Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ÇAMUR
İstanbul sokaklarında çamur, zamanımızda da büyük bir şikâyet konusu, büyük şehrin, hatta çok kesif bir şekilde iskân edilmiş bâzı semtlerinin bakımsız sokakları devamlı yağışlarla ve kışın birer çamur kanalı hâlini alır. İstanbul sokaklarının korkunç çamurun târihçesi, fetihden zamanımıza kadar tam beşyüz senelik hâtıra taşır. Hâlen İstanbul Belediyesinin türlü güçlük içinde çalışan temizlik İşleri teşkilâtının hizmeti inkâr edilemez; ananevî çamurunun yanında İstanbul sokaklarının türlü pisliği, maalesef dünyaca bilinir; fakat asla unutmamalıdır ki, yalnız çamur hariç, şehrin sokaklarını; büyük şehir hayatı nizâmına uymamakta inadla israr eden İstanbul halkı, telvis etmektedir. İstanbul halkında sokağı benimsemeye idrâki doğuncaya kadar bu belde pis kalmaya mahkûmdur. Hiç bir büdçe ve teşkilât sokaklarımız temizleyemez.
İstanbul sokaklarının çamuruna gelince, bu günkü manzarasını göz önüne getirenler, Belediye temizlik teşkilâtının, asfalt ve betonun, hattâ paket taşının bulunmadığı devirlerde İstanbul sokaklarının nasıl bir âfet olması gerekdiğini kolayca tahayyül edebilirler. Yakın geçmişden geriye doğru gidelim.
Gazete koleksiyonları karışdırıldığı zaman, aydın olarak görülür ki, 1875-1900 arasında, büyük şehrin kenar ve çukur setleri değil, en faal iş merkezleri Sirkeci, ...
⇓ Devamını okuyunuz...
İstanbul sokaklarında çamur, zamanımızda da büyük bir şikâyet konusu, büyük şehrin, hatta çok kesif bir şekilde iskân edilmiş bâzı semtlerinin bakımsız sokakları devamlı yağışlarla ve kışın birer çamur kanalı hâlini alır. İstanbul sokaklarının korkunç çamurun târihçesi, fetihden zamanımıza kadar tam beşyüz senelik hâtıra taşır. Hâlen İstanbul Belediyesinin türlü güçlük içinde çalışan temizlik İşleri teşkilâtının hizmeti inkâr edilemez; ananevî çamurunun yanında İstanbul sokaklarının türlü pisliği, maalesef dünyaca bilinir; fakat asla unutmamalıdır ki, yalnız çamur hariç, şehrin sokaklarını; büyük şehir hayatı nizâmına uymamakta inadla israr eden İstanbul halkı, telvis etmektedir. İstanbul halkında sokağı benimsemeye idrâki doğuncaya kadar bu belde pis kalmaya mahkûmdur. Hiç bir büdçe ve teşkilât sokaklarımız temizleyemez.
İstanbul sokaklarının çamuruna gelince, bu günkü manzarasını göz önüne getirenler, Belediye temizlik teşkilâtının, asfalt ve betonun, hattâ paket taşının bulunmadığı devirlerde İstanbul sokaklarının nasıl bir âfet olması gerekdiğini kolayca tahayyül edebilirler. Yakın geçmişden geriye doğru gidelim.
Gazete koleksiyonları karışdırıldığı zaman, aydın olarak görülür ki, 1875-1900 arasında, büyük şehrin kenar ve çukur setleri değil, en faal iş merkezleri Sirkeci, Bâbıâlî, Türbe, Bayazıd cadde ve sokakları kışın çamurdan geçilmez bir hal almaktadır.
Ahmed Rasim o devrin çamurunu Mâlûmat Mecmuasına yazdığı “Şehir Mektubları” nın birinde şöyle anlatıyor:
“Zıplama ve sıçrama müsâbakaları nazarı dikkami çeker; Fransızlardan biri uzunluğuna olarak 6 metre 32 santim, bir diğeri de 6 metre 50 santim atlamışlar. Bizde böyle sıçrayanlar yok mu sanki? Yağmurlu havalarda Yenikapu, Topkapusu, Edirnekapusu, Silivrikapusu, Eğrikapı taraflarında dolaşanlar 4,5 metre, Sarıgüzel, Aksaray, Langa, Samatya, Balat, Ayvansaray; Keresteciler, Kadıköyün, Haydarpaşa Rıhtımı, Feneryolu taraflarında 4, sâir yerlerde çamurun kıvam derecesine ve cıvıklığına göre 4 metreden 2 metreye kadar zıplayanlar olduğu görülmektedir..”
A. Safvet “İstanbul Müsahebeleri” adlı eserinde (1908) şöyle yazıyor: “İstanbula birkaç gündenberi yağan yağmuru müteâkib düşen kar, havanın ılınmasıyla her tarafda erimeğe başladı. Sokakları görmeyin! Bir deryâyı mülevves! Bana öyle geliyor ki, çamurla çirkefin eksik olmadığı bu yerde bizden başka bir kavim yaşayamaz. Öyle alışmışız ki, hani çamurların kaldırılmasına itiraz edecekmişiz gibi...”
Zamanımızda “Külhanbeyi” tâbiri, çapkın, her türlü edebsizliği yapabilecek tıynetde olan kimse anlamına gelir. Külhabeyliği İstanbulda Onyedinci asır sonlarında başlamışdır, hâneberduş oğlan çocukları ve mürâhik gençler korkunc serserîler ve kalenderler pençesine düşerek destebaşı denilen adamların elleri altında takım takım toplanıp hamamların külhanlarında yatırılmış, merâsimi, nizâmi, âyinleri, gülbankleri ile “külhâniye” adını verebileceğimiz âdetâ bir tarikat kurulmuş, tekkeleri de hamam külhanları olmuşdu (B.: Külhan Beyleri). İstanbulda bu süflî teşkilâtın kuruluşu 1683 yılındaki Viyana bozğununu tâkip eden yıllara rastlar. Büyük şehirde temizlik amelesinin bulunmadığı o devirden, külhanbeyliği tarikatının devlet eliyle kaldırıldığı Abdülmecid zamanına kadar İstanbul sokaklarının çamurunu temizlemek için işte bu sefil gencler üzerlerine almışlardı. Şöyle ki, yaşları 16 ile 23 arasında olanlar “Meydan Süpürgesi” denilen kocaman çalı süpürgeleri ile her sabah üçer beşer kişilik kaafileler hülinde şehrin içine dağılırlardı. İstanbulda geniş caddeler çok azdı, sokaklar gayet dardı ve ortası çukurumsu yapılırdı, bir dere yatağını andırırdı; kışın çamur ayak bileğinin üstüne çıkardı. Hepsi yalın ayaklı o külhabeyleri, vıcık vıcık sokak çamuruna pervâsızca dalar, ellerinde çalı süpürgeleri ile çamuru kenarlardan yolun ortasına, o çukurumsu kanala sürerler ve semtin zemin meyline göre akıtılırdı; bu suretle yolun iki kenarında yayalara ayak basacak daracık bir geçid açılırdı; tümünün akıtılmasına imkân olmayan yol ortasındaki çamur da atlanarak geçilirdi; büyükçe, caddenin yollarda ise yolun ortasına gaayet kocaman “atlama taşları” konulurdu. Külhan beyleri bu çamuru süpürme hizmetlerine karşılık temizledikleri sokak üstündeki evlerden para toplarlardı. Karlı kışlarda da büyük tahta küreklerle kar küremeye çıkarlardı. Hattâ bazan çamur süpürmeye ve kar küremeye İstanbul Kadılığı tarafından hamamcı ağalar vâsıtası ile bilhassa işe çağırılarlardı.
Büyük şehir için hâlâ kötüleri şöhret olan sokak çamurunun bir gün yok edilmesi, İstanbul için hakikaten mûcizevî bir başarı olacakdır (B.: Zifos).
Toprak kabların ve eski tütün lûlelerinin yapıldığı çamurlara “Çömlekçi çamuru”, “Lüleci çamuru” denilir; dere diplerinden (Göksu, Küçüksu, Kâğıthane, Alibey köyü derelerinden) bu işi meslek edinmiş kimseler tarafından tekne biçiminde, dalyan kayıklarına benzeyen çamur kayıkları ile çıkarılır.
İstanbul manavları tâze sebzeleri: “Çamuru karnında, çiçeği burnunda bunların!..” diye satarlar; bu tâbirler halk ağzı argo olarak toyluk anlamına da kullanılır; meselâ: Bir uşak simsarı getirdiği uşağı bir efendiye takdim eder:
— Çamuru karnında, çiçeği burnunda bir delikanlı buldum efendimize. (Yüzü gözü açılmamış bir delikanlı buldum).
Hâlen yapılarda harç karan amelelere “Çamurcu” denilir; içine harç konulan tahta tezkere teknelerin adı da “çamur teknesi” dir.
Hüsnü KINAYLI
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
Hüsnü Kınaylı
Kod
IAM070421
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 7, sayfalar 3722-3724
Bakınız Notu
B.: Külhan Beyleri; B.: Zifos
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.