Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DÎVÂNI HÜMÂYUN
Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan XIX. asır ortalarına, Tanzimât denilen devre kadar bir mutlakiyeti mutlaka, son istibdad ile idâre edildi; memleket pâdişahın mülkü, halkpâdişahın kulu bilindi; pâdişahın iki dudağının arasından çıkacak bir emre bağlı idi; dilediği anda istediği kimseyi idam ettirir, dilediği kimsenin malı musadere olunurdu; bu cinâyetler ve gasıplar hükümdarın meşru hakkı bilinirdi (B.: Pâdişah).
İşte bu devirde Osmanlı İmparatorluğunu pâdişah adına idâre eden müessese “Dîvanı Hümâyun” adını taşımışdır.
Dîvânı Hümâyunu reisi Pâdişah idi. Fakat Fâtih Sultan Mehmedden itibâren pâdişahlar bu vazîfelerini mutlak salâhiyetli vekilleri olan Sadırâzam’a bırakmışlar idi. Dîvânı Hümâyun pâdişahın vekili sıfatı ile sadırâzamın riyâsetinde toplanırdı.
Dîvânı Hümâyunun toplanma yeri İstanbulda Topkapusu Sarayında İkinci Avluda Kubbealtı denilen bir dâire idi, Kubbealtı yanyana iki salondan mürekkeb olub birinci salon Dîvan Salonu ,ikinci salon da Dîvânı Hümâyun Kalemi (Dîvânı Hümâyun bürosu idi, bu iki salon bir yarım duvarla ayrılmışdı, Dîvan erkânı kalemi görür, kalem efendileri, kâtibleri de Dîvan konuşmalarını tâkib ederlerdi; bu iki salonun yanında sadırazamlara mahsus bir oda vardı (B.: Kubbealtı).
Kubbealtında toplanan Dîvânı Hümayuna nisbetle sarayda İkinci Avluya...
⇓ Read more...
Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan XIX. asır ortalarına, Tanzimât denilen devre kadar bir mutlakiyeti mutlaka, son istibdad ile idâre edildi; memleket pâdişahın mülkü, halkpâdişahın kulu bilindi; pâdişahın iki dudağının arasından çıkacak bir emre bağlı idi; dilediği anda istediği kimseyi idam ettirir, dilediği kimsenin malı musadere olunurdu; bu cinâyetler ve gasıplar hükümdarın meşru hakkı bilinirdi (B.: Pâdişah).
İşte bu devirde Osmanlı İmparatorluğunu pâdişah adına idâre eden müessese “Dîvanı Hümâyun” adını taşımışdır.
Dîvânı Hümâyunu reisi Pâdişah idi. Fakat Fâtih Sultan Mehmedden itibâren pâdişahlar bu vazîfelerini mutlak salâhiyetli vekilleri olan Sadırâzam’a bırakmışlar idi. Dîvânı Hümâyun pâdişahın vekili sıfatı ile sadırâzamın riyâsetinde toplanırdı.
Dîvânı Hümâyunun toplanma yeri İstanbulda Topkapusu Sarayında İkinci Avluda Kubbealtı denilen bir dâire idi, Kubbealtı yanyana iki salondan mürekkeb olub birinci salon Dîvan Salonu ,ikinci salon da Dîvânı Hümâyun Kalemi (Dîvânı Hümâyun bürosu idi, bu iki salon bir yarım duvarla ayrılmışdı, Dîvan erkânı kalemi görür, kalem efendileri, kâtibleri de Dîvan konuşmalarını tâkib ederlerdi; bu iki salonun yanında sadırazamlara mahsus bir oda vardı (B.: Kubbealtı).
Kubbealtında toplanan Dîvânı Hümayuna nisbetle sarayda İkinci Avluya “Dîvan Meydanı” adı da verilmişdir.
Pâdişahlar Dîvan müzâkerelerini riyâset makaamının üstüne rastlayan kafesli bir pencereden tâkib etmişlerdir; bu pencereye de “Kafes” denilirdi. Dîvânı Hümâyun sadırâzamın riyâsetinde toplandı mı, pâdişah kafesin arkasında farz edilirdi. Belki bulunmaya bilirdi, o husus Dîvânı ilgilendirmezdi.
Pâdişah Dîvan müzâkerelerine müdahale etmek istediğinde kafese eliyle vurur, müzâkere tâtil edilir, pâdişahın emri, fermanı beklenirdi.
Dîvânı Hümâyunu kuran devlet erkânı şu zatlerden mürekkebdi :
1. Sadırâzam; Dîvânın reisi (zamanımızın teşkilâtına uydurmak istersek Başbakan, Sadırâzam kâhyası unvanı taşıyan en yakın yardımcısına da görevleri dolayısı ile İç İşleri Bakanı diyebiliriz, şu kadar ki sadırâzam kâhyası Dîvan Âzâsı değildi).
2. Rumeli Kadıaskeri ve Anadolu Kadıaskeri Efendiler; (İlmiyeden, sarıklı hoca sınıfından iki büyük şeriat, din, hukuk adamı, çift Adliye Bakanı yerinde idiler, aynı zamanda Temyiz Mahkemesi ile Devlet Şûrâsının, Danıştayın işini görürlerdi; bu bakımdan bâzen Dîvânı Hümâyun bir Yüksek Mahkeme olurdu).
3. Altı Vezir; (İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci vezir ünvanlarını taşıyan bu paşalar zamanımızın tabiri ile Devlet Bakanları idiler. Tecrübeli, kiymetli vâliler, kumandanlar arasından seçilirlerdi. Mühim meseleler bunlardan birinin tedkikine verilir, o da meseleyi inceler ,gereken soruşdurmaları yapar, işin hakikatini meydana çıkarır, bir karara bağlanmak üzere Dîvâna arz ederdi. Eğer önceden bir başkası hazırlanmamış ise, sadırâzam ayrıldığında ikinci vezir sadırâzam olurdu).
4. Nişancı Efendi; (Tapu Bakanı; fermanlara, beratlara pâdişahın turasını çeken bakan).
5. Baş Defterdar; (Mâliye Bakanı, bazan bir defterdar efendi olurdu, vezir rütbesinde ise bir defterdar paşa olurdu).
6. Reisülküttab Efendi; (Dîvânı Hümâyun Kaleminin âmiri, Sîvan Bakanı, Dış İşleri Bakanı).
7. Kaptan Paşa; (Bahriye Bakanı, Donanmayı temsil ederdi).
8. Yeniçeri Ağası; (Millî Savunma Bakanı, Harbiye Bakanı diyebilir, kara ordusunu temsil ederdi).
Dîvânı Hümâyun haftada bir gün salı sabahı toplanırdı; o gün Sadırâzam ve diğer bütün Dîvan âzaları sabah namazını Ayasofya Camiinde kılarlar, namazdan sonra topluca Saraya gidilir ve Kubbealtında divan çavuşları tarafından karşılanarak toplantıya başlardı. Toplantı öğleye kadar sürerdi. Öğle yemeği sarayda yenilir, öğleden sonra ve haftanın diğer günleri dîvan âzaları devlet işleriyle kendi konaklarında meşgul olurlardı. Dîvânı Hümâyun fevkalâde hallerde ancak pâdişahın dâvetiyle haftanın herhangi bir gününde de toplanabilirdi. Harb zamanlarında da toplantı günleri perşenbenin ilâvesiyle haftada iki güne çıkarılırdı.
Dîvân kararlarını tebliğ, bâzı ahvalde bu kararları hem tebliğ hem de infaz eden memurlar “Dîvânı Hümâyun Çavuşları” adını taşırdı, başlarında “Çavuşbaşı Ağa” unvanı ile bir zâbitleri vardı, Çavuşbaşılık tahsisatı dolgun büyük memuriyet idi, emrinde çavuşlardan başka “Büyük Tezkireci” ve “Küçük Tezkireci” ünvanları ile iki kâtib vardı, bu tezkireci efendiler Dîvan müzâkerelerinin zabit kâtibliğini yaparlardı.
Dîvânı Hümâyun, geleneklere dayanan tantanalı merâsimle toplanır, dağılırdı. Sabah namazını Ayasofyada kılan Dîvan âzâları Bâbıhümâyun önünden Kubbealtına kadar merâsim üniformalarını giymiş ve başlarında zâbitleriyle Yeniçeri, Kapukulu Sipâhisi, Cebeci, Topcu, Kalyoncu kıtaları tarafından karşılanırdı.
Ortakapudan (Bâbüsselâm’dan) ikinci Avluya girilip Kubbealtına doğru gidilirken yolun kenarına dikilmiş “Selâm Taşları” denilen işâret taşlarına gelinince, ilerde görünen Bâbüsseâdeye karşı dönülür ve pâdişahın ikaametgâhını temsil eden bu kapu hürmetle eğilerek selâmlanırdı (B.: Bâbıhümâyun, cild 4, sayfa 1765; Bâbüsselâm, cild 4, sayfa 1777; Bâbüsseâde, cild 4, sayfa 1774).
Protokol îcâbı Sadırâzam kendisine tahsis edilmiş odada azıcık istirahat eder ve toplantı salonuna biraz geçce gelirdi, kendisini bekleyen dîvan erkânı, mevsimine göre buzlu şerbetler, baharlı sıcak kış şerbetleri, mâcunlar ikram edilerek ağırlanırlardı. Sadırâzam Dîvan erkânı tarafından kapu önünden karşılanırdı, ve Sadırazam da onları: “Sabahınız hayrola!.” diyerek selâmlardı.
Kubbealtının önündeki geniş saçaklı taşlıkda bir hâfız “Sûrei Feth”i okur, sonra büyük rütbeli yeniçeri zâbitlerinden “Çadır Mehterbaşısı Ağa” elinde bir tas yeniçeri çorbası ve bir parça yeniçeri fodlası ile gelir, Sadırâzam ve Dîvan erkânı bu çorbadan birer ikişer kaşık içerler, fodladan da birer lokma koparıp yerlerdi. Sonra Sadırâzam ,sarayda pişirilmiş olan bu çorbanın, saraya gelmiş olan askerlere dağıtılmasını emrederdi. Başda yeniçeriler gelmek üzere, askerin Dîvân günü sarayda çorba içmesi padişaha ve hükûmete karşı sadâkat ve itaatine alâmet sayılırdı. Eğer çorba içilmezse, bir ihtilâl fırtınasının kopacağı, hiç olmazsa bir kaç devletlinin başı isteneceği anlaşılır, herkesi bir dehşet kaplardı. Bâzan da entrikacı sadırâzamlar yeniçerileri el altından çorba içmeye teşvik ederler, bu suretle makamı için rakib telâkki ettiği kimsenin îdam fermanının pâdişahdan almaya çalışırdı.
Kapukulu Askerinin “Ulüfe” adı altında verilen ücretleri de bu iş için sureti mahsusada toplanmış Dîvânı Hümâyunda dağıtılırdı.
Dîvânı Hümâyun Kaleminin (Bürosunun) âmiri olan Reisülküttab Efendi, on yedinci asır ortalarına kadar, vazîfesi îcâbı Dîvânı Hümâyun müzâkerelerini tâkib eder, Dîvânın âzâsı bulunan Nişancı Efendinin emrinde bir büyük memur idi; on yedinci asır ortasından sonradır ki Dîvânın, devlet işleri üzerinde fikirlerini beyan eden âzâları arasına alındı.
Dîvânı Hümâyun Kaleminde hepsi seçkin sîmâlar olarak yirmi beş kâtib var idi. Bunlar, Dîvânı Hümâyuna gelen evrâkın ve Dîvandan çıkan kararların, ferman ve beratların suretlerini kütük defterlerine kaydederlerdi. Zamanımıza kadar dikkatle saklanmış olan bu defterler, bugün Osmanlı, İmparatorluğu tarihini gereği gibi aydınlatan milyonlarca vesîkayı ihtivâ eden kiymetine baha biçilmez bir hazînedir.
Dîvânı Hümâyun kâtiblerine “Hâcegânı Dîvânı Hümâyun” denilirdi; en kıdemlisi “Tezkireci Efendi” unvânını taşırdı, Reisülküttablık makaamı boşalınca ekseriyâ Tezkireci Efendi Reisülküttab olurdu.
Dîvâna gelen evrâkı ve istidâları, dilekçeleri Dîvanda Reisülküttab Efendi okur, Dîvan kararlarının müsveddelerini de o kaleme alırdı, müsvedde metni Dîvânın tasvibinden geçdikden sonra kâtiblere yazdırılır, bir sureti kütük defterine geçirildikten sonra kime, nereye yollanacak ise götürecek olan Dîvan Çavuşlarından birine verilirdi, kütük defterine “Falana Verildi” diye götüren çavuşun adı da kaydedilirdi.
Önce de kaydetmişdik, Dîvandan çıkan her emir, ferman, berat pâdişahın ağzından yazılırdı.
Yabancı devlet elçileri Osmanlı İmparatorluğu ile Dîvanı Hümâyunda temas ederlerdi. Dîvânı Hümâyunda muhtelif yabancı diller bilen lüzumu kadar tercüman vardı, bunlara da Dîvânı Hümâyun Tercümanları denilirdi, Ondokuzuncu Asra gelinceye kadar hepsi gayri müslim idi, bilhassa İstanbul Haliç Fenerinde oturan rum beyzâdelerinden idiler. En kıdemlileri, sadâkatine güvenileni Dîvânı Hümâyun Baştercümanı unvanını taşırdı. Dîvan tercümanları da kâtibler gibi Reisülküttab Efendinin emrinde idiler. Yabancı bir devlet elçisi İstanbula geldiğinde, Dîvanca tesbit edilen bir günde Dîvâna gelir, evvelâ Reisülküttab Efendiyi görür, ilk temâsını onun ile yapar, sadırâzamın huzuruna onun delâletiyle çıkardı. Eğer elçi ile herhangi bir mesele müzâkere veya münakaşa edilecekse o müzâkere ve münakaşayı da önce Reisülküttab Efendi ile yapardı ve neticesi Dîvâna arz edilirdi. Bu bakımdandır ki Reisülküttab Efendilere Osmanlı İmparatorluğunun eski devlet teşkilâtında Dış İşleri Bakanı idi demek hatâlı olmaz. Harblerden sonra mütâkere ve sulh müzâkerelerine de Dîvânı Hümâyunun âmiri olan Reisülküttab Efendiler memur olurlardı.
Dîvânı Hümâyun kâtiblerinin hepsi, yüz yıllar boyunca, devirlerinin en seçkin hattatları ve münşîleri, ifâdesi zamanınca en makbul kalem sâhibleri ola gelmişler idi.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM090019
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 9, page 4619-4621
See Also Note
B.: Pâdişah; B.: Kubbealtı; B.: Bâbıhümâyun, cild 4, sayfa 1765; Bâbüsselâm, cild 4, sayfa 1777; Bâbüsseâde, cild 4, sayfa 1774
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.