Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ÇALGI
Zamanımızda “içkisiz saz salonu” deniliyor, meşrûtiyetden, 1908 den önce ramazan geceleri, piyasanın namlı sâzende ve hânendelerinin kurdukları topluluklar tarafından büyük kahvehânelerde, kıraathânelerde bir ay müddetle verilen alaturka konserlere konmuş isimdir; yine ramazan aylarında tulumbacı kahvehânelerinde kurulan Çalgılı kahveler ile karışdırılmamalıdır (B.: Çalgılı kahvehâneler). Kayde lüzum var mıdır bilemeyiz, çalgıya yalnız erkekler giderdi. Ahmed Rasim “Şehir Mektubları” isimli ölmez eserinde “Çalgıda bir gece” isimli yazısında o âlemi pek canlı tasvir ediyor:
“Bayazıdda terâvihi kılıp mahyacının havaya resmettiği üç çifte piyâdeyi (piyâde denilen üç çifte kayığı) seyrettikden sonra nâzan ve hirâman Direklerarasına şitâban olduğunuz var mı?.. Koca meydanda yol bulamadınız mı?.. Buranın her tarafı çamur değil ya!.. (Bir kış ramazanıdır; B.: Çamur). Biraz da yandan gelin. Bizim memleketde serpintiyi, zifosu, dam aktarmasını, oluk damlasını, duvar yaşlığını, kundura pastırasını hesab eden sokağa çıkmaz. Gelin, gelin, Kâğıdcılar kaldırımına çıkın; burada olsa olsa dükkân altlarına, bodrumlara düşüb bacağınız kırılır, incinir, şemsiyeniz takılıp kırılır... Hele biraz daha yürüyün, parke kaldırım, Vezneciler Hamamı, Yeniçeriler (Yeniçeri kiyâfethanesi, müzesi?), fotoğrafcı...
⇓ Devamını okuyunuz...
Zamanımızda “içkisiz saz salonu” deniliyor, meşrûtiyetden, 1908 den önce ramazan geceleri, piyasanın namlı sâzende ve hânendelerinin kurdukları topluluklar tarafından büyük kahvehânelerde, kıraathânelerde bir ay müddetle verilen alaturka konserlere konmuş isimdir; yine ramazan aylarında tulumbacı kahvehânelerinde kurulan Çalgılı kahveler ile karışdırılmamalıdır (B.: Çalgılı kahvehâneler). Kayde lüzum var mıdır bilemeyiz, çalgıya yalnız erkekler giderdi. Ahmed Rasim “Şehir Mektubları” isimli ölmez eserinde “Çalgıda bir gece” isimli yazısında o âlemi pek canlı tasvir ediyor:
“Bayazıdda terâvihi kılıp mahyacının havaya resmettiği üç çifte piyâdeyi (piyâde denilen üç çifte kayığı) seyrettikden sonra nâzan ve hirâman Direklerarasına şitâban olduğunuz var mı?.. Koca meydanda yol bulamadınız mı?.. Buranın her tarafı çamur değil ya!.. (Bir kış ramazanıdır; B.: Çamur). Biraz da yandan gelin. Bizim memleketde serpintiyi, zifosu, dam aktarmasını, oluk damlasını, duvar yaşlığını, kundura pastırasını hesab eden sokağa çıkmaz. Gelin, gelin, Kâğıdcılar kaldırımına çıkın; burada olsa olsa dükkân altlarına, bodrumlara düşüb bacağınız kırılır, incinir, şemsiyeniz takılıp kırılır... Hele biraz daha yürüyün, parke kaldırım, Vezneciler Hamamı, Yeniçeriler (Yeniçeri kiyâfethanesi, müzesi?), fotoğrafcı dükkânı. Gelsin Yakominin başı, “Allının Allısı”, “Ayvazka Nısfışeb’in muhâveresi”, “Âfetin kantosu”, “Vasilin taksimi”. Muhallebiciler de artık çok oluyorlar, söyleyin Baba Yâver’e bir tabak tavukgöğsü versinler!.. Vahvah.. başı sarılı, benzi uçuk çehreli bir kişi var, bunlar ne duruyorlar?.. Anladım, Hamdi Beyin Eczâhânesi... Aman, bu geçen ne biçimsiz herif!.. Salapurya gibi ayağı ile az kaldı çiğneyecekdi!.. Of, omuz başım!.. al bir kakma daha!.. Canım bu arabalarla hâlimiz ne olacak?.. Caddeyi kaplamışlar!.. Ooooo... hayâli Kâtib Salih!.. “Sahte Sakal” oynuyor.. Madmazel Kâğıd Amalya bir perde, Madmazel Devederisi iki perde kanto söyleyecekmiş!.. Haydi!.. bir sürü insan!.. çâre yok, arasına katışacaksınız!.. Osmanlı Tiyatrosu “Sefih Tahsildar” ı oynayacak, işidiyor musunuz?.. Amerikadan “Deniz Canavar” gelmiş, hem canlı!.. Sahnei Âlem, Handehâne ile karşı karşıya bir tarafda Mösyö Pati!.. Her taraf çaycı!.. Buyurun beyim, buyurum efendim nâraları iskemle takırdıları ile beraber cevvi semâya perran!.. Kel Hasan ne kadar şık olmuş, saçlarını dökmüş, kapunun önünde duruyor.
“Oturmaz mısınız, Hacı Reşidi bırakıp nereye gidiyorsunuz? Çalgıya mı?..
Diyorlar ki, bütün negamâtı müsikiyemiz buraya toplanmış.. fakat ne kadar kalabalık!.. Çıkarın çantaları, kabunun yanındaki bankalara üçlükleri teslim edin, alın markaları, ileriye, ileriye!.. Oh!.. hele bir yer bulabildiniz... Mûsikişinâsanımız istedikleri kadar iddia etsinler, herkes bir telden çalar.
“İşte saz takımı. Kemânî Memduh: zaif, sivrikoz fes, tütün dumanından gözler ağrımış da siyah gözlük takmış; enli gaytan bıyık, yağızın açığı, gerdan, güleç yüzlü.
“İşte Bogos: kondurma fes, nîm alabros gîsû, o da esmer, kalın dudak, okurken ağzı sulanır gibi meyyâlhi iştihâ.
“Acaba yanındaki kim?.. ay.. Karakaş’mış!. Altı üstü bir fes. Kâküllerini dökmüş, az lihyedar, gözleri fırıl fırıl; şimdi kannîmize bir haraf atacak, defteri önünde.
“Şemsi Efendi perda anlatacağım diye tıngırdıyor, fakat kim dinler?..
“Ûdî Selim hâlâ falso nevâda zır zır!..
“Seatik’i sormayın. Gözleri kapalı, sabırlı, mütehammil, ne olacak diye mütefekkir. Memo’nun dördüncü beytiyle kirize hazırlanıyor.
“Yâhû, ne kıyâfet!... dörtyüz fesin dörtyüzü de ayrı, paltolu, caketli, latalı, cübbeli, sakallı, bıyıklı, beyaz, habeşî, esmer, zencî, çopur, bodur, şemsiyeli, bastonlu, hepsinden birer ikişer numune var. Bakın şu merdi deryâdile!. Hem uyuyor, hem dinliyor. Yanındaki esnemek üzere dihen küşâ. Garsonun bini bin paraya!
“Hava gazları salkım söğüd fânusların içinde dumandan hâledar. Derin bir gürültü kıraathânenin duvarlarına vurduktan sonra ön ve ard kapulardan fırlıyor. Artık dinleyin, size bir rast faslı!.. deve katarı gider gibi.
Herkes güme güme olmuş, mûsiki bahsi öne sürülmüş, Fisagor’un gamından, Aristo’nun damından, Bayazıd Hamamından, gözlük camından, ötekinin piyasada hirâmından, Dede Efendinin hüzamından, halaâ yılbaşı akşamından, önümüzdeki şeker bayramından, aşkın ekdârü âlâmından, tontonların çarhı bî ârâmından, Köprünün son vapur hengâmından tutturarak İzmir Gazetesinin muhbidi pedebîrûnunu, Abdürrezzakın vefâtı haberi keduret nümununu, Osmanlı Tiyatrosunun derununu, Sahnei Âlemin meymununu, Hayalhânedeki Madmazel Eleninin çehrei gülgûnunu... konuşuyorlar... (Ahmed Rasim, Şehir Mektublar, 1; 1910).
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM070369
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 7, sayfalar 3682-3683
Bakınız Notu
B.: Çalgılı kahvehâneler
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.