Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇİÇEK, ÇİÇEKÇİLİK, ÇİÇEKÇİLER
Çiçek, Türk şiirinde müstesnâ bir yer tutar. Türklerin çiçeğe karşı gösterdikleri düşkünlük, türk ruhunun zarif asâlet ve necâbetinin en beliğ bir şâhididir. Kumaşlarımızda, halılarımızda, çinilerimizde, tahta ve bakır işçileriklerimizde, çiçek, umumiyetle hemen yegâne tezyin örneği olmuşdur. En mütevazi Türk evinin bahçesinde birkaç tahta çiçek, penceresinde üç beş saksı bulunmuşdur.
Millî kütüphânemizde geçer asırlardaki Türk çiçekçiliğine dair kıymetli eserler vardır. Bir kaçını şöylece gözden geçirelim:
Tabib Mehmed Aşkî’nin “Lâle İsimleri adındaki eseri, on sekizinci asırda Lâle Devrinin kıymetli bir vesikasıdır. Lâle isimleri alfabetik tanzim edilip yazılmışdır; ve her çiçeğin yanında onu elde eden çiçek meraklısının da adı yazılıdır. Bizim gördüğümüz el yazması nüshada, sonradan ilâve edilenlerle beraber 1350 lâle adı vardır. Yalnız Tabak Ata isminde bir Lâle meraklısı 401 lâle çeşidi elde etmiştir. Devrin meşhur lâlecileri olarak başta Şeyhülislâm Veli Efendi, Aşir Efendi, İzzet Ali Paşa, Sait Mehmet Paşa, Şeyh Mehmed Lâlezâri, Kaptan Tanbûrî Paşa, Üsküdarlı Baltacı Zade Mustafa Çelebi, Eyüblü Feyzullah Ağa, Lüleci Hacı Mustafa Çelebi, Beşiktaşlı İbrahim Ağa, Hakkâk İbrahim Çelebi, Tabak Ata, Kasımpaşalı Emin Ağa, Eyüblü Salih Ağa, Üsküdarlı Ağaçayak İsmail, Lâtif Ağa Zâd...
⇓ Read more...
Çiçek, Türk şiirinde müstesnâ bir yer tutar. Türklerin çiçeğe karşı gösterdikleri düşkünlük, türk ruhunun zarif asâlet ve necâbetinin en beliğ bir şâhididir. Kumaşlarımızda, halılarımızda, çinilerimizde, tahta ve bakır işçileriklerimizde, çiçek, umumiyetle hemen yegâne tezyin örneği olmuşdur. En mütevazi Türk evinin bahçesinde birkaç tahta çiçek, penceresinde üç beş saksı bulunmuşdur.
Millî kütüphânemizde geçer asırlardaki Türk çiçekçiliğine dair kıymetli eserler vardır. Bir kaçını şöylece gözden geçirelim:
Tabib Mehmed Aşkî’nin “Lâle İsimleri adındaki eseri, on sekizinci asırda Lâle Devrinin kıymetli bir vesikasıdır. Lâle isimleri alfabetik tanzim edilip yazılmışdır; ve her çiçeğin yanında onu elde eden çiçek meraklısının da adı yazılıdır. Bizim gördüğümüz el yazması nüshada, sonradan ilâve edilenlerle beraber 1350 lâle adı vardır. Yalnız Tabak Ata isminde bir Lâle meraklısı 401 lâle çeşidi elde etmiştir. Devrin meşhur lâlecileri olarak başta Şeyhülislâm Veli Efendi, Aşir Efendi, İzzet Ali Paşa, Sait Mehmet Paşa, Şeyh Mehmed Lâlezâri, Kaptan Tanbûrî Paşa, Üsküdarlı Baltacı Zade Mustafa Çelebi, Eyüblü Feyzullah Ağa, Lüleci Hacı Mustafa Çelebi, Beşiktaşlı İbrahim Ağa, Hakkâk İbrahim Çelebi, Tabak Ata, Kasımpaşalı Emin Ağa, Eyüblü Salih Ağa, Üsküdarlı Ağaçayak İsmail, Lâtif Ağa Zâde İsmail Ağa ve ilâh... gelmek üzere 124 kişinin ismi yazılıdır.
Lâleler, renklerine, nakışlarına, oyalarına göre isim alırdı: Necmi çemen (Çimen yıldızı), Mevci Elmas (Elmas dalgası), Lâ’li muzab (Erimiş yakut; erimiş dudak), Fevvarei Nûr (Nur fıskiyesi), Dâmeni dür (İnci eteği)...
Sadrıâzâm Nevşehirli İbrahim Paşanın çuhadarı Taşovalı Mustafa Ağanın elde ettiği “Mahbubu zaman” adındaki lâlenin soğanı tam 1000 altına satılmıştı; bu, mor fitilli gül penbe beyaz bir lâle idi. Bu nâdide çiçeğe benziyen sarı fitilli gül penbe beyaz bir lâleye de “Güli İrem” adı verilmişti. Bilâhare mahbub lâlenin soğanı kaybolmuş, mor fitilli başka bir lâleye “Mahbubu Sâni” adı konmuştu. Fakat Hicrî 1190 da Tabak Ata tarafından tekrar bulunmuş, bu sefer de “Mahbubu Atâ” denilmişdi.
Mehmed Aşkî’nin “Lâle İsimleri” tarih ve çiçek meraklıları kadar, ressamlarımızı da meşgul edecek kıymetli bir vesikadır.
Türk çiçekçiliğinin diğer kıymetli kaynaklarından biri, Ahmed Kâmilin “Lâle Risâlesi” dir. Müellif eserini. Birinci Mahmud zamanında Mustafa Paşa sadaretinde kaleme almıştır. Evvelâ lâleyi tarif ve metheder. Sonra şöhretinin sebebini anlatır:
“Hüdai Aziz Mahmad Efendinin bir müridi lâle meraklısıdır. Bu müridin tesiri ile Mahmud Efendi de lâleye merak sarar. Nihavet bu merak, bütün İstanbul halkına sirâyet eder. Bu sûretle İstanbulda lâle merâkı Lâle devrinden bir asır kadar evvel başlamış oluyor. Nitekim 1370 ihtilâli Üçüncü Ahmed saltanatını yıkdığı. Saadâbâd kasırları yer ile bir tahrib edildiği halde lâle merakı devam etmiştir. Birinci Mahmud zamanında da lâle, güzide bir çiçek olarak itina ile yetiştirildi. Yeni bir çeşit elde etmek, lâlelere zarifâne ad koymak, heyecanlı ve tatlı bir meşgale teşkil oldu. Ahmed Kâmilin risâlesinde de, 558 lâle meraklısının adı vardır. Yalnız lâle üzerinde durmıyarak, alelûmum Türk çiçeklerinin isimlerinden bahseden diğer kıymetli vesikalar arasında Rüştü zâde Remzi ile Şehremini camii hatibi Ubeydullah Efendilerin çiçekçi tezkkirelerini zikretmek lâzımdır. Bilhassa Ubeydullah Efendinin “Tezkerei Şükûfeciyan” ı, büyük Türk âlimi Kâtib Çelebinin de devrinin meşhur çiçekçilerinden biri olduğunu göstermek bakımından fevkalâde kıymetlidir. Hicrî 1110 senesinde (m. 1698 - 1699) kaleme alınmış bu eserden bu kıymetli kaydı aynen alıyoruz:
“Hacı Halife – Küttab zümresinden olub bir katmer salkımlı mavi sünbülü vardır; 1074 de vefat etmiştir.”
Bugün, ne kadar yazıktır ki, Türk çiçekçiliti ölü bir halde bulunuyor: Yeni Cami arkasındaki İstanbul Çiçekpazarı iç sızlatacak kadar yoksuldur. On sekizinci asırda Türkiyede saltanat sürmüş olan lâlenin vatanı olarak bugün Hollanda gösteriliyor. Halbuki, avrupalılar, bu çiçeği, hâlâ eski bir türk adına nisbetle anmaktadır. Düz beyaz lâlelerden birinin adı “Dülbend lâle” idi; avrupalılar, iş bu “dülbend” kelimesini kendi ağızlarına göre bozarak lâleye Tülib demişlerdir.
Çiçek, bir medeniyet, ruh yüksekliği miyarıdır. Bundan ötürüdür ki, çiçekçiler arasından kaatil ve hırsız çıkmaz.
Bizce, İstanbul belediyesi nadide bir çiçek yetiştirecek bahcivanlar arasında her yıl bir müsabaka açmalıdır.
Tarihi çok parlak bir Türk çiçekçiliğini eski parlak mevkiine çıkarmak bir vatan borcudur. Bugün, bahçelerimizde “erimiş yakut” ların, elmas dalgalarının, inci eteklerinin yerinde “Jan-Mari”, “Eklips Poreal” gibi yabancı isimler saltanat sürüyor.
Eski Türk çiçekcileri bilhassa tohumculuğa ehemmiyet verirler idi; zerrin, sünbül ve lâle gibi soğanlı çiçeklerde dahi, yeni bulunan bir soğanı kaybetmemek, ve üretmek endişesinin yanında tohumdan yeni çeşitler elde etmek gayreti çok daha baskındı.
Muallim M. Cevdet merhum son meşhur çiçekçiler, amatör çiçek meraklıları hakkında şunları yazıyor:
“Yüz üç yaşında vefat eden Müşir Fuad Paşadan ve doksan yaşına kadar yaşayan Balıkhâne Nâzırı Ali Riza Bey merhumlardan öğrendiğime göre Koca Hüsrev Paşa,Kıbrıslı Mehmed Paşa, Şeyhülislâm Arif Hikmet Bey, Hidiv İsmail Paşa, Mısırlı Kâmil Paşa ve Prenses Zeyneb Hanımefendinin bağçeleri yüzlerce, binlerce, çiçeklerin sergisi imiş. Pek değerli çiçek mütehassısları dolgun maaşlar alarak bu bağçeleri tanzim ederlermiş.
İstanbul civârında sur dışında, Boğaz içinde Üsküdarda gaayet büyük ve meşhur çiçek bağçeleri vardı. Bir kısım çiçekçiler işlerini bir çeşid üzerinde ihtisasa dökmüşlerdi, meselâ sâdece gül ve sünbül, karanfil, fulya yetiştirirlerdi; bağçeler de sahiblerinin isimleriyle beraber, meselâ: “falanın gül bağçesi, karanfil bağçesi, fulya bağçesi, manolya bağçesi” diye anılırdı. Bu bağçeler sâhiblerine iki türlü gelir temin ederdi, bir yandan yetiştirilen nâdide çiçekler İstanbul ve Beyoğlu çiçek pazarlarına sevkedilir, bir yandan da bağçeler teferrüce çıkan İstanbul halkına bir mesire olarak açık bulundurulurdu. Bu arada bilhassa yer ve ağyar gözünden ırak sevişmek isteyen çiftler çiçek bağçelerine giderlerdi. Meyhânelerde dolaşarak altın adını bakıra çıkarmak ve dile düşmekden çekinen nevcivanlar da çiçek bağçelerinde kurulan işret sofralarına iltifat eder, giderlerdi. Bundan ötürüdür ki, askerî rüşdiyeler ve idâdilerle Dârüşşefaka talebelerinin tatil günlerinde çiçek bağçelerine, velev ki kendi arkadaşları ile gitmeleri şiddetle yasak edilmişti.
Münir Süleyman Çapanoğlu bize verdiği notlarda çiçekçiler üzerine şunları yazıyor:
“Cumhuriyet devrinden önce, asrımız başlarında düğünlere çiçek, sepet ve buketleri, cenâzelere de çelenk götürmek, göndermek âdeti yok idi, ama müslüman türk toplum hayatında çiçeğin fevkalâde bir itibârı vardı; bağçesiz evlerde bile pencere içleri, balkonlar karanfil, gül, sardunya, küpe çiçeği, fesleğen saksıları ile bezenmiş olurdu. Sibyan mekteplerinde çocuklar her sabah hocalarına, kalfalarına bir küçük demet çiçek götürürlerdi; hasta dostlara gayet zarif çiçek şişeleri içinde bir güzel karanfil, zerrin gönderilerek hal ve hatır sorulurdu.
“Toplum hayatında günlük çiçek istihlâki hiç şüphesiz ki zamanımızda olduğu kadar yaygın değildi. Çiçekçi dükkânları mahdud idi ve ancak mevsimlik ticâret konusuydu. Köprünün Haydarpaşa - Kadıköy İskelesinde, Anadolu ve Rumeli yakası Boğaz iskelelerinde bir de Eminönün’de Köprübaşında tahsildar kulübesinin arkasında sergi - dükkâncıklarda satılırdı. Her semtte çiçek satıcılığı istisnâsız tulumbacıların elinde idi. Dükkân - sergi sermâyesini semtin sandık reisi koyardı, çığırtkan satıcısı da muhakkak uçarı bir şehbaz delikanlı yahud bir pırpırı mürâhik oğlan olurdu. Patron gaayet temiz giyinir ve dükkân önüne atılmış bir iskemlede oturur, çıgarasını, kahvesini içerdi; geçerken uğramış hatırlı kimselere ikramlarda bulunurdu. Çığırtkan delikanlılar, oğlanlar ise muhakkak yalın ayak dolaşırlardı; karaya çalan koyu güvez fes kaşlar üstüne düşmüş, şakaklar zülüflü, sağ kulak ardına muhakkak bir gül goncası veya bir karanfil iliştirilmiş, sırtında allı pullu basma mintan, belinde kırmızı Girid kuşağı, yelek düğmeleri muhakkak çözük, incik kemikleri görünür de baldırlar görünmez. Ticaret metâı çiçek olduğuna göre çığırtkanın da kaş ve göz nakşının ve el ayak kesiminin güzelliğine, düzgünlüğüne dikkat edilirdi ve her dükkân-serginin münâsib bir yerine çiçek üzerine bir levha bulundurmak da âdet gibiydi, meselâ:
Ehli bezme çekdirir zerrin kadehler intizâr
Cur’ai meyden midir Sâki bu rengi lâlezar!
*
Ol goncei serbest sabah olsun uyansın
Âyinei mül gül yüzünü görsün utansın!
*
“Ada vapurlarında da mevsiminde manolya ve mimoza satan rum delikanlılarını, şıkırdım oğlanlarını unutmamalıdır...”
“Hezliyyâtı Raşid Efendi” isimli yazma bir risâlede bir çiçekçi bağçıvan güzeli şânında iki fıkra vardır:
“Petro dirler idi, Yedikule dışında bağçıvanın oğlu gaayetle dilber mürâhik tâze civan idi; şehrimizin kibar ve ricâli bağçede iş vardır diye dâvet iderler ve ol rûmî fetânın türlü türlü cilveli dilbazlıkların ile saflanırlardı. Bedestânî Mehmed Beyefendi ki Tavukçu Mehmed Bey diye mülâkkabdır, Âşir Mollaya bir nâdîde sünbül soğanı ile bir gül fidanı gönderir; bu Petro civan eliyle, Raşid Efendi merhum o gün Molla Beyin bağçesinde imiş, bu ebyâtı söyler:
Görüb Tavukcu Mehmedin yeni açmış sünbülünü
Unutmuşdur sandım bağçıvan güzeli kâkülünü
Süzme ayak, gümüş baldır, âyîne sînei pâki
Koydum çiçeğin adını ben de “Nevcivan Petrâki”
*
Çiçekçi güzeli Samurkaş Petri
Gül üstünde şebnem muattar teri
Reşk ider kâküle sünbül benefşe
Âferin kim ise kesen berberi
Getirmiş Mollaya bir gül fidânı
Kendi gülden güzel urum püseri
Pâ bürehne şehbaz gümüş topuklu
Levendâne yürür ditretir yeri.
Bu satırların yazıldığı 1964 de İstanbul çiçekçileri “Köklü çiçek ve tohum üzerine iş yapanlar” ve “Kesilmiş sap üstünde çiçek satanlar” olmak üzere iki kısma ayrılmış bulunuyordu, köklü çiçek ve tohumculuk ile meşgul olanlar binden fazla olub bir “Çiçekçiler Derneği” kurmuşlardır; içlerinde yarım asırdanberi çiçekçilik yapanlar vardır (B.: Çiçek Pazarı ve Çiçek Pazarı Çiçekçileri, Çiçekçiler Derneği); kesilmiş çiçek satıcılarının toptan çiçek satışı işlerini gören, müzâyedeleri yaptıran bir Çiçekçiler Kooperatifi vardır, kesilmiş çiçek satan mağazaların sâhibleri bu kooperatif üyesidirler; onların sayısı da bine yaklaşır. Kesik çiçek müzâyedeleri haftada üç gün, pazartesi, çarşanba ve Cuma günleri kooperatifin bulunduğu Beyoğlunda Suriye Pasağında yapılır.
Nâdide, bahalı çiçekler yetiştiren bağçıvan çiçekçilerin en namlıları 1964 yılında yedi kişi idi ki, yedisi de bulgar idi ve bunlardan Nikoli, Kiryas, Mıtko, İli, Vangel ve Lüben’in bağçeleri Kasımpaşada Büyükpiyâlede, Vasilin bağçesi de Boğaziçinde Ortaköyde idi. 1961 yılında basılmış İstanbul şehri telefon rehberinde isim ve adresleri bulunan çiçekçi mağazaları şunlardır:
Anna Kukula, İlkbahar Çiçek Evi, Beoğlu, Emirnevruc çıkmazı;
Ar Çiçek Evi, Beyazıd, Yeniçeriler Caddesi 69;
Athanasatos Yani, Cumhuriyet Caddesi, 127;
Baysal Mevlud, Beyoğlu, Mis Sokağı, 1;
Bozok Muzaffer, Teşvikiye Caddesi, 166;
Çiçekçi Fotis, Halâskârgazi Caddesi, 296;
Çiçekçilik İtihsal ve Satış Kooperatifi Şirketi, İstiklâl Caddesi, 348;
Demiriz Ziya, Gümüşsuyu Caddesi, 26;
Fidan Çiçekevi, Beyoğlu, Saidpaşa Geçidi, 10.
Fulya Çiçek Evi, Kadıköy Mühürdar Caddesi, 28;
Güdenyan Artin, Beyazıd Yeniçeriler Caddesi, 69;
Gül Çiçek Evi, Halâskrârgazi Caddesi, 196;
Hamamciyan Aris, Nişantaşı, Mim Kemal Öke Caddesi, 19;
Helvacıoğlu Salâhaddin, Taksim Çiçek Evi, Sıraselviler Caddesi, 5;
Jirayr Çiçek Evi, Meşrutiyet Caddesi
Kaderini Niko, Beyoğlu, Sahne Sokak, 15;
Kamelya Çiçek Evi, Teşvikiye Caddesi, 174;
Lotüs Çiçek Mağazası, Halâskârgazi Caddesi, 137;
Mari Çiçek Evi, İstiklâl Caddesi, 396;
Mihailidu Glikeria, İstiklâl Caddesi, 360;
Milinski İvan, Beyoğlu, Hristaki Pasajı, 3
Okul Mehmed, Beyoğlu, Balo Sokağı, 17;
Park Çiçek Evi, Kadıköy, Muvakkithâne Cd. 20;
Parsehyan Aşot, Halâskârgazi Caddesi, 243;
Sabuncakis Yorgi Çiçek Evi, İstiklâl Caddesi, 239;
Sapuncakis Koço, İstikâl Caddesi, 304;
Sadıkoğlu Sadık, Halâskârgazi Caddesi, 137;
Sanoyan Haygaran; Çarşıkapı Yeniçeriler Caddesi, 109;
Selyi Serkis ve şeriki, İstiklâl Caddesi,
Sezgin Nebahat ve Şevket, Teşvikiye Caddesi, 174;
Şehir Çiçek Evi, İstiklâl Caddesi, 237;
Tilkioğlu Andon, Beyoğlu, Sahne Sokağı, 6;
Viyolet Çiçek Evi, Teşvikiye Caddesi, 145;
Bunlar telefona sâhib olan mağazalardır; iki misli olarak telefonsuz çiçekçi mağazaları ve bir o kadar da seyyar çiçekçiler ilâve edilse büyük İstanbul için yine azımsanır.
Türk çiçekçiliği bir inhitat devrindedir. Çiçekçiliği ihya yolunda ihdas edilmiş Bahar ve Çiçek Bayramı da bir kaç yıldanberi tavsamış, unutulmuşdur.
İkinci Abdülhamid devri sonları ile meşrutiyet devrinde İstanbulun şık beyleri, gençleri, yaz ve kış, yıl boyunca her gün yakalarına bir çiçek takarlardı; hâlen bu güzel süs unutulmuş gibidir; bilhassa gençler arasında çiçek sevgisi hemen hemen yok olmuş gibidir. İstanbul aydınları arasında biri yaşlıca, biri olgun çağında iki muharrir her gün yakalarında birer karanfilleri ayrıca şöhret sâhibidirler; yaşlı olanı Ord. Prof. Şükrü Baban, olgun çağda olanı da Ümid Deniz’dir.
Daha eskiler, Tanzimatdan önceki devrin erkekleri ise çiçeği yakaya değil, başa takarlar, serpuşun nev’i her ne ise üstüne sarılmış dülbendin bir kıvrımına iliştirirlerdi; dal külâh, dal fes olanlar da, baş çiçeklerinin sapını külâh veya fesin kenarından içeri sokarlar, çiçeği oradan şakaklarına sarkıtırlardı. Meselâ Sürûri bir kasîdesinde:
Şeyhülislâmı şerifünnesab Es’adzade
Taksa destârına kesbi şeref eyler sünbül
diyor.
Seyyar Çiçekçi
(Resim: C. Biseo, 1874)
Seyyar Çiçekçi, 1808
(Resim: fotoğrafdan S. Bozcalı eli ile)
Çiçekbağçesi Yanaşması
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Theme
Other
Contributor
C. Biseo, Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070909
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
C. Biseo, Sabiha Bozcalı
Description
Volume 7, pages 3954-3958
Note
Image: volume 7, pages 3954, 3956
See Also Note
B.: Çiçek Pazarı ve Çiçek Pazarı Çiçekçileri, Çiçekçiler Derneği
Theme
Other
Contributor
C. Biseo, Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.