Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DURUD (Kazdağlı)
Çağdaş büyük halk şâiri Kahveci Ali Çamiç Ağanın kahvehâne uşaklarından (B. : Çamiç Ağa, cild 7, sayfa 3700); bu gencin asıl adının farsca “selâm”, “senâ”, “duâ” anlamlarında “dürûd” olduğunu, ve Kaz Dağları yörükleri ağzında Durud şeklini aldığını zan ediyoruz, Yörük ağzı ile de çok güzeldir. Durudun Çamiç Ağa yanına gelişi şöyle olmuşdur :
1888 — 1889 kışında bir gece yatsıdan sonra çırağı ile birlikde aynı zamanda yatıp barındıkları kahvehânesini kaparken içeriye bir delikanlı girmiş. 16 yaşlarında güzellikde âfeti devran bir oğlan. Üst baş dökük, perişan, yarım pabucun içinde ayakları sağuk su ve soğuk çamurla morarmış, kararmış, avurdlar açlıkdan çökmüş, gözler korkudan gelen vahşetle açılmış : “Babacığım.. beni ısıt, doyur.. ölüyorum...” demiş.
İşte bu adı güzel kendi güzel Durud o gece acı macerâsını en açık îtiraflarla anlatmış; bir köy ağasının çobanı imiş. Ağasının kızı oğlanı sevmiş. Bir gün Durudun çıplak ayaklarına kapanarak : “Beni sana vermezler.. kaçır beni!..” diye yalvarırken kızın babası gelmiş..
Durud artık o kapuda barınamıyacağını anlamış, heybesini hazırlamış gidecek. Ağada birikmiş parası vardır, ertesi sabah boynunu bükmüş, ağanın huzuruna çıkmış, “Ağam.. benim suçum yok.. gönül kuşunu uçurup perçemime konduran senin kızın” diyerek yara deşmeye lüzum görm...
⇓ Read more...
Çağdaş büyük halk şâiri Kahveci Ali Çamiç Ağanın kahvehâne uşaklarından (B. : Çamiç Ağa, cild 7, sayfa 3700); bu gencin asıl adının farsca “selâm”, “senâ”, “duâ” anlamlarında “dürûd” olduğunu, ve Kaz Dağları yörükleri ağzında Durud şeklini aldığını zan ediyoruz, Yörük ağzı ile de çok güzeldir. Durudun Çamiç Ağa yanına gelişi şöyle olmuşdur :
1888 — 1889 kışında bir gece yatsıdan sonra çırağı ile birlikde aynı zamanda yatıp barındıkları kahvehânesini kaparken içeriye bir delikanlı girmiş. 16 yaşlarında güzellikde âfeti devran bir oğlan. Üst baş dökük, perişan, yarım pabucun içinde ayakları sağuk su ve soğuk çamurla morarmış, kararmış, avurdlar açlıkdan çökmüş, gözler korkudan gelen vahşetle açılmış : “Babacığım.. beni ısıt, doyur.. ölüyorum...” demiş.
İşte bu adı güzel kendi güzel Durud o gece acı macerâsını en açık îtiraflarla anlatmış; bir köy ağasının çobanı imiş. Ağasının kızı oğlanı sevmiş. Bir gün Durudun çıplak ayaklarına kapanarak : “Beni sana vermezler.. kaçır beni!..” diye yalvarırken kızın babası gelmiş..
Durud artık o kapuda barınamıyacağını anlamış, heybesini hazırlamış gidecek. Ağada birikmiş parası vardır, ertesi sabah boynunu bükmüş, ağanın huzuruna çıkmış, “Ağam.. benim suçum yok.. gönül kuşunu uçurup perçemime konduran senin kızın” diyerek yara deşmeye lüzum görmemiş : “Paramı ver.. gidiyorum” demiş. Ağanın kaşları çatık, oğlanın parasını vermiş ama : “Yerine adam buluncaya kadar üç beş gün daha kal!..” demiş.
Durud oğlan toy; kızının her şeyi göze alarak bu güzel oğlana kaçacağını kesin olarak gören ağanın maksadını anlayamamış. Aradan üç beş gün geçmiş, bir sabah alacak aydınlıkda köye gelen jandarmalar Durudu yatağında uyurken don paça basmışlar, yol için hazırladığı heybesini aramışlar, bir meşin kese, kese içinde de on altın bulmuşlar. Ağa tahmininde yanılmamış, parasını çalan Çoban Durudmuş.. Aslında ise Durudun ne keseden ne de altından haberi var. Oğlanın elleri bağlanmış ,heybesi omuzuna verilmiş ve karakola götürülmüş. Karakol bir dağ başında. Zavallı Durud orada üç gece kalmışdır. Çekdiği ezâ ve cefânın en hafifi, kendisini her emre râm ettiren ve hattâ “Parayı çaldım..” diye tutulan bir zabıt kâğıdına da pencesini bastırdan kıyasıya atılan dayakdır.
Üçüncü gün karakola ağanın bir adamı gelmiş, kızarmış bir kuzu, bir lenger pilâv, iki binlik de rakı getirmiş, üç jandarma bir de ağa uşağı işret sofrasına oturmuşlar. Yörük Durud da sâki. İşret meclisi tamam kıvâmına geldikde oğlan duvarda asılı tüfeklerden birini kavramış : “Kıpırdamayın yakarım!..” diye bir nâra atarak karakoldan dışarı fırlamış.. Kör kütük sarhoşlar tığ gibi yürük gencin elbet ki peşine düşüp de yakalayacak değildir.
O dağ senin, bu dağ benim. Gündüzleri sinmiş, geceleri yürümüş; dağ, derbend, çay, dere, taş toprak düşe kalka, günler, haftalar, aylar boyunca gitmiş.
Bir gün bitik bir halde uyurken bir ayak hışırtısı ile gözlerini açınca karşısında pür silâk bir adam bulmuş. Bir haydud. İki ay kadar da onun yanında dolaşmış, öyle ki geceleri yatarken, oğlan kaçmasın diye Durudu bileğinden bir iple kendi bileğine bağlarmış. Durud bu haydudun adını bile sorup öğrenmemişdir. Yalnız Biga Dağlarında olduklarını öğrenmişdir, bir de İstanbulun adını öğrenmişdir. “Bir adam İstanbula varsa, onu kırk yıl arasalar bulamazlarmış!.
Ama İstanbul nerde?
Durud İstanbul’un yolunu, kendisini pençesine geçirmiş olan haydud onun küçük bir ayak çelmesi ile yardan yuvarlanıp öldükten sonra bulmuşdur. Kaz Dağlarından Biga Dağlarına geldiği gibi yine gündüzleri sinmiş, geceleri yürümüşdü, ama artık mevsim kış ortası idi. Yollarda yalnız çobanlara yaklaşıyor ve onlara İstanbulu soruyordu. Bir akşam nihayet Üsküdara ulaşmış ve Üsküdara yolcu getirip Yemiş İskelesine dönecek ihtiyar bir kayıkcının lutuf ve merhameti ile denizi aşmış. Ve yine o kayıkcının tarifi ile o sıralarda kahvehânesi Yemiş İskelesinde olan Ali Çamiç Ağaya gelerek sığınmış.
Kazdağlı Durudu kanadı altına alan Çamiç Ağa ilk iş olarak oğlanın adını değişdirmişdir oğlana “Ahmed” adını vermişdir. Bu isim değişikliği, bir Jandarma karakolunda tutulmuş zabıtkâğıdında hırsızlığını itiraf ile pençe nişanı bulunan bir genç için elbet ki zarurî idi.
Çamiç Ağanın İstanbuda 75 yıllık kahvecilik hayatı boyunca yanında otuz nefer oğlan çıraklık yapmışdır; kalender halk şâiri yıllarca sonra bu çırakları şânında birer manzûme yazmışdır. Durud için yazdığı da şudur :
Kaz Dağlarından kopmuş yörük dilberi Durud
Bir şebi şitâ içre kahveme itti vürud
Şöyle zeberdest fetâ mürâhik şehi hûban
Medhi şânında anın yokdur efendim hudud
Hüsün ile merdikde ayağına uşağın
Kasem ki su dökemez ne İskender ne Davud
Sirkat bühtânı ile zabtiye pençesinden
Firâr idüb dağ derbend olayazmışken haydud
Girdi kanad altına terkeyleyüb vahşeti
Sarmış iken etrâfın kahhâr âteşi Nemrud
Kılık kıyâfetini hattâ ismi şerifin
Tebdil eyledim oldu bâbı endişe mesdud
Çerâğı hüsnü ile rûşen oldu kahvemiz
Gönül tahtına Ahmed böylece itti kuud
(Çırak oluşuna Mücevher Târih)
Onaltı yaşındayken doğdu necmi ikbâli
“Kahveci Güzeldir Kazdağlı Civan Ahmed”
1290 + 16=1306 (M. 1888 — 1889)
Kahveci güzeli Ahmed şâir hâmisine üç sene kadar hizmet ettikten sonra yine onun yardımı ile Üsküdarda müstakil bir kahvehâne açmış, kendi boyundan güzel bir kızla evlenerek yuvacığını da kurmuşdur. Çamiç Ağa bu gencin hayat hikâyesini pek tatlı bağlıyor : En büyük üzüntüsü köydeki dul anacığı idi. Köyünü öğrendim, oğlana bir şey söylemeden bir gün kalkdım, Edremite gittim, oradan Kaz Dağlarına kadar uzanarak köyü ve anasını buldum. Kadıncağızı hayli hırpalamışlar, oğlun nerede saklandı diye. Aradan üç yıl geçmiş. Duruddan haber alamamış, onun güzel yüzü gözünün önüne geldikçe ağlarmış. Kadını aldım, İstanbula getirdim, Durud anasını görünce gözlerine inanamadı, önce şaşkın şaşkın, bakındı sonra... Ana ile oğulun kavuşmasını hiç bir kalem târif edemez...”.
Kazdağlı Durud
(Resim : S. Bozcalı)
Theme
Person
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM090337
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. Bozcalı
Description
Volume 9, pages 4778-4780
Note
Image: volume 9, page 4778
See Also Note
B. : Çamiç Ağa, cild 7, sayfa 3700
Theme
Person
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.