Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BİNNAZ
Zamanımızın büyü hümoristi Yusuf Ziya Ortaç’ın gencliğinde yazdığı üç perdelik manzum fâcia; 1918 de Darülbedâyide sahneye konmuş, ayni yıl içinde Kanaat Kütüphânesi tarafından kitab olarak basılmış ve 1919 da neşredilmişdir; 11X20 santim eb’adında 76 sayfadır. Kitabın ince ve penbe renkli âdî kâğıddan kabı Dârülbedâyiin amblemi ile tezyin edilmişdir. Eser Yusuf Ziya tarafından “Çok sevgili Yahyâ Kemale” sözü ile Yahyâ Kemal Beyatlıya ittihaf edilmişdir.
Vak’a Üçüncü Sultan Ahmed zamanında İstanbulda geçer; konusu şudur:
Kıztaşlı Binnaz, güzelliğinin şöhreti bütün İstanbulu tutmuş, hattâ Tuna boylarına kadar yayılmış bir yosmadır; “ablâ” dediği Faika adında yaşlıca bir nâzenin hanımla beraber oturur. Lâle Devrinin zevkü safâ düşkünü büyükleri Binnazı meclislerinde bulundururlar, ve emsalsiz güzel kibar fâhişeye visâlinin bedelini cömerdce öderler. İki kadın bu kötü yolda büyük bir servetin peşindedir. Fakat Binnaz Efe Ahmed adında bir yeniçeriye âşık olur, erkek güzelliğinin muhteşem bir timsâli olan bu delikanlı müheykel bir vücud yapısı ile acı bir kuvvete sâhib ve bütün varlığı bunlardan ibâret bir kabadayıdır; baldırıçıplak yeniçeri neferi de Binnaza çılgın gibi tutulur, ve onu intisârı altına alır. Binnaz bu fedâkarlığı seve seve kabul eder. Faika ise bu aşkı Binnazın ve dol...
⇓ Read more...
Zamanımızın büyü hümoristi Yusuf Ziya Ortaç’ın gencliğinde yazdığı üç perdelik manzum fâcia; 1918 de Darülbedâyide sahneye konmuş, ayni yıl içinde Kanaat Kütüphânesi tarafından kitab olarak basılmış ve 1919 da neşredilmişdir; 11X20 santim eb’adında 76 sayfadır. Kitabın ince ve penbe renkli âdî kâğıddan kabı Dârülbedâyiin amblemi ile tezyin edilmişdir. Eser Yusuf Ziya tarafından “Çok sevgili Yahyâ Kemale” sözü ile Yahyâ Kemal Beyatlıya ittihaf edilmişdir.
Vak’a Üçüncü Sultan Ahmed zamanında İstanbulda geçer; konusu şudur:
Kıztaşlı Binnaz, güzelliğinin şöhreti bütün İstanbulu tutmuş, hattâ Tuna boylarına kadar yayılmış bir yosmadır; “ablâ” dediği Faika adında yaşlıca bir nâzenin hanımla beraber oturur. Lâle Devrinin zevkü safâ düşkünü büyükleri Binnazı meclislerinde bulundururlar, ve emsalsiz güzel kibar fâhişeye visâlinin bedelini cömerdce öderler. İki kadın bu kötü yolda büyük bir servetin peşindedir. Fakat Binnaz Efe Ahmed adında bir yeniçeriye âşık olur, erkek güzelliğinin muhteşem bir timsâli olan bu delikanlı müheykel bir vücud yapısı ile acı bir kuvvete sâhib ve bütün varlığı bunlardan ibâret bir kabadayıdır; baldırıçıplak yeniçeri neferi de Binnaza çılgın gibi tutulur, ve onu intisârı altına alır. Binnaz bu fedâkarlığı seve seve kabul eder. Faika ise bu aşkı Binnazın ve dolayısı ile kendisinin istikbâli için iyi karşılamamışdır, zirâ Binnazın güzelliği ve terâveti artık son yıllarındadır, bundan azâmî istifâdeye bakmalıdırlar. Binnazın evinde geçen piyesin birinci perdesinde perde açıldığında, dilber fâhişe, bir kış gecesi belâlısı Efe Ahmedi beklemektedir ve iki kadın, Faikanın yersiz ve zamansız bulduğu bu münâsebeti münakaşa etmektedir:
“FAİKA
Nasıl oldu, bilmem nasıl aldandın?
Benizler solardı anılsa adın;
Gülerdin arkandan ağlayan gence!..
BİNNAZ
Anladım.. sevgi, bir tatlı işkence!..
FAİKA
“münfail”
Binnaz..
BİNNAZ
“niyazkâr” Ablacığım!
FAİKA
Bu hâlin nedir?
BİNNAZ
Benim ömrüm artık bu efsânedir!
FAİKA
Sen ki bir yuvasız kuşa benzerdin,
Bir daldan bir dala uçar gezerdin.
BİNNAZ
Vefâsız bir rüzgâr sanki eşimdi!
FAİKA
Bir paslı zincirle bağlısın şimdi!
BİNNAZ
Paslı zincir değil, altundan bir bağ,
Ben bir çölüm, onun aşkı bir menbâ
Susadıkca içdim, içdikce yandım,
Rüyâsız uykudan artık uyandım!
FAİKA
Peşinde koşarken binlerce kişi
Bilmem ki bu hangi şeytânın işi?
BİNNAZ
Her akşam bir paşa yahud bir vezir
Sırmalar, samurlar içinde gelir.
İşte nasibin bu: bir sönük bakış,
Cansız bir ihtiyar, ak saçlı bir kış;
Öpüşü dondurur sanki ruhunu,
Uzakdan, saadet sanırlar bunu!..
Ne saray istersin, ne başında tâc.
Kalbim süse değil, sevdâya muhtâc!
Binnaz Efe Ahmedi beklerken eve hiç tanımadıkları Hamza Bey gelir, Tuna paşası Mahmud Paşanın torunu bir mürâhik çocukdur; kibar ve zengin, toy fakat cesurdur. Binnaz adından aşık olmuş, kış ortası at sırtına düşüb İstanbula gelmiş, sora sora da Binnazın evini bulmuşdur. Fakat yolda başından bir mâcerâ geçmişdir, karanlık bir sokakda bir virâneden çıkan sekiz haydudun hücumuna uğramış ve adını söylemeyen bir yeniçeri tarafından kurtarılmışdır. Hamza Bey de halâskârına gaayet kıymetli mürassa hançerini hediye etmişdir, ucu henüz insan vücuduna pirmemiş gühahsız bir hançerdir. Kadınlar Hamzayı evveelâ tereddüdle karşılarlar, fakat Faika, bu genc, güzel ve zengin çocuğun Binnazı kopuk yeniçerinin câzibesinden kurtaracağını görür. O sırada sokakdan Efe Ahmedin nârası işidilir. Faika Hamzayı kaçırır, Binnaz âşıkını içeri alır, niçin gecikdiğini sorar, yeniçeri murassâ bir hançer göstererek az evvel Hamzanın naklettiği haydutlar vakasını anlatır, Hamzayı kurtaran Ahmeddir. Binnaz yeniçeriye bir kat daha bağlanır.
İkinci perde büyük bir havuzlu kahvede geçer. Yeniçeriler çubuk tüttürüp kahve içerek ahvâli âlemden konuşmakda, devlet erkânının sefihâne hayatını tenkid etmektedir. Kahvehâneye Hamza Bey gelir, toy çocuğun Binnazın aşkı ile yanmakda olduğu İstanbul da pek çabuk yayılmışdır. Az sonra elinde bir saz ile Efe Ahmed de gelir, ve ayakdaşlarını havuzbaşına toplayarak saz çalar. Hamza bu yeniçerinin rakibi Efe Ahmed olduğunu öğrenince hakaaret kasdi ile önüne iri bir mâdenî para atarak onu âdÎ bir çalgıcı yerine koyar ve: “Çal!.. bir de Binnazım için, efe, çal!..” der. Ahmed yerinden deli gibi fırlayarak Hamzayı kendi murassâ hançeri ile yaralar. Efe Ahmedin kendisini haydudlar elinden kurtaran yeniçeri olduğunu o zaman anlayan Hamza yapdığına nâdim olur: Ahmed da hançerin sâhibinin kolundan vurduğu bu çouk olduğunu anlayınca yapdığına peşîman olur. Fakat o sırada gürültüye koşan karakolcular kahvehâneyi basarlar ve cârih Efe Ahmedi yakalayıp götürürler. Devrin âdetince Ahmed cellada verilecekdir, idam fermanı yazılıdır.
Üçüncü perdede sahne yine Binnazın evidir. Binnaz, pâdişahdan veya vezirden Ahmedin af fermanını alması şartı ile hiç sevmediği Hamzaya râm olmaya râzı olmşudur. Efe Ahmed zındandan kaçar gelir, yakalanacağını, ölümden kurtuluş olmadığını bildiği halde kasdı Binnazı son defa olarak görmektedir. Hamza da pâdişahın af fermanı ile gelir. iki rakib tekrar karşılaşırlar. Ev celladlar tarafından basılır, Ahmed rakÎbinin temin ettiği fermanla hayatını kurtarmaya tenezzül ettiği fermanla hayatını kurtarmaya tenezzül etmiz, fermanı bir mumun alevine tutarak yakar ve celladlara teslim olur. “Binnaz” da Yusuf Ziyanın son mısrâları şunlardır:
HAMZA
“Göğsünden büyük bir kâğıd çıkarır”
Nihâyet affını ferman ettiler
FAİKA
Aşk için nızâmı kurban ettiler!
BİNNAZ
“Hamzaya sokularak,
Kalbin de gencliğin kadar güzelmiş!
“Odanın içinde çılgın bir sükût ile dolaşan Ahmed, birden bire gazablı, gözlerle Binnaza bakar, sesi boğuk bir hırıltı gibidir”.
AHMED
Üç günün içinde işler düzelmiş!
HİZMETCİ
Celladlar!..
AHMED
Ne dedin?.
HAMZA
“Mağrur, fermanı uzatır.”
Göster ferman
AHMED
“Fermanı alır, kapuya doğru giderken mumların alevine tutup yakar”.
Aşkınıza tütsü olsun duman!..
HAMZA
Efe!.
AHMED
Efe ölür, şerefi kalır;
Bunlar kahbelikden ancak zevk alır!
“Ahmed mağrur, sâkin kapudan çıkar. Binnaz fettan bir hareketle Hamzaya sarılır. Faika gülümser, Perde..”
Binnazın Dârülbedâyide ilk temsilinde baş roller şöyle dağıtılmışdı: Binnaz “Eliza Binemeciyan Hanım”,Faki “Adriyen Hanım”, Efe Ahmed “Râşid Riza Bey”, Hamza “Muvahhid Bey”.
Birinci Cihan Harbinin son yıllarında Türk sinemacılığının henüz emekleme devrinde bir Türk filmi için ilk hatırlanan eserlerden biri “Binnaz” oldu; ve bu film, baş rolleri Dârülbedâyi sahnesinde temsil eden sanatkârlarla Mâlûl Gaziler Cemiyeti tarafından cemiyete gelir sağlamak için çevrildi; güzel bir film oldu ve büyük rağbet gördü. Yanılmıyor isek filmin rejisörlüğünü Türk sahnesinin emekdar rüknü Ahmed Fehim Efendi yapmış, dekorlarını da oğlu ve zamanımızın pek kıymetli illüstratörü Münif Fehim çizmiş, hazırlamışdı.
1917 de yapılmış olan Binnaz filmi mütâreke yıllarında İngiltere ve Amerikanın muhtelif sinemalarında da gösterilmişdi.
Binnaz 1959 da tekrar filme alındı. Atlas Film firmasının çevirdiği yeni filmin senaryosunu Metin Erksan, Mümtaz Yener ve Nejad Duru yazmışlardır; Yusuf Ziyanın piyesine nazaran çok değişik olan bu senaryo Hayat Mecmuasında şöylece hulâsa edilmişdir:
“Osmanlı sarayının zevk ve eğlenceye daldığı Lâle Devrinde Binnaz adında güzelliği dillere destan olan bir kadın vardır. Evine zamanın en kibar ve zengin kimseleri girmekde, kendisi saray ve konaklarda baş tâcı edilmektedir.
“Bnnaz bir gece, konakdaki eğlenceden dönerken haydudların hücumuna mâruz kalır. Onu zorbaların elinden Ahmed Efe adında bir gemici kurtarır. Ahmed Efe ayni zamanda, o sırada devlete karşı bir ayaklanma hazırlayanlar arasında bulunaktadır. Binnaz kurtarıcısına gönlünü kaptırır ve onu evine dâvet eder.
“Devlet ayaklanmayı haber almış, bu işi meydana çıkarmak üzere de Tuna Beylerbeyinin oğlu Hamzayı İstanbula getirtmişdir. Hamza Bey, bu sırada ününü Tuna boylarında duyarak uzakdan âşık olduğu Binnazı ziyârete gider. Arkadaşı Fâikanın ısrarlarına rağmen Binnazın Hamza Beyi red etmekde tereddüd göstermez.
“Ahmed Efeye tam mânâsı ile tutkun olan Binnaz her şeyden elini eteğini çekmişdir. Hamza Fâikadan durumu öğrenince Ahmed Efendiyi bulabileceği yerlerde dolaşır. Oturduğu kahveye gider. Kim olduğunu öğrenmek için ulu orta aleyhinde bulunmağa başlar. Ahmed Efe ortaya çıkar, iki erkek kapışırlar. Ahmed Efe Hamzayı yaralar. Kendisi de yakalanarak zındana atılır. Hamza Bey Binnaza giderek eğer kendisine râm olursa Ahmed Efeyi kurtaracağını söyler. Kadın sevdiği adamı kurtarmak için bu teklife râzı olur. Hamzanın getirdiği af fermanını sevgilisine gönderir. Bu sırada Ahmed Efe zındandan kaçmış, sevgilisini görmeğe gelmektedir.
“Binnaz verdiği söze rağmen sevdiği adama ihânete râzı olmayarak kendini öldürmeğe karar verir. Ahmed Efe içeri girer, Hamzayı öldürür. Hamzanın adamları da tam onu öldüreceği sırada Binnaz ortaya girer ve yaralanır. Ahmed Efe Binnazın yalvarmalarına kulak asmaz. Fakat kadın yaralı hâliyle bile onu takib eder ve günahsız olduğuna Ahmed Efeyi inandırır. Beraber kaçarlar.”
Filmin rejisörlüğünü Mümtaz Yener, öperatörlüğünü de Fahri Danişman yapmış, müziği Yalçın Tuna tarafından hazırlanmışdır; filmde oynayan sanatkârlar şunlardır: Belgin Doruk “Binnaz” Orhan Günşiray, “Ahmed Efe”, Ömer Hayyam “Hamza”, Muzaffer Nebioğlu “Filâka”, “Serpil Gül “Zeyneb”, Kadri Savun “Ali Reis”, Hasan Ceylân “bir muhâfız”, Yavuz Cener “Dâvud” (Hayat Mecmuası, 1959, ekim).
Binnaz ve Gemici Ahmed (Belgin Doruk ve O. Günşiray)
(Resim: Bülend Şeren)
Binnaz (Belgin Doruk)
(Resim: Bülend Şeren)
Theme
Other
Contributor
Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050681
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Bülend Şeren
Description
Volume 5, pages 2799-2803
Note
Image: volume 5, page 2802
Theme
Other
Contributor
Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.