Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BİSİKLET
İstanbula ilk bisiklet 1890 yılında geldi; getiren ve İstanbullular arasında yayan idhalâtcı tüccarın adını tesbit edemedik. Bu tarihden önce Beyoğlunun kibar frenkleri tarafından kullanılmış mıdır, bilemiyoruz, kesin bilinen şudur ki 1890 - 1895 arasında İstanbul sokaklarından bir bisikletlinin geçdiğini görmek, İstanbullular, bilhassa çocuklar ve gençler için bir temâşa mevzuu idi.
Basından öğrenerek İstanbul halkı bisikleti evvelâ “Velospid” adı ile tanıdı. Fransızca “Vélocipède” isminin bozuk telâffuzu olan velospid, aslında bizim çağdaş bisikletimiz olmayub, bisikletin ilk ibtidâî şekli, ceddidir; ön tekerlek gaayet büyük, arka tekerlek küüük olub pedallar yokdur, binici seleye oturur, altındaki iki tekerlekli arabasını ayakları ile yeri itmek sûreti ile yürütür. Kökleri lâtinceden alınarak yapılmış olan velosiped, ondan bozma velospid’in tam türkçe karşılığı “uçarlı ayak” “koaşrlı ayak” dır. 1890 da İstanbula gelen velosiped değil aynı çapda iki tekerlekli ve pedalli bisiklettir; İstanbul basınını bisiklet yerine velospid adını kullanması, Serveti Fünun sâhibi Ahmed İhsan Beyin meşhur mecmuasına yazdığı baş makaalelerinde bu arabadan bahsederken büzühul eseri Velospid adını kullanması ve bunun halk arasında tutunup yayılmasıdır.
Yine Serveti Fünmun bisiklet karşılığı “Dürrâ...
⇓ Read more...
İstanbula ilk bisiklet 1890 yılında geldi; getiren ve İstanbullular arasında yayan idhalâtcı tüccarın adını tesbit edemedik. Bu tarihden önce Beyoğlunun kibar frenkleri tarafından kullanılmış mıdır, bilemiyoruz, kesin bilinen şudur ki 1890 - 1895 arasında İstanbul sokaklarından bir bisikletlinin geçdiğini görmek, İstanbullular, bilhassa çocuklar ve gençler için bir temâşa mevzuu idi.
Basından öğrenerek İstanbul halkı bisikleti evvelâ “Velospid” adı ile tanıdı. Fransızca “Vélocipède” isminin bozuk telâffuzu olan velospid, aslında bizim çağdaş bisikletimiz olmayub, bisikletin ilk ibtidâî şekli, ceddidir; ön tekerlek gaayet büyük, arka tekerlek küüük olub pedallar yokdur, binici seleye oturur, altındaki iki tekerlekli arabasını ayakları ile yeri itmek sûreti ile yürütür. Kökleri lâtinceden alınarak yapılmış olan velosiped, ondan bozma velospid’in tam türkçe karşılığı “uçarlı ayak” “koaşrlı ayak” dır. 1890 da İstanbula gelen velosiped değil aynı çapda iki tekerlekli ve pedalli bisiklettir; İstanbul basınını bisiklet yerine velospid adını kullanması, Serveti Fünun sâhibi Ahmed İhsan Beyin meşhur mecmuasına yazdığı baş makaalelerinde bu arabadan bahsederken büzühul eseri Velospid adını kullanması ve bunun halk arasında tutunup yayılmasıdır.
Yine Serveti Fünmun bisiklet karşılığı “Dürrâce” adını ortaya atmış, bisiklete binenlere “Dürrâce süvar” demiş ise de bu isim halk tarafından benimsenmemişdir. Dürrâce, eski çağlarda kale muhasaralarından duvar ve kapuları döve döve yıkmak için kullanılan koçbaşı denilen âletin sevk edildiği dört tekerlekli arabalara verilen isimdir.
İstanbulun mahalle karıları ise ilk bisikletlere “Şeytan arabası” adını takmışlardı.
Ahmed İhsan Bey İstanbuldaki ilk bisikletler için şunları yazıyor:
“Velospid hevesi ehli zevkimiz meyânında epiyi süratle taammüne başladı. Buna isbat olmak üzere Beyoğlu tüccarlarından birkaçının ahiren Avrupadan on kadar velospid celb ile dükkânlarına vaz eylediklerini irâe eyleriz. Şu hâle nazaran gelecek mevsimi baharda velospid süvar olarak tenezzühe çıkacaklara ziyâdece müsâdif olacağız demekdir. Bu da seyrangâhların manzarasını daha revnaklı kılacakdır.
“İlk defa Beyoğlu Caddesinde şekli garibi ile zâhir olarak halkrın teaccübünü, hayvanların ürkmesini celb eden velospid birkaç defa İstanbul cihetine de geçdi, daha sonra adedi birden ikiye, ona çıkdı. Artık tesâdüf edenler o kadar hayrete düçar olmuyor. Velospid sokakdan geçdi mi, işsiz güçsüzlerden başka dönüp de arkasına düşen, seyrine bakan kalmadı.
“Ehli zevk meyânında velospid süvâriliği evvel emirde Kadıköyü, Kuşdili, Fenerbağçede enzârı erbâbı cevelâna müsâdif olmuşdur. İki tekerleğin üstüne çıkup bir yandan bacak sallamak, bir yandan kollarla vücûdu dâimi ihtizaz altında bulundurarak başda fesi üstüne geçirilen beyaz örtüyü mevcelendirerek süratle tozlu yollarda gitmek...
“... Yazın Kadıköyü, Fenerbağçesi ehli zevk ve sefâsından bahseylerken o ehli zevkü sefâ arasına atlılar, arabalılar, sandallılar, kayıklılar yayanlardan başka bir de iki tekerleğe binmiş velospidlilerin inzimam eylediğini, Avrupada bugün gaayet taammün eden yeni vâsıtai nakliyenin kariben bizde dahi tevesuu istimâli memûl olduğunu söylemiş idik. Son bahardan istifâde maksadı ile Kâğıdhâne yolunu tutanlar, çan yahud düdük sedâsını etrâfa keskin suretde aks ettirerek bir sürati hayret efzâ ile yanlarından gelüp geçen birkaç velospid süvâri da gördüler”.
Ahmed İhsan Bey ilk bisiklete binenlerin kıyâfetleri üzerinde durmuyor, sâdece “fesin üstüne geçirilen bir beyaz örtü” den bahsediyor. O devirlerde bisiklete, zamanımızın golf oyuncuları ve futbolcuları gibi, hususî bir kıyâfetle binilirdi. Onun içindir ki İstanbullular bisiklet kadar üstündeki bici ile de alâkadar olmuşdu.
Gençliği o devirde geçmiş olan İstanbulun büyük evlâdı, büyük yazar Ahmed Rasim, Malûmat, gazetesine yazdığı “Şehir Mektubları”nda ilk bisiklete binenleri, biraz alaylı, pek güzel tasvir eder:
“Makriköyünden aldığım bir mektubda bu sene velospit kıyâfetinin değişdiği bildiriliyor: Saçlar siyah da olsa boyanub sarıya yakın bir renk verilecek ve ikiye ayrılarak tarancak. Kaşlar Hoptop’un briyantin cilâsı ile hafifce ıslatılıp el aynasında yatkın tüylü fırça ile düzeltilecek. Gözlük kemâkân bâki, yalnız gaytanının ruba ile iltisak peydâ ettiği nokdada kırem renginde âdetâ rozet gibi ufacık bir fiyonga bulundurlacak. Gömlek, beyaz yakalık, toz penbesi püskürme boyunbağı ile Bismark renginin açığı zemin üzerine dallı veya satranclı. Ceket, bir az koyu Bismark renginin kahve lekesini andıran ince fasüne den yapılıp, omuz başları bonbe olmayacak, yalnız sol taraf yan cebinde ipekli tülden ve peçete büyüklüğünde bir mendil bulundurulup ucları cebe sokulup, ortası şişlik olduğu halde cebin üstünden çıkarılacak. Kuşak mutlaka satranclı olub şalvar bozuntusu, dizlik veyâ don misâli pantalona nikelden bir köstek ile kesmi ittisal edecek. Baldırlar siyah, düz diz çorabı ile örtülüp yine Bismark renginin açığı bir iskarpin dahi mini mini ayakları örtecekdir. Eldiven hazfedilmişdir; bunun yerine gecelik takkelerinin zârifi denilecek bir boneta ikaame edilecekdir.
“Bu babda tanzim olunan program bervechi âtidir:
1- Mesirelerde her yarım saatde bir devir.
2- Açık mesâirelerde gazino, ve çalgı çalınan mahallere gidilip halk arasından geçip çıkılacak.
3- Temmuzdan evvel müsabakaya girişilmeyecek.
4- Kazâ vukuunda derhal saklanarak gelecek sene yayılacak.
5- Arabanın önünde bulunan çocuk ise bir, erkek ise iki, kadın ise üç defa boru öttürülecek. Aldırış edilmezse sür’ati ibtidâiyenin muhafazası maksadı ile çarpup geçilecek ve o anda kemâli nezâketle bir pardon denilecek.
6 - Baştaki fes veya bonetanın rüzgârda muhafazası maksadı ile bir gaytan vasıtası ile enseye iliştirilebilecek.
7- Serde sevdâ, dilde gam varsa sînede peykânı keder ve dehrin her türlü belâ ve kahrine oldum siper denilerek göz süzme usûlü ile ifâdei hâl edilecek.
8 — Masârifi cerrâhiye nâmı ile günde beş kuruş ayrılıp büdceye ilâç parası diye kaydolunacak”.
Ahmed Rasim o zamanlar Bakırköyünde otururdu. İlk bisiklete binenlerden bir Bakırköylü ile de şöyle alay ediyor:
“Mûsikîye merâkı olduğu zamanlarda:
Bisiklete binerim
İster isem inerim
Dilberleri görünce
Gözlerimi süzerim
Vay aman!..
güfteli uşşakdan, sûzidil, şehnâz çarparak, gerdâniye bûselik üzerinden nevâya inen, muhayyer çeşnili, fakat bir az şevkefzâyı andırır bir beste yapmış idi” diyor, ve şu satırları ilâve ediyor:
“Köyde şâyi olan bir rivâyete göre:
“Çiçek muharebesine Kamelya ile gidecek, Margerit ile dans edecekmiş!.
“Avrupadan altı tekerlekli bir velospit celb ederek üç çifte gezecekmiş!
“Düz rakıyı bırakıp cin içecekmiş!.”.
Aşağıdaki alaylı fıkraları da Şehir Mektublarından alıyoruz:
“Havâdisi Mahalliye:
“Okmeydanından alınan haberlere göre bir düzine gazete müvezzii velospit tâlimi ile meşgul olmakda imişler. Bunların ikisi Anadolu biri Beyoğlu, biri İstanbul, ikisi Kadıköyü ve Caddebostanı, dördü Makriköy, Ayastefanos, Çekmece ve civarına işleyecekmiş.
“Ajans Enternasyonal:
“Sakızağacı: 28 mayıs - Son moda bir vepospitsüvar çalgı çalarken gazinoya dâhil olmuş ve halk tarafından tebessümlerle alkışlanmışdır”.
Zamanımızda bisiklet, yalnız İstanbul Vilâyetinde değil, yurdumuzun her tarafında köylere varınca yayılmıştır. İstanbulda ise, üç tekerlekli çocuk bisikletleri dahi hatta ayak takımının evlerine girmişdir; öyle ki, pedallerine yalın ayakları ile basan murâhikler ve delikanlılar pek çok görülür.
Bisikletle dolaşmaya uygun yerlerde, meydan kenarlarında, bayram yerlerinde sekiz on bisiklet sâhibi olup bunları, çocuklara saat hesâbı üzerinden kirâ ile vererek işleten adamlar vardır. Meselâ çocukluk hayatı bu ansiklopedide tesbit edilmiş Ali Salâhaddin askerlikden terhis edildikten sonra bir ara Kuledibinde kirâ bisikletciliği yapmışdır ki (B.: Ali, Tazı), bize bu işin çok kârlı olduğunu söylemişdir.
Zamanımızda bisiklete ehliyetnâme ile binilir; plakasız ve fren tertibâtı bozuk ve frensiz bisiklet kullanmak da yasakdır; fakat bu şartlara rivâyet etmiyenler de pek çokdur. Yukarda bahsettiğimiz kirâ bisikletlerine tâlim mâhiyetinde binildiği için, onlara binen ve ekseriyetini çoluk çocuk teşkil edenlerden ehliyetname aranmaz. İstanbulda, vilâyet hudûdu içinde 1961 yılında plakasız kaçaklar ile beraber 200,000 yakın bisiklet bulunduğunu söyliye biliriz.
İstanbulda ilk bisiklet yarışı — Ahmed İhsan Tokgöz’ün sâhibi bulunduğu Serveti Fünun’a yazdığı haftalık sohbet yazılarının birinden 1863 yılında yapıldığını öğreniyoruz; muharrir bu yarışı şöylece anlatıyor.
“Bilmem hatırlarda mı? Sohbetlerimizin birinde, velospitden bahsederken belki pek yakında Kuşdili Çayırında bir velospit yarışı görürüz demişdik. Zamanımız pek çabuk hakikat oldu, ama yarış Kuşdili Çayırı yerine Tepebaşı Bağçesinde, oldu.
“Yarışmanın esâsı bağçe etrafını bir saatde 120 defa devretmekdi. Bu müsâbakayı ortaya çıkaran Ortek (? doğru imlâsını tesbit edemedik) bir saatde ancak 104 defa devredebildi. İstanbulun yeni velospitcilerinden Fernand isminde bir ehli zevk de 120 defa devrederek galebeye muvaffak oldu.
“İki tekerlekli arabasına süvar olarak bağçede dolaşan Mösyö Ortek’in yarışı kazanmak için helecan ile bacak sallandığını, çırpındığını görmek hakikaten pek gülünç idi”.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050713
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2818-2821
See Also Note
B.: Ali, Tazı
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.