Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BİR FİTNEKÂR
Ahmed Midhat Efendinin “Letâfifi Rivâyât” külliyatının dokuzuncu kitabının ikinci hikâyesidir. Vak’a İstanbulda geçer, ve bir hâin kölenin bir âile ocağını nasıl yıkdığını ve sona sâdık bir uşak tarafından kendisinden nasıl imtihan alındığı anlatılır. Mahallî renk bakımından çok zayıfdır; hikâyenin hulâsası şudur:
Kibar, kâmil ve bilgili bir zengin Mümtaz Bey, “nefsi İstanbuldan uzakca bir yerde olan konağına” çekilmiş yaşamaktadır. Bir karısı, Münevver Hanım isminde gaayet güzel bir kızı, Mansur adında 16-17 yaşında bir yezîdî kölesi, aslen Bursalı Karabacak İsmail adında ve 25 yaşlarında bir sâdık ve nekdar uşağı, bir aşçısı ve iki câriyesi vardır. Konakda refah hâli hüküm sürmekde, herkesin sandığı sepeti doludur.
Hikâyenin kahramanı köle Mansurdur. Muharrir bu çocuğu şu satırlara tasvir eder: Buğday renkli, üzüm gibi kara gözlü, kuzguni siyah saçlı, kaşlı, o kadar halâvetbahş idi ki hattâ hanımefendi, şâyed beyin bu çocuğa alâkası vardır diye gözünde ok olsa atub mansuru vuracak mertebede çocuğu kıskanır idi. Ya zekâsı!.. ya talâkatı!.. Mansur bir adamı kandırmak isterse, ilâhi o adam şeytanın süt kardeşi olsa kanmamak, aldanmamak mümkin değildir.”
Uşak Karabacak İsmail ise konağa sekiz yaşında girmiş, hanımın elinde büyümüş, herkesle senli benlidir, kendisinden kaç göç yoktu...
⇓ Read more...
Ahmed Midhat Efendinin “Letâfifi Rivâyât” külliyatının dokuzuncu kitabının ikinci hikâyesidir. Vak’a İstanbulda geçer, ve bir hâin kölenin bir âile ocağını nasıl yıkdığını ve sona sâdık bir uşak tarafından kendisinden nasıl imtihan alındığı anlatılır. Mahallî renk bakımından çok zayıfdır; hikâyenin hulâsası şudur:
Kibar, kâmil ve bilgili bir zengin Mümtaz Bey, “nefsi İstanbuldan uzakca bir yerde olan konağına” çekilmiş yaşamaktadır. Bir karısı, Münevver Hanım isminde gaayet güzel bir kızı, Mansur adında 16-17 yaşında bir yezîdî kölesi, aslen Bursalı Karabacak İsmail adında ve 25 yaşlarında bir sâdık ve nekdar uşağı, bir aşçısı ve iki câriyesi vardır. Konakda refah hâli hüküm sürmekde, herkesin sandığı sepeti doludur.
Hikâyenin kahramanı köle Mansurdur. Muharrir bu çocuğu şu satırlara tasvir eder: Buğday renkli, üzüm gibi kara gözlü, kuzguni siyah saçlı, kaşlı, o kadar halâvetbahş idi ki hattâ hanımefendi, şâyed beyin bu çocuğa alâkası vardır diye gözünde ok olsa atub mansuru vuracak mertebede çocuğu kıskanır idi. Ya zekâsı!.. ya talâkatı!.. Mansur bir adamı kandırmak isterse, ilâhi o adam şeytanın süt kardeşi olsa kanmamak, aldanmamak mümkin değildir.”
Uşak Karabacak İsmail ise konağa sekiz yaşında girmiş, hanımın elinde büyümüş, herkesle senli benlidir, kendisinden kaç göç yoktur. Gaayet temiz bir kalbe sâhib saf bir ecnebidir. Köle Mansura karşı okadar muhabbet besler ki, muharririn kalemi ile; “hissiyâtını gönlünde mukaayese eyledikçe, âlemde aşku alâka derler bir şey var ise de o benim Mansur hakkındaki hissim olmalıdır derdi”.
Konağın civârındaki koruya, bâzı kuzgunî yağız atlı bir avcu gelir. Münevver Hanım, yüzünü uzakdan hayal meyal seçdiği bu genc avcuya âşık olur. Karabacak İsmail kızın derdini keşfeder, ve sâdık uşak, kızın bu derdine bir çare bulacağını vaadeder. Mansur da zekâsı ile, kendisine derin alâkası olan kapuyoldaşının bir sırra vâkıf olduğunu sezer, ve İsmailin kendisine olan aşırı sevgisinden istifâde ederek Münevverin aşkından haberdâr olur. Sûreti melek, siyreti şeytan oğlan, fırsatdan istifâde ederek servet sâhibi olmak için bir takım entrikalar çevirmekde bir an tereddüd etmez, ve yağıt atlı avcunun konak civârında görüldüğü bir gün faaliyete geçer; Karabacağa, Küçükhanımlarının gönül verdiği gencin kim olduğunu öğreneceğini söyliyerek atlanır, ve avcunun peşi sıra koruya gider, ve bir müddet sonra dönerek avcunun Kocamustafapaşalı Saadâ Bey isminde çok kibar ve güzel bir zât olduğu haberini getirir. Kendisi ile daha yakın bir temas temini behânesi ile sâdık uşakla sevdâlı kızdan “yüzyirmilik altın” çekerek konakdan kaybolur, dönüşünde, Saadâ Beyin, her ne kadar izdivacdan müteneffir bir genç ise de, kendisinin medhü senâsı üzerine Münevver Hanım hakkında: “Ancak böyle bir kızla teehhül edebilirim” dediğini müjdeler. Bu böyle münâsebetini daha ziyâde ilerletmek için, saf Karabacak vâsıtası ile Küçükhanımdan bâzı ufak tefek mücevherât kopartır, üçer beşer günlük müddetlerle konakdan ayrılır, genc avcu ağzından yazılmış sahte muhabbetnâmelerle döner. Halbuki aslında hâin Mansur, Mümtaz Beyin Boğaziçindeki yalısına gitmekde, ve yalını kıymetli eşyâsını kaldırarak, gizlice hırsızlık malı olan yataklara satmakdadır; yalıyı iyice boşaltdıktan sonra bir seferinde de kundaklayarak yakar.
Bir gece konağa hırsızlar girer, ve elleri ile koymuş gibi Mümtaz Beyin birkaç yüz keselik nakid ve mücevherâtını çalarlar; bu hırsızlar da Mansurun elde ettiği serserîlerdir.
Galatada beyin sarrafı olan bir ermeni iflâs eder. Beyin bu adamda olan yedi sekizyüz kesesi de böylece gider ki, bu hileli filâs da Mansurun bir düzenidir.
Diğer tarafdan, veînîmetine, kızının bir çapkın avcuya gönül verdiğini, ve yakında delikanlı tarafından görücüler geleceğini haber verir. Hakikaten bir kaç gün sonra, Kocamustafapaşalı Saadâ Bey için Münevver Hanımı istemeğe görücüler gelir, aslında bunlar da Mansur tarafından tutulmuş bir takım simsar kadınlardır. Bey, pek tabiî şiddetle red cevâbı verir. Bunun üzerine Mansur, kızın Saadâ Beye kaçmasını, babasının emri vâkii kaabule mecbur olacağını teklif eder, planda şöylece hazırlanır: Mansur bir gün evvel konakdan ayrılıp Ayastefanosda kilise yanında Saadâ Beyle beraber Münevver Hanımı ve Karabacağı bekleyecektir. Karabacak bir hammal bulur, alaca karanlıkda Münevver Hanım ve kızın bir sandık eşyâsı ile konakdan çıkarlar, Ayastefanosa giderler, fakat söylenilen yerde Saadâ Beyle Mansuru bulamazlar. Aslında ise hâin köle konakda gizlenmişdir, Karabacak ile kızın arkasından konağın gümüş takımlarını çalmış, götürmüş, ve sonra Mümtaz Beyi kaldırarak, alçak Karabacağın konağı soyduğunu ve velînîmetzâdesini çapkın yavuklusuna kaçırdığını haber verir. Bey de zaptiyeye müracaat eder, Mansur da yanına kavaslar alarak eliyle koymuş gibi firârîleri yakalatır, kavaslar Karabacağı: “Bre hâin nereye kaçıyorsun, dur bre velînîmet düşmanı” diyerek tevfik ederler. Kız konağa iâde edilir, fakat Mümtaz Bey teessüründen intihar eder, Münevver Hanım da kalb sektesinden ölür, hem kocasını hem evlâdını kaybeden hanımefendi de tecennüm eder. Karabacak mevkuf, konak da olduğu gibi Mansurun elinde kalır, son vurgunu da bu felâket gününde yapar.
Karabacağa gelince, götürüldüğü paşakapusunda hayli işkence gördükden sonra bir yıl hapse mahkûm olur, tahliyesinde doğruca konağa koşar, konak kapalıdır, civardan felâketi öğrenir. Mecnun hanımını dilenirken sokakda bulunur, yanına alır, fakat bedbaht kadın çok yaşamaz. Karabacak İsmail nâmuskârâne çalışarak para kazanır, ev bark sâhibi olur. Aradan uzun yıllar geçer, bir gün Cânib Efendi adında zengin bir adama rastlar, bu adam, adını değişdirmiş olan hâin Mansurdur.
Mansuru tanıyan Karabacak İsmail Ağa yolunu keserek: “Hâin herif, Allaha ahdim olsun, meteliğe muhtac kal, dilen, dilenemez isen senin adına ben para toplayub avucunda koyayım” der.
Ve o günden sonra Cânib Efendinin izini kaybetmez. Çok geçmeden de Karabacağın inkisârı tutar, mansuru felâketer kovalar, yangılar, iflâslar ve hırsızlıklarla fakrü zârûretin son haddine düşer, Fındıklıda Kazancılar mahallesinde harab bir eve taşınır, kuru tahta üstünde hastalanıp yatağa düşer, bir kuru ekmek parasına muhtac olur, aynı mahallede, aynı sokakda bir ev tutan Karabacak İsmail, bir akşam, bütün Beyoğlu ve civârını dolaşarak, “bir düşkün adam için” hayli sadaka toplar, Mansurun kapusunu çalarak, kapuya çıkan karısına: “Şunları Cânib Efendiye veriniz, ve İsmail Ağanın âcizâne iânesi olduğunu maasselâm tebliğ ediniz” der. Kadın paraları Mansura verince, hâin kölenin yüreğini iner ve ölür.
Mantık bağları çok zayıf olan bu hikâyede Ahmed Midhat Efendi, hiç olmazsa hicrî 1280 yıl ile hikâyenin intişar tarihi olan hicrî 1293 (M. 1863-1876) arasındaki, bu yılar vak’anın cereyan ettiği zaman gibi görünüyor, İstanbulun bâzı köşelerini tasvir edmek külfetine dahi katlanmamışdır.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050692
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2808-2810
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.