Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BİNİŞ, BİNİŞİ HÜMÂYUN
Yaz ve bahar mevsimlerinde pâdişahların Halic ve Boğaziçindeki kasrı hümâyun veya has bağçelerden birine, yâhud meşhur bir mesîreye denizden saltanat kaşığı ile günü birlik gidip gelmesine “biniş” “binişi hümâyun” denilirdi. Boğaziçinde, Halicde bir kasra, bir sâhilsaraya az bir maiyetle bir kaç gece, en çok bir hafta kalmak üzere gidilirse “yarım göç” daha fazla bir zaman için, “veyâ bir mevsim geçirmek üzere gidilirse “nakli hümâyun” denilirdi.
Binişlerin, yarım göçlerin, nakli hümâyunların ayrı ayrı hazırlıkları olurdu, merâsimi vardı.
Binişi Hümâyular, önde Bostancıbaşının “Kancabaş” denilen dokuz çifte kılavuz kayığı, arkada pâdişahın yüzer kasır hâlunde saltanat kayığı, onun arkasında da dizi hâlinde maiyeti şâhâneyi taşıyan kayıklarla dâimâ pek tantanalı olurdu, binişi hümâyun temâşâsı, Boğaz halkı ve yabancılar için gaayetle câzib bir manzara teşkil ederdi.
Pâdişaha hoş görünmek isteyen, yâhud tamâmen iyi niyetle, bir ihtiyac olduğunu görerek bâzı sadırazamlar, istirahat edecek bir yeri bulunmayan mesîrelere, gaayet küçük, fakat son derecede müzeyyen ve mükellef köşkler yapdırırlardı, biniş yolu ile oraya şöyle bir uğranılan bu kasırlara da “biniş köşkü” “biniş kasrı” denilirdi. Paşabağçesi ile Beykoz arasındaki Sultâniye çayırında lebideryâdaki kasır böyle bir biniş kas...
⇓ Read more...
Yaz ve bahar mevsimlerinde pâdişahların Halic ve Boğaziçindeki kasrı hümâyun veya has bağçelerden birine, yâhud meşhur bir mesîreye denizden saltanat kaşığı ile günü birlik gidip gelmesine “biniş” “binişi hümâyun” denilirdi. Boğaziçinde, Halicde bir kasra, bir sâhilsaraya az bir maiyetle bir kaç gece, en çok bir hafta kalmak üzere gidilirse “yarım göç” daha fazla bir zaman için, “veyâ bir mevsim geçirmek üzere gidilirse “nakli hümâyun” denilirdi.
Binişlerin, yarım göçlerin, nakli hümâyunların ayrı ayrı hazırlıkları olurdu, merâsimi vardı.
Binişi Hümâyular, önde Bostancıbaşının “Kancabaş” denilen dokuz çifte kılavuz kayığı, arkada pâdişahın yüzer kasır hâlunde saltanat kayığı, onun arkasında da dizi hâlinde maiyeti şâhâneyi taşıyan kayıklarla dâimâ pek tantanalı olurdu, binişi hümâyun temâşâsı, Boğaz halkı ve yabancılar için gaayetle câzib bir manzara teşkil ederdi.
Pâdişaha hoş görünmek isteyen, yâhud tamâmen iyi niyetle, bir ihtiyac olduğunu görerek bâzı sadırazamlar, istirahat edecek bir yeri bulunmayan mesîrelere, gaayet küçük, fakat son derecede müzeyyen ve mükellef köşkler yapdırırlardı, biniş yolu ile oraya şöyle bir uğranılan bu kasırlara da “biniş köşkü” “biniş kasrı” denilirdi. Paşabağçesi ile Beykoz arasındaki Sultâniye çayırında lebideryâdaki kasır böyle bir biniş kasrı idi. Beykoz kasrı da bir biniş kasrıdır. (B.: Beykoz Kasrı).
Türkiye tarihi üzerinde bilgisi pek derin olmadığı anlaşılan Hüseyin Kâzım Bey “Büyük Türk Lûgatı”nda, binmek kökünden gelen “biniş” i, basit lügat kıymetiyle alarak: “ata binme, ve buna mahsus kıyâfet” diye izah ediyor. Osmanlı saray ıstılahında bu kelimenin yukarda izah ettiğimiz mânâda kullanıldığını kaydetmemesi büyük bir lügat için hiç şüphesiz ki noksandır. Fakat Mehmetd Zeki Pakalın “Osmalı Tarih Deyimleri ve Terimleri” adlı eserinde: “Pâdişahların bir yerden diğer bir yere atla gitmeleri hakkında kullanılan bir tâbir idi. Biniş, binmek masdarından meydana gelen bir kelimedir, hümâyun da pâdişahlar hakkında kullanılır tâzim tâbiriydi” diyorki, bu maddede pâdişahları ata bindiren Pakalın her halde Binek Taşı kelimesi yanıltmış olacakdır. Ehemmiyetle tekrar ediyoruz ki “biniş” ve “binişi hümâyun” tâbirleri osmanlı pâdişahlarının günübirlik, ve muhakkak saltanat kayığı ve tesbit edilmiş merasim ile deniz gezileri ile kullanılmışdır. Pâdişahlar karada at ile ve merâsim ile bir yere gidecek olduklarında “alay ile falan yere gitti” denilir; atlı yahud yaya, bir merâsime tâbi olmadan, mütenekkiren dolaşmalarına da “tebdil” denilir. Bunlar hiç şaşmayan, değişmeyen ıstılahlardır.
Türkiye tarihi üzerinde salâhiyetli kalem sâhibi Topkapusu Sarayı Müzesi Müdürü Halûk Y. Şehsüvaroğlu’nun Cumhuriyet gazetesinde intişar etmiş “Osmanlı Pâdişahlarının Boğaziçinde çıkışları” başlıklı makaalesinden bâzı satırların buraya naklini uygun gördük:
“XIX. asra kadar Topkapı sarayında oturan Osmanlı Pâdişahları Boğaziçinde avlanmak, üzere çıkarlardı.
“Boğaziçi kıyılarında ve sırtlarında Osmanlı Hükûmdarlarının bir günlük istirahatlerini temin edecek “Biniş” kasırları bulunurdu. Daha teferrâatlı olan bazı kasırlarda da gece kalınabilirdi.
“Padişahların Boğaziçine çıkışları merâsime tâbi idi. Bu çıkışlar bazan baştarde ile, fakat ekseriya saltanat kayıklarile veya tebdil piyadelerile yapılırdı.
“Saltanat kayıklarının muhtelif nevileri vardı. En muhteşemleri köşklülerdi. XIX. asra kadar olan kayık köşkleri, üç fenerli, etrafları, som gümüşten parmaklıklı ve dört gümüş sütunlu idi, arasında uçları sırma ve hakikî incilerle işlenmiş kırmızı çuha perdeler bulunurdu. Kayıkların baş taraflarındaki kuşlar da gümüştendi.
“Pâdişahların böyle merasim çıkışlarında biri bindikleri, diğeri yedekte olmak üzere iki saltanat kayıkları bulunurdu. Padişah kayığına Enderunu hümayun sandalları yol açardı. Bunlar dokuz sandaldı ve her sene münavebe ile üçü tersânede tâmir görürdü.
“Bu kafilenin sağ ve solunda Haseki ağaların sandalları bulunur ve bunlar daima ileri geri seyrederlerdi. Sandallar içinde ayakta duran Hasekiler gürsesle bağırırlar ve sahillere Pâdişahın yaklaşmakda olduğunu bildirirlerdi. Pâdişah kayığında has odanın üç birinci ağası ve ortada iki Cukadar bulunurdu. Çukadarlardan biri Pâdişahın iskemlesini taşırdı (ki bu iskemleye Biniş İskemlesi denilir). Padişah karaya çıktığı vakit bu iskemleye basarak atına binerdi. Kayığın dümenini Bostancıbaşı kullanırdı ve baş tarafta da Bostancı Haseki ağası dururdu. Alaya dahil diğer kayıklarda yedi çiftesile Kızlar ağası, Saray imamı ve Harem ağaları bulunurdu.
“Kanunî Sultan Süleyman kendi gezmesi için, Has bahçede kurulan bir tersanede yeşil boyalı bir baştarte yaptırmıştı. İkinci Selim, Kılıç Ali paşanın ve Üçüncü Mehmed de Kaptanı derya Hâlil paşanın baştartesine binip denizde gezmişlerdir.
“Üçüncü Mehmedin kendisi için yaptırdığı Hünkâr baştartesine Kaptanı derya Cağala zade Sinan Paşa üç nefer takmış ve Padişah bununla Boğazda dolaşmışdı. Pâdişahların baş tarte ile tenezzühe çıkışlarında Kaptan paşalar da ak elbise ile hizmette durur ve Tersâne kethüdası dümen tutardı.
“Üçüncü Murad bir gün baştardesile bir Rum meyhanesi önünden geçerken sarhoş bazı Yeniçeriler kendisini tanıyarak:— Sıhhatine içiyoruz! diye pencereden kadehlerini göstermişler ve Pâdişah bu kaba hareketten incinerek müslümanların şarap içmelerini, yasak etmişti.
“İkinci Mahmudun Boğaziçinde tenezzühlerini görmüş olan Moltke, halkın Padişah kayığı geçerken derhal yerlerinden kalkıp bir çeşmenin veya ağaçların arkasına saklandıklarını ve bunu bir hürmet addettiklerini yazıyor.
“Padişahların Boğaziçinde çıkışları Kızkulesinden ve Hisarlardan top ateşlerile ilân olunurdu. Bunun için buralara sık sık barut verilirdi. Padişah geçerken Kızkulesindeki Bostancılar bir sıra hâlinde dizilirler ve iki kat eğilerek Hükümdarın selâmlardı.
“Padişahların biniş ve göçleri vukuunda ve selâmlıklarda, Çadırcıbaşılar güneşlikler ve nihaliler de götürürlerdi. Göçlerde Has mutfakta Darüssuade ağası mutfağı ve sair bazı eşya da nakledilir ve ikamet müddetince hamlacı, sandalcı, piyadeci, bostancı neferlerine zamlı tâyinlar verilirdi.
“Pâdişahların biniş ve göçlerinde hak ekmekleri üç çifte heybeye konulur ve üç çift de kırmızı kilim alınırdı. Osmanlı hükümdarlarının kullandıkları eşya ekseriya kırmızı olduğundan bu gezintilerde kayık köşkleri, çadırlar, heybe ve kilimler de kırmızı renkteydi.
“Padişahlar kış mevsiminde de zaman zaman Boğaziçine çıktıklarından ve Biniş kasırlarına uğradıklarından bu binaların her kasımda Perdecibaşı tarafından perdeleri, tamir görür veya değiştirilirdi. Yine kasımdan itibaren de İstanbul ağası mukannen olan odun ve kömürü Biniş Kasırlarına tevzi ederdi.”. (Halûk Y. Şehsüvaroğlu).
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050679
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2798-2799
See Also Note
B.: Beykoz Kasrı
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.