Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
CİBÂLİ YANGINLARI
Haliç kenarında kale duvarlarının dışında veya içinde çıkan yangınlar, eğer poyraz rüzgârı esiyorsa büyük ahşab şehir eski İstanbul için dâimâ çok tehlikeli olmuş, poyraz şiddetli olduğu zaman da şehrin yarısına yakın kısmını, yarısını kül eden bir âteş âfeti hâlini almışdır ki büyük Cibâli Yangınları da böyle olmuşdur. Haliç kıyısından çıkan ateş kale duvarını kolayca atlamış, gerisindeki sırtlarda sık ahşab mahalleleri derhal sarmış, kol kol ayrılmış, yürümüş, ve sırtların, tepelerin, şehrin üstüne yalım dilleri, ateşden saçaklar hâlinde yayılarak Samatyada Davudpaşa İskelesinden Lângaya kadar Marmara tarafı mahallelerini de silmiş, süpürmüş, kül etmişdir. Tarih kaynaklarımızda tesbit edilmiş büyük Cibâli Yangınları şunlardır:
Hicri 27 safer 1043 (M. 2 eylül 1633) yangını — Bir Cuma günü öğleye yakın Cibâli Kapusu dışında bir kalafatcının gemi kalafat ederken yakdığı fundanın rüzgâr şiddeti ile yakınındaki ahşab kayıkhâneleri tutuşdurması ile başladı ve İstanbulun büyük bir kısmını kül eden mühşit ateş âfetlerinden biri oldu; müverrih Naimâ Efendi şöylece anlatıyor: “.. Şiddetli poyraz rüzgârı çıkdığından ateş kale duvarından içeri girib bâzı evlere yapışıp rüzgârdan söndürülemedi, sadırâzam (Tabanıyassı Mehmed Paşa) ve yeniçeriağası ve yeniçeriler yangına gelinceye kadar Ayaka...
⇓ Read more...
Haliç kenarında kale duvarlarının dışında veya içinde çıkan yangınlar, eğer poyraz rüzgârı esiyorsa büyük ahşab şehir eski İstanbul için dâimâ çok tehlikeli olmuş, poyraz şiddetli olduğu zaman da şehrin yarısına yakın kısmını, yarısını kül eden bir âteş âfeti hâlini almışdır ki büyük Cibâli Yangınları da böyle olmuşdur. Haliç kıyısından çıkan ateş kale duvarını kolayca atlamış, gerisindeki sırtlarda sık ahşab mahalleleri derhal sarmış, kol kol ayrılmış, yürümüş, ve sırtların, tepelerin, şehrin üstüne yalım dilleri, ateşden saçaklar hâlinde yayılarak Samatyada Davudpaşa İskelesinden Lângaya kadar Marmara tarafı mahallelerini de silmiş, süpürmüş, kül etmişdir. Tarih kaynaklarımızda tesbit edilmiş büyük Cibâli Yangınları şunlardır:
Hicri 27 safer 1043 (M. 2 eylül 1633) yangını — Bir Cuma günü öğleye yakın Cibâli Kapusu dışında bir kalafatcının gemi kalafat ederken yakdığı fundanın rüzgâr şiddeti ile yakınındaki ahşab kayıkhâneleri tutuşdurması ile başladı ve İstanbulun büyük bir kısmını kül eden mühşit ateş âfetlerinden biri oldu; müverrih Naimâ Efendi şöylece anlatıyor: “.. Şiddetli poyraz rüzgârı çıkdığından ateş kale duvarından içeri girib bâzı evlere yapışıp rüzgârdan söndürülemedi, sadırâzam (Tabanıyassı Mehmed Paşa) ve yeniçeriağası ve yeniçeriler yangına gelinceye kadar Ayakapu ve Cibâli Kapusu Küçükmustafapaşa Çarşısı yandı, minâre misâli ateş dili uçar ejder gibi havaya çekilip o tarihde Kara Musa Efendinin oturduğu Hamza Paşa Sarayına ve ona bitişik Yahya Paşa Sarayına yapışdı ikisi de dörder beşer katlı eski binâlardı, çabucak tutuşub bir vechile yanaşmaya kaabil olmayub bir anda yok oldular, ve ateş Âşıkpaşaya doğru yürüyüş Çeşmî Efendinin âsümâna baş kaldırmış muazzam sarayına sirâyet etti, her tarafı lâciverd üzerine altın yaldızlı o müzeyyen sarayı yakdı. Oradan üç kol olub bir kolu Kadıçeşmesi semtlerini yakarak Sultanselim semtine enlemesine ve boylamasına yürüyerek fakir evi ve zengin sarayı ayırd etmeyüb önüne çıkanı kül etti, kibar ulemânın çoğu o semtlerde oturdukları için hepsinin konakları yandı. Yangının bir kolu şehrin deniz kıyısını tuttu, Haydarpaşa ve Üsküblü Camii semtlerine yürüyüp Unkapanına ve Zeyrek Yokuşuna kadar olan yerler yandı. Burada yanyana iki büyük saraydan Kurşuncubaşızâde Mustafa Paşa sarayı yandı, Pirinccizâde Sarayı kurtuldu. Pirinccizâde Yeniçeri Ocağı ağalarındandı, çok zengindi, yeniçerilere pek çok bahşiş dağıttı, onlar da var kuvveti bâzuya verip sarayın ateş yapışabilecek saçaklarını ve tahtabendleri söküp indirdiler. Ateş Zeyrekden dönüp Atpazarına yürüdü. Yangının üçüncü kolu ki orta koldur, Âşıkpaşadan İfrâziyeyi, ve Fâtih Camiinin iki tarafını yakıb Büyük Karamanı, Küçük Karamanı ve Sarachâneyi başdan başa kül etti, oradan Sarıkiraza yürüdü. Pâdişah (Dördüncü Sultan Murad), bütün Bostancı Ocakları, yeniçeriler, vezirler yangına gelmişlerken gayretlere rağmen ateşin dehşeti karşısında âciz kalındı; ateşin durması için niyaz ve duadan gayri yapılacak iş kalmadı. Yeniçeriler Balat semtini Sultanselim ardına kadar korurken beri tarafdan kendi kışlaları olan Yeni Odalar tutuşdu, oraya koşduklarında gördüler ki ateşe yanaşılmakdan kalmış, uzakdan seyrettiler, önce ağa bölükleri sonra yayabaşılar, yatsıda Ortacami ve kışlanın geri kalan kısmı yandı, koca kışla yok oldu, ateş oradan (Yeni Odalar Aksaraydadır) Halıcılar Köşküne, oradan da Mollaûrânîye yürüdü Elhâsıl yangın o gece ve cumartesi günü de devam ederek cumartesi günü rüzgâr durdu, ateş de sâkin oldu. Bunca camiler, mescidler, hamamlar, meskenler yandı mahvoldu. O vakit:
Oldu bin kırk üçde ihrâkı kebir
mısraı bu yangına hem ebced hesâbı ile hem de hâfzen târih düşürülmüşdür..”
Bu yangın, yeniçeriler ve sipâhilerle onlara takılan İstanbulun hayta ve hezele gürûhunun devlet sözünü ayağa düşürdükleri ihtilâlden sonra olmuşdu ki tarihimizde dalga dalga aylarca süren o ihtilâle Büyük Fitne (B.: Büyük Fitne) denilir. Dördüncü Sultan Murad bu yangından istifâde etmiş, yangının bir kalafat yerinden çıkdığı bilindiği halde tütün tiryâkilerinin yangına sebebiyet verdikleri bahânesiyle evvelâ tütünü, sonra içkiyi şiddetle yasak etmiş, hemen ekserisi ayak takımının toplantı yerleri olan bütün kahvehâne ve meyhâneleri kapatmışdırki bu pâdişahın kanlı istibdad devri bu büyük Cibâli yangını ile başlamışdır (B.: Murad VI.; Tütün Yasağı; İçki Yasağı; Kahvehâne; Meyhâne).
Hicrî 3 şevval 1104 (M. 7 haziran 1693) yangını — Bir Pazar günü öğleye doğru Cibâli Kapusu yakınında Karanlık Mescid Mahallesinde tüccardan Ahmedin evinden çıkan ateş bir kaç kola ayrılarak bir kolu Salih Paşa Camiine, bir kolu Zeyrekde Kilise Camiine, bir kolu da Atpazarında Mutaflar (Muytablar) çarşısına kadar gitti, iki bine yakın ev ve dükkân yakdı. Müverrih Silâhdar Fındıklı Mehmed Ağa bu yangında üç mahallenin, ve bu mahallelerde de 11 mescid, büyüklü küçüklü 838 mesken, 98 dükkân, 3 medrese, 1 hamam yandığını kaydediyor.
Hicrî 18 şaban 1130 (M. 17 temmuz 1718) yangını — Bir pazar gecesi, gece yarısından sonra Cibâli Kapusu dışında Tüfenkhâne denilen mevkîde bir yahudhâneden çıkan ateşle başladı, yahudhâne, içinde oda oda müteaddid musevî âilesi oturan büyük binâlara verilmiş isimdir ki yalnız mûsevîler için yapılır. İstanbulun ilk apartımanlarıdır; bu yangını vak’anüvis Râşid Efendi şöyle anlatıyor:
“.. ateş yalı kenarı ile Unkapanına dek geldikde kale duvarından içeriye sirâyet edip şiddetli poyraz rüzgârı ile kol kol oldu. Bir kol Küçükpazar yolu ile Kantarcılar, oradan Süleymâniye Bîmarhânesi ve Ağakapusu yanına; bir kolu da Vefâ Camii yakınında devrin nişancısı vezir Mustafa Paşanın, esbak sadırâzam Numan Paşanın, ve sâbık Reissülküttab Ebubekir Efendinin konaklarını yakarak Vefâ Camiine, ve bir kolu da Şehzâde Camii etrafını ve minârelerinin külâh ve âlemlerini, cami içine kaçırılmış halkın eşyâsını, ve camiin döşemesini, cami karşısında Eski Odalar denilen yeniçeri kışlasını ve onun yanında acemioğlanlar kışlasını yakdıktan sonra Çukurçeşme üzerinden Lâleli Çeşmenin alt yanından iki yanında bunca dükkânları, evleri, mescidleri yakarak Küçük Langaya dayandı. Oradan bir kol da Aksaray üzerinden vezir İsmail Paşa, sabık sadırâzam Yusuf Paşa ve sabık sadırâzam Acımazede Hüseyin Paşa saraylarını ve etraflarındaki bütün binaları ve Davudpaşa Camiini yakdı, oradan Altımermere giden caddenin sağını solunu kül ederek Nakşî Efendi türbesinde durdu. Bir başka kol Zeyrek tarafına döndü, şeyülislâm Ebezâde Abdullah Efendinin hânesi altından Numan Paşanın zevcesi sultanın sarayını yakarak Atpazarına, ve oradan Fatih İmâretine, ve Amıcazâde Hüseyin Paşa türbesine; Aksaraydan ayrılan bir kol Avratpazarına, Kara Mehmer Paşa sarayı üstünden gecib Kocamustafapaşa yolu üstünde Çınar denilen yerde nihâyet buldu. Lâkin bu saydığımız hudud içinde birer ikişer, beşer onar evler ve Sarachâne yanmadı, ateşi durdurmak için bâzı kısımları yıkılarak harab harab olduysa da tamamen yok olmakdan kurtuldu. Bu büyük yangın, eski görülmüş ve işidilmiş yangınların birine benzemeyip Zeyrekde Sultan sarayı yanarken, Atpazarı ve Vefâ semti yanarken, Eski Odalar ve Sarachâne başında Altınıçok Mehmed Ağanın hânesi yanarken, Küçük Langa ve Lâleli Çeşmenin etrafı yanarken ateşin birkaç mahalle tâ Et Meydanına sıçraması halka öyle telâş ve şaşkınlık verdi ki bir çok kimseler hânesinden bin güçlükle kurtarıp selâmet yerdir diye götürdükleri yerde eşyâları yandı. Zabitan kudretleri yettiği kadar yangını söndürmeye beş on saat gayret ettiler, bir yerde olan ateşin etrafı kesdirmeye çalışırken, ateşin mahalleler üstünden atlayıp uzak uzak semtlerde yeni yangınlar çıkdığını görünce âciz kalıp el çekdiler, ve âfeti hayret ve dehşetle seyrettiler. Yangın nihâyet Allahın inâyeti ile durarak söndü.
Hicrî 15 şaban 1136 (M. 9 mayıs 1724) yangını — Bir Salı gecesi Cibâlide sur dışından çıkdı; vak’anüvis Râşid Efendi şöyle anlatıyor: “... sadırâzam (Damad Nevşehirli İbrâhim Paşa), vezirler ve sâir devlet erkânı çok gayret sarfettiler; fakat yangının çıktığı yerler ekseriyet ile hiristiyan mahallesi idi, evler iç içe girmiş gibi biribirine yapışık, bir kısmı köhne yahudhâneler, kibrit misâli bir kıvılcımla parlıyordu; birkaç sefer yangın önlendi, fakat uzak bir yerden yeniden patladı, Yenikapu İskelesine kadar sabahadek devam etti, o havâlîde sur dışında binâdan eser kalmadı..”.
8 şevval 1169 (M. 6 temmuz 1756) yangını — Vak’anüvis Vâsıf Efendi şöyle naklediyor: “.. gece saat ikide (gün kavuşduktan iki saat sonra Cibâli Kapusunun sol tarafındaki yahudhânelerin birinden ateş ateş çıkıp o havâlide olan ev ve dükkânları yakarak kale duvarı içine atladı, esmekde olan şiddetli poyraz sebebi ile birkaç kol olup her kolu birkaç yere yayılıp zâbitan hangi tarafın söndürmeye gayret etti ise muvaffak olamayıp, Unkapanını ve Süleymaniyeyi tâ Kaptanpaşa Hamamına kadar; bir tarafı Vefâ Meydanından Şehzâde Camiini ve Eski Odaları, ve Langa Kapusuna kadar sağını solunu, o tarafda sur dışı deniz kenarındaki bütün binâları yakup mahvetti; bir tarafı Zeyrekden Sarachâne ve Et Meydanı ve Aksaray ve Yeni Odalardan birkaç kışlayı, Avratpazarını, Davudpaşa İskelesini; bir tarafdan Fatih, Sultanselim ve Alipaşa Çarşısını, Lütfipaşayı, Ayakapuyu, Yenikapuyu tamâmen kül etti; İstanbul halkını zar ve zebun ve nice zenginlerin ciğerini hun etti; ne hâl ise kırk sekiz saat sonra sükûn buldu. İstanbulun fethindenberi böyle ateş işidilmiş, görülmüş değildir (Bu yangından bir asır kadar evvel çıkmış çok daha müdhiş bir yangın için bakınız: Ayakapısu Yangını)”
Bu yangından bahseden müverrih Hammer 580 değirmen ve fırın, 70 hamam, 1 han, 200 cami ve mescid ve 1000 kadar dükkân olmak üzere 8000 binâ yandığını zikrediyor (O.N. Ergin, Mecellei Umûri Belediye).
Hicrî 13 ramazan 1196 (M. 22 ağustos 1782) yangını — Cibâli Harîki Kebîri, Büyük Cibâli Yangını diye anılır, bu müdhiş ateş âfetini müverrih Cevdet Paşa şöyle anlatıyor: “Bir Perşembe gecesi saat üçde (gün kavuşdukdan üç saat sonra) Cibâli Kapusu içinde Horozlu Değirmenin bitişiğinde Mavunacı Ali adındaki adamın evinden kazâ eseri olarak çıkan ateş süratle büyüdü. Her ne kadar pâdişah, sadırâzam, vükelâ yetişip söndürülmesine çok gayret edilmiş ise de an be an şiddetlenerek tâ Marmara tarafında Yedikuleye kadar uzandı, hattâ Yedi Kule hisarının içindeki ahşab evler bile yandı, Marmara surlarının içinde dışında Narlıkapu, Samatya, Davudpaşa, ve Langa Yenikapusunu yakdı. Beri yanda Topkapusu, ve Mevlevihâne Kapusu ve Silivri Kapusu etrafı yandı, bu yoldan ilerleyen ateş de Yedikulede denize dayandı. Haliç tarafında Odun Kapusu ve Ayakapu tarafları, Sultan Selim Camii civarında Sakızağacı, Sultanselim ile Ağakapusu arası, Bayazıdda Hasanpaşa Hanı yanları, Koskoda Sâdiler Tekkesi civarı, Havuzlu Hamam, Aksaray, Cerrahpaşa, Avretpazarı, Mollagûrâni, Davudpaşa Camii havaâlisi, Yeni Odalar (Büyük Yeniçeri Kışlası), Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve etrafı, Koca Mustafa Paşa Tekkesi ve etrafı tamamen yandı, yangın elli saat sürdü (Müverrih paşanın târifinden ateşin oradan oraya atladığı anlaşılıyor).
Yanan yerlerden çıkarılıp Fâtih Camiine ve At Meydanına, Lâleli Camiine ve Hekimoğlu Camiine, bostanlara ve hâlî arsalara nakledilen eşyanın çoğu da kaçırıldıkları o yerlerde yandılar, mallarından ayrılamayan pek çok kimse, bilhassa Lâleli Camiinde yanarak telef oldular”.
O devrin kalem sâhiblerinden olup bu yangında evi ve bütün eşyâsı yanmış Selânikli Mehmed Atâ Efendi yangını uzun bir makaale ile tasvir etmişdir ki münşaat risâlelerine kendi vâdisinde örnek olarak alına gelirdi. Bu meşhur makaale şudur:
“İşbu 1196 senesi Ramazanı şerifin on üçüncü Perşembe günü saat (alaturka) üç sularında Cebeali derununda vâki Çıngıraklı Değirmen ittisalinde Mavnacı Alinin hânesinden kazaen zuhur eden âteşi sûzan velvelesâzı âsüman olup bir dilberi âteşin ruhsar gibi Âşıkpaşa cânibine hirâman ve meyyâl ve Kasabbaşı çeşmesine âteşzeni istilâ oldukda tôpi kal’a kûb gibi Üsküblü’ye tarraka bahşı vâveylâ iken ânde iki şak olub şakkı evveli Haydara doğru şerare feşan, şakkı sânîsi Kadı Hamamı ve Kadı çeşmesine süzan ve kazaya rızâdan başka çare olmadığından Otlukcuyokuşu’na suûd ve etrafı eknâfını cayır cayır yakıp lieclizziyâre Fatih Camiişerifine vürûd idüb Haydar cânibinden şeraredar olan âteşi dûzah medar yeminü yesarde dergâr olduğu halde İfraziye semtine kamet firâzi ifraz olub sehamı belâ gibi büyûr ve menâzile atılıp bilkülliye hâkester ve camiin avlusuna dehşet fikeni şûrû şer oldukta havlii mezkûrda bâdi âteşden kad hamide olan ibadullahın ahmal ve eskaali kaliçei ateşin endam ve küsterdei zemini inhidam olub camii merkumun kubbesi göğüs gerüb minareleri dik gelmekle derûnine dühule fırsatyab olamadığından etrafını tavaf ederek Fatih merhumun türbei şeriflerini baadezziyâre merkadi enverlerine ihlasla fatiha han oldukta şiddeti rûzikârdan canibeynine temas ve Bahrisefid ve Bahrisiyah câniblerinde kain medarisi karini indiras ve âteş esas idüb talebei ulûmu bilkülliye dil sûhte itmiştir. Bâdehu Büyükkaraman’ı badel ihrak kurbinde vaaki Kavafhâneye pâyendâzi sur’at ve kavafları mest ü sergerdanı hayret ve Sarachâneye doğru tehzizi rikâbı alevtâb iderek iyice (donatmış idi). Bir kolu dahi Atpazarına keremi inanı tuseni iztırab olub hayli özengi parlatmıştır. Bâlâde takriri zebangüdazı hâmei âteşin câme olduğu üzre Üsküblü semtine giden âteş Salihpaşa Çeşmesine alemkeşi nâri zemin olup Azebler cânibine neşri azâbı dûzeh eser iderek Unkapanına vaaki Çinili Hamama girüb ve yesarinde vaaki değirmen hem hareket ve Atlamataşı’na hatve endâzı haybet ve Küçükpazar’a müntehi olarak kürsii pâzâre ande revac virüb vafir alışveriş ittikden sonra Haydar’dan zebânekeş olan âteşi alevgir cânibi Zeyrek’e reside olub cevanibinde vaaki ebniye ve cevâmi vesaireyi bilkülliye zirü zeber ve zirvesinde kâin Kâşaneye sirayet ve derûnine dühul ittikde kabili hararet olmamakla silüb süpürüb yemininde vaaki Çinili Hamama girüb ve yesarinde vaaki değirmen sokaklarını döne döne yakub harab eylemiş:
Âsiyabı dehre geldik biz de növbet bekleriz
fehvâsınca eshâbının ahvalini digergûn itmiştir. Bâdehu şerârei âteş askeri cehennem peyklerini sekiz tabur idüb ibtidai zuhurundan otuz üç saat mürûr etmiş idi ki tekrar Küçükpazar’da büyüyüb etrafını pür sûz iderek tarafeyninden hûcûmu şererpâşi hümûm Ağakapısına misâli badi sümûm esdikde o sarayi mahsus bir taaki bâ nitaak iken Tekeli Köşkünün tahtânisinden bedi ile gitdikce terakki bularak Yangın köşküne kademmihâde ve köşk dahi nakli erguvan âsâ rengi binadan sâde olarak:
Kul bunalmayınca Hızır irişmez
kavlince Pâdişahi âlempenah efendimiz hazretleri (Birinci Abdülhamid) ande mevcud olmaları ile gerçi saray ile köşk külliyyen muhterik oldu ise de pâyi yümni teveccühi pâdişahi ile etrafındaki âteş munkafî ve mündefi olmuşdur.
“O gün cumaya tesadüf itmekle edâi salâti cum’a mümkin olmayub herkes minârelerde ezâni sûz ü güdâze ağaaz ve hademei ehalii harikin feshi siyamına bâ fetvai şerife cevaz verildikten sonra yağmacı gürühunun harike Kızılbayram didiklerinin sırrı nümayan olmuşdur. Bâdehu Zeyrek zîrine tenezzül iden âteş Vefaya doğru azm idüb:
Ol bî vefâyedek gideriz
müfâdince semti Vefâdan mürûr ve cânibi cevrü cefâya ubur ve Kuyucular Mollahusrev Şehzadebaşı taraflarına bünyad efkeni şûr oldu. Ve bir cânibi Timarhane verâsından zencirkeşi cünûnü ıztırar ve henüz rehâyab olmamış divâne vâr Tiryakiler Çarşısına bir şevki nigâhi merhametle keyiflerine değemeyüb tiryakilerin ne maacun olduklarını tefhim ve civarında meyveçini şevk olarak Kirazlı Mescidini baadettenavül Âtıfzade merhumun konağına atfi zimamı âzimet ve o hânedana kataa atûf itmeyüb öteki âteşin koluna mâtufualeyh olmuşdur.
“Bir tarafı dahi Bozdoğan kemerini kuşatub Acemoğlu Meydanına ferzâne at sürmüşdür. Bundan akdem Çavuşoğlu malı bulunan Ahmed Nazif Efendinin (B.: Ahmed Nazif Efendi) hânesini asâri umrandan tanzif ve sair büyûti harâbezâre taz’if ile viran ve Eskiodalara müntehi olarak tecdidini tenbih ile güzeran itti. Sultanahmedden bir kolu Sarıgüzelin bir kolu Yeniodaları eski adettir diye selâmlayub derûninde bulunan Kul tâifesi selâma durduklarında kataa iltifat itmeyüb o dûdimâni bektâşiyeyi harap ittikde Halıcılar Köşküne döşeüb ol fezâye basti kaaliçei âl eylemişdir.
Ne örnekler çıkardı nevbenev kaaliçei âteş
mazmunun bedidâr idüb herkes hayretinden biribiren bakarken öküz boynuzu kuşanub Aksaray Şehzade Ekşikaradut Koska Kadıaskerhamamı civarlarından hamlei cangüdaziye âğaz ve Aksaray tarafından şakki âsai muahhidin gibi müteferrik olub:
Lehîbi havsele sûzi zemânedir bu şerar
müeddâsınca hârikulâde olarak bir fırkasını Haseki meyanına tahsis ve fırkai diğerini Tozkoparan semtine terhis ve cevanibi erbaasını mugayyerülhâtır iderek harik o vâdilere taş dikmiştir. Birkaç fırkası dahi Kocamustafapaşa’ya dökülüb pîrü bernâ engüşt berdehanı hayret olarak tazürrû ve niyazi Hakka meşgul ve yine anda sağ ve sol olub Hekimzade Ali Paşa Camiişerifine âram olunca hademesi ve etrafının sekenesi: Âyâ bunun ilâcı nedir? diye çâre cû olduklarında merhumun ruhaniyetinden sâdır olan:
Ey ehâli âteşi ihrakdten azürdeyim
Mûmiyâyi tesliyet hergez müfid olmaz bana
mazmunu ile ehaliyi rencîde hatır eylüyüb âteş külliyen iltiyam kabul itmeyüb eknâfı hâr ve yâbis ittiğinden Kocamustafapaşaya pençedirâzı intibah ve Sünbül Efendi hazretlerinin âbi rûyi berekâti ile hazandidei izmihlâl olmuştur.
“Bir semti dahi agrebi minelvukuat Silivrikapusuna haric ve bir semti dahi Yedikule semtine seri ejderi heftser gibi dahil ve bir tarafı dahi Kadıaskerhamamı Ekşikaradut Aksaray Caddesinde etrafile yanarak Lâleli Camiişerifine tarhi alev kuvveti ezhar ve oraları mânendi şekaayikzâr itmişdir. Camii mezkûrun derunine vaz’ı mâmeleki ahmal ü eskal ve mefruşat iderek tehassun iden ricalü nisvan sigar ü kibar ekviyaü zuafa dörtyüzden mütecaviz olduğu resîdei haddi tahkikdir. Camii mezkûrun havalisinde mevzu eşyanın mecmuu birden tutuşub altı mahzen olmağile tahminen beş altı bin çeki hatab memlû olub:
Kurunun yanında yaş da yanar
fehvasınca zîrü bâlâde mültehib olan âteş derûninde bulunanların mecmuunu birden cigersûzi şehadet ve dili hararet didelerini câmi şerabi kevser ile irvâ iderek mütevarii mükâfati rûzi cezâ eylemiştir. Maahâza benim efendim işbu nâri mesâibe rey’i sâib kârgir olamayub:
Bu bir gazab, buna kanca tulumba kâr etmez
diye hademei harik nevmid olarak Cenabı Hakdan müteveccihi zuhuri meded ve inayet oldular. Harik dahi Lâleliyi deryâyi âteşe gark edib Koska semtine pâ nihadei şehadet ve Ragib Paşa Hazretlerinin Kütüphanesine ketebesâzi rağbet ve derûni kütübhaneleri mahfuz olmakla müşari ileyhin türbe ve merkadlerine özür ile cebin sâyi sûzü güdaz olub müşari ileyh dahi kemali hararet ile işbu beyta âgaz ittiler:
Ey çeşmi giryehiz eserin yok mudur senin
Âteş içreyim haberin yok mudur senin
Âhir kâr türbe ve merkadden geçüb oyanları harab ve yebab iderek Langa Bostanına resîde ve vâfir büyut ve dekâkin ile hisari Langaya bir âteşden palanga çevirüb yakarak yıkarak kapusundan dışarı huruc ve bîrununda olan kahvehânelere velûc itmesi garaibi zemânedendir. Sahilin deryâ ile beyinlerinde şeker âb olmasından âteşi zoraver orada müzmahil ve perişan olmuştur. Öteki taraf dahi Silivri Kapusuna müntehi olacak mahalde ekmekci fırını pişgâhında Karaçalı Bostanı denmekle maaruf mahalde gülistanı mezar olmuşdur. Bir canibi dahi Sîmkeşhâne kurbinde reştei imtidadı haddei sükûnden geçirmiştir. Bir cânibi dahi Kaptanpaşa hamamı kurbinde lenger endâzı ikamet olmuşdur. Bir tarafı dahi Sulusaray ve Ayazma kapusu dahilinde endaktei ka’ri zemin olmuşdur.
“Âteşi serkeşin evveli zuhûrinden hengâmu sükûneti 64 saat olmakla heft bihişt olan İstanbul tabakati heft dûzehden nişan idüb tahminen 3000 den mütecaviz hânei sagir ve kebir cevami ve mesacid, 36 hânekâhi fukara ve meabid ve takriben 260 hamam ve büyût ve menazil vesair ebniyesi muadili muhterik olan şeylerin tafsil ve tâbiri dairei imkânde değildir. Hemen Hüdai zîşan ibâdı hakkında şu alâm ü gumûmi hâtimei mesâib eyliye, âmin.
Muhteriküssüknâ vel eşyâ
Mehmet ÂTA”.
Bu müdhiş yangında İstanbulun yarısından fazlasının yandığı anlaşılıyor; Mehmed Ata Beyin bu cehennemî ateş içinde yangın yağmacılarının da görülmüş olmasını kaydetmesi pek hazindir. Oruç tutulmaması ve Cuma namazı kılınmaması için o gün hemen bir fetvâ çıkarıldığını da Ata Beyin yazısından öğreniyoruz.
Hicrî 14 rebîülâhir 1249 (M. 1 temmuz 1833) yangını — Bir Cuma günü öğleden az sonra Cibâli kapusu civarında Tüfenkhâneden çıkdı ve şiddetli bir poyraz rüzgârı ile İstanbulu mahveden ateş âfetlerinden biri oldu; vak’anüvis Lütfi Efendi şöylece anlatıyor: “... ateş derhal etrafa sirâyetle kale duvarı içine tecâvüz etmiş, ve hava rüzgârlı bulunmuş olduğundan kol kol dağılıp bir kolu Üsküblü civârında Çıngıraklı Değirmene, ve bir kolu Âşıkpaşa Mahallesinde Tahirağa Tekkesine, ve bir kolu Fâtihde Deve Hanı semtine, ve diğer kolu Sofular Hamamı ve Horhor ve Kıztaşı ile Hoşkadem Mescidi tarafına, ve bir kolu Alâeddin Tekkesi arkası ile Akarçeşmeye, ve bir kolu Şeyhülislâm kapusu civarında Ayazmakapusu içine, ve Vefâ Meydanı ile Süleymaniye Tâbhânesi ve Şehzâde Camii şerifi civârına dayanarak ertesi günü gün ağarıncaya kadar pek çok evler menziller ve Sarachâne ve Kavafhâne gibi büyük çarşılar yanarak müzmahil olmuşdur. İstanbulun yarısına yakın mahalleleri yandı, pek çok halk mekânsız kaldı ve cami avlularında ağlaşdılar. Bunları münâsib yerlere yerleşdirmek ve isteyenlere çadır almak üzere İstanbul kadısına yazılan buyuruldu halka da ilân olundu. Harikzedegânın evlerini yeniden yaptırmak için muhtac oldukları şeylerle amele yevmiyeleri için yeniden narh defteri yapılıp basılarak halka dağıtıldı. Halka ayrıca nakdî yardımda da bulunuldu.
“Müverrihi fakir o tarihde Sarachâne karşısında Hüseyinpaşa Medresesinde tahsili ilimle meşgul idim. Hânemiz Unkapanı civârında idi. Yangının vukuunda Haydar Hamamı civarında hocam merhumun hocası Kastamonulu Ömer Efendinin konağına gidip eşya nakli ile meşgul iken akşamdan sonra oralara ateş geldiği sıralarda hânemiz semtinin de yanmakda olduğu haber verilmesi ile derhal koşub hâneye varıldıkda valdem ile iki küçük birader ve hemşîremi çıkarıp Zeyrek tarafına çıkar çıkmaz her tarafı ateş sardı, bin korku ve telâş ile medreseye geldik. Medresenin avlusu Sarachâne halkının eşyası ile dolmuş, ve gece yarısı Sarachâne ile Medresenin arkasındaki mahalleler de tutuşmuş olduğundan, ve bir tarafdan da medrese avlusundaki ağaçlar yanmaya başladığından az kalmışdı ki hâlasımız müyesser olmayacakdı. Softaların ağaçları söndürmeleriyle medrese odaları kurtuldu. Rabbim bir daha göstermesin ve cümleyi masum buyursun. Âmin.”
Theme
Event
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070143
Theme
Event
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 7, pages 3554-3560
See Also Note
B.: Büyük Fitne; B.: Murad VI.; Tütün Yasağı; İçki Yasağı; Kahvehâne; Meyhâne; B.: Ahmed Nazif Efendi
Theme
Event
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.