Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇAĞLAR (Behçet Kemal)
24. EKİM. 1969 da öldü. Muallim, şâir; çağdaş türk şiirinin en seçkin temsilcilerinden; millî tarihimize ve dîvan edebiyatı ile zamanımıza kadar bütün edebî mekteblerin sanat ve fikir akımlarına derin vukufu, bir ilâhî vergi olan şâir şahsiyetini akran ve emsâlinden kat kat üstün mevkie çıkarmışdır; baht ile, ve ona eklenen tesadiflerle çok gezmiş, bakmasını, görmesini bilmiş; zengin geniş görgü ile duygusunu hünerle, sağlam şiir tekniği ile ve tertemiz bir dil ile yoğurmuşdur; ve nihâyet heyecanları, hitâbet kudreti, yine bir lutfu ilâhî olan güzel insan, câzib insan oluşu ve zekâ ülkeri Behçet Kemal Çağları edebî mahfillerde dâimâ aratmışdır; ağdaş şâirlerimiz arasında hamâsî şiir vâdisinde ise, anadiline konunun azameti ile denk zenginlikde tasarruf şart olduğu için en önde bir sîmadır diyebiliriz.
Güzel bir rastlamadır, 23 temmuz 1908 de, Türkiyenin her tarafında hürriyet topları atılır iken Erzincanda anası Naciye Hanımın köyü olan Ekrek Köyünün çok mütevâzi bir evinde, bu evin Mercan Suyu kenarındaki bir odasında doğmuşdur, babası Şaban Hami Bey Kayserili, Kayserinin Bünyan ilçesindendir, ki bu zât bu havâlide onbirinci milâdî asırda yerleşmiş Bürüngüz aşiretindendir.
Behçet Kemalin söylediğine göre baba sülâlelerinden bir kaç orta halli şâir yetişmişdir. Babası Şaban Hâm...
⇓ Read more...
24. EKİM. 1969 da öldü. Muallim, şâir; çağdaş türk şiirinin en seçkin temsilcilerinden; millî tarihimize ve dîvan edebiyatı ile zamanımıza kadar bütün edebî mekteblerin sanat ve fikir akımlarına derin vukufu, bir ilâhî vergi olan şâir şahsiyetini akran ve emsâlinden kat kat üstün mevkie çıkarmışdır; baht ile, ve ona eklenen tesadiflerle çok gezmiş, bakmasını, görmesini bilmiş; zengin geniş görgü ile duygusunu hünerle, sağlam şiir tekniği ile ve tertemiz bir dil ile yoğurmuşdur; ve nihâyet heyecanları, hitâbet kudreti, yine bir lutfu ilâhî olan güzel insan, câzib insan oluşu ve zekâ ülkeri Behçet Kemal Çağları edebî mahfillerde dâimâ aratmışdır; ağdaş şâirlerimiz arasında hamâsî şiir vâdisinde ise, anadiline konunun azameti ile denk zenginlikde tasarruf şart olduğu için en önde bir sîmadır diyebiliriz.
Güzel bir rastlamadır, 23 temmuz 1908 de, Türkiyenin her tarafında hürriyet topları atılır iken Erzincanda anası Naciye Hanımın köyü olan Ekrek Köyünün çok mütevâzi bir evinde, bu evin Mercan Suyu kenarındaki bir odasında doğmuşdur, babası Şaban Hami Bey Kayserili, Kayserinin Bünyan ilçesindendir, ki bu zât bu havâlide onbirinci milâdî asırda yerleşmiş Bürüngüz aşiretindendir.
Behçet Kemalin söylediğine göre baba sülâlelerinden bir kaç orta halli şâir yetişmişdir. Babası Şaban Hâmi Bey İstanbulda Halkalı Ziraat Mektebinde okumuş, askerliğini yaparken Dördüncü ordu müşürü Zeki Paşanın karargâh fidanlığına aşılık tedârik etmek üzere Ekrek Köyüne gittiğinde, aslı Balıkesir çepnilerinden olup bu köyde yerleşmiş ve güzel bir bağçesi olan Kolağası Ahmed Ağanın kızı Naciye Hanımı görmüş, beğenmiş, istemiş, vermişler, evlenip Ekrek Köyünde iç güveyi olarak kalmışdır.
Behcet Kemal bir buçuk yaşında iken askerlikden terhis edilen Şaban Hâmi Bey zevcesini ve oğlunu alarak Kayseri’ye gelmişdir: Seçkin şâir bir sohbet arasında bu İstanbul ansiklopedisinin müdevvini Reşad Ekrem Koçu’ya hayatının panoramasını şöyle anlatmışdır:
Babamın ziraat memurluğu, nümûne çiftliği müdürlüğü, vilâyet ziraat müdürlüğü memuriyetlerinde Boludan başlayarak Kudüse kadar uzanan seyahatlar yapmışdır. İlk okula Boluda İmâret Mektebinde başladım, Konyada bitirdim. orta tahsilim Kayseridedir. 1924 yılında Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk yurd içi gezisine çıkdığında Kayseri de uğramışdı. Gece tertib edilen fener alayında, halkı ve mekteblileri selâmlamak için vilâyet konağı balkonunda görünür görünmez, o yaşın duygusun şu anda anlatmak çok zordur, çocuk sâfiyetimin coşkunluğu ve cesâreti yaman bir şeydir, yerimde duramadım. (Şâir burada ağlamışdır), öğrenci safları arasından fırlayarak balkondan sokağa inen merdivenleri ikişer ikişer atlayarak yanına koşdum ve hocalarımızın telkini ile aklımda kalmış şeyleri toparlayarak: – Biz târihimizde nice muzaffer kumandanlar gördük, zaferlerini harcadılar... kazandıkları zaferleri milletimize yararlı kılamadılar, sevgileri ile Türk milletini kalkındıramadılar... siz de öyle olursanız tarihin bir köşesinde kalırsınız... bizim sizden beklediğimiz çok şey var... biz fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür bir nesil olarak yetişmek istiyoruz... biz bunu temin edin ki bugünkünden daha daha büyük olasınız!.. yollu bir şeyler söyledim. (Bu B. K. Çağların ilk siyasî nutkudur). Etraf şaşdı kaldı, Mustafa Kemal gözleri parlayarak alkışlayınca herkes alkışladı.
“İşte o geceden sonradır ki ben, dünyâ güzelini bir defa görmüş Keloğlan gibi ona âşık oldum; elimde demir âsâ, ayağımda demir çarık yollarına düşmek istedim. Aşk yoluna şiir heybesi omuzlanıp çıkılır; babam telâş etti, Kayseri Lisesini bitirtmeden beni bir nevi sürgün olarak Zonguldağa gönderdi; o zamanlar orada yeni açılmış olan Mâden Mühendis Mektebine girdim. Annem kaçar Kayseriye dönerim diye üzüntü içinde idi, gönlünün rahat etmesi için ona Zonguldakdan bir telgraf çekdim, annem okuma yazma bilmezdi, telgrafımı babama okuyacak, ben de hem mâden mühendisi olmaya kararlıyım, hem şâir kalmaya azimli, onun için telgrafı manzum yazmışdım:
Selâm, ihtiram, muhabbet
Müstakbel Mühendis Behcet
“Babam benim şâir olmama kızıyor ama kendi de şâirliğe özenirdi, şu manzum cevâbı aldınıdı:
Yine şâirliğe bozdun işini
Tatilde bellerim ta geçmişini!
“Zonguldak Mühendis Mektebini bitirdikten sonra (1929 da 21 yaşında) Avrupa stajından dönüşde yabancı şirketlerde yüksek ücretle çalışmayı red ederek Anadoluda İktisad Vekâleti merkez mâden mühendisi olarak çalışmayı tercih ettim, derdim Mustafa Kemalin şehrinde olmakdı; şöyle uzakdan görmek için yollarına düşerdim, nihâyet; nihâyet ta yakından görme hasreti canıma tak etti, “Görmeye geldim...” diye bir uzun manzûme yazdım. Hamdullah Subhi Beye verdim, o da götürüp sofrasında okumuş, Çankayaya dâvet olundum; işte o günden sonradır ki arada bir ben de o tarihî sofra başına çağrılır olmuşdum. Atatürk bâzan bir konu verir, yazmamı isterdi, ben de kütübhânesinin bir köşesine çekilir, hemen yazar, ve gidip kendisi ile arkadaşlarına okurdum. İşte böylece Mustafa Kemalin rahlesinde yetişdim.
“Mustafa Kemal İngiltereye gidip bir müddet orada kalmamı, ingiliz halk edebiyatı ile aydın edebiyatı arasında kurulan köprüyü yerinde incelememi istedi, iki sene kadar Londrada kaldım. (1934-1936); İngiltereden dönüşde Halk Evleri Müfetişi olarak hemen bütün yurdu ilçe ilçe, köy köy dolaşdım; sonra ikinci askerlik vazîfemi yaparken Karsda ve Erzurumda ne kadar halk şâiri varsa onlarla yakından temas imkânını buldum, “ser” den kurtuldum, toprağa düşdüm, yaklaşıp kaynaşdıkca halkı anladım, ve sevdim. Yalın ayakla basdığı toprakları bu sefer yalın ruhla bağrıma basdım: Askerlikden dönüşde Erzincandan mebus seçildim (1942-1946 seçim devresinde); 1946 da tekrar mebus oldum; ister istemez demokrasiye girmişdik; bâzı mücbir sebeblerle, Halk Partisinden ayrıldım, gönlümle, ruhumla, kafamla Atatürkcü kaldım; hem partiden hem de mebuslukdan çekildim, hürriyeti seçer gibi sanatı seçdim, kalemimi, dilimi, bütün imkânlarımı kurtarıcı Atatürk prensiplerini savunmaya ve yaymaya vakfettim. İstanbuldaki Amerikan Kolejinde Türk Edebiyatı muallimi oldum (1950); bir ara “Şadırvan” adı ile bir milliyetçi fikir ve sanat dergisi çıkardım; İstanbul Radyosunda “Şiir dünyâmız” adı ile haftada bir defa on dakikalık bir konuşmam oldu; milliyetçi sanat görüşlerimi yayma imkânını buldum, bol ve tâze misallerle yeni edebî kuşakların yetişmesine ve tanınmasına yararlı oldu. O devrin hükûmetinden hayli tazyik gödüm umursamadım; bir gün, Uşakda, Garb Cebhesi Kumandanı İnönünün başına taş attıkları gün isyan sesimi tam yükselttim, “Kafana çal taşını...” diye bir manzûme yazıp günlük gazetelerde yayınladım, hemen radyo konuşmalarıma son verdiler, Kolejden de arttırmak istediler, muvaffak olamadılar, 1958-1960 arasındaki haksızlıklara, densizliklere, düzenbazlıklara “Vatan” ve “Kim” dergilerinde gücümün yettiği kadar acı dil ile mücâdele ettim. 28 nisan 1960 dan sonra ve evvel yazdığım bâzı acı hicivler ve hücumlar dolayısıyla ile tâkibâta uğradım, evimi aradılar, evrâkımı götürdüler, emniyet müdürlüğüne sevk edib ifâdelerimi aldılar, idârei örfiye mahkemesine verdiler, bütün bu bayağılıklarla mücâdele azmim bilendi; her fırsatda, her toplulukda ve her gazete sütununda haksızlığa karşı daha kuvvetle haykırdım. Nihayet 27 Mayıs beni işkence görmekden ve tevkif edilmekten kurtardı. orgeneral Cemal Gürsel, devlet başkanı sıfatı ile beni temsilciler meclisine seçdi; Türk Kültür Dernekleri genel başkanlığına seçildim; şimdi yeniden yurdu ilçe ilçe dolaşmakta, Halk Evleri ve Odaları zamanında belirmiş havayı yeniden canlandırmak için çalışmaktayım.
“Uzun yolculuklarda yalnız yurdumu tanımakla kalmadım. Avrupada yaptığım uzun bir otomobil yolculuğunda ecdâdımızın şanlı hâtıralarını taşıyan yerleri bir bir gördüm.”
Türk Folklor Derneği ve Türk Dil Kurumu üyesidir; spor olarak yürümeyi, yüzmeyi ve ata binmeyi sever, ingilizce, fransızca, ve merâmını ifâde edecek, okuduğunu anlayabilecek kadar da farsca bilir.
Şiirlerini “Erciyaşdan kopan çığ”, “Burda bir kalb çarpıyor”, “Çoban” (piyes), “Atila” ve “Hür mâvilikde” isimli kitablarda toplamış, neşretmişdir; Battal Gazi menkibesini halkın buluşların sâdık kalarak bir Anadolu fethi destanı olarak nazme çekmişdir. Yıllardır yeni bir eser yayınlamamışdır; Timur ve Yıldırım isminde bir büyük opera livresi Necil Kâzım Akses tarafından bestelenmektedir.
“Ankaralı Âşık Ömer” takma adı ile halk ağzı koşmalar yazarak inanlarını ve heyecanlarını halka sindiren Behçet Kemal Çağlar ne kadar yazıkdır ki hayrânı olduğu resim sanatı ile hiç meşgul olmamışdır; yurdu durmadan gezip dolaşırken dere içlerine sığınmış, tepeler dibine büzülüp kalmış kasabacıklar, köyler için, yalnız dört satırla:
Yukarı bakdım mı yer yer tepeler,
Dev olup dağları itesim gelir;
Aşağı bakdım mı yer yer bağçeler,
Kuş olup dallarda ötesim gelir.
diyen şâir kim bilir ne dilber tablolar ve poşadlarla, türk resim sanatının modernizm girdâbı içinde bulunduğu bir devirde zamanımız Türkiyesini itkibâlin gözlerine intikâl ettirecekdir; halbuki hâlen ancak fotoğraflar kalıyor.
Behcet Kemal Çağlar
(Resim : S. Bozcalı)
Theme
Person
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070302
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. Bozcalı
Description
Volume 7, pages 3650-3652
Note
Image: volume 7, page 3650
Theme
Person
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.