Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ÇAMLIBEL (Faruk Nâfiz)
Çağdaş büyük şâir, edib, muallim; 18 mayıs 1898 de İstanbulda doğdu, babası orman nezâreti başkâtiblerinen Süleyman Nâfiz Beydir. İlk öğretimini Bakırköy Rüşdiyesinde, orta öğretimini Hadikal Meşveret İdâdisinde gördü. Tıb Fakültesine kaydoldu, edebiyat ile beraber yürütmek istiyordu, fakat Tıbbiyeyi bitirmesine iki yıl kala, şâirliği doktorluğa tercih etti, Tıbbiyeyi terketti.
Şiire, neslinin bütün gencleri gibi aruzla başladı, fakat Servetifünun ve Fecri Âti ediblerinin türkcesiyle değil, otuzbeş yıl önce bile onun kalemi bugünün türkcesi ile konuşuyordu. Yahya Kemale ittihaf ettiği “Suda Halkalar” ve “Şarkın Sultanları” gibi ilk şiirlerinde edebiyat üstadlarının takdirini ve çevrenin ilgisini kendine çekmeye muvaffak olan genc şâir o yıllardan beri edebiyat ve şiir alanında fasılasız faaliyet göstermektedir.
1922 de edebiyat öğretmeni olan Faruk Nâfiz Kayseri, Ankara, Kabataş liseleri ile Arnavudköy Amerikan Kız Kollejinde vazife görmüş, Hayat (aynı isimle) zamanımızda çıkmakda olan magazin değil) ve Türk Yurdu mecmualarında idâreci olarak çalışmış. Ankarada Hâkimiyeti Milliye gazetesinde fıkra yazarlığı yapmışdır. Birçok gazetelerde, edebî mecmualarda ve mizah dergilerinde sanatkâr hüviyetini göstermişdir; mizah dergilerinde “Çamdeviren” takma adı ile çok kuvvetli mizâhî şii...
⇓ Devamını okuyunuz...
Çağdaş büyük şâir, edib, muallim; 18 mayıs 1898 de İstanbulda doğdu, babası orman nezâreti başkâtiblerinen Süleyman Nâfiz Beydir. İlk öğretimini Bakırköy Rüşdiyesinde, orta öğretimini Hadikal Meşveret İdâdisinde gördü. Tıb Fakültesine kaydoldu, edebiyat ile beraber yürütmek istiyordu, fakat Tıbbiyeyi bitirmesine iki yıl kala, şâirliği doktorluğa tercih etti, Tıbbiyeyi terketti.
Şiire, neslinin bütün gencleri gibi aruzla başladı, fakat Servetifünun ve Fecri Âti ediblerinin türkcesiyle değil, otuzbeş yıl önce bile onun kalemi bugünün türkcesi ile konuşuyordu. Yahya Kemale ittihaf ettiği “Suda Halkalar” ve “Şarkın Sultanları” gibi ilk şiirlerinde edebiyat üstadlarının takdirini ve çevrenin ilgisini kendine çekmeye muvaffak olan genc şâir o yıllardan beri edebiyat ve şiir alanında fasılasız faaliyet göstermektedir.
1922 de edebiyat öğretmeni olan Faruk Nâfiz Kayseri, Ankara, Kabataş liseleri ile Arnavudköy Amerikan Kız Kollejinde vazife görmüş, Hayat (aynı isimle) zamanımızda çıkmakda olan magazin değil) ve Türk Yurdu mecmualarında idâreci olarak çalışmış. Ankarada Hâkimiyeti Milliye gazetesinde fıkra yazarlığı yapmışdır. Birçok gazetelerde, edebî mecmualarda ve mizah dergilerinde sanatkâr hüviyetini göstermişdir; mizah dergilerinde “Çamdeviren” takma adı ile çok kuvvetli mizâhî şiirleri vardır.
Genc yaşda şiire başlayışı ile Orhan Seyfi - Yusuf Ziya nesline katıldı, böylece Ziya Gökalp’in ortaya attığı Türkcülük cereyanı ile beliren hececi şâirler arasında özel yerini aldı.
Faruk Nâfiz, genclik yıllarında hece veznini âhenkle kullanmadaki büyük başarısı ile asıl benliğini buldu. “Han Duvarları” adlı şiiri halâ kendi nevinde eşsiz eserlerdendir. Çamlıbel, kendi neslinin en çok sere vermiş şâiridir. Yalnız hece ile değil, aruz ile de türkcenin en güzel örneklerini koymuş sanatkârlarımızdandır. Nitekim Yahya Kemal, yıllarca önce, kendisine sâdece “Şâir” diye hitab ettiği Faruk Nâfizin şiirleri için:
Bir lübbüdür cihanda elezzti lezâizin
Her mısraı güzîdesi Faruk Nâfizin
diyerek takdirlerini genc şâirden esirgememişdi.
Faruk Nâfizin sanatındaki büyük başarılarından biri gerek aruzu, gerekse hece veznini kullanmadaki ustalığıdır.
Sanatının ilk yıllarında Yahya Kemalin Parnasiyen ve Sembolist telâkkilerinin tesiri altında kaldı. Böylece, daha ilk şiirlerinden itibâren gerek şekil mükemmelliği, gerekse âhenk, his ve mâna derinlikleriyle sanat çevresinde dikkati çekdi. En çok okunan ve sevilen şâirlerimizden biri oldu.
Memleketci ve millî edebiyatın şiirde olgun temsilcisi olan Faruk Nâfiz, “Sanat” adlı şiirinde realist ve idealist olduğunu şöyle ortaya koyar:
Başka sanat bilmeyiz önümüzde dururken
Harcanmamış bir mevzuu gibi Anadolumuz
Arkadaş biz bu yolda mâniler tuttururken
Sana uğurlar olsun, ayrılıyor yolumuz..
Faruk Nâfize kadar Anadolu, İstanbul aydının gözünde bir cennet sayılırdı, “Han Duvarları” ile o, yurdunun gerçek taraftarını ortaya koydu, okuyucuya güzeli, hakiki sîmâsı ile daha yakından, daha çok sevdirdi, kerpiç evleriyle, sıtmalı insanlarıyla ıssız yolları, dağlarıyla.
Faruk Nâfizden 1916 yılında Donanma Mecmuasında ilk defa Hakkı Tarık Us takdir ile bahsetti. Cenab Şahabeddin genc şâiri: “Yarının en büyük şâiri” diye tanıdığını Ruşen Eşrefe söylemişdi. Abdülhak Hâmid: “Genc şâirler arasında ilk isim...” dedi. Halid Ziya Uşaklıgil de ona kıymetli bir yer verdi. Süleyman Nazif ise onu: “Irkının büyük şâirlerinden biri ve neslinin en büyük şârii” diye anmışdı.
Şiirlerinde lirik ve epik bir karakter gösteren Faruk Nâfiz Çamlıbel kırk yıldır aruz ve hece ile aşk, tabiat, memleket ve düşünce şiirleriyle edebiyatımızda hakkı olan yerini almış, kendinden sonraki şâir nesli üzerinde derin tesirler bırakmışdır. 1950 de politika hayatına atıldı, Demokrat Parti adayı olarak İstanbuldan milletvekili seçildi, 27 Mayıs 1960 tarihine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde kaldı, bu tarihde siyasî hayatın kaçınılmaz cilvesi tevkif edilerek Yassı adaya gönderilenler arasında bulundu, ve afif bir vatandaş olarak beraat etti.
Eserleri: Şarkın Sultanları (1918), Dinle Neyden (1918), Canavar (manzum piyes, 1924), Akın (tarihî manzum, epik piyes, 1931), Özyurt (tarihî manzum, epik piyes, 1932), Kahraman (tarihî manzum epik piyes 1933), Bir Ömür böyle geçdi (1932), Akar su (1936), Yıldız Yağmuru (roman denemesi 1926), Heyecan ve Sükûn (1959).
Değerli şâirden seçme parçalar:
Kış Bağçeleri’nden kıt’a
Dinmiş denizin şarkısı, rüzgâr uyumakda,
Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı
Körfez düşünür, Kanlıca mahzun uzakda
Mevsim gibi sislenmiş Emirgân, Çınaraltı
Fatihe Kaside’den beyitler
Enginlere at sürdüğün akşamdı kenardan
Kalyonları öyle yürüttün kayalardan;
Çılgın Boğazın taşla kilidlendiği günde
Zincirlere vurdum deli deryâyı önünde.
Açdın yeniden mûcizeler devrine cedvel
Sânli Muhammed misin ey Fâtihi Evvel
Gazel’den beyitler
Bir kaafileyiz ki şâdımız yok
Şâd olmak için inâdımız yok
Seyyâresiyiz fezâyı nâzın
Bir noktai istinadımız yok
Dergâhı bülendi Kibrîyâya
Tâcize değer murâdımız yok
Hamdü Senâ’dan mısrâlar
Ne ki mevcud ise âlemde güzel, doğru, iyi
Arayan fikri, dolan ruhu, seven sevgiliyi
Bize bahsetmiş olan Hazreti Rahmana şükür...
Sofra
Ufku bir fırçada Hasbağçeye döndürür bahar,
Erguvan göklerin altında sular leylâki..
Mevsimin çizdiği cennetde bir ıssızlık var;
Bir ben’in bağçed, bir pîrimurgan, bir sâkî
Dalarım görmediğim yüzlere hayran oturub,
Uhrevî âlemi etrâfıma toplar bu gurub;
Nice devletlilerin ruhuna elpençe durub
Nice bir hâtıradan bahsederim âfaki
Can atar bağçeye mihmanlarım akşam ezanı;
Gelecek sormaya nerdeyse Kerem Aslıhan’ı
Gelecek soframa avdetde Mohac Kahramanı;
Nefhalar dinletecek mersiyesinden Bâkî
Manzara’dan
Her sabah iskeleden Köprüye kalkan gemide
Seni buldukca o günlük bulurum neş’emi de
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
Sürecek böyle bu yol girse de yıllar araya
Kanmadan zerre kadar ben sana, sen manzaraya
Han Duvarları’ndan
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika raba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar
Gözlerimin önünden geçdi kervansaraylar
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
Şişesi is bağlamış bir lâmbanın ışığı
Her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı,
Git gide birer âyet gibi derinleşdiler,
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler,
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı;
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı.
Fânî bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın mâniler, açık saçık resimler.
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar!
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garib çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!
Şarkı
Farkı yok ki bir cennetâbâdın bugün bir virâneden,
Şimdi medhaller karanlık, bağçeler tenhâ neden?
Gizli bir bû yükselirken son kırık peymâneden,
Geçmiş âhû gözlü sâkîler bu mâtemhâneden!
Süslü yollar, tarhlar bir heykeli fağfûr ile;
Açmadan bir gün nihâlistanda güller sûr ile;
Elde bir simin kadeh, omzunda bir sâmûr ile,
Geçmiş âhû gözlü sâkîler bu mâtemhâneden!
Sâlim Riza KIRKPINAR
Faruk Nâfiz Çamlıbel
(Resim : Sabiha Bozcalı)
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
Sâlim Riza Kırkpınar
Kod
IAM070401
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tanım
Cilt 7, sayfalar 3707-3709
Not
Görsel: cilt 7, sayfa 3707
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.