Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇALLI (İbrahim)
Çağdaş Türk resminin büyük şöhretlerinden; bir zamanlar sanatkârlığın îcablarından bilinen bohem hayâtının nümâyişleri de şöhretinin en az eserleri kadar âmili olmuşdur; Sanayii Nefise Mektebi Âlisi, sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünün atölye sâhibi hocalarından; İstanbul Ansiklopedisi için hal tercemesini Topkapu Sarayı Müzesi Müdür yardımcısı ressam Elif Naci yazmışdır:
“Çallı İbrahim 1882 de Çal kazasında doğmuş, İbtidâî ve rüşdiye tahsilini memleketinde yapdıkdan sonra İstanbul’a gelip zabıt kâtibliği ile adliyeye intisab etmişdir. Sanata hevesli olduğu için o zamanlar adı Sanayii Nefise Mektebi Âlisi olan Güzel Sanatlar Akademisinin resim şûbesine girmiş, gösterdiği muvaffakiyet üzerine Maarif Nezâreti tarafından Avrupa’ya gönderilmiş, Paris’de Fransız empressiyonistlerinden Cormon’un atölyesine devam edip bir empressiyonist olarak yurda dönmüşdür (1914).
“Fransadan gelir gelmez Sanayii Nefise Mektebine muallim tâyin edilen Çallı İbrahim o zaman otuz yaşında idi; arkasında siyah bir ceket, ayağında çizgili pantalon, rugan ayakkabılar ile bir Fransız kontuna benziyordu.
“Çallı gelinceye kadar resim talebesi, beyaz sakallı Varnia adında bir Alman hocadan ders alıyorlardı; kanson kâğıdı üzerine istomp ile alçı modelleri çiziyor, gölgeleyip tecessüm ettirmeye...
⇓ Read more...
Çağdaş Türk resminin büyük şöhretlerinden; bir zamanlar sanatkârlığın îcablarından bilinen bohem hayâtının nümâyişleri de şöhretinin en az eserleri kadar âmili olmuşdur; Sanayii Nefise Mektebi Âlisi, sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünün atölye sâhibi hocalarından; İstanbul Ansiklopedisi için hal tercemesini Topkapu Sarayı Müzesi Müdür yardımcısı ressam Elif Naci yazmışdır:
“Çallı İbrahim 1882 de Çal kazasında doğmuş, İbtidâî ve rüşdiye tahsilini memleketinde yapdıkdan sonra İstanbul’a gelip zabıt kâtibliği ile adliyeye intisab etmişdir. Sanata hevesli olduğu için o zamanlar adı Sanayii Nefise Mektebi Âlisi olan Güzel Sanatlar Akademisinin resim şûbesine girmiş, gösterdiği muvaffakiyet üzerine Maarif Nezâreti tarafından Avrupa’ya gönderilmiş, Paris’de Fransız empressiyonistlerinden Cormon’un atölyesine devam edip bir empressiyonist olarak yurda dönmüşdür (1914).
“Fransadan gelir gelmez Sanayii Nefise Mektebine muallim tâyin edilen Çallı İbrahim o zaman otuz yaşında idi; arkasında siyah bir ceket, ayağında çizgili pantalon, rugan ayakkabılar ile bir Fransız kontuna benziyordu.
“Çallı gelinceye kadar resim talebesi, beyaz sakallı Varnia adında bir Alman hocadan ders alıyorlardı; kanson kâğıdı üzerine istomp ile alçı modelleri çiziyor, gölgeleyip tecessüm ettirmeye çalışıyorlardı; ellerinde sos denilen bir siyah toz vardı; gölgeleri biraz kirlenince avuçlarında yumuşattıkları ekmek içi ile bu lekeleri temizliyorlardı; ihzârî sınıfda karakalem vazifelerini bu şekilde yapmakla meşgul idiler.
“Çallı geldi, kanson kâğıdı yerine engr kâğıdını, sos yerine füzen’i verdi ellerine.
“Boyaya geçdikleri zaman onlara her şeyden önce proporsiyon ve kompozisyon endişesinin önde tutulması gerekdiğini öğretti. Işık ile gölge arasındaki çizgileri kaldırdı; ışık ve atmosfer içinde eşyânın eridiğini gösterdi.
“Türkiye’de resim sanatı akademik bir buhran geçirirken Çallı ve arkadaşları empressiyonizmin yerleşmesini temin ettiler; Çallı bu mücâdelenin dâima lideri olarak kalmışdır.
“Geniş bir dünyâ ve sanat görüşüne sâhib onlan Çallı bir taraftan da Avrupa’yı istilâ eden yeni cereyanlarla ilgileniyordu; o sıralarda Rusya’dan Paris’e giderken İstanbul’a uğrayan ve Çallı’ya misâfir olan Kriçenko’nun resimlerini gördü, bundan sonra Çallı’nın sanatından yepyeni bir ufuk açılığını görürüz; onu meşhir “Mevlevîler” i bu çağda vücuda gelmiş eserlerindendir.
“Çallı İbrahim’in ilk özel atölyesi Çenberlitaş karşısında Osmanbey Matbaasına bitişikdi (Osmanbey Matbaası 1962 - 1963 de yıkıldı); orada talebeleri, sanat ve ilim adamları toplanır, müsahabe ve münakaşalar yaparlardı; velhâsıl yetişen yeni bir neslin sanat ve kültürüne olan hizmeti inkâr kabul etmez bir hakikattir.
“Galatasaray Lisesinde her sene açılan resim sergilerinde Çallı İbrahim’in tabloları arkadaşları yanında üstün bir kalite taşımışdır (?... İst. An.). Bu sergilerde onun çıplak kadın etüdleri, manolya ve krizantemleri, Ada peyizajları renk ve olgunluk bakımından en beğenilen eserlerdi.
“Resimlerinde tâze, renkli ve canlı olan Çallı İbrahim, şahsı itibârı ile de enteresan adamdı; etrafına neş’e ve nütkelerini cömerdce dağıtırdı. Onun meclisleri dâimâ şen ve şakrar olurdu; bundan ötürüdür ki her toplantıda, çilingir sofralarında gözler rind meşreb Çallı’yı arardı.
“Nasreddin Hoca’dan İncili Çavuş’a, Bekrî Mustafa’ya kadar tarihin devirleri boyunca Türk mizahına mevzû olan fıkralar, Çallının esprileri ile bir kat daha zenginleşmişdir; toplandığında yüklü eser olur. Çallı mütevâzı idi (?... İst. An.), fakat bu tevâbuu içinde kendisine yaraşan bir sanat ihtişâmı taşırdı. Meselâ, Recep Peker ile olan kürklü palto hikâyesi. Receb Peker kendi yakası kürklü paltosunun tam benzerini Çallı’nın üstünde görünce, dayanamamış, paltonun içine de bakmış, içi sâdece astar:
— Çallı!.. seninkinin de içi benimki gibi boşmuş!.. demiş.
Çallının alaycı tebessümü ile cevâbı:
— Hayır!.. Benimkinin içi boş değil, içinde, Çallı var!..
“Bir akşam da aktör Raşid Riza’nın açdığı Bizim Lokantada Çallı’ya sormuşlar:
— Üstad... siz natür mortu mu, portreyi mi tercih edersiniz?..
— Ben... demiş, natürmort portreyi severim!
İşidilmemiş bir tâbir; Çallı biraz ötedeki bir masada sızmış Mahmud Yesâri’yi göstererek:
— İşte!.. demiş.
“Bir anket için gelen gazeteci soruyor:
— Yeniden genç olmak ister miydiniz Üstad!
— Neden genç olmak isteyeyim? Yeniden başlamak için mi? Hayatta yeniden güreşmek için mi? Bir biletle iki matine seyredilmez. Kaldı ki insan ne kadar, nereye yükselirse yükselsin eninde sonunda bir hiç oluyor. Sonu hiç olan bu dünyada gençliğe dönmek istemem; üstelik tehlikesi de var, ya bu sefer bir Çallı da olamayıverirsem!..
“Çallı, bunları söylediği zaman tam elli bir yaşında idi.
“1947 Temmuzunda altmış yaşını doldurduğu için emekliye ayrıldı. Bu münasebetle Akademi tarafından neşredilmiş bir broşürde “Çallının emekliliği Akademi câmiasından ayrılması mânasına gelseydi, Güzel Sanatlar Akademisi için büyük bir telâfisi imkânsız bir kayıp teşkil ederdi; Çallı Akademiden ayrılmıyacak ve istediği zaman derslerine devam edecektir; en büyük atölyeye Çallı Atölyesi adı verilmiş, burada dilediği zaman öğrencilerle meşgul olabileceği kendisine bildirilmişdir” deniliyor.
“Çallı İbrahim 22 Mayıs 1960 Pazar gecesi sabaha karşı 4,30 da Cerrahpaşa Hastahânesinde 78 yaşında mide kanamasından vefât etmişdir. Cenazesi Akademiden alınarak namazı Fındıklı Camiinde kılınmış ve Merkezefendi’deki kabrine defnedilmişdir.” (Elif Naci).
Esad Bey adında bir zat tarafından teype alınmış sesi ile Çallı kendi hal tercemesini şöyle anlatmışdır:
“Çal’da doğdum. İlkokulu orada okudum. Bir Rum kunduracı vardı mahallemizde. Pabuçlarımı o Ruma pençeletirdim. Dükkânın duvarlarında “Köroğlu - Ayvaz” resimleri olmasa, delik ayakkabılarla sokaklarda sürterdim ya!.. İşte o resimler beni çekerdi. Eve gidince, “Köroğlu ile Ayvaz” ı düşünürdüm. Müslüman evi, duvarların altı tirşe, üstü beyaz badanalı. Sedire oturur, siyah kalemle duvara Köroğlu ile Ayvaz’ı çizerdim. Her çizişte de zılgıtı yerdim tabii, duvarları kirlettin diye. Baktılar ki adam olmağa niyetim yok, ablam arazimi sattı, bir kemer dikti, kemere 95 altın koydu, “Haydi sağlıcakla” deyip beni İstanbul’a yolladı. “Adam ol, gel” demeyi de unutmadı. Cağaloğlunda İzmirlilerin bir kahvesi vardı, orada 10 kuruşa bir oda tuttum. O günlerde bir âvare oldum, sorma!.. Bu âvareliğim Rum kahvecinin hoşuna gitmiş, bir gün söz arasında: “Galata’da balozlar var, oraya hiç gittin mi?..” dedi. O güne kadar balozun adını bile duymamıştım. “Nasıl iyi mi?” dedim. “İstersen götüreyim” dedi. Yeni urbalarımı giydim, kemerimi bağladım, içine çil çil altınlarımı doldurdum. Galata’ya gittik. Karanlık bir sokakta bir kapıyı çaldık, 40 ayak merdiven çıktık. Rum kadınları bizi karşıladı. İçtikçe keyiflendik. Sızmıştım. Bir de uyandım ki, çevremde kimse yok!.. Kemerimin içindeki çil çil altınlar da uçmuş. Zaptiyelere derdimi anlattım. Cebime bir 10 para koydular, “Köprü parasını al da, Cağaloğluna git” dediler. Beş parasız kalmıştım. O kahveye gazete muhabirleri uğrardı. Birinin yardımiyle Mâlumat gazetesininin müvezzii oldum. Asım Hakkı ile dostluk kurdum; o sırada. “Senin yazın güzel.. dedi, Yenicami’de arzuhalcilik yapar mısın?..” Cepte beş para yok!.. İstersen yapma!... Bir gaz sandığı, mürekkep kalem aldım, Yenicamide faaliyete geçtim. İlk gün yüz para kazandım. O gece, Asım Hakkı’ya iki karafaki ısmarladım. İkinci günü bir aşk mektubu yazıp beş kuruş aldım. Yazım beğeniliyordu. Asım Hakkı ile meyhanede demlenirken Adliye Serkomiseri Osman Beyle tanıştım. Beni sevdi: “Yarın bana gel” dedi. Gittim. O gün Adliyeye mülâzım kaydoldum. Hem de Mahkeme-i Cinayete... Cebimiz biraz para gördü. İnsan kılığına girdik. Altı parmak gömleği bıraktım, kolalı gömlek giydim. Çarşı kapısında bir ressam vardı. Ermeni ressam... Durup, ona bakardım her geçişimdi. Bir gün: “Bana resim dersi verir misin?” dedim. “Olur ama, dersi 50 kuruş” cevabını verdi. Paraya kıydım.
Ermeniye büyük ressamlar da geliyordu. Biri: “Bu Ermeniden bir şey öğrenemezsin, Sanayii Nefise Mektebine gir” dedi. Sanayii Nefise’ye girdim.
“Fransa’dan dönmüştüm. Halil Hoca (ressam Halil Paşa) beni Akademiye tavsiye etti: “İyi talebedir” diye. Boş kadro varmış. 30 altınlık bir kadro. Ama Akademi Müdürü: “Çapkın Çallı, senin sicilin bozuk” diyerek 8 altın maaş bağladı. Buna da şükür. Atelye açmak istiyordum. Şükrü Kaya ile tanıştım. Muhacirin Umum Müdürüydü. Onun bir portresini yaptım. Belki birkaç kuruş dünyalık verir diye düşünmüştüm. Portreyi götürdüm. “Ne istiyorsun” dedi. “Beş on kuruş” dedim. Tuttu 50 lira verdi.
“Bir gün Ahmet Refikle Eminönünde dolaşıyorduk. Cebimizde de beş kuruş yok!.. Canımız da rakı içmek istiyor. Sağa baş vurduk, sola baş vurduk, nafile... Bu sırada, Ahmet Refik bir fıkra anlattı. Kendi de güldü. Bir de ne göreyim, ağzında altın bir diş!.. “Aman!.. dedim, senin ağzın bir hazine”. Dişçiye gittik, altın dişi söktürdük, sattık, içkimize kavuştuk!
“Ama rakıyı bol bulunca, Akademinin bahçesinde bir yanan demlenir, bir yandan da ekmekleri rakıya banıp güvercinlere atardım. Ah neydi o günler, rakı biter belki diye, cebime bir tane yedek rakı şişesi almadan meyhaneye adım atmazdım.
“Bir tablomdan 3 bin lira kazanmıştım. İzmir’de bir otelde kalıyordum. Kilit üstüne kilit vuruyor, kapının arkasına gardrobu dayıyor, parayı pantolonumun cebine koyuyor, gözüm açık uyuyordum. Parayı bir tanıdığına veremezsin, inkâr eder; bankaya yatıramazsın, iflâs eder. Üç gün dayandım. Dördüncü ünü o meyhane senin, bu meyhane benim dolaştım, paraları yedim. O gece pencereleri, kapıyı ardına kadar açtım, rahat bir uyku çektim.” (Hayat Mecmuası).
Çallınâme — Ahmed Refik Beyin ressam İbrahim Çallı için lâtife yollu yazdığı uzunca bir manzûmedir; güzel şarkıları olan Refik Beyin gaayet soğuk bir eseridir; içki masasında başlanmış, içki masasında tamamlanmış, ve “Günül” adındaki şiir kitabının sonuna eklenerek neşredilmişdir. Sözde kadim tarzda kaleme alınmışdır. Alta fasıl üzerine dağıtılmış 61 kıt’alık bir manzûmedir; fasıllar şunlardır: 1) İbrahim Çal’da doğumu; 2) Yavru İbrahimin elinden bâde içdiği; 2) Çallı İbrahimin İstanbul’da ressam oluşu; 4) Çallının Kartal kadısı leylek önünde imtihan oluşu; 5) İmtihandan sonra Rab’ın Çallı’ya ziyâfeti; 6) Çalının ömrüne duâ. Hükmümüz ağır olacakdır ama hakikattir, “Çallınâme”, Ahmedt Refik’in kalemi için bir felâkettir, başda başa meyhâne yâvenâmesidir, yalnız son kıt’a müstesnâ:
Rûhu ulvidir anın, civdânı pâki çok rakik
Yazdı tarih, Binti Musâ’dan çekince bir rahik
Çallının yârı azizi hazreti Ahmed Refik
Nur yağsun fırçasından renk kesilsün Çallımın.
İbrahim Çallı
(Resim : Sahiha Bozcalı)
Theme
Person
Contributor
Sahiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070376
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sahiha Bozcalı
Description
Volume 7, pages 3688-3691
Note
Image: volume 7, page 3689
Theme
Person
Contributor
Sahiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.