Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
DÜGÂH
Musikimizde meşhur faslın adı; Ahmed Rasimin eski İstanbul hayatı üzerine “Ah efendim.. Dügâh!..” çok şirin bir yazısı vardır :
“Evâilde adamın biri Yedikula semtinde otururmuş. Kızını evlendireceği tutmuş, tedârikâta başlamış, bu iş güç arasında ahbablarına da reca etmiş : Bir saz takımı!
“O zaman tıramvay, araba yok. İçlerinden biri daltaban yürümüş. Hayrâtiye Köprüsünden parasız geçmiş, Meyit Yokuşu budur diye tırmanmış, Galata Mevlevîhânesinden girmiş, neyzenbaşı efendiyi bulmuş. El öpmüş, hatır sormuş. Bir kahve, bir kahve daha. Arz etmiş :
— Bu çarşamba akşamı üstâdımızın Yedikulede kale civârında Bakkal İstavrinin hizasında kanarya boyalı hâneye teşriflerine muntazırız.. demiş.
“Dedem de eyvallahı basmış.
“Çarşamba hulûl eder. Mesâfe uzak. Sabahdan davranmak lâzım. Üstad ney torbasını koltuğa alır, yola düşer. Git bire git. Unkapanı sıra kahvelerinde dinlenir, Sıra Odalarda, duvara dayanır, Yenikapuda çubuğu tâzeler, Samatyada bir simid alır, yer, akşama doğru Yedikuleye varır. Bakkal İstavriyi bulur, hizâyı güzetler, kanarya boyalı evi görür. Zâten bekci de sopa elinde kapuyu kesmiş, giren çıkan da çok. Dalar ki, mâhaşerallah!.. Kim kime?.. Nasılsa dâvete giden görür, koltuklar, bir köşeye sıkışdırır.
“Düğün evi bu.. çakan çakana, okuyan okuyana!.. Bir iki dem, beyin bir...
⇓ Devamını okuyunuz...
Musikimizde meşhur faslın adı; Ahmed Rasimin eski İstanbul hayatı üzerine “Ah efendim.. Dügâh!..” çok şirin bir yazısı vardır :
“Evâilde adamın biri Yedikula semtinde otururmuş. Kızını evlendireceği tutmuş, tedârikâta başlamış, bu iş güç arasında ahbablarına da reca etmiş : Bir saz takımı!
“O zaman tıramvay, araba yok. İçlerinden biri daltaban yürümüş. Hayrâtiye Köprüsünden parasız geçmiş, Meyit Yokuşu budur diye tırmanmış, Galata Mevlevîhânesinden girmiş, neyzenbaşı efendiyi bulmuş. El öpmüş, hatır sormuş. Bir kahve, bir kahve daha. Arz etmiş :
— Bu çarşamba akşamı üstâdımızın Yedikulede kale civârında Bakkal İstavrinin hizasında kanarya boyalı hâneye teşriflerine muntazırız.. demiş.
“Dedem de eyvallahı basmış.
“Çarşamba hulûl eder. Mesâfe uzak. Sabahdan davranmak lâzım. Üstad ney torbasını koltuğa alır, yola düşer. Git bire git. Unkapanı sıra kahvelerinde dinlenir, Sıra Odalarda, duvara dayanır, Yenikapuda çubuğu tâzeler, Samatyada bir simid alır, yer, akşama doğru Yedikuleye varır. Bakkal İstavriyi bulur, hizâyı güzetler, kanarya boyalı evi görür. Zâten bekci de sopa elinde kapuyu kesmiş, giren çıkan da çok. Dalar ki, mâhaşerallah!.. Kim kime?.. Nasılsa dâvete giden görür, koltuklar, bir köşeye sıkışdırır.
“Düğün evi bu.. çakan çakana, okuyan okuyana!.. Bir iki dem, beyin biri üstâdı çakar, yaklaşır :
— Efendi hazretleri, mürüvvet buyurmayacak mısınız?
— Eyvallah!..
“Torbayı çözer, kendi kendisine bir Ferahfezâ taksim eder, eder ama dinleyen kim? Keser. Biraz sonra beyin biri daha yaklaşır :
— Pek çok recâ ederim... bir taksim daha!..
— Eyvallah!..
“Bir Dilkeşhâveran başlar.. başlar ama yine dinleyen kim?
“Üçüncüsü bir beylerbeyi zibidi karşısına dikilir :
— Bana bir şinanay çal da sakalından öpeyim!.. deyince dede de şafak atar :
— Bende yok!.. der.
— Yoksa ne geldin buraya?
“Böyle namuslu zatlar seriütteessür olurlar. Herifi önünden çekerler ama üstad evden kaçmayı kurar. Fakat nereye gitsin? Han yok, otel yok, bildik yok. Düşünür, taşınır, herçibadâbâd der, torbayı koltuğa asar, usulca evden çıkar. Sokaklar şimdikiler gibi zifiri karanlık, köpekler avavede, ihtimal ki saldırırlar da, mütevekkelen âlallah yürüyüp dururken bir dükkân kepenginin aralığından sızan ışık gözüne ilişir. Sezinler, görür ki bir koltuk meyhâne!.. Tamam!.. Burada gecelemek kaabil. Urur, kuzu kapusu açılır, neyzenim eğilir, önce sikke, sonra da kendisi girer. Bir ohh!.. çeker. Peykeye kurulur :
— Bir şişe!.. der. Getirirler.
“Teessürü zâil olmaya başlar. Bakar ki dükkânda kendi gibi biri daha var, hâmûş ve müstağrak!..
Ehli dil birbirini bilmemel insâf değil
— Şuna bir Dügâh taksim ideyim!.. der.
“Eder. Filvâki hitâmında o adamın ağzından dört elif mikdârı :
— “Âh!.. efendim Dügâh!.. telehhüfü çıkar.
“Dede neşelenir, yine kendi kendisine :
— Ben demedim mi?.. ehli dil.. ehli dil.. dur bir tâne daha parlatayım da bir de Sebâ..
“Sabâ da üfler, fakat yine :
— Âh!.. efendim Dügâh!..
“Birbirini korur makamlar olduğu için zühul ettiğine hükmeder, bir az sonra bir de Hicaz gezinir, yine :
— Âh!.. efendim Dügâh!.
“İçinden işte bunda halt ettin der ama bir kere de sormak ister, kalkar, yanına gider, der ki:
— Sana bir Dügâh taksim ettim, anladın, haydi biraz yüklüsün, Sabâyı benzettin, Hicaza ne diyeceksin?
“Herif başını kaldırır, dedeye bakar, bir daha bakar :
— Sen düdüğünü çala dur... der, burada Dügâh isminde bir miço vardı, gitti, ben ona âh ediyorum!...” (Ahmed Râsim, Gülüp ağladıklarım)
Tema
Folklor
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM090387
Tema
Folklor
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 9, sayfa 4801-4802
Tema
Folklor
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.