Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
CİHANBEYLİ (Mustafa)
İsmim Mustafa, tescil edilmiş soy adım Cihanbeylidir, tarihi tevelüdüm hicrî 1300 (milâdî 1882-1883) ve mahalli tevellüdüm İstanbul Sofular Mahallesidir, hâlen seksenin üstünde, pîrliğin eşiğinde, dünyâ hevesâtenden el çekip bilerek bilmeyerek işlediğim günahlarım için atebei Bârîden af ve mağfiret niyâzı ile meşgulüm.
Pederim doksanüç (1876) muhâcirlerinden İslimyeli Receb Ağa olub Fâtihde yük arabası sürerdi, bâri mihenü meşâki hayat altında zebun, yegâne nahli ummîdi olan oğlu Mustafasının nûri mearif ile iezhibi zihnü ahlâk endîşesinde kendisi de ahlâkı hâmîde sâhibi olub dâimâ rahmetle anarım. Evvelli zâruret içinde, sonra âlîcenab ve âlî himmet Muzaffer Paşa merhumun cenâhi himâyesinde Fâtih Rüştiyesinde tahsil eyledim. Bir zaman hâmim olan cennetmekânın vazifei kitâbetinde bulunub onun vefatından sonra başımdan bir mâcerâyı aşk geçdi, Şûrâyi Devlet âzasından bir zâtın kızını sevdim, küffüm olmadığı için derdimi kimseye açamadım, kendimi içkiye verdim, tahsilimin kadrü kiymetini taşa çalıp kahvecilik, tulumbacılık, faytonculuk yaptım. Meşrûtiyetin ilânında yirmibeş yirmialtı yaşlarında idim, Ebüzziyâ Tevfik Beyin matbaasında abone memuru oldum, evlendim, içkiden hele azıcık elimi çekdim, on sene kadar da Dârüşşefaka Mektebinde anbar memurluğu yaptım. Bu arada Balkan Harbine...
⇓ Devamını okuyunuz...
İsmim Mustafa, tescil edilmiş soy adım Cihanbeylidir, tarihi tevelüdüm hicrî 1300 (milâdî 1882-1883) ve mahalli tevellüdüm İstanbul Sofular Mahallesidir, hâlen seksenin üstünde, pîrliğin eşiğinde, dünyâ hevesâtenden el çekip bilerek bilmeyerek işlediğim günahlarım için atebei Bârîden af ve mağfiret niyâzı ile meşgulüm.
Pederim doksanüç (1876) muhâcirlerinden İslimyeli Receb Ağa olub Fâtihde yük arabası sürerdi, bâri mihenü meşâki hayat altında zebun, yegâne nahli ummîdi olan oğlu Mustafasının nûri mearif ile iezhibi zihnü ahlâk endîşesinde kendisi de ahlâkı hâmîde sâhibi olub dâimâ rahmetle anarım. Evvelli zâruret içinde, sonra âlîcenab ve âlî himmet Muzaffer Paşa merhumun cenâhi himâyesinde Fâtih Rüştiyesinde tahsil eyledim. Bir zaman hâmim olan cennetmekânın vazifei kitâbetinde bulunub onun vefatından sonra başımdan bir mâcerâyı aşk geçdi, Şûrâyi Devlet âzasından bir zâtın kızını sevdim, küffüm olmadığı için derdimi kimseye açamadım, kendimi içkiye verdim, tahsilimin kadrü kiymetini taşa çalıp kahvecilik, tulumbacılık, faytonculuk yaptım. Meşrûtiyetin ilânında yirmibeş yirmialtı yaşlarında idim, Ebüzziyâ Tevfik Beyin matbaasında abone memuru oldum, evlendim, içkiden hele azıcık elimi çekdim, on sene kadar da Dârüşşefaka Mektebinde anbar memurluğu yaptım. Bu arada Balkan Harbine gönüllü olarak iştirâk ettim, Kırkkilise ve Çatalca muhârebelerinde bulundum. İşgal esnasında çocukluk arkadaşım olan Râzi Bey isminde bir zât ile birlikte M. M. Grubu emrinde çalışdım. Sonra kendimi tekrar içkiye verdim, arzuhalcilik yapdım, Balıkpazarı meyhânelerinden çıkmaz oldum, bu aybım yetmiyormuş gibi, Boris’in meyhânesinde İmroz adalı bir muğbeçenin zülfü kemendine tutuldum, hele âleme rezîl olmadan o bâdireden nefsimi kurtarıp yukarda bahsettiğim Râzi Beyin delâletiyle Şeker Fabrikasında bir kâtiblik bularak kendimi Alpulluya attım. Kızımın oğlu olup İstanbulda avukatlık iden bir torunum benim kadroda kapucu olarak gösterilip kapucu ücreti ile kâtiblik ettiğimi öğrenmiş, müteessir olmuş, bizzat Alpulluya geldi, beni buldu, âhir ömrüme kadar bakmak vazîfesi olduğunu söyliyerek yanına aldı.
İşte efendim geçenlerde bu torunumun kitabları arasında İstanbul Ansiklopedisi adındaki eseri bergüzîdeniz manzûrum oldu. Sayfalarını karışdırdıkça, takdir haddim değildir, hayranlığım cûşu hurûşa geldi, himmetiniz var olsun, ömrünüz müzdâd olsun, Allah sizden râzi olsun, dünyâ ve âhiret iki cihanınız mâmur olsun. Eserinizin 1375 inci sayfasında “Ayak, İstanbulda çıplak, yalın” maddesi) şu kıtayı bulunca ağlamaya başladım:
İtme mustağrak gûbârü tîne ey nahli semen
Bûsegâhı ehli dildir pâyi gülfâmın senin
Basma kim toprağa çıplak nâzenînim olmasın
Hâk ile âlûde vü âzürde akdâmın senin
Bu kıt’ayı derc iderken: “Bir iffet ve ismet timsâli olan merhum Tâhirül Mevlevî İstanbul sokaklarında yalın ayak dolaşan adı meçhul güzel bir genç şânında şu nefîs kıt’ayı ibdâ etmişdir” buyuruyorsunuz. Muhtereme beyefendi oğlum, hakikaten bir timsâli iffet ve ismet olan Tühirül Mevlevî merhumun “Nahli semen” diye iltifâtı şâirâne ve âşıkaanede bulunduğu “Nâzenîn kopuk”, o tarihde onbeş onaltı yaşında bulunan burâkimülhurûf Mustafadır. Ben ağlamayayım da kim ağlasın. Bu mektubumu güzel bir şiirin mâtufunun perdei nisyan arkasında kaybolmaması için kaleme aldım.
Aradan altmış küsur sene geçdi, dün olmuş gibi hâtırımdadır. Tâhirül Mevlevî Beyefendinin bendenizi o eyyâmı şebâbımda sokakda yalın ayakla dolaşır iken gördüğü gün, 1315 senei hicriyesi (1897-1898) kurban bayramının dördüncü günüdür. Fâtih Rüştiyesinin ikinci sınıfına müdâvim talebe idim. Yük arabacılığı yapan rahmetli babacığımın bir atı kazâen ölmüş, köşedeki üç beş kuruşu ile bayramdan birkaç gün evvel yeni bir at almış, bana bayramlık pabuç alamamışdı, şeker bayamını da eski pabuçlarımla geçirmiş, ve artık onların da giyilecek halleri kalmamışdı. Üç gün akran ve emsâlimle beraber gezib dolaşamadım, eve kapanıp oturdum. Mart yahud nisan ayı olacakdır, bayramın o dördüncü günü gaayetle lâtif bir gün idi, dayanamadım, yalın ayak sokağa çıkıp Yenikapu Mevlevîhânesi taraflarına doğru âvâre yürürken başında mevlevî sikkesi ve sırtında aba ile genç ve melîhüssîmâ bir dede efendi ile karşılaşdım (Tâhirül Mevlevînin doğumu 1877 olduğuna göre o tarihde 20-21 yaşlarındadır). Yanında sapı altın bastonlu pek kibârâne giyinmiş yaşlı bir zât vardı. Her ikisine hürmeten yolun kenarına çekilip durdum. Dede efendi beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdükten sonra gözlerinden yaşlar döküldü ve hemen irticâlen ve yüksek sesle:
Basma kim toprağa çıplak nâzenînim olmasın
Hâk ile âlûdevü âzürde akdâmın senin
beyitini söyledi. Nûr içinde yatsın rüşdiyede kitâbet ve lisânı osmanî muallimimizin Emin Beyefendiden o yaşda bu ayarda yüksek bir şiirin mânasını anlayacak kadar anadilimizi öğrenmişdim. Hicâbımdan yüzüm ateş kesildi, yer yarılsaydı içine girerdim, cebime sokup saklama imkânından mahrum olduğum ayaklarım üstelik sanki kaldırım taşına mıhlandı, yürüyüp koşup kaçamadım da, bayram günü yalın ayak sokağa çıkdığıma bin peşîman oldum. Yaşlı kibat zât bana adımı sorub öğrendikten sonra:
— Efendi oğlum.. şu mübâbek bayram gününde niçin çıplak ayakla dolaşıyorsun?.. dedi.
Her ikisinin de yüzlerine bakamıyarak sebebini arzettim. O kibar zât cebinden bir Osmanlı lirası çıkardı:
— Oğlum şu küçük bayram bahşişimi kabul eyle.. dedi.
Almak istemedim, ısrar etti, “Ve hem pederine söyle yarın Koskoda Rağıp Paşa Küçabhânesi civârında Muzaffer Paşanın konağına gelsin, kime sorsa gösterirler..” dedi. O akşam vak’ayı pederime naklettim, lirayı da kendisine verdim. Ertesi gün babam parayı bozdurdu, içinden ayağıma bir çift kundura almak üzere iki mecidiyesini bana harclık verdi.
Babamı konağa dâvet iden o kibar zât Muzaffer Paşanın kendisi imiş, paşa hazretlerinin himâyesi pederânesinde rüşdiye tahsilimi ikmal ettim. Pederimin cenâzesini dahi o kaldırmıştır.
Yirmi iki, yirmi üç yaşlarında idim, faytonculuk yapdığım sıralar, tulumbacı olub yangınlara koşduğum demler, Kumkapu meyhânelerinde sızıb sabahladığım zamanlar, bir gün sahhaflar çarşısından geçerken o dede efendiyi bir dükânda otururken gördüm, hemen yanına gidip elini öpdüm, tanıyamadı, kendimi tanıttım, yüzüme dalgın dalgın bakarak “Allah Allah!..” dedi, sahhafa da: “Benim divançeden bir nüsha ver” dedi, ve Divançei Tâhirin 152 inci sayfasını açarak bana uzattı, hakkımda sokakda irticâlen söylenmiş beytin “Yalın ayak gezen birine” ithâfı ile bir kıt’a olmuş bulunduğunu gördüm. O günden sonra evini ve semtini öğrendiğim Tâhirül Mevlevî Beyefendiyi sık sık ziyâret ettim, hattâ faytonculuğu bırakıp gönüllü uşağı oldum, ceb harçlığı ne verdi ise aldım, kabul ettim, dudak açıp azdır demedim. Pek çok misâfiri gelirdi, kurdukları meclislerde sohbeti edîbâne ve ârifânelerden feyz alırdım, kendisi gece bir yere gidecek olsa fener çekerdim. Pederden az sonra vâliden Sâbire Hanım da vefât ettiği için evim barkım yokdu, yatağımı dahi Tahir Beyin evinde alt katda küçük bir odaya nakletmişdim. Bir seneden fazla hizmet ettim, ayağımı meyhânelerden çekdim ama akşamları odacığımda yine demlendim, Tâhirül Mevlevî Beyefendi içkiciliğimi bilirdi, ses çıkarmaz, hattâ: “Mustafa, gözlerin yine gül gül kızarmış.. çakmış çakışdırmışsın” derdi. Bir sabah karşıma kaşları çatık çıkarak: “Mustafa!.. sen kendine bir yer bul artık ve evimden de ayağını kes!..” diyerek beni kovdu. Hani o anda bana bir tas zehir verip de: “Bunu iç ve geber!..” deseydi, ölüm kovulmakdan ehven gelirdi. Kovulmanın sebebini, kabahâtimin ne olduğunu sormadım, o çıkıp vazifesine gitti, ben de yatağımı omuzladım, çıkıp gittim. Hattâ vefat etmiş olduklarını dahi İstanbul Ansiklopesindeki “merhum” kaydinden öğrendim. Hakkımı helâl ederim, makamı cennet olsun. Burada hatmi kelâm eyler, sihhatü âfiyetinize dua ile her ne kadar yaşca zâti âlinizden hayli ilerde isem de iki elinize ak sakallı yüzüm ile feri sönmüş gözlerime sürerek öperim. Hem bu satırlar hem de gönderdiğim resim ile muhalled eserinizdeki “meçhul güzelin” mâlum güzele tebdilini müsaadei edîbânenize arz eylerim efendim.
Mustafa CİHANBEYLİ
Mustafa Cihanbeyli
(Resim: S. Bozcalı)
Tema
Kişi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
Mustafa Cihanbeyli
Kod
IAM070150
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tanım
Cilt 7, sayfalar 3561-3563
Not
Görsel: cilt 7, sayfa 3561
Tema
Kişi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.