Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DİVİT, DİVİTCİLER
Medrese talebelerinin, kâtiblerin, günlük işlerinde yazı yazmak mecbûriyetinde kimselerin üzerlerinde taşıdıkları birbirine perçinlenmiş bir mürekkeb hokkası ile yazı kalemi mahfazasından müteşekkil portatif yazı takimi; Cem’i “devat” dır; zamanımızda artık hiç kullanılmayan, yeri müzeler ve antika eşyâ vitrinleri olan divit, batı icâdı olan mürekkebli kalemin îcâdından asırlarca evvel uyanık şarkın sanat ve fikir hayatında kullandığı bir âlet olmuşdur. Altundan, gümüşden, pirinçden veya bakırdan yapıla gelmiş olan divit, şeklen kabataslak küçücük bir topuzu andırır; yumru kısmı mürekkeb hokkası, sap kısmı kalem mahfazasıdır; her iki kısmı da, taşınır iken içindekilerin dökülmemesi için, kapaklıdır; kuşakda, hokka kısmı yukarıya gelmek üzere, sap (kalem mahfazası) kuşağın bir kıvrımı içine hançer gibi sokularak taşınırdı.
Hokka kısmında mürekkeb, mâdenî hokka gövdesinin içine yerleştirilmiş camdan yahud porselenden terzilerin dikiş yüksüğüne benzer kücücük, minyatür bir çanakcık içine konulurdu; bir kenarından menteşeli hokka kapağı o kadar ayarlı ve hünerli yapılır idi ki, divit ne şekilde konulursa konulsun, ne kadar sallanırsa sallansın mürekkeb dökülmez, hatta çanağından divit hokkasının içine dahi sızmazdı.
Divitin kalem mahfazası kısmı irice erkek eliyle bir karış (30 sant...
⇓ Read more...
Medrese talebelerinin, kâtiblerin, günlük işlerinde yazı yazmak mecbûriyetinde kimselerin üzerlerinde taşıdıkları birbirine perçinlenmiş bir mürekkeb hokkası ile yazı kalemi mahfazasından müteşekkil portatif yazı takimi; Cem’i “devat” dır; zamanımızda artık hiç kullanılmayan, yeri müzeler ve antika eşyâ vitrinleri olan divit, batı icâdı olan mürekkebli kalemin îcâdından asırlarca evvel uyanık şarkın sanat ve fikir hayatında kullandığı bir âlet olmuşdur. Altundan, gümüşden, pirinçden veya bakırdan yapıla gelmiş olan divit, şeklen kabataslak küçücük bir topuzu andırır; yumru kısmı mürekkeb hokkası, sap kısmı kalem mahfazasıdır; her iki kısmı da, taşınır iken içindekilerin dökülmemesi için, kapaklıdır; kuşakda, hokka kısmı yukarıya gelmek üzere, sap (kalem mahfazası) kuşağın bir kıvrımı içine hançer gibi sokularak taşınırdı.
Hokka kısmında mürekkeb, mâdenî hokka gövdesinin içine yerleştirilmiş camdan yahud porselenden terzilerin dikiş yüksüğüne benzer kücücük, minyatür bir çanakcık içine konulurdu; bir kenarından menteşeli hokka kapağı o kadar ayarlı ve hünerli yapılır idi ki, divit ne şekilde konulursa konulsun, ne kadar sallanırsa sallansın mürekkeb dökülmez, hatta çanağından divit hokkasının içine dahi sızmazdı.
Divitin kalem mahfazası kısmı irice erkek eliyle bir karış (30 santim) boyunda, 2-3 parmak yüksekliğinde ve 1 parmak eninde olurdu, içine 3 kamış kalemi rahatca alırdı, bu sapın bir ucuna perçinlenmiş hokka kısmı 2-3 parmak yükseklikde olurdu; bâzı meraklı kâtibler divitlerinin hokka kısmını azıcık büyükce yapdırır, içine iki mürekkeb çanakcığı yerleştirir, birine siyah, birine de kırmızı mürekkeb koyardı. Onsekizinci asırda yaşamış Bursalı Hüseyin Can isminde bir şâir ise içinde siyah, mâvi ve kırmızı mürekkeb bulunan üç çanaklı divit taşırdı; aşağıdaki beyit ile kit’a kendisinindir :
Üç hokka devâtında ne var dirse o şâhım
Hûni ciğerim, lâhti dilim, dûdi siyahım
*
Üç hokka devâtında didi yâr ne vardır
Didim ana ey husrevi şirin şekerleb
Zülfi siyâhın lâli lebin çeşmi kebûdin
Evsâfını tahrir içün üç türlü mürekkeb
Medrese talebeleri, softalar bıçak taşımazlardı, gizli de olsa bıçak taşıyanlar muhitlerinde hoş görülmezler, hayta gürûbundan sayılırlardı; medreselerde, sokaklarda softalar arasında dövüşmeye kadar varan kavgalarda birbirlerine kuşaklarından divitlerini çekip saldırırlardı ki, bu gibi hallerde divit, yukarda târif ettiğimiz şekli ile küçük bir topuz işi görürdü; tehlikeli bir silâh olurdu.
Onyedinci asır ortasında yaşamış büyük muharrir Evliyâ Çelebi meşhur seyyahatnâmesinin birinci cildinde İstanbul esnafına tahsis ettiği yapraklar arasında divit yapıcı sanatkârları “sarı pirinç borucular”, “tenekeciler” le beraber zikrederek şunları yazıyor :
“Divitci esnafın peygamberimiz zamanındaki pirleri Ebû Hâfi adında bir kuyumcu olub sarı pirinçden bir divit yaparak Hazreti Resüle takdim etmiş, Fahrimevcûdat da o diviti vahi kâtibi olan Muaviyeye vermişdir; Ebû Hâfînin beline peştemalını Selman bağladı, Kabri Yemendedir. İstanbulda divitci esnafının dükkânları hep Bayazıdda Kâğıdcılar içindedir. (Zamanımızda) ileri gelenleri Kuloğlu Mustafa Çelebidir ki üç kollu (Kalem mahfazasına mahsus sapı üç gözlü) ve kapaklı sandık gibi gümüş ve pirinç divitler yapar, sâde 100 kuruş kâr hakkı alırdı. Esnaf-Ordu alayında bunlarda arabalar üzerine kurdukları dükkânlarını divitlerle tezyin idüb geçerler”.
Antikacı merhum Nureddin Rüşdü Büngül “Eski Eserler Ansiklopedisi” isimli eserinde “Divit” maddesinde şunları yazıyor : “Gümüşden, bakırdan yapılanları arasında çok kıymetlileri vardır. Bakır ve pirinç divitlerin içinde Kanbur Ahmed Ustanın, gümüş divitler içinde de Mehmet Ustanın, Rûmî’nin Fenni’nin Abdüllâtif Recâinin divitleri nam almışdır. İki üç asır evvel gelib geçmiş bu ustaların yâdigârları hâlâ ellerimizdedir. Kanbur Ahmedin bir bakır diviti 100 lira (1939 piyasası), Mehmed Usta ile Rûmî’nin divitlerinin dirhemi de 60-80 kuruş, diğerlerinin dirhemleri 25-30 kuruş eder. Medreseliler arasında Mehmed Ustanın divitini kullananlar kadıasker olurmuş diye bir rivâyet varmış; bundan ötürüdür ki Mehmed Usta pek çok divit yapmışdır; bu divitler 200-300 dirhem kadar gelirler (müellifin yukarda tesbit ettiği kiymete göre 160-240 lira). Bir defa Genc Osmanın turasını hâvi parmak kalınlığında birbirine rabtedilmiş üç borulu ve her üç kalemliği ayrı ayrı kapaklı ve fevkalâde işlenmiş ve cıva yaldızı ile süslenmiş 90 dirhemlik bir gümüş diviti 100 liraya bir ingilize satmışdım; bilmeyerek memleketimizden giden böyle emsâli bulunmayan bir divite hâlâ müessifim”.
Kibar ve rical bir yere gittiklerinde yanlarında diviti ile beraber bir kâtib götürürlerdi ki adına “divitdar” denilirdi, bu unvan bazı kimselere lakab olarak da kalmışdır; divitdarları divit yapıcı ve satıcı esnaf ile karışdırmamalıdır.
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM090028
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 9, page 4627-4628
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.