi duyuyormuş. Annesi, üvey babası bir gün çocuklarının “tiyatro oyuncusu” olduğunu öğrenmişler. Üzülmüşler, ama onu sahneden indirememişler. Önce Komik Şevki’yle, sonra Hasan Efendi’yle, daha sonra da Naşit Bey’le çalışmış. Bunlar teker teker sahneden çekilince, kendi adına bir tiyatro kurmuş.
“Bugünkü eşi Feriha ile bir aşk mektubu sonunda evlenmiş. Hikâyeyi Feriha Hanım şöyle anlatıyor: “Ortaokulda öğrenciydim. Dümbüllü’nün oyunlarını çok seviyordum. Hele onun “Kanlı Nigâr” oyununa bayılıyordum. Hemen bir aşk mektubu yazdım. Dümbüllü randevuya gelmedi. Yolunu bekledim, zorla bir mahallebiciye soktum. Bana bekâr olduğunu söyledi. Oysa evliymiş. Durumu aileme açtım. Yaşı büyük dediler, evli dediler, oyuncu dediler, kısaca bu evliliğe razı olmadılar. Ama sonunda, karısından ayrıldı, biz de evlendik. İsmail Beyi çok sevdim, ama soyadına bir türlü ısınamadım.
“Hayatında karısı ve kızı ile yan yana yürümez. O önden kös kös gider, karısı ve kızları üç metre geriden. Denizden, hele lodostan çok korkar. Bir gün Üsküdar’a geçerken vapur batacak olmuş. 7 yıl vapura binmeğe tövbe etmiş.. 50 filimde oynamış. İlk filmi “Memiş...” Sanat hayatiyle filim sayısı eşit. 50 yıllık eski bir hesap defterine göre bu yıl “altın yıl”ını kutlıyan Dümbüllü, yarım yüzyılda 50 bin altın kazanmış.
“Hayatı evi ile tiyatro sahneleri arasında geçer; eşinin, kızlarının bir dediğini iki etmez” (Orhan Tahsin, Hayat Mecmuası).
İki kızı vardır, İpek (doğumu 1944) ve Serpil (doğumu 1954). Sporlardan yağlı güreşi sever, hatta gençliğinde güreşmişdir. Türk Tiyatro Cemiyeti ve Sahne Sanatkârları Derneği üyesidir.
İsmail Dümbüllü
(Resim: S. Bozcalı)
Tema
Kişi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM090425
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tanım
Cilt 9, sayfalar 4818-4820
Not
Görsel: cilt 9, sayfa 4819
Tema
Kişi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.