Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇENGİ
Hüseyin Kâzım Bey Büyük Türk Lûgatında bu isim için “cenk çalıp oynayan, rakkaase, oyuncu, köçek” diyor; târif noksan ve mübhemdir. Bu isim İranda îcad edilmş çeng adındaki bir sâza nisbetle türk ağzında yapılmışdır. “Çeng” i İranda bilhassa kadınlar çalardı; çenginin dilimizdeki asıl mânâsı da kadın oyuncu, dansözdür; fakat erkek oyuncular, dansörler hakkında da kullanılmışdır; meselâ geçen asrın rind ve kalender şâiri Enderunlu Fâzıl Bey İstanbulun piyasa oyuncu oğlanları şanında yazdığı uzun ve meşhur bir manzûresine “çenginâme” adını vermişdir. “Köçek”ise kesin olarak erkek oyunculara, dansörlere verilmiş isimdir.
Köçeklerin büyük ekseriyeti rum idi; bilhassa adalı, onların içinden de hârikulâde güzellikleri ile meşhur Sakız adalı oğlanlardan yetiştirilirdi; Sakızlı köçekler âdî kırıtma ve göbek atma oyuncuları değildi, hiç tereddüd etmeden kaydediyoruz, emsalsiz feerik hünerli, bediî raksları ilebale artistleri idiler, ve kendilerine “Tavşan”, “Tavşan oğlan” isimleri verilirdi. Rumlardan sonra çoğunluk kıntilerde idi, onlardan sonra da ermeniler ve mûsevîler gelirdi. (B.:Köçek; tavşan, oyuncu kolları).
İstanbul çengilerine, piyasa dansözlerine gelince, istisnâsız hepsi kibti kızları, çingene idi. Bunlar “kolbaşı” denilen ustalar tarafından seçilir, uzun tâlimlerle yetiştiril...
⇓ Read more...
Hüseyin Kâzım Bey Büyük Türk Lûgatında bu isim için “cenk çalıp oynayan, rakkaase, oyuncu, köçek” diyor; târif noksan ve mübhemdir. Bu isim İranda îcad edilmş çeng adındaki bir sâza nisbetle türk ağzında yapılmışdır. “Çeng” i İranda bilhassa kadınlar çalardı; çenginin dilimizdeki asıl mânâsı da kadın oyuncu, dansözdür; fakat erkek oyuncular, dansörler hakkında da kullanılmışdır; meselâ geçen asrın rind ve kalender şâiri Enderunlu Fâzıl Bey İstanbulun piyasa oyuncu oğlanları şanında yazdığı uzun ve meşhur bir manzûresine “çenginâme” adını vermişdir. “Köçek”ise kesin olarak erkek oyunculara, dansörlere verilmiş isimdir.
Köçeklerin büyük ekseriyeti rum idi; bilhassa adalı, onların içinden de hârikulâde güzellikleri ile meşhur Sakız adalı oğlanlardan yetiştirilirdi; Sakızlı köçekler âdî kırıtma ve göbek atma oyuncuları değildi, hiç tereddüd etmeden kaydediyoruz, emsalsiz feerik hünerli, bediî raksları ilebale artistleri idiler, ve kendilerine “Tavşan”, “Tavşan oğlan” isimleri verilirdi. Rumlardan sonra çoğunluk kıntilerde idi, onlardan sonra da ermeniler ve mûsevîler gelirdi. (B.:Köçek; tavşan, oyuncu kolları).
İstanbul çengilerine, piyasa dansözlerine gelince, istisnâsız hepsi kibti kızları, çingene idi. Bunlar “kolbaşı” denilen ustalar tarafından seçilir, uzun tâlimlerle yetiştirilirdi; düğünlerde düğün sâhibleri kolbaşı kadınlarla konuşup pazarlık yapar, kolbaşı da, kendi kudretine, sınıfına göre üç beş, sekiz on çengisini alır, düğün evine gelirdi; eski kibar ve rical, saray düğünleri üç günden, bir haftaya, hattâ on beş güne kadar, bu müddet içinde kolbaşı ile getirdiği çengiler o konakda yahud sarayda kalır, yatarlardı. Çengi kolbaşıları gaayetle pervâsız kadınlar olurdu, alınlarında iffet damarı çatlamış, temas ettikleri kibar mûhitin kocaları tarafından tatmin edilmemiş yaş yaş, boy boy hanımefendileri ile mahremâne münâsebetler kurarlar, safizm yolunda muhabbet âlemleri ile eğlenirlerdi; o yolda tarih kaynaklarımıza geçmiş büyük rezâlet vak’alar vardır. (B.:Bâbıâli Çengisi Karı).
Rakıs, rakkasenin, çenginin boy uzunluğu ve vücud çâlâkisi ölçüsünde güzelleşir; bütün hüner de bilhassa ayaklarda toplanır, sert baldırlı bacaklar ince bir bilekle bitmeli, ve rahat basması, kolay yürümesi, dönmesi için ayakların büyük büyük, kalem parmaklı, oğlan ayağı kıyımında ayak olması şartdır; vücud âlâkisi için de çenginin tıkız, yağsız balık etinde, göğsünün de fazla inkişaf etmemiş olması lâzımdır. Def tutup çalacak, zil takıp şakırdatacak ellerinin de ayaklarına uygun olacağı düşünülürse, esmer çingene derisi ile, erkek kılığına girse genç irisi tüysüz bir oğlandan kolay fark edilmeyecek olan çengi karı, kıpti pervâsızlığı ile yukarıda kaydettiğimiz mahrem sapık muhabbet âleminde rolünü pek mükemmel oynayacakdır.
Son nesilleri geçen asır ortalarına kadar gelen eski çengiler ve çengi kolbaşıları ile, zamanımızda, bir vesile bulunub da oynatılan çingene kızlarının ve karıların hazinbir sefâlet olan oyunlarını karışdırmamak lâzımdır. Eski çengilerin raks hünerlerinden gayri oyunlar için sûreti mahsûsada yaptırılmış çeşid çeşid şehvetengiz esvabları da ayrıca tahayyül edilmelidir. Bilhassa onsekizini ve ondokuzuncu asırlarda memleketimize gelen avrupalı ressamlar çengiler ve çengi kıyâfetleri karşısında kayıdsız kalamamışlar, ve onların resimlerini yapmışlardır.
Hâlen İstanbul çengilerini Ayvansaraydaki Lonca Mahallesi yetiştirmektedir. (B.: Ayvansarayda Lonca). Bunlar yine kolbaşıları delâleti ile tutuldukları evlenme ve sünnet düğünlerinde oynamaktadırlar. Kır kahvelerinde ve mesîre yerlerinde avâmı keyf yolunda oynatılan çengi kız ve karılarına gelince, hepsi, basma entârili, basma şalvarlı, başları yemenileri, ayakları çıplak göçebe oba çingeneleridir. (B.: Çingene).
Zamanımızda “artist” ve “dansöz” adı altında yarı çıplak raks eden bir takım kızlar, genç kadınlar yetişmişdir ki kendilerinin Lonca ile bir alâkaları var mıdır bilemeyiz, fakat kelimenin lûgat mânâsı ile o artist dansözlere de “çengi” adını rahatça verebiliriz.
Refik Ahmed Serengil “İstanbul nasıl eğleniyordu?” adlı güzel eserinde çengilerin hayatını sağlam bilgi ile tasvir ediyor ve şunları yazıyor:
“Kadın cemiyetlerinde çengiler oynardı, bunlar da tıbkı erkek köçekler gibi teşkilâta tâbi esnafdan idiler. Kadınlardan mürekkeb çengi kumpanyasına da “kol” tâbir edilirdi. Bir çengi kolu kolbaşı’dan, müâvininden ve on iki oyuncu kadından müşekkil idi. Bunların hâricinde bir de çengilerin dört kişilik saz heyeti bulunur idi. Kadınlardan mürekkeb olan bu çalgıcıların biri keman, biri çifte nekkaare, ikisi de dâire, def çalardı. Bu çalgıcılara “sıracı” denilirdi.
“Kolbaşı bu heyetin ustası, patronu, her şeyi idi. Kolbaşının evi meşkhâne ad olunur, çengi olmak isteyenlerle meslekde vukuf ve ihtisaslarını tezyîd etmek arzû eden çengiler burada musiki ve karış taallüm ederlerdi. Kolbaşıların evleri başlı başına bir âlemdi. Küşâde meşreb genç ve güzel kızlarla dolu bir evin, muhîtinde nasıl bir dikkat ve alâka ile tâkib ve tarassud olunacağını tahmin etmek zan ederim ki pek güç değildir. Bu îtibarla dişine uygun bir yosma bulup felekden şöylece bir gün kapmak isteyen yakışıklı delikanlılar ve cebi dolgun yaşlılar uzakdan yakından bu evlerin etrafını dolanırlar ve zaman zaman maksadlarına muvaffak da olurlardı. Zaman zaman diyoruz, çünkü çengilik mesleğine intisab eden, kolbaşının evinde buranın hususî terbiyesi ile yetişen kadınların erkeklerle pek de alâkaları yokdu. Bunlar daha başka sûretlerle hissiyât ve heveslerini tatmin yolunu bulmuş kadınlar idi. Bu sebeple ararında erkeklere iltifât eden az olurdu. Bu noktayı aşağıda biraz daha şerh ve tafsil edeceğiz.
“Hususî eğlenceler, düğünler ve sâireler tertib eden kimseler kadın meclislerinde çengiler bulundurmak istedikleri zaman keselerine gör bu kolbaşılardan en şöhretlisinin veyâ bir diğerinin evine gidip pazarlığa girişilir, ücretde uyuşma hâsıl olunca kolbaşı çengi heyetini alır, düğün evine giderdi. Kolbaşı kadın ile muâvini yaşmak ve ayaklarına sarı çizme giyerler, ellerinde birer yelpâze bulundururlardı. Çengiler ince yaşmaklar tutunurlar, allı, morlu, sarılı rengârenk ferâceler telebbüs ederlerdi.
“Bir çengi kolunun sokakdan geçişi hayli eğlenceli bir manzara teşkil ederdi. Önde kolbaşı muâvini, bunların arkalarından da devirlerinin zarif ve nazarrübâ tuvaletleri ad olunan kiyâfetleri ile çengiler yürürdü; onları da sıracılar, çalgıcılar tâkib ederdi. Sıracıların arkasından da yardakcılar, hademeler ve kolbaşının hususî hizmetçisi küçük bir çerkes kızı gelirdi.
“Sokaklarda iki boylu erkekler durup bunları tebessüm ve iştihâ ile seyrederler, çengi kadınlar serbestîne evzâ ile etraflarına bakınub tebessümler, kaş göz işâretleri ve hattâ harfendazlıklar yaparak, mukabele görerek geçüb giderlerdi.
“Çengilerin dâvet edildikleri evde kendilerine biroda tahsis olunur, bunlar gelir gelmez buraya girerlerdi. Hamam ustaları ve soyguncu denilen kadınlar da bunlarla beraber içeriye girerler, ve kolbaşının, muâvininin ve çengilerin elbîselerini çıkarırlar, tuvaletlerine yardım ederler, hizmetlerinde bulunurlardı. Bu odaya girmek çengi kolu efrâdı ile bu soygunculardan maadâ kadınlar için memnu idi. Fakat çengilerin içeride cilvelerle, gülüşmelerle, birbirine naz ve edâlar yaparak, sevişerek, birbirleri tarafından okşanarak soyunub giyinmeleri birçok genç kadınların tecessüslerini celb eder, vesîleler çıkarıp o odanın civârından geçerler, fakat içeriye giremezlerdi.
“Çengiler hususî odalarında soyunub dökündükden sonra oyun kiyâfeti ile umumî eğlence odasına geçerlerdi. Oyun kiyâfeti de hayli nazarfirîb idi. Genç ve güzel çengiler parıl parıl uzun saçlarını arkalarına salıverirler, beyaz göğüslerini yarı yarıya açarlar, üstlerine tül gömlek, pullu kadifeden câmedan, tennûre biçimi sırma saçaklı candes eteklik, ayaklarına yumuşak oyun terliği giyerlerdi. Tül gömlek beyaz tenlerini şeffafiyeti arkasından câzibedar gösterir, câmedan da mevzun vücudların bütün inhinâ ve hututunu teressüm ettirir, göğüslerini meydana çıkarırdı. İnce ve mevzun bellerini sırma kemer takmak suretiyle tezyin ederlerdi. Tennûre biçimi beli dar, etekleri nâmütenâhî geniş eteklik, çengi kadınlar salınıp döndükçe dönüb açılır, nârin ve mevzun ayaklarını meydana çıkarırdı, ve çengi kadınlar ikide birde iltizam ile eteklerini kaldırırlar, nâzan ve hirâman reftâr ederlerdi.
“Çengilerin oyun tarzı mütenevvî idi, ve muhtelif kollara göre değişirdi. Az çok müşterek olan esas şöyle idi. Sıracılar kemanı, dâireleri, çifte nekkaareyi çalmaya başlarlar, ağır ezgi makamında terennümler arasında önde kolbaşı, arkasında muâvini çengileri olduğu halde meydanı dört defa devr ederlerdi. Bu ilk fasılda rakıs yokdu.
“Müteâkib fasıllara kolbaşı ile muâvini iştirâk etmezler, meclisin mûtenâ bir mevkiinde kemâli azamet ile oturub uzakdan nezâret ederlerdi. İkinci fasılda çengi kadınlar parmaklarında zil olduğu halde çıkarlar, sıracıların terennümlerine hareketlerini uydurarak raks ederlerdi. Rakıs göbek atmalar, topuk çarpmalar, omuz titremeler, kendini geri geri atmalar ve hoylayarak cüvudunun etlerini, göğüslsrini sallamalarla doluydu. Fasılların arasında çengiler istirahat eder, müstesnâ kıyâfetli, tuvâletli hanımefendiler bunları tatyîb ve takdir eyliyerek alınlarına altın yapışdırırlar, bahşişler verirlerdi.
“Üçüncü fasılda Tavşan raksına çıkarlardı. O zaman erkek biçiminde elbiseler giyilirdi.
“Dördüncü ve sonuncu fasılda da rakıs yokdu. Sıracılar sazlarını çalarken çengiler hânendenlik ederler, türlü türlü şarkılar ve gazeller okurlar, güzel ve gür sesleriyle dinleyenlerin kalblerini yakarlar, ezerler, bükerler, ağlatırlar, güldürürler, ruhânî bir satâ verirlerdi.
“Köçek oğlanlarla erkekler arasında hayli taammüm etmiş olsa sapık aşk ve alâka aynen çengi kadınlarla hanımlar arasında da câri idi. Tıbbın “müteşâbihülcins aşklar (Homoseksüalite)” diye isim verib teşhis ettiği bu ruhî mâluuliyet eski kadınlar arasında da icrâyi hükmetmekde idi. Nice zengin hanımefendiler vardı ki haremlerinde birbirleriyle muaşaka iderler ve tatmîni hevesat için sureti mahsûsada genç ve yakışıklı kızlar, kadınlar bulundururlar, hususî, mahrem hizmetlerini onlara gördürürlerdi (B.: Câriye Vak’ası). Çengiler umumiyet itibâriyle bu kabil hayata ve hizmete alışmış kadınlardı, ve çengilikden kocalıp yetişme olan kolbaşı ve muavini de aynı suretle hevesperverâne bir tarzda yaşarlardı. Bu kabil kadınlardan bir kısmı kendilerini saklamaya hiç lüzum görmezler, doğrudan doğruya icrayi faaliyet ederlerdi. Bunların alâmeti fârikaları da boyunlarına bağladıkları birer boyun çevresi idi; beyaz dülbendden, kenarları ciğerdeldi, köşeleri “Âh, âh!” işlemeliydi, kolbaşı da böyle bir dülbend bağlardı. Köçeklerin erkekler araında nasıl mübtelâları varsa, çengilerin de öylece kadın âçıkları vardı, ve bunların ekserisi zengin hanımefendilerdi, çengi mahbûbelerini zaman zaman taltif ve takdirle evlerine dâvet ederlerdi.” (Refik Ahmed, İstanbul nasıl eğleniyordu?; İstanbul 1927).
Refik Ahmed Sevengil’in bilgili güzel yazısında “çengi” tipi üzerinde birkaç küçük zühûlü vardır. Evvelâ kıbti olduklarından bahsetmiyor. İstanbullu, taşralı türk kızlarından asırlar boyunca tek çengi çıkmamışdır. Zâruretin, sefâletin gavrinde yaşayan, hattâ bir çengiden daha ustaca raksedenler olmuşdur, kendi hususî âlemlerinde, ve hattâ düğünlerde ısrar ile kalkıp oynamışlardır, fakat çengiliği meslek edinip bu işi para için yapmamışlardır.
Yukarıda da kaydetmişdik, kıbti olan çengilerin büyük ekseriyetini İstanbulda bilhassa ondokuzuncu asırda Lonca yetişdirmişdir. Daha evvelleri çengi kıbtiler Rumelinde Bulgaristanda Tırnava’dan, Suriyede de Şamdan getirtilirdi. Tırnava kıbtileri hârikulâde oyun kaabiliyetleri ile, Şam kıbtileri de homoseksüel münâsebetde gayet ateşli olmaları ile meşhurdur. Beyaz göğüslerden bahsediliyor; Tırnava çingeneleri mat beyaz tenli, koyu kumral saçlı, lâcivert gözlü âfeti devran güzellerdi, vücud yapıları da, biraz da bakımla, tepeden tırnağa oğlan yapısında idi. Zamanımızda Trakyada Lüleburgaz ve havâlisinde hasırcı çingeneler vardır ki Tırnava çingeneleri soyundandır. İçlerinde öyle güzellere rastlanır ki, renkleriyle, yüz çizgileriyle, boyları bosları, elleri ayakları ile birer âhûyi vahşî halinde, sinemâ dünyasının güzellikleri dillere destan olan yıldızları onların ellerine değil, ayaklarına su dökemezler. Öyle olduğu halde o mat beyaz derileri güneşde gövertilir, kızarmış gül yaprağı rengini aldığı zamandr ki nâzenin oynaşlarında, tenleri oğlan, erkek tenine benzediğinden pek makbule geçerlerdi. Aslına esmer olanları ise evveliyetle baş tâcı idiler. Yukarıdaki güzel yazıda çengilerin ayaklarına hafif oyun terlikleri, bir nevi balerin pabucu giydiklerinden bahsediliyor, ve uzuni geniş etekliklerini kaldırarak bacaklarını da bililtizam teşhir ettikleri anlatılıyor. Ayakları yalın olarak görülmeyen bacakların güzelliği güdük kalır, biz çengilerin evlerde, konoklarda, hasır, kilim, halı üstünde dâimâ yalın ayak oynadıklarında duracağız. Nitekim Refik Ahmed de tezâda düşüyor, raksı anlatırken: “topuk çarpar..” diyor, ne kadar ince, hafif olsa da terlik ile topuk çarpılmaz, topuk ancak yalın olarak çarğılır, vurulur. Üstâdı belki bâzı ecnebî ressamların yapmış olduğu cengi grafürleri yanıltmış olabilir. Bu sanatkârlar çengiyi dışarda görmüşlerdir, onları resmettikleri, muhayyel harem dekoru içinde oynatırlarken elbet ki ayaklarında pabuçlarını çıkarmayı düşünmemişdir. O gravürlerde harem diye tersim edilen dekorlarda hiçbir zaman türk evinin, konağının içi olmamışdır.
İstanbul’da çengi yetiştirmede Sulukule Loncanın yanında ikinci derecede, çok sönük kalmışdır.
Çengi Karı ve Çengi Oğlan (Köçek)
(Bir gravürden S. Bozcalı eli ile)
Çengiler
(Bir gravürden S. Bozcalı eli ile)
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070731
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 7, pages 3840-3845
Note
Image: volume 7, pages 3841, 3842
See Also Note
B.:Köçek; tavşan, oyuncu kolları; B.:Bâbıâli Çengisi Karı; B.: Ayvansarayda Lonca; B.: Çingene; B.: Câriye Vak’ası
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.