Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
CEZÂYİR KESİMİ
Üçüncü Sultan Selim’in son zamanları ile Dördüncü Sultan Mustafa ve İkinci Sultan Mahmudun Yeniçeri Asker Ocağını kaldırdığı 1826 tarihine kadar olan devrinde İstanbul bıçkınları ve havâî meşreb gencleri arasında moda olmuş bir kiyâfet ve tuvalete verilmiş isimdir.
Yalın ayak, baldırı çıplak, göğüs bağır açık şehbaz cundabaz gemici kalyoncu kiyâfetinden mülhem olduğu, ve İstanbul halkının da Cezâyirlileri şehbaz ve şehlevend gemiciler olarak tanıdığı içindir ki bu kiyâfete Cezâyir Kesimi adı verilmişdir. Muhakkak ki arada mühim farklar vardır, fakat zamanımızın enzistansiyalist âsî gencliği kılık kıyâfeti bir asır evvelki Cezâyir kesimli delikanlıları hatırlatır.
Başa sarık, bele de kuşak olarak gaayet kiymetli bir Hind veyâ İran şalı sarılırdı. Mutlak fakrü zâruret içinde olan genclerden kendisini bu havaya kapdıran şal uğrunda iffetini fedâ etmekden çekinmezlerdi. O devrin bir şâiri olan Enderunlu Vâsıfın bir şarkısında bu acı hakikat pek açık gösterilmişdir:
Zülfün düşer kaş üstüne
Keh çeşmi ayyaş üstüne
Neyse recân baş üstüne
Tek sen beyim yâr ol bana
Yolunda ey nevres nihâl
Olsun fedâ mecmûi mâl
Bir şal nedir çift ile al
Tek sen beyim yâr ol bana
Serince ve soğuk havalarda omuza bir Cezâyir bornusu atılırdı. Bel şalına bir yatağanla bir tabanca yerleştirilir, yatağının ka...
⇓ Read more...
Üçüncü Sultan Selim’in son zamanları ile Dördüncü Sultan Mustafa ve İkinci Sultan Mahmudun Yeniçeri Asker Ocağını kaldırdığı 1826 tarihine kadar olan devrinde İstanbul bıçkınları ve havâî meşreb gencleri arasında moda olmuş bir kiyâfet ve tuvalete verilmiş isimdir.
Yalın ayak, baldırı çıplak, göğüs bağır açık şehbaz cundabaz gemici kalyoncu kiyâfetinden mülhem olduğu, ve İstanbul halkının da Cezâyirlileri şehbaz ve şehlevend gemiciler olarak tanıdığı içindir ki bu kiyâfete Cezâyir Kesimi adı verilmişdir. Muhakkak ki arada mühim farklar vardır, fakat zamanımızın enzistansiyalist âsî gencliği kılık kıyâfeti bir asır evvelki Cezâyir kesimli delikanlıları hatırlatır.
Başa sarık, bele de kuşak olarak gaayet kiymetli bir Hind veyâ İran şalı sarılırdı. Mutlak fakrü zâruret içinde olan genclerden kendisini bu havaya kapdıran şal uğrunda iffetini fedâ etmekden çekinmezlerdi. O devrin bir şâiri olan Enderunlu Vâsıfın bir şarkısında bu acı hakikat pek açık gösterilmişdir:
Zülfün düşer kaş üstüne
Keh çeşmi ayyaş üstüne
Neyse recân baş üstüne
Tek sen beyim yâr ol bana
Yolunda ey nevres nihâl
Olsun fedâ mecmûi mâl
Bir şal nedir çift ile al
Tek sen beyim yâr ol bana
Serince ve soğuk havalarda omuza bir Cezâyir bornusu atılırdı. Bel şalına bir yatağanla bir tabanca yerleştirilir, yatağının kabzası ve tabancanın kundağı şal kıvrımının dışında bırakılırdı, şalın bir ucu da yere sarkıtılır, yürürken o şak ucu, topuk ardınca yerde sürünürdü. Yine Vâsıf bu nümâyişi şöyle övüyor:
O gül endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Uca gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Sırta bezden yâhud bürüncükden (B.: Bürüncük) bir ten gömleği giyilirdi. Bu gömleğin yakası aslaa iliklenmez, açık durur, hattâ önü öylesine açılırdı, göğsünde meme Tomurcukları bilhassa teşhir edilirdi. Bu sîne ve meme başı teşhîri nümâyişi içinde bâzı aşırı bıçkınlar (B.: Bıçkın) ten gömleğini hiç giymezlerdi. Göğsü kıllı veya kıllıca olan şehbazlar o kılları ustura ile tıraş ederler, yalnız tam göğüs tahtasının ortasında ve iki meme tomurcuğu arasında sekiz on telden bir tutam kıl bırakırlar, bu kıllara birer küçük inci geçirip düğümlerler, kılın birine de bir mâvi nazar boncuğu takarlardı; bu incili ve nazar boncuklu acâib püsküle de “Sîne Perçemi” derlerdi. Bu havada olub da göğüsleri henüz kullanmamış mürâhik oğlanlar sîne perçemi salacakları zamanı iştiyâk ile beklerler, hattâ bir kısmı, kıl bitirme hassası olduğu söylenen bir takım yağlar, pomadlar kullanırlardı. Bir körpe delikanlının sîne perçemi salması, bıçkınlı, itlik yolunda bir basamak daha yükselmesi bilinirdi.
Ten gömleği üstüne yahud çıplak ten üstüne, gencin kudretine göre som sırma işlemeli, veyâ sâde kaytanlı bir câmedan (B.: Câmedan), fermene (B.: Fermene), cebken (B.: Cebken) giyilirdi; altında aynı kumaşdan ve aynı işlemeleri süsleri taşıyan kısa bir diz çağşırı geçilirdi, ki çağşırın paçaları diz kapağının dört beş parmak üstünde kalırdı, öylesine ki, zamanımızdaki deniz mayolarından tek farkı, paça ağzının ağıcık daha bol ve ağının gaayetle bol, önden iki bacak arasına, arkadan da butlar üstüne kıvrım kıvrım dökülmesiydi.
Yaz ve kış aslaa çorab giymezlerdi; topuklardan diz kapaklarının üstüne kadar iki bacak tamamen çıplakdı. Yazın sokakda da çıplak ayakla, dal taban dolaşmak makbul nümâyişdi. Fakat ayaklarına bir şey geçirmek isteyenler “Kalyoncu Yemenisi” de denilen bir “Galata Yemenisi” giyerlerdi. Bu yemeninin hususiyeti, arka kısmının gaayet az oluşu idi, ön kısmının üstünün de gaayet az oluşu idi, yâni, arkadan topuğu bitimine kayın şöyle bir tutardı, kendi tâbirleri ile bir mürâhik tüysüz oğlan ise “Elma Topuk”, bir şehbaz fetâ ise “Yumru Topuk”, bir çârebrû, dört kaşlı yiğit ise “Gülle Topuk” hemen hiç kapanmamış olurdu. Mâhud yemeninin üst ön kısmına gelince, orası da ayak parmaklarının ancak tırnaklarını örter, parmak aralarının görünmesi şart idi.
Bu bıçkın, it kılığı İstanbul genclerini öylesine sarmışdı ki, ayak takımı esâfil ve erâzilin çıkardığı bu moda, orta tabaka şöyle dursun en kibar, en asil âilelerin evlâdlarını da cezbetmiş, peşlerinde lalar, uşaklar dolaştırılan nice beyzâdeler ve paşazâdeler bu Cezâyir Kesimi hayta kılığı ile İstanbul sokaklarında yalın ayak, baldırı çıplak, daltaban yıllarca kaldırım depmişler, kuşak sürümüşlerdir. Pek nazlıları da altlarında bir küheylân, som sırmalı eğerlerin gümüş üzengileri çıplak ayakları ile basarak, ellerinde sapları elmaslı ipek şemsiyeler, sırmalı Cezâyir Kesimleri ile haşarât alkışı toplamışlardır. Yukarda da kaydettiğimiz gibi bu bıçkınlık hevesi pek genci bir takım erâzilin ve bilhassa yeniçeri kabadayı ve haytalarının pis arzûlarına bâzîçe yapmışdır.
Son yeniçerilerden Eminönündeki Çardak İskelesindeki 56. Orta Kolluğu çorbacısı ve halk şâiri Galatalı Hüseyin Ağa Cezâyir Kesimli atlı bir beyzâdeyi, kolluk yanında kendisi tarafından işletilen ve bir haşarat yatağı olan mükellef yeniçeri kahvehânesine şöyle dâvet etmektedir:
Medhideyim sizlere beyzâdemi
Cezâyir kesimi libâsı şanlı
Ellialtı yoldaşların hemdemi
Ham gümüş baldırı orta nişanlı
Samur kaş altında âhular yatar
Lâhurî şallı ol bıçkın şehbazın
Görse ger Köroğlu pabucun atar
Dam üstüne nazlı güzel Ayvazın
Bıçkın edâ topuk vurur şehlevend
Âyîne sînesi inci perçemli
Dayı çalımdır ol kaddi bülend
Kim sevmez bir böyle şehrî güzeli
Altın üzengide pâyi billûru
Deste almış nar çiçeği şemsiye
Buyur gel kahveme gözümün nûru
Teşrîfine alkış tutar fıskiye
Kehrûbâ çubuk hem fagfurî fincan
Hem pâyin bûs ider köleniz vardır
Fedâdır râhine olsa ger bin can
Nikaabı hicâbın yüzünden kaldır
Bu beyzâde tasvirinin altında ayak takımından da üç delikanlıdan isimleri kaydedilerek bahsedilmişdir:
Kayıkçı Halim:
Yalın ayak şap şap yürür merdâne
Kayıkcı civanı Halim bir dâne
Ellidokuz nişanlıdır dilâver
Eşi varsa çıksun heman meydâne
Salıpazarının civan kopuğu
Beylik bilür küt küt vurma topuğu
Kaldırımı yalın ayak döver de
Mercan kakmalıdır kiraz çubuğu
Kalyoncu kolluğu Çeşmeymeydanı
Parmakla gösterir ol nev civanı
İnce belde bin kuşluk şâlini
Reşk ider görse ger Keşmir Sultanıu
Yelkenci Memiş:
Albenisi samur saçda dal fesde
Kâkülün sevurmuş şûhi nevreste
Kaptanpaşalıdır destinde ferman
Ebrûvanın çatmış çeşmânı meste
Cezâyir kemisi beyazlar giymiş
Şalvarın paçası topuğa değmiş
Süal iderseniz ismi şerîfin
Yelkenci güzeli Karagöz Memiş
Ya efendim lâhuri şal kuşağı
Ucun yerde sürür belden aşağı
Ferâzı zirvei tûri nahvetde
Beyzâde sanırsın kopuk uşağı
Kalaycı Temel:
Ne disem o şûhin şânında azdır
Şol civelek tâze fetâ da lâzdır
Altde döşek üstde yorgan yuk iken
Cezâyir kesimli bıçkın haylazdır
Kapkaradır yüzü hem el ayağı
Bele acem şalı sarmış kuşağı
Bir garib zemâne içre düşdük ki
Ne mümkin kibardan tefrik uşağı
Tophâne gülüdür civânı mühmel
Savurur top ipek kâkülün tel tel
Kimdir deyû sual iderseniz ger
Soyu sopu güzel Kalaycı Temel
1808 de Alemdar Mustafa Paşa Rumeli âyanları ile gelip bir saltanat darbesi ile Dördüncü Sulan Mustafanın yerine İkinci Sultan Mahmudu tahta çıkardığı zaman İstanbul gencleri bu acaâib it kılık ve kıyâfetinde bulmuş idi. Evlâd, ve bilhassa oğul terbiyesi bakımından çok kıymetli hâtıradır:
Alemdarla beraber İstanbula gelen Rumeli âyanlarından Serezli İsmail Bey, taht şehri İstanbulu görsünler diye 16 ile 18 yaş arasında bulunan iki sevgili oğlunu da alıp getirmişdi. Kendisi şehir içinde bir konak tutup oturmaya lüzum görmemiş, kısa bir zaman kalacağı için Çırpıcı Çayırında askerlerinin ordugâhında çadırda oturuyorlardı. Her gün iki küçük delikanlıyı, yanlarında akıllı uslu birkaç adamı ile şehri gezib görmeye gönderiyordu. Cezâyir kesimi bir it kılığı olmakla beraber, gencliğin güzelliği teşhir bakımından pitoreskdi. İstanbulun kibarzâdeleri gibi Serezli İsmail Bey zâdeler de onun câzibesine kapıldılar, ve İstanbulun en namlı terzilerinden birine gaayet tez dikmek tenbihi ile birer kat Cezâyir kesimi câmedan ve çağşır sipâriş ettiler, namlı bir yemeniciye de birer çift Galata Yemenisi ısmarladılar. Yanlarındaki adamlar bunu beye haber verdi. Ciddî, çok sert, ve evlâdları ile yüz göz olmamış bir baba olan İsmail Bey, iki oğluna da hak ettikleri dayağı atabilirdi, ve o apaş kılığına girmelerini şiddetle men edebilirdi, fakat oğullarının sâir bendegân nazarında kücük düşeceklerini düşünüldüğünden, kızgın bir baba gibi değil, işini çok iyi bilir bir mürebbî oldu. Evvelâ sipârişleri alan terzi ile yemeniciye haber yolladı: “Çocukların istediklerini benden emir almadıkca vermesinler, yetişmedi desinler, yoksa kendilerini dükkânlarının kapusuna asar, dükkânı da leşlerinin üstüne yıkarım!..” diye bir tehdid savurdu. Sonra kendi kapusunda seyis, aşçı yamağı, saka, hammal ayak takımı horanda genç ve soytarı, dalkavuk boyundan adam varsa hepsine hazır aldırttığı Cezâyir kesimi esvablar giydirtti, ve askerlerine o yalın ayaklı baldırı çıplakları alaya aldırttı. Bunu gören âyanzadeler de sipâriş ettikleri esvab ve yemenileri aldırtıp giyemediler.
Müverrih Şânîzâde Atâulah Efendi hicrî 1224 (milâdî 1809) vakaları arasında o apaş kıyâfeti ve modası üzerine şunları yazıyor:
“Sefîhâne süslenmekden sakınmak islâmiyet şiârından iken zamanımızın halkı birbirinden görerek, cehâlet, nâdanlık ve bilhassa ar ve edeb noksanlığından delikanlılar kadınlar gibi süs ve âlâyişe düşmüşdü. Hele avam ve ayak takımı, insanlık kadir ver îtibârını kıyâfet ve kılıkla sandılar âlâsından ve âdîsinden türlü türlü acâib tarzda giyinip kuşandılar, meselâ bostancı baratayı (B.: Barata), serdengeçti destarı, iç ağası üst kaftanı ve kavuğu, yobaz softa tetimmesini terkedip kimi başına cezâyirî ve kimi lâhûrî ve keşmîrî ve kimi de rizâî ve marpiç şal sarınarak tersâne hademesi gibi bir heyet peydâ ettiler, kimi burnus, diz çağşırı ve tozluk giyip beline gümüş kakmalı yatağın bıçağı takarak meyhâne ve kârhâne ve mesîre ve kahvehânelerde fodulluk edip dolaştılar. Uygunsuzluk edip kavga çıkarıp yakalandıkları zaman da sorguya çekilince kimi bayrakdar, kimi içağası, kimi bostancı ve eski püskü bir yâdigâr olduğu anlaşıldı. Herkes bir acâib kıyâmetle bî pervâ icrâyı habâset ederdi. Bir takımı şer’an ve aklen memnû, ağı yerde sürünür kaftan giyer, sünnet çocukları gibi ağlarını tutup yürürlerdi. Ayaklarına ucu hanımiğnesi, üstü ayağının yarısını örtmez, parmaklarının bitişik yerleri görünür pabuçla dolaşır..”
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Theme
Folklore
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM070097
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı
Description
Volume 7, pages 3531-3535
Note
Image: volume 7, page 3532
See Also Note
B.: Bürüncük; B.: Bıçkın; B.: Câmedan; B.: Fermene; B.: Cebken; B.: Barata
Theme
Folklore
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.