Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇAĞLAYAN KASRI
İstanbulun çok eski ve pek şöhretli mesîresi Kâğıdhânedeki son hünkâr kasrı; kendisi rağbet göstermediği halde Abdülâziz devri sonuna kadar bakımlı kalmış; İkinci Sultan Abdülhamid tarafından, pâdişahlığının ilk yıllarında yalnızç bir defa gidilip görülmüş, sonra yıllar boyunca alelâde bekçiler elinde bakımsız kalmış, Birini Cihan Harbi içinde bir ara Dârüleytam olmuş, sonra tamâmen harâbiye terk edilerek 1930 dan sonra temeline varınca yıkdırılmış, mermer merdivenler, selsebiller, çeşmeler gibi gaayetle kıymetli bazı yapı malzemesi rivâyete göre şunun bunun elinde kalmış; sâir enkaazı da hazîne adına satılmışdır.
Çağlayan Kasrı adını, önünde bulunan pek güzel bir çağlayanlı kanal-havuza nisbetle almışdı; bu kanal-havuz, çağlayan ve havuz içindeki müteaddid fıskiyeler ise son Çağlayan Kasrından evvel burada mevcud olan Sâdâbâd Mâmuresi ve Sâdâbâd Kasrından kalmışdı.
Kâğıdhâne Deresi vâdisine, bir lâtif mesîre olarak ilk yakın alâkayı gösteren pâdişah Kanunî Sultan Süleymandır.
Bakımlarına Baş Mirâhur (Emirâhur) Ağanın memur olduğu has ahırlardaki kıymetli binek atları mevsiminde çayırlanmak için Kâğıdhâne vâdisine çıkarılırdı; Kâğıdhâne Deresi ile Alibey Köyü Deresinin Haliç bitimine döküldükleri noktada, geniş bir üçgen teşkil eden sâhada Mirâhur Köşkü adı ile mîrî bir kasır var...
⇓ Read more...
İstanbulun çok eski ve pek şöhretli mesîresi Kâğıdhânedeki son hünkâr kasrı; kendisi rağbet göstermediği halde Abdülâziz devri sonuna kadar bakımlı kalmış; İkinci Sultan Abdülhamid tarafından, pâdişahlığının ilk yıllarında yalnızç bir defa gidilip görülmüş, sonra yıllar boyunca alelâde bekçiler elinde bakımsız kalmış, Birini Cihan Harbi içinde bir ara Dârüleytam olmuş, sonra tamâmen harâbiye terk edilerek 1930 dan sonra temeline varınca yıkdırılmış, mermer merdivenler, selsebiller, çeşmeler gibi gaayetle kıymetli bazı yapı malzemesi rivâyete göre şunun bunun elinde kalmış; sâir enkaazı da hazîne adına satılmışdır.
Çağlayan Kasrı adını, önünde bulunan pek güzel bir çağlayanlı kanal-havuza nisbetle almışdı; bu kanal-havuz, çağlayan ve havuz içindeki müteaddid fıskiyeler ise son Çağlayan Kasrından evvel burada mevcud olan Sâdâbâd Mâmuresi ve Sâdâbâd Kasrından kalmışdı.
Kâğıdhâne Deresi vâdisine, bir lâtif mesîre olarak ilk yakın alâkayı gösteren pâdişah Kanunî Sultan Süleymandır.
Bakımlarına Baş Mirâhur (Emirâhur) Ağanın memur olduğu has ahırlardaki kıymetli binek atları mevsiminde çayırlanmak için Kâğıdhâne vâdisine çıkarılırdı; Kâğıdhâne Deresi ile Alibey Köyü Deresinin Haliç bitimine döküldükleri noktada, geniş bir üçgen teşkil eden sâhada Mirâhur Köşkü adı ile mîrî bir kasır vardı. burada atlar çayıra çıkarıldığı zaman Başmîrâhur Ağa, bir saltanat ananesi olarak pâdişaha mükellef bir ziyâfet verirdi. Sultan Süleyman Kâğıthâne vâdisinde teferrüce çıkdıkca bu kasra uğrar, dinlenirdi. (B. Mîrâhur).
Halicin mâmur bir iskân bölgesi olduğu asırlada, bu tabiî iç limanın kıyısında pâdişahlara mahsus yapılan ilk sâhilsaray Tersâne Kasrı Hümâyunu oldu, Kasımpaşadaki bu sâhilsaray, her şeyden evvel Tersânenin gürültülü günlük hayatı dolayısı ile bir dinlenme yeri olamazdı (B.: Tersâne Kasrı; Aynalıkavak Sâhilsarayı).
On yedinci asır ortalarında Halic kenarında daha sâkin bir yer aranarak Eyyubun karşısında, Halicin bitiminde Karaağaç denilen mevkîde Karaağaç kasrı Hümâyunu yapıldı (B.: Karaağaç Kasrı).
On sekizinci asrın ilk yarısında, Üçüncü Sultan Ahmedin büyük inkılâbcı vezîri Damad Nevşehirli İbrâhim Paşa, İstanbulda geniş bir îmar işine girişirken, Fransadan getirtdiği Versailles ve Fontainbleau (Versay, Fonteblo) saraylarının plânlarından ilham alarak Kâğıdhâne vâdisi mesîresinde Sâdâbâd mâmuresini kurdu. R. E. Koçu “Patrona Halil” adlı eserinde Sâdâbâdın kuruluşunu şu satırlarda toplayarak anlatıyor:
“... 1683 de Viyananın ikinci defa muhasarasında uğranılan bozgundan sonra zincirleme felâketli harbler İstanbulun üstüne bir kara bulut germişdi; ve kasvet yalnız insanların yüreğinde değildi; büyük şehrin yüzünde de görülüyordu. Vak’anüvis Râşid Efendi: “Yıllardanberi bakımsızlıkdan mîrî saraylar, kasırlar, bağçeler harâb olmaya yüz tutmuşdu” diyor.
“... 1718 de Pasarofça Muâhedelerinin imzâsı ile bir sulh devrine girilmiş Sadrâzam Nevşehirli İbrâhim Paşa, bir tarafdan toplum kalkınması yolunda büyük işlere başlarken, diğer tarafdan İstanbulun îmârına el attı.
“... o zamana kadar Boğaziçinde yalılar ya kırmızı aşı boyası ile boyanır, yahud boyasız tahta bırakılır, tahtalar da zaman ile simsiyah kararırdı. İbrâhim Paşa akademik bir toplantıda Boğaziçinin güzelliğinden bahsederken yalıların bu dış görünüşü üstünde durdu. O siyah kisvelerin hepsinin içi emsalsiz bir şark lüksünün hâzînesi idi; Paşa, “Bu cennet köşesinde kara binâların içerisinde oturuyoruz, Boğaz yalıları niçin beyaza boyanmaz?” dedi; ve Boğazın iki yakasında kibar ve rical yalıları beyaza boyandı; manzara derhal öylesine değişdi ki, sanki sihirkâr bir el Boğazın iki sâhiline zambaklar, manolyalar saçmışdı... Eskiler tâmir ve tâdil edildi, yenileri yapıldı ve bu mükellef ve muhteşem mâlikânelere devrin edebî zevkine göre isimler verildi: Salacak kasrına “Şerefâbâd”, Kanlıca kasrına “Mîrâbâd”, Çubuklu kasrına “Feyzâbâd”, Bebek kasrına “Hümâyunâbâd”, Beşiktaşda İbrâhim Paşanın sâhil-sarayına da “Âsâfâbâd” denildi.
“... asırlarca sonra, Nevşehirli İbrâhim Paşanın bir hemşehrisi, müverrih Ahmed Refik Bey merhum (B.: Altınay, Ahmed Refik) o devre “Lâle Devri” ismini vermişdir… Fakat bugün Lâle Devri denilince ilk hatıra gelen isim Kâğıdhâne vâdisinde kurulan Sâdâbâd mâmuresidir...
“... Lâle Devrinden bir asır evvel yaşamış büyük seyyah ve muharrir Evliyâ Çelebi Kâğıdhâne Deresi boyunu İstanbulun namlı mesîreleri arasında kaydediyor ve oraya Lâlezar Mesîresi adını veriyor: “... lâle vakti bu mesîreyi görenin aklı perîşan olur. Derenin iki tarafı çınar, kavak ve salkım söğüdlerle müzeyyendir... Bu mesîreye gelen nice bin İstanbul dilberi soyunurlar, gülpenbe bâdem misâli nâzenin vücudlarına kırmızı ibrişim peştemallar sarıp dereye girerler. Hüseyin Baykarâ sohbetleri olur...”.
“... İbrâhim Paşa sadırâzam olduğunun tezine 1717 nisanı içinde Üçüncü Sultan Ahmede burada bir kır ziyâfeti verdi. dere kenarında pâdişaha ve diğer dâvetlilere mükellef çadırlar kuruldu. Sâdâbâd mâmuresinin kuruluşuna ilk adım işte bu kır ziyâfeti oldu.
“... Sâdâbâd yapılarına 1722 de başlandı ve bir sene içinde tamamlandı, Dere boyu, Kâğıdhâne köyünden Halicin bitimindeki Karaağaç Kasrına kadar parsellendi, ve her parçası bir güzel kasır, bir lâle bağçesi ve bağçesinde fiksiyeli bir havuz yapdırmak şartı ile devlet ve saray erkânına ve İstanbul zenginlerine temlîk edildi, dağıtıldı. Kâğıdhânede pâdişaha mahsus muhteşem tesislerin yanında bu ûretle her biri ayrı güzellikde 170 kasır yapıldı, ve hepsine ayrı ayrı isim konduktan başka bu geniş mâmurenin tümüne Sâdâbâd denildi, bu vâdî dere boyundan sırtlara kadar şenlendi; tadımlık dîvânı ile Lâle Devrini tek başına temsil eden o devrin tâze dilli şâiri Nedim, bu geniş îmar işini tek mısrâ ile ifâde edecek hüneri göstermişdir:
“... Derenin iki kenarına rıhtım yapıldı, bağçelerde mermer kanallar içinde sular dolaştırıldı, mermer kanallar içinde sular dolaştırıldı, mermer havuzlara raslan ağızlarından (ejderhâdan) sular akdı, fiskiyelerden sular püskürüp savruldu, kanalların ve derenin üstüne zarif köprüler kuruldu, çeşmeler, selsebiller, ve iki büyük kanal-havuz arasında da büyük bir çağlayan yapıldı, onlara da isimler verildi.: “Cevdeli Sîm”, “cisrî Nûrânî”, “Çeşmei Nevpeydâ” denildi. Resmi küşadı da 1723 yılında lâlelerin doruk zamanında yapıldı. Saz, söz, rakkas, sâkî, şarab, kebab, mahbub, nigâr ve lâlelerle çeregan safâlarında geceler gündüzlere eklendi. Şâir Nedimin bihlhassa gazel ve şarkılarında bu hayat bütün şâşaası, revnakı, renkleri ve sesleri ile ve güzellerinin giyim kuşam tasvirleri ile yaşamaktadır (B.: İbrâhim Paşa, Damad Nevşehirli; Nedim Efendi, Ahmed; Lâle Devri; Sâdâbâd; Kâğıdhâne; lâle; çerâğan, çağlayan; çengi, köçek).
“... (Sâdâbâdın mevcud kaynaklara göre etraflı tasviri o aradaki âlemlerin nakli bu Çağlayan Kasrı maddesinin konusu dışında kalır, yukardaki atıfları bu bakımdan kaydettik) Sâdâbâd mâmuresinde pâdişaha mahsus en büyük ve mükellef kasır, biri yüksekde, öbürü biraz altınd suların birincisinden ikincisine çağlayan hâline döküldüğü iki büyük kanal-havuzun kenarında yapılmış olan “Kasrı Neşât” idi. (İşte bu kasırda ki on dokuzuncu asırda temelinden yenilendiği zaman Çağlayan Kasrı adını aldı).
“... Lâle Devri, hamam çıplağı dellâk Patrona Halilin etrâfında toplanmış İstanbul eclâf ve erâzilinin ayaklanması ile başlayan 1730 ihtilâli ile sona erdi (B.: Halil, Patrona; Muslu Beşe Külhan beyleri)... İstanbul şehri içinde yalın ayaklı hayta ve hezele gürûhunun türlü şenî tecâvüzlerle yağmalara koyulduğu ihtilâlin buhranlı günlerinde yeni pâdişah Birinci Sultan Mahmud bir ferman yayınlayarak Sâdâbaddâki 170 kasrın sâhibleri eliyle (süflî ayak takımının tecâvüzüne uğramadan) üç gün içinde yıkılmasını emretti, Kasr Neşat ile pâdişaha mahsus diğer tesisler de devlet eliyle (tekrar ihyâsı mümkin bir şekilde) yıkdırıldı...” (R. E. Koçu, Patrona Halil, Ulus Gazetesi)
Nitekim ihtilâlden az sonra, Patrona ve ayakdaşlarının tepelenmesini müteâkib yalnız Kasrı Neşât Birinci Sultan Mahmud tarafından Lâle Devrindeki şekli ile, pek tabiidir ki zarûrî bâzı tâdiller yapılmışdır, yeniden inşâ edildi, ve bu sefer bu kasra, yıkılmış büyük mâmurenin hâtırasına izâfeten “Sâdâbâd Kasrı” adı verildi. Plânı ve dış manzarası bilinmeyen bu kasır (Topkapusu Sarayındaki Mustafa Paşa = Sofa köşkü üslûbunda bir ahşab yapı olduğunu tahmin ediyoruz). Üçüncü Sultan Selim zamanında kâgir olarak yeniden yapıldı, bu arada önündeki kanal–havuzlar da tâdilen tâmir edildi, ve kasır “Sâdâbâd” adını taşımakda devam etti. İkinci Sultan Mahmud da Sultan Selimin Sâdüâbâd kasrını tecdiden ve tâdilen tâmir ettirerek eski adını da değiştirdi; “Çağlayan Kasrı” ismini verdi; işte bu maddenin ilk satırlarında uzunca bir zaman rağbetten düşüb metrûk kaldığını, bir ara Darüleytam olduğunu, ve nihâyet temelinden yıkılarak kaldırıldığını kaydettiğimiz Çağlayan Kasrı İkinci Sultan Mahmudun yapdırttığı binâdır.
İki katlı bir kâgir yapı olan bu binânın plânını elde edemedik, dış görünüşünü tesbit etmiş güzel bir resmini de bulamadık. Bu ansiklopedinin aziz dostu Dr. Sâdi Nazım Nirvan, Arkitekt dergisinin 1949 yılına âid 3-4 numarayı taşıyan nüshasında kasrın içinden alınmış iki resim neşretmişdir, onlardan istifâde için de teknik imkân bulamadık. (B.: Çağlayan; Çağlayan Kameriyesi - İftâriyesi).
Sultan Selimin yapdırttığı kasrın güzel bir türü vardır. Bu kasrın Enderunlu Fâzıl Be “Hubannâme ve Zenannâme” adındaki meşhur manzum eserinin el yazması bir nüshasında bulunan bir minyatürde bu kasır, Kâğıdhânede eğlenen İstanbul kadınlarına dekor olarak resmedilmişdir ki bu kıymetli minyatür Hayat Mecmuası tarafından renkli olarak neşredilmişdir.
Dr. Saadi Nâzım NİRVEN
Çağlayan Kasrı
(W. H. Bartlett’in gravüründen Sabiha Bozcalı eli ile)
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Saadi Nâzım Nirven
Identifier
IAM070306
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 7, pages 3654-3657
Note
Image: volume 7, page 3655
See Also Note
B. Mîrâhur; B.: Tersâne Kasrı; Aynalıkavak Sâhilsarayı; B.: Karaağaç Kasrı; B.: Altınay, Ahmed Refik; B.: İbrâhim Paşa, Damad Nevşehirli; Nedim Efendi, Ahmed; Lâle Devri; Sâdâbâd; Kâğıdhâne; lâle; çerâğan, çağlayan; çengi, köçek; B.: Halil, Patrona; Muslu Beşe Külhan beyleri; B.: Çağlayan; Çağlayan Kameriyesi - İftâriyesi
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.