Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇIRAĞAN VAK’ASI
Aklî muvazenesi bozuk olduğu için tahtdan indirilmiş Beşinci Sultan Muradı, ikaametine tahsis edilmiş Çırağan Sarayından silâh kuvvetile cebren alarak yine pâdişah ilân etmek üere, devrin macerâperest politikacısı ve gazetecilerinden Ali Suavî’nin, etrafına topladığı bir takım adamlarla 18 cemâziyelevvel 1295, 20 mayıs 1878 bir Pazartesi günü tam öğle vakti Çırağan Sarayına deniz tarafından yapdığı bir silâhlı baskındır (B.: Ali Suâvî). “Ali Suâvî Vak’ası” diye de anılır. Son osmanlı vak’anüvisi Abdürrahman Şeref Bey vak’ayı şöyle anlatıyor:
“Ali Süâvi Avrupadan geldikten sonra Mektebi Sultaniye (Galatasarayı Sultanisi) müdür oldu; gazetelere siyasî makaleler yazar, saraya devam eder, devlet işlerine dâir mütalâalar beyan eder, layihalar takdim eder, makalelerinde Midhat Paşa aleyhinde bulunarak Sultan Hamide yaranmak yolunu tutmuşdu, hem güftârı, hem etvârı perişan adamdı. İdaresizliği ve çok bilmişlik iddiası ile Mektebi Sultanîde tedrisatın altını üstüne getirdi. Gûyâ muallimesi sıfati ile Avrupadan peşine takdığı güzel bir kadın ile mektebde yerleşip oturmak saygısızlığında bulunması ile de ayrıca dile düşmüşdü. Müdürlükde kalması her cihetce câiz olmadığından azledildi. Açıkda kalınca sürünmeye başladı, sürünmekden kurtulmak içn de büyük bir cür’etle yokdan yükselme yoluna s...
⇓ Read more...
Aklî muvazenesi bozuk olduğu için tahtdan indirilmiş Beşinci Sultan Muradı, ikaametine tahsis edilmiş Çırağan Sarayından silâh kuvvetile cebren alarak yine pâdişah ilân etmek üere, devrin macerâperest politikacısı ve gazetecilerinden Ali Suavî’nin, etrafına topladığı bir takım adamlarla 18 cemâziyelevvel 1295, 20 mayıs 1878 bir Pazartesi günü tam öğle vakti Çırağan Sarayına deniz tarafından yapdığı bir silâhlı baskındır (B.: Ali Suâvî). “Ali Suâvî Vak’ası” diye de anılır. Son osmanlı vak’anüvisi Abdürrahman Şeref Bey vak’ayı şöyle anlatıyor:
“Ali Süâvi Avrupadan geldikten sonra Mektebi Sultaniye (Galatasarayı Sultanisi) müdür oldu; gazetelere siyasî makaleler yazar, saraya devam eder, devlet işlerine dâir mütalâalar beyan eder, layihalar takdim eder, makalelerinde Midhat Paşa aleyhinde bulunarak Sultan Hamide yaranmak yolunu tutmuşdu, hem güftârı, hem etvârı perişan adamdı. İdaresizliği ve çok bilmişlik iddiası ile Mektebi Sultanîde tedrisatın altını üstüne getirdi. Gûyâ muallimesi sıfati ile Avrupadan peşine takdığı güzel bir kadın ile mektebde yerleşip oturmak saygısızlığında bulunması ile de ayrıca dile düşmüşdü. Müdürlükde kalması her cihetce câiz olmadığından azledildi. Açıkda kalınca sürünmeye başladı, sürünmekden kurtulmak içn de büyük bir cür’etle yokdan yükselme yoluna sapdı. Sâkin olduğu Üsküdar semtinde bir takım sâdedil muhâcirleri (1876 türk-rus harbinin rumeli muhâcirleri) başına toplayıp, onları türlü vaidler, yalanlarla Sultan Muradı tekrar tahta çıkarma sevdâsına düşdü. Basit aklınca ikmâli tertibât eylediğine kanaat getirdikde silâhlanmış muhâcir yârânını bir mavunaya doldurarak Kuzguncukdan, Sultan Muradın oturduğu Çırağan Sâhilsarayına âni yanaşdı, ve rıhtımda nöbet bekleyen askerleri silâhla kaçırtıp Sâhilsarayın harem dairesine kadar girdi.
Suâvinin şu cür’eti mecnunânesinden hiç kimsenin mâlumatı yokdu. Sultan Murad, Sâhilsarayı basanların bağrışmalarından çok telâşlandı, kendine suîkasd zanederek aklı başından gidip şaşkın şaşkın etrâfa bakınır iken, eline Suâvi bir tüfenk vererek pâdişahım çok yaşa velvelesi ile mavunaya girmeye ve birlikde Anadolu yakasına geçmeye dâvet ediyordu. Keyfiyet Beşiktaş zâbıtasına derhal aksedip Beşiktaş muhâfızı mirilivâ Hasan Paşa (B.: Hasan Paşa, Yedisekiz) maiyetine alabildiği zabtiye ve nizâmiye efrâdı ile Çırağana koşarak fakat silâhla müdafaayı görünce o dahi silâh kullanmaya mecbur olup iki tarafdan atılan kurşunlar ve çıkan sayhalar Yıldız tepelerine kadar yapıldığından zâtişâhâne dahi dehşeti azîmeye uğrayıp asker celbi için etrafda bulunan askeri kıt’alar kumandanlarına emirler gönderildi. İstenilen askerler gelinceye kadar Ali Suâvi ve ayakdaşlarından yirmi kişi kadar Hasan Paşa nın elinde öldürülüp muhâcirlerin geri kalanı yaralı veya sağlam ele geçirildi. Muhâkemeleri divânı harbde yapılarak kaba hatlerini derecesine göre kanunî cezaları icrâ kılınmışdır.Ali Suâvinin muavini Filibe muhâcirlerinden Ahmed Paşa ki iyiyi kötüyü ayırmakdan âciz bir adam idi, kürek cezâsı ile mahkûm olmuşdur.
“Çırağan bağçesinden tüfenk sesleri uzak yerlerden dahi işidildiğinde herkes ne olduğunu bilmeyüb ruslar İstanbula hücum etmişler, muhârebeye başlanmış diye halk arasında bir velve kopdu (Türk–rus harbi mağlûbiyetimizle sona ermiş, Ruslar Ayastefanosa bugünkü adı ile Yeşilköye kadar gelmiş, bu vak’adan 48 gün evvel, 3 mart 1878 de Ayastefanos muahedesi imzalanmış, ruslar hâlâ ayastefanosda bulunuyordu); İstanbulda ve Galatada dükkânlar kapandı, ehâlinin telâşından ve koşuşmasından çarşıda bayılan kadınlar oldu. Tüfenk tepelerinde tarafımdan işidilmişdir” (Abdürrahman Şeref, Tarih Müsâhebeleri).
Yukarıdaki satırlarda vak’a çok basit anlatılmışdır. Türk Ansiklopedisinde şu mâlumat veriliyor:
“Ali Suâvi bu olayda Osmanlı–Rus harbi (1876 - 1878) yüzünden Balkanlardan (Rumelinden) kaçıp İstanbula sığının göçmenlerden de faydalanmışdır. Ali Süâvi, Çırağan Vak’asından bir gün önce Basiret s3937 Gazetesinde (B.: Basiret Gazetesi) yayınladığı kısa bir mektubla hem adamlarına parola vermiş, hem de ertesi gün yapacağı büyük iş hakkında üstü kapalı olarak dikkati çekmek istemişdi. İçlerinde Filibeli Ahmed Paşanın da bulunduğu beş yüz kişiden fazla bir kalabalık, Çırağan Sarayı yakınındaki Mecidiye Camii önüne geldikleri sırada Ali Suâvi de bir kısım adamları ile Kuzguncukdan mavunaya binip Çırağan Sarayı rıhtımına çıkmışdır. Sarayın rıhtım tarafındaki muhâfızlarının silâhlarını toplayıp saraya girmeye çalışır iken, Mecidiye Camii tarafındakiler de buradaki muhâfızlarla çarpışarak onların silâhlarını almışlardır. Ali Suâvi, Sultan Muradı dairesinde bulup kendisini yeniden hükümdar yapmak için geldiğini bildirmiş ve aşağı indirmişdir. Bu sırada göçmenlerle göçmen kılığına girmiş olanlar sarayın alt katını doldurulmuşdur. Çırağan Sarayında olaylar bu şekilde gelişirken, Beşinci Muradın yanında gözcü olarak bulundurulan Dilâver Ağanın gönderdiği haber üzerine askerler va zabtiyeler saraya girmişlerdir. Dilâver Ağa, ilk gelen 6 neferi sarayın divan kapusu önüne nöbetçi dikerek Ali Suâvi ile arkadaşlarının dışarı çıkmalarına engel olmuşdur; bir yandan da Beşiktaş Karakoluna haber göndermiş, Beşiktaş muhâfızı Yedisekiz Hasan Paşa zabtiye kuvvetleriyle Çırağan Sarayına koşmuş, Hasan Paşa sarayın kapucularının birinden aldığı kalın sopayı, elebaşı olduğunu anladığı Ali Suâvinin kafasına şiddetle vurmuş ve onu öldürmüştür. Bunun üzerine ortalık karışmış. Hasan Paşanın adamlarının ateş etmeleri baskıncıları şaşırtmış, bunlardan çoğu öldürülmüşdür.”
Macerâperest Ali Suâvî ki “Biz onu adam sanmışdık” diyen Namık Kemal tarafından şu hiciv beyti ile karikatürize edilmişdir:
Suâvi dedikleri o küçük adam
Parisde oturmuş yanında madam!
her nedense şöhretli tarih yazarlarımızdan İsmail Hâmi Danişmend’e pek sempatik görünmüş ve İ. H. Danişmend, “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi” isimli eserinde “Ali Suâvi Vak’ası” diye kaydettiği Çırağan Sarayı baskınını tamâmen indî hükümlerle yazmışdır; İ. H. Dânişmend de şöyle diyor:
“... bu vak’a, ruh kuvvetinin misline ender tesâdüf edilen muhteşem bir beyyinesidir, büyük ihtilâlcinin hayatına mal olan bu müdhiş teşebbüsden maksadı, havsalasına sığmayan Ayastefanos Mukaddemâtı Sulhiyesini ibtâl ederek İstanbul önlerindeki Rus ordusuna mukaavemet, ve hattâ taarruzdur. Bu fikrini Sultan Hamide kabul ettiremediği için saltanat tebeddülüne lüzum gördüğünden bahsedilir.
“... Çırağan Sarayı rıhtımına çıkmış, kapudaki nöbetçi yaralandıktan sonra pencere camları kırılıp pâdişâhım çok yaşa sesleri ile içeri girilmiş, Eğinli Said Paşanın hâtırâtına göre, Ali Suâvi Sultan Muradı kolundan tutup:
— Aman efendim, gel bizi Moskoflardan halâs et ! ... dediği sırada içeri dalan Beşiktaş muhâfızı Hasan Paşa elindeki sopayı Suâvînin tâlihsiz başına indirerek derhal yere sermişdir...” (İ.H. Danişmend, Kronoloji).
Türk Ansiklopedisinin “parola” olarak vasıflandırdığı Basîret Gazetesinde neşredilen mektub için bu gazetenin sâhibi Ali Efendi şunları yazıyor:
“... (Ali Süâvî) meşâhiri muharrirîni osmâniyeden olup kendilerini pek iyi tanıdığım cihetle aralıkda hânelerine gidip Basîrete derc edilmek üzere felsefî ve siyasi makaalelerini alıp gazeteye derc eyler idim. Cumartesi günü akşam üzeri müşârüilevhden hizmetkârı vasıtası ile bir varaka aldım, mezkûr varakada aynen şu sözler muharrer idi :
Devleti Aliyyenin haricî politikası şu sırada bir takım müşkilâta tesadüf etmiş ise de bunun hüsnü suretle tesviyesi câresi imkansız gibidir, Pazartesi günü gazeteniz ile neşredeceğim makaalenin mütalaâsını evliyâyı umûra ve umum ehâliye tavsiye ederim.
“İşbu varakayı aynen ve imzâsı altında Basîrete derc eyledik... O gün Çırağan Sarayı baskını vak’ası oldu...”
Basîretçi Ali Efendi kürek, kalebendlik gibi ağır bir cezâdan kendisini güçlükle kurtarabilmiş, gazetesi kapatılmış, Ali Efendi de Kudüse sürülmüş idi (B.: Ali Efendi; Basîret Gazetesi).
Çırağan Vak’asında Ali Suâvînin adamlarından vak’a yerinde 23 kişinin öldürülmüş olduğu söylenilir, bunlardan Üsküdarda berberlik yapan “Lofçalı” lâkabile anılır bir muhâcir delikanlı için Üsküdarlı halk şâiri Âşık Râzinin bir mersiyesi vardır, manzume, Lofçalıyı görmemiş olan şâir tarafından, vak’adan yıllarca sonra yazılmışdır; üç kıt’alık mersiye şudur:
Nasıl uydun Suâvi’nin fendine
Genç yaşında kendin ettin kendine
Gittin de Lofçalım gidip dönmedin
Takıp kuburları kemer bendine
Şâhin başdan yere düşmüş al fesin
Şehid oldun yolunda bir nâkesin.
Rumelinin şâhi hûban dilberi
Üsküdarın tâze civan berberi
Nasıl igfâl idüp takdı peşine
Lofçalımı kokonalı serseri
Şâhin başdan yere düşmüş al fesin
Şehid oldun yolunda bir nâkesin.
Sol memenin üstündedir yâresi
Al kanlarla yatar ciğerpâresi
Son tuhfei mâtem oldu bîzlere
Solmuş âhû gözlerinin kaaresi
Şâhin başdan yere düşmüş al fesin
Şehid oldun yolunda bir nâkesin.
Çırağan Vak’asına bağlı garib bir hâdise de vak’adan bir hafta kadar sonra başvekil Sadık Paşanın azlidir. İlk Osmanlı Meclisi Mebusanı kurulur iken ananevî “sadırâzâm” unvanı da “Başvekil” olarak değiştirilmişdi. Sadık Paşa 28 nisanda azledilen ilk başvekil Ahmet Vefik Paşadan sonra vak’adan bir ay kadar evvel hükûmet başına getirilmişdi. Sadık Paşa Çırağan vak’ası üzerine son derece heyecana düşen Sultan Abdülhamidi teskin etmek istemiş, fakat konuşma sanatını bilmediği için: “Efendim... bir mavuna dolusu karga derneği ile pâdişahı tahtdan indirme gibi büyük bir iş hiç başarılabilirmi?...” demişdi. Bu lâf padişâhda “Demek ki bu adam bir pâdişahın tahtından nasıl indirileceğini biliyor” şübhesini uyandırdı, bir hafta sonra azledilip sürgüne gönderildi, başvekil unvanı da tekrar sadıâzâma çevrildi (B.: Sadık Paşa).
Theme
Event
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070875
Theme
Event
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 7, pages 3936-3938
See Also Note
B.: Ali Suâvî; B.: Hasan Paşa, Yedisekiz; B.: Basiret Gazetesi; B.: Ali Efendi; Basîret Gazetesi; B.: Sadık Paşa
Theme
Event
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.