Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇAMİÇ AĞA (Bitlisli Ali)
İstanbul’da 1883 den 1959 yılına kadar fâsılalarla yetmiş altı sene kahvecilik yapmış bu İstanbul Ansiklopedisinin baştâcı dostlarından ve kalem arkadaşlarından asırdîde büyük halk şâiri; on yedinci asırda Bitlis’de hanlık yapmış kadim bir hânedânın cemal âşıkı rind evlâdı, basit bir kahveci hüviyeti altında zengin kültür sâhibi; kendi kalemi ile tesbit edilmiş hal tercemesi şudur:
“Müdevvini Reşad Ekrem Bey oğlumuzun bu fakir ve hakir, günahları boyundan aşkın Çamiç’e muhabbet ve îtimadları üzerine işbu İstanbul Ansiklopedisine karınca kararınca hizmetimiz olmuşdur; ömrümüz vefâ ettikçe ve gözümüz görüp elimiz kalem tutdukca bundan böyle de “Bâki kalan şu kubbede bir hoş sadâ imiş” diyerek Cenâbı Zülcelâlin lûtuf ve ihsan buyurdukları ömrümüz boyunca İstanbul şehri ahvâlinden bildiklerimizi yazmak nasib olur.
“Galata’da kahve ocağını tuttuğum han 1959 senesinde istimlâk edilip işsiz kaldığımda çırağım Tophâneli Bilâl ile iki sene kadar Zeyrek semtinde hemşehrimiz Hacı Ziyâeddin Ağanın hânesinde misâfir olarak kaldım, münâsib eski bir han köşesinde bir kahve ocağını aradım bulamadım. 1961 senesinde yürek sıla ile sızladı, onsekiz seneden fazla olmuş idi ki vilâyetimizi görmemişdik:
Dahi ben şahbâzı aşk olalı bir tevrev şikâr aldım
diyerek çığarım Tophâneli Bilâl ile İstanbulda...
⇓ Read more...
İstanbul’da 1883 den 1959 yılına kadar fâsılalarla yetmiş altı sene kahvecilik yapmış bu İstanbul Ansiklopedisinin baştâcı dostlarından ve kalem arkadaşlarından asırdîde büyük halk şâiri; on yedinci asırda Bitlis’de hanlık yapmış kadim bir hânedânın cemal âşıkı rind evlâdı, basit bir kahveci hüviyeti altında zengin kültür sâhibi; kendi kalemi ile tesbit edilmiş hal tercemesi şudur:
“Müdevvini Reşad Ekrem Bey oğlumuzun bu fakir ve hakir, günahları boyundan aşkın Çamiç’e muhabbet ve îtimadları üzerine işbu İstanbul Ansiklopedisine karınca kararınca hizmetimiz olmuşdur; ömrümüz vefâ ettikçe ve gözümüz görüp elimiz kalem tutdukca bundan böyle de “Bâki kalan şu kubbede bir hoş sadâ imiş” diyerek Cenâbı Zülcelâlin lûtuf ve ihsan buyurdukları ömrümüz boyunca İstanbul şehri ahvâlinden bildiklerimizi yazmak nasib olur.
“Galata’da kahve ocağını tuttuğum han 1959 senesinde istimlâk edilip işsiz kaldığımda çırağım Tophâneli Bilâl ile iki sene kadar Zeyrek semtinde hemşehrimiz Hacı Ziyâeddin Ağanın hânesinde misâfir olarak kaldım, münâsib eski bir han köşesinde bir kahve ocağını aradım bulamadım. 1961 senesinde yürek sıla ile sızladı, onsekiz seneden fazla olmuş idi ki vilâyetimizi görmemişdik:
Dahi ben şahbâzı aşk olalı bir tevrev şikâr aldım
diyerek çığarım Tophâneli Bilâl ile İstanbuldaki yârâna vedâ edip Bitlis yollarına düşdük ve o topraklara varıp hasret ile yüz göz sürdüm; ama diler idim ki şu âhir ömrümüzde İstanbul’u görmek yine nasib olsun ve bu koca kütük Ali Çamiç Karacaahmed Sevistânında son durağını bulsun, bu vasiyete âmin.
“İşte efendim Tophâneli Bilâl ile Bitlis’de İstanbul’u özler iken Koçu Bey oğlumuzdan aldığımız muhabbetli mektubda İstanbul Ansiklopedisine derc edilmek üzere hal tercememizin istendiğini okuyunca ne yalan söyliyeyim ki sevincimden ağladım. Bunca günahlarım ile anılır isem işte orada anılacağım dedim. Hayâtımın asıl mânâsı büyük şâirimiz Bakî’ni şu beytindedir:
Can lâ’lin eyler arzû yâr içmek ister kaanımı
Yâ Rab ne vâdidir bu kim can teşne cânan teşnedir
“Yukarda beyan ettiğim vechile Bitlisliyim. Pederim Bihzad Mustafa Ağadan yâdigâr mushafı şerîfin cild kapağı içinde onun hattı desti ile tarihi tevellüdüm 15 receb 1281 (milâdî takvim ile 20 Temmuz 1864) olarak kaydedilmişdir. Nüfus cüzdanımdaki tevellüd tarihim ise 1297 (1880) olup yanlışdır, zîrâ pederimin 1298 tarihli ve bana hitâben Bitlisden gönderilmiş bir mektub vardır ki ben o tarihde İstanbulda Tersânede Havuz Mandacıları bölüğünde nefer idim, onyedi yaşlarında bir genc irisi idim, İstanbula ilk gelişimdir. Memleketde kıtlık olmuş, benden üç dört yaş kadar büyük olan dayım Nezir Ağa ile beraber İstanbula gelmiş, elimizdeki bir tavsiye mektubu ile akrabâmızdan Tersânede Manda Ağası Dilâver Ağaya gitmiştik (B.: Manda Ağası), o da Nezir ile beni kendi bölüğüne asker yazmışdı; peder merhum o mektubunda bana: “İstanbulda tulumbacılık gaayet revacdadır, sen tulumbacı olma, olur isen hakkımı helâl etmem” diye nasihat etmişdir.
“Ana tarafından şeceremiz gayet mazbut olub o tarafdan ulu ceddim Bitlis Hanı meşhur Abdal Handır (Abdal Hanın Van Vâlisi Melek Ahmed Paşa tarafından hanlıkdan düşürülmesi tarihi 1654-1655 arasındadır); Abaza Melek Ahmet Paşa denilen gaddar vezirin hânedânımız servetine göz koyarak Bitlis Hanı Abdal Han devlete âsî oldu bühtanı ile deryâ misâli asker ile gelip hazînemizi nasıl yağmaladığı Evliyâ Çelebi Tarihinin (Seyahatnâmesinin) dördüncü cildinde mudassalan hikâye edilmişdir:
Şeceremiz mazbut kadim hânedan
Ulu ceddim olmuş Koca Abdal Han
Âlim ü şâir hem hezarfen kişi
Vefâtında aşmış yaşı yetmişi
Ziyâüddin Beydir ekber evlâdı
Anın oğlunun da Haydar Bey adı
Ziâüddin olmuş hüsn ile mümtâz
Haydar bey cündiler serveri şehbaz
Haydar Beyin oğlu dokuz neferdir
O beylerden ceddim Kara Câferdir
“Akreb etmez akrabânın akrabâya ettiğin demişler, bu dokuz kardeş hanlık dâvâsında bir birin yemişlerdir. Kara Câfer Beyi bir gece Han Bağı denilen bağçesinde işret meclisi kurub köçek oynatır iken iki küçük kardeşleri Sefâüddin ve Seyfeddin tarafından basılıp îdam olunmuşdur. Kara Câferin oğlu Saçlı Muzaffer Bey de bir kaç sene sonra amıcaları Sefâüddin ile Seyfüddini basıp idam etmişdir. Saçlı Muzaffer Beyin oğlu Hacı Mustafa farîzai haccı edâdan sonra hanlık dâvâsından geçip nakşî tarîkinde derviş olmuşdur. Onun iki oğlu olup biri Şeyh Hasan ve biri Haydar Beydir. Haydar Bey sarac olmuşdur, işte bu Sarac Haydar Beyin kızı Satı vâlidem merhumedir ki zevci yine sarac esnafından Bihzad Mustafa Ağadır. Bihzad Mustafa Ağanın pederi Koca Diyab Ağa için dağ adamı şakî idi derlerdi; öyle ki bir Van paşasının kervanını vurup o kervandan çıkardığı paşanın kızı Sâfinaz Hanım nâmında perîpeyker İstanbullu bir kızı helâlinden sîneye çekip işte Bihzad Mustafa Ağa, yâni pederim o İstanbullu hanımın oğludur.
“Bu fakir onaltı onyedi yaşlarıma kadar âvâre dolaşdım, babamın sanatı olan saraclığa heves etmedim, maarife hevesim vardı, fakat mektebe de gitmedim, hoca görmeden kendi aşkım, şevkimle okudum. Başımda kavak yelleri eserdi, zannım gencliği şekâvetde geçmiş dedem Diyab Ağanın havâsında idim, atlanıp kırlarda dolaşırdım. Pederim Bihzad Ağanın şâirliği vardı, ben de bir dilrubâ çehre gördüğümde kendimi hüzün ve melâle kaptırır, kırlarda o güzelin hayâli ile dolaşır, ona hitâben şiirler söyleyip gizli gizli ağlardım. Bunun âşıklık hâli, cezbesi olduğunu sonra öğrendim, ve o âşıklık ile başıma ömrüm boyunca nice dertler ördüm. Memleketde kıtlık oldu, dayım İstanbula niyet ettiğinde ben de peşine takıldım, ve yukarıda arz ettiğim gibi, Tersânede Mandacılar Bölüğünde asker olduk. İki sene kadar tersâne forması giydim, on dokuz yirmi yaşlarında idim elimden bir kazâ çıkdı. Tersâne Sibyan Taburundan bıçkın meşreb bir çocuğu sekri hâl ile cerh ettim, üç sene pranga bend yattım, zındandan çıktığımda dayımın delâleti ile Uzun Çarşıda Silâhdar Hanında kahve ocağını tuttum, işte bu suretle kahveciliğe başladığım tarih hicrî 1301 senesidir (1883-1884); o tarihden 1959 senesine kadar tam yetmiş beş sene İstanbul şehrinde kahvecilik yapdım; hanlarda kahve ocakları tutup işlettim, mesîrelerde kır kahveleri kurdum, arada bir kaç sefer sılaya gittim, seyahat özleyip Anadoluda, Rumelinde dolaşdım, hiç evlenmedim, yanımda dâimâ bir hoş çehre çırağım oldu, İstanbul şehrinden ayrılıp ve gezip tozup döndüğümde yine bir hakvehâne işlettim:
Bitlisden kopmuşum Çamiç unvânım
Güzeller medhiyle dolu divânım
Şunun kaşı dedik bunun gözleri
Şol dilberin dahi şirin sözleri
Çekip âguuşuma bile şûhi şeni
Senfinei aşka açdım yelkeni
Eyyâmım geçmedi bir gül gonçesiz
Gönül oğruları çakırpençesiz
Kimi gümüş topuk kimi altınbaş
Kimi sırma perçem kimi sarmurkaş
Benli gamzelisi kudret sürmeli
Koruyup besledim ben bir güzeli
Yıllar yılı boyu konakda yolda
Dâimâ şâhinim bulundu kolda
Kahvemi içdim hep tâze elinden
Sazıma tel çekdim zülüf telinden
İffetü ismete çalmadım kara
Olmadım mülevves pis...
Yok alış verişim fisk ile şerde
Hesaba hazırım Rûzi Mahşerde
Temâşâyi hüsün rûha gıdâdır
Medhü senâlarım nakşi Hüdâdır.
“Yetmişbeş senelik kahveciliğimde hizmetimde bulunmuş nevcivan çıraklarım otuz nefer genclerdir; çırak tutar iken dâimâ taşradan gelmiş garib ve bîkes aradım, onları şehir eşkiyâsı hayta ve hezele gürûhu pençesine düşmekden koruyup kanadım altına aldım. Mücerred olduğum için yetmişbeş yıl han odalarında, yazın kır kahvesi kurduğumda çardaklarda yattım, o sâdık çocuklar yatağımı serdir, yemeğimi pişirdiler, çamaşırımı yıkadılar, himâyem hakkını kat kat ödediler; hizmetleri sırası ile isimleri şunlardır:
Bursalı Dilâver, Bulgaryalı İbrahim, Tekirdağlı İbrahim, Rizeli Lâz Mustafa, Gümülcineli İsmail, Debreli Arnavud Sinan, Susurluklu Mehmed, Vanlı Hasan, Merdivenköylü Tevfik, Kazdağlı Ahmed, Nevrekoplu Mustafa, Sivaslı Ali, Bodrumlu Ali, Kandıralı Bekir, Hayrabolulu Yahya, Kocamustafapaşalı Seyfullah, Hopalı Harun, Viranşehirli Zülfikar, Kartallı Ömer, Almanyalı Hans (Hidâyet), Matlı Arnavud Mehmed, İnebolulu Mustafa, Paşamandıralı Mahmud, Şileli Mehmed, Acem Firuz, İvindili Yakub, Ilgazlı Ârif, Edirneli Yusuf, Tavşancıllı Cemil, Tophâneli Bilâl.
Tahmisi derûnumda kavurdum tâze
Ciğerim dânesin bir kahvefürûşi nâze
diyerek bu otuz nefer çıraklarımın ahvâlini ve şeklü şemâlini manzum bir risâlede beyan eyledim (B.: Kahve). Bu otuz gencden yalnız ikisi adam olmadı, Debreli Sinan ile Hopayı Harun haytalığa heves ettiler. Alman çırağımın mâcerası da şudur: Avusturya sancağı çeker Lloyd Vapur Kumpanyasının vapurlarından Triyeste isimli vapurda tayfa yamağı imiş, aslında ise gemiye İstanbula firar kasdı ile binmiş, o zaman Galatada Topcular Caddesinde Uzun Kahve denilir bir kahvehânem vardı, gece geç vakit kapamak üzereydik ki onaltı yaşlarında uzun boylu mürahik bir oğlan olan Hans geldi, iki ellerime yapışıp öpmeğe ve ağlamaya başladı, almanca söylediklerinden bir şey anlamadım ama, o gece peykede yatırdım, ertesi sabah çırağım Kartallı Ömeri yârânımdan olub Fındıklıda oturur ve Almanyada tahsil etmiş Binbaşı Refik Beye yolladım, Refik Bey geldi, oğlanın derdini öğrendik, Hans dini mübini islâmı kabul aşkında olduğunu beyân eyledi, Avusturya Sefârethânesinin adamları, bizim zabtiye Galatayı didik didik ederek aradılar, Hansı bulamadılar, bir ay sakladım, çocuğu sünnet ettirdim, bir sene bana çıraklık yapdı, türkçe öğrendi, sonra Tersânede Haddehâneye kaydettirdim. Bu vak’a meşrutiyetin ilânından iki üç sene kadar evveldir. Çıraklarımın içinde hiç unutamıyacağım İnebolulu Mustafadır, 1313 de (1895-1896) Nuriosmâniyede Sofcular Hanında kahve ocağı işlettiğim zaman çırağım idi, ondan gördüğüm sadâkat ve hizmeti otuz nefer çıraklarımın hiç birinden görmedim, hâlen hizmetimde olan Bilâl müstesnâ. Bir Cuma günü mezkûr handaki odamızda oturur idik, Mustafa hastaca idi, meğer ince hastalıkmış, yatağa düşdü ve tez veremi olup uçdu gitti. Odamıza o zamanın meşhur fotoğrafcılarından Sebah ve Joalillier’in adamları geldiler, beraberce resmimizi çekdiler, ne maksadla resim almışlardır, bilemem, fakat çocuk pek az sonra yatağa düşdü, ve bir daha kalkmadı:
Felek zâlim Felek feryâd elinden
Korur iken onu seher yelinden
Mustafamı tutup zülüf telinden
Kıyamadan nasıl çaldın toprağa
“Kabri Savaklar Çeşmesi civârında Hirâmi Ahmed Paşa Camii ardındadır, kabri kitâbesi şudur:
Âh minelmevt
Beni kıl magfiret ey Rabbi Yezdan
Be hakkı arşı âzam nûri Kur’an
Gelip kabrim ziyâret iden ihvan
İdeler rûhime bir Fâtiha ihsan
Nuriosmâniyede Sofcular Hanı kahvecisi Bitlisi Ali Çamiç Ağanın sevgili çırağı olup henüz ondukuz yaşında bir tâze civan mehlikaa iken ecel şerbetini nûş eyliyen İnebolulu bikes Mustafa Ağanın ruhi için elfatihâ, sene 1315 (1897-1898).
“Ömrümüz boyunca sâir gördüklerimizi, bildiklerimizi İstanbul Ansiklopedisine yazdık yazdık verdik, bundan sonra da yazmak nasib olsun. İşte efendim bu tercemei hal evrakını yazar iken Bilâl ile beraber yol hazırlığına başladık, niyetimiz tekrar İstanbula düşmektir.
Karacahmedin servistânından
Aldım İstanbulun güzel kokusun
Dileğim her sabah gelip bir dilber
Bu Âşık Aliye Kur’an okusun
Olmasa kabrimde bir taş da ne gam
Toprağım çiğneyip ayağın kosun
“Çamiç’in ne mânâ olduğu da sorulmuşdur, zan ederim lugatlarda vardır, bu kelime dilimize ermeniceden geçmiş olup kuru üzüm mânâsınadır. Soyumuzda ilk defa Çamiç lâkabını taşıyan pederim Bihzad Mustafa Ağa merhumdur. Bu fakir türkce ve kürdceden başka arabca, farsca, ermenice rumca bilirim.”
Bitlisli Ali Çamiç Ağa ve İnebolulu Mustafa
(Resim : Sabiha Bozcalı)
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070394
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı
Description
Volume 7, pages 3700-3703
Note
Image: volume 7, page 3701
See Also Note
B.: Manda Ağası; B.: Kahve
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.