Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ÇETELE
Eski İstanbul’un günlük hayatında veresiye alışverişte hesap tutmak için kullanılan tahta yahud ağaç parçaların adı; isim “çentmek” kökünden gelir.
Hüseyin Kâzım Bey Büyük Lûgatında çetelenin târifini A. Vefik Paşa’nın “Lehçei Osmânî” isimli lûgatından alıyor: “Aded ve mıkdara karşılık üzerinde kertikleri olan değnek, çubuk; bir yerde çentilen iki çatal çelik” diyor. Çeteleyi görmemiş, bilmemiş olanlar için onu bu târif ile tahayyül etmek çok zordur. M. Zeki Pakalın da Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri isimli eserinde çeteleyi biraz daha etraflıca şöyle anlatıyor: “Sayının tesbîti için kullanılan ağaç parçası, el tutacak bir kısım olduğu gibi kalmak üzere, iki parçaya ayrılırdı; parçalar hesablaşacak olanlarda dururdu; el tutacak kısmı hâvi büyük parçanın alacaklı olan esnafda, satıcıda durması kaaideden idi ve bunun bir yerine borçlu müşterinin adı yazılırdı. Teslîmat yapıldıkça (mal verildikçe) parçalar yan yana getirilerek teslimat bilmeyenlerin defteri mesâbesinde idi. Çetelelerle çok iş yapanlar, çetelenin el tutacak kısmının sonuna bir delik delerler ve çeteleleri bir ipe geçirerek öylece muhafaza ederlerdi. Yazma bilmeyenler nişan koyarlardı.”
Şemseddin Sâmi Bey de Kaamûsu Türkî’de şunları yazıyor: “Çatal veya çentmekden; yazı bilmeyen ekmekçi ve sair esnafın tuttukları...
⇓ Devamını okuyunuz...
Eski İstanbul’un günlük hayatında veresiye alışverişte hesap tutmak için kullanılan tahta yahud ağaç parçaların adı; isim “çentmek” kökünden gelir.
Hüseyin Kâzım Bey Büyük Lûgatında çetelenin târifini A. Vefik Paşa’nın “Lehçei Osmânî” isimli lûgatından alıyor: “Aded ve mıkdara karşılık üzerinde kertikleri olan değnek, çubuk; bir yerde çentilen iki çatal çelik” diyor. Çeteleyi görmemiş, bilmemiş olanlar için onu bu târif ile tahayyül etmek çok zordur. M. Zeki Pakalın da Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri isimli eserinde çeteleyi biraz daha etraflıca şöyle anlatıyor: “Sayının tesbîti için kullanılan ağaç parçası, el tutacak bir kısım olduğu gibi kalmak üzere, iki parçaya ayrılırdı; parçalar hesablaşacak olanlarda dururdu; el tutacak kısmı hâvi büyük parçanın alacaklı olan esnafda, satıcıda durması kaaideden idi ve bunun bir yerine borçlu müşterinin adı yazılırdı. Teslîmat yapıldıkça (mal verildikçe) parçalar yan yana getirilerek teslimat bilmeyenlerin defteri mesâbesinde idi. Çetelelerle çok iş yapanlar, çetelenin el tutacak kısmının sonuna bir delik delerler ve çeteleleri bir ipe geçirerek öylece muhafaza ederlerdi. Yazma bilmeyenler nişan koyarlardı.”
Şemseddin Sâmi Bey de Kaamûsu Türkî’de şunları yazıyor: “Çatal veya çentmekden; yazı bilmeyen ekmekçi ve sair esnafın tuttukları hesab âletidir ki tûlen ikiye ayrılmış tahta bir çubuktan ibâret olup ikisi birleştirilerek üzerine bıçakla kertikler çentilir vebiri kendisinde, diğeri de alışveriş eden adamda kalır.”
Hemen dâimî çetele ile iş yapanlar ekmekçi, sütcü ve saka (sucu) idi; ketikler ekmekcisin çetelesinde 1 ekmeği, sütçünün çetelesinde 2 sefer suyu (1 kırba yahud 2 teneke su) gösterirdi; ağaçdan, tahtadan bir anahtar demetinbi andıran çetele hevenklerinde çeteleler bir bakışda ayırd edilecek şekilde yapılmış olurlardı; meselâ bir ekmekçide her gün ekmek verdiği 40 kapıya âid 40 çeteke varsa, hepsinin ağacı, tahtası ayrı olurdu. Bir evde de farâza ekmekçinin, sütçünün, satıcının çeteleleri birbirine benzemezdi; Çetelede kertikler, çetelenin iki parçası her seferinde hep aynı hizâya getirilerek çaprast iki darbe ile iki parçada müşterek açılırdı.
Çetele kelimesi halk ve mizah edebiyatımıza da girmişdir. Hüseyin Kâzım Bey Büyük Türk Lûgatına Sürûri’nin “Hezeliyât” ından bir kıt’a ile Manastırlı Nâili’nin bir beytini almışdır ki şunlardır:
Çolpalarbaşı gedik berber kim
Müşterisi idi üç beş amele
Viresi bulduğunu ittikçe tıraş
Serin eylerdi fakirin çetele
(Sürûrî)
Çeteleyle geçinür şimdicek erbâbı bülûğ
Nice hammâma gider vakti şafak pâresi yok.
(Nâili)
Bir İstanbul yosmasının ahvâlini tasvir yolunda aşağıdaki manzûme de Üsküdarlı halk şâiri Âşık Râzi’nindir:
Ben kırk diyeyim de sen de yaz elli
Kimi şâhin başlı kâkülü telli
Kimi çakırpençe zeberdest civan
Kimi nazlı nârin toyluğu belli.
Yalın ayaklıdır yarım pabuçlu
Hamlacı Helvacı Hallac şehbazı
Simitci benlidir Saka gamzeli
Çakır Mustafası yemenicidir
Kalaycının da adı Mestâne Veli.
Kömürcünün gözü kömür kaaresi
Nakkaşın gözleri kudret sürmeli
Şekerci Şerbetçi Berber nazlıdır
Yorgancı Güzeli arslan yeleli.
Ammâ libâsı zerkeşi içre
Hanımın Çavuşa ziyâde meyli
İsmü resmi ile tutar çetele
Yosma nigârımın o nâzik eli.
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM070774
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 7, sayfalar 3881-3882
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.