Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BIYIK
Üst dudağın üstünde çıkan kıllar (Türk Lugatı).
Yüze yaraştırılmış muhtelif şekilleri olan bıyık, asırlar boyunca İstanbulun günlük hayatında, sâdece sâhibinin zevkine bağlı kalmamış, onun içtimâi mevkii bakımından da bir mânâ ifâde etmişdir. Evvelâ şunu kaydedelim ki havas ve ricâlin bıyık kesimi ve terbiyesi, avâmın bıyıklarından farklı olmuşdur.
Asrımız başlarında 1918-1919 yıllarına, yâni Birinci Cihan Harbi sonuna kadar; biz garb Türklerinde bıyık erkeklik âlameti bilinmiş, ve asla kesilmemişdi; delikanlılar, ictimaâi mevklerine göre bıyıklarının şekli ve terbiyesi ile pek titizce meşgul olmuşlardır. Hattâ yaşları küçük olduğu halde boyca serpilmiş erkek çocuklar, kız gibi tüysüz dolaşmaktan hicab duyduklarından, bıyık kıllarının bir an evvel bitmesi için, bıyık yerlerine bir takım yağlar, meselâ fındık yağı sürmüşlerdir.
Bıyıkdan sonra biten sakal, genç yüzünde bir müddet tıraş edilmiş, sakalın salıverilmesi, bir uda, dini merâsim ile olagelmişdi. (B.: Sakal: Sakal Duası).
Yukarıda tesbit ettiğimiz târihe kadar bıyığın kazınması ağır bir hakaaret idi. Yeniçerilik devrinde İstanbulun bâzı zâbıta âmirleri hırsız ve uygunsuz gençlerin bıyıklarını kesdirirler idi, bunlar, serbest bırakıldıkları halde, bıyıkları bitip eski hâlini alıncaya kadar dar cemiyet içinde dolaşmazlardı.
...
⇓ Read more...
Üst dudağın üstünde çıkan kıllar (Türk Lugatı).
Yüze yaraştırılmış muhtelif şekilleri olan bıyık, asırlar boyunca İstanbulun günlük hayatında, sâdece sâhibinin zevkine bağlı kalmamış, onun içtimâi mevkii bakımından da bir mânâ ifâde etmişdir. Evvelâ şunu kaydedelim ki havas ve ricâlin bıyık kesimi ve terbiyesi, avâmın bıyıklarından farklı olmuşdur.
Asrımız başlarında 1918-1919 yıllarına, yâni Birinci Cihan Harbi sonuna kadar; biz garb Türklerinde bıyık erkeklik âlameti bilinmiş, ve asla kesilmemişdi; delikanlılar, ictimaâi mevklerine göre bıyıklarının şekli ve terbiyesi ile pek titizce meşgul olmuşlardır. Hattâ yaşları küçük olduğu halde boyca serpilmiş erkek çocuklar, kız gibi tüysüz dolaşmaktan hicab duyduklarından, bıyık kıllarının bir an evvel bitmesi için, bıyık yerlerine bir takım yağlar, meselâ fındık yağı sürmüşlerdir.
Bıyıkdan sonra biten sakal, genç yüzünde bir müddet tıraş edilmiş, sakalın salıverilmesi, bir uda, dini merâsim ile olagelmişdi. (B.: Sakal: Sakal Duası).
Yukarıda tesbit ettiğimiz târihe kadar bıyığın kazınması ağır bir hakaaret idi. Yeniçerilik devrinde İstanbulun bâzı zâbıta âmirleri hırsız ve uygunsuz gençlerin bıyıklarını kesdirirler idi, bunlar, serbest bırakıldıkları halde, bıyıkları bitip eski hâlini alıncaya kadar dar cemiyet içinde dolaşmazlardı.
Mahbub oğlanların bıyıklarının belirmesi ve delikanlı yanaklarının tüylenmesi, asırlar boyunca divan şâirlerine zengin bir mevzu olmuşdur. (B.: Hat).
Bir oğlanın, bünyesine göre, 16-17 yaşlarında bâzan daha erken, üst dudağının üstünde ilk bıykı tüylerinin belirmesine “bıyığın terlemesi” denilir:
“Kaşının gözünün yerinde, elimin ayağımın düzgün olduğunu, İstanbula ilk gecemin geçtiği Tophânede Zehir Mehmedin sabahcı kahvesinde öğrenecekdim; beni Erzincandan getiren posta tireninin üçüncü mevki vagonundan Haydarpaşa Garına ayak bastığım zaman, bütün eşyâm, içinde, taşlaşmış bir peynir topakcığı ile ekmeğimin son kuru parçası; bütün param da onbeş kuruşdu: on altı yaşlarında bıyıkları yeni terlemiş toy bir oğlandım” (Ali Keşişli, Hâtıralar ve İtiraflar).
Eskiden hiç tüysüz, yâhud bıyıkları henüz terlemiş oğlanlara “şâbı emred” denilirdi. (şâb = genç; emred = tüysüz); yeni bıyıklanmış gence de “çâr ebrû” = dört kaşlı” denilirdi. (B.: şâbı emred; çâr ebrû).
Tüyler kıllaşdıkdan, bıyık gelişdikten sonra yüz sâhibinin yalnız zevkine göre değil, işi, mesleği ile de ilgili bir terbiye görür, şekil ve isim alırdı:
Mevki sahibi, hemen bütün memurlar, efendiden kişiler, uçları dudak kenarlarını geçmeyen itidal üzere bıyık bırakırdı, bıyığın dudak kenarı da “sünneti şerife” üzere kesilirdi, yâni bıyık altında, üst dudak tamâmen görünürdü.
İtidal üzere bıyığın alt kenarı kesilmez, fakat alt kıllar başı boş da bırakılmaz, kıvır kıvır toplanırsa “karanfil bıyık” denilirdi; güzel bir genc yüze de pek yaraşırdı; kâtib, şâir bıyığı idi.
“Gaytan bıyık” altdan azıcık kırpılır, üstden derince alınır, uçları da ağır kenarlarından aşağı doru azıcık sarkardı; esnafdan gencler, şehbazlar, ayak takımı bıyığı idi.
“Palabıyık”. alt dudak kenarı kesilir, üst kıllar hâli üzere bırakılır, ve ala bildiğine uzatılır, gür kılar iyice burulur, uçları burularak sivriltilir, burun hattına armud vaziyetde, yüzden, yanaklardan en az dört parmak dışarı taşardı; kabadayı, zorba, yeniçeri bıyığı idi.
“Pos bıyık”, hâli üzere bırakılıp büyütülmüş bıyık, alt kenarı parmak uçları ile toplanır, üst dudak görünür, fakat bıyık burulmaz, uçları sivriltilmez, yanak hatlarından taşmaz, tel tel durur, uçları da topdur; rindlerin, kalenderlerin, feleğin dürlü cilvelerini görmüş olanların, ununu eleyüb eleğini duvara asmış eski kabadayıların bıyığı idi.
Pos bıyığın alt kenarı parmak uçları ile toplanmaz, bıyık kılları tel tel sarkarak üst dudağı, hattâ ağzı örterse “Bektâşi bıyığı” denilirdi.
Yasdık Bıyık, yeniçerilik devrinde çorbacı ağalardan itibâren yüksek rütbeli yeniçeri zâbitlerinin bıyıklarına verilmiş isimdir; bir nevî pos bıyık olup, bıyık altına rastlayan sakal kılları kesilmez, uzatılır, bu sakal kılları bıyık kılları ile karışır, bıyık uçlarının üzerine yattığı bir kıl yasdık olurdu, serâmir bakışlı gözlerin üstünde kaşlar çatıldığı zaman bu yasdık bıyıklar yüze ayrı bir heybet verirdi.
Bıyık kılları gür çıkmaz, kıl araları köseç güve yeniği gibi olur ve bıyığa bir şekil vermek imkânı bulunmazsa “Pis bıyık” denilirdi; erkek için bir kusur, ayıb sayılırdı.
Misâller:
“Mektebi Tıbbiye birinci sene şâkirdânından Ahmed Efendi şâbı emred olduğu halde Çengelköyünde bir meyhânede tulumbacılarla beraber işret ettiği nizâmiye kolu tarafından görülerek kaldırılmış olmakla emsâline ibreti müessire olmak üzere ayakları tabanına yirmi değnek darbı ile bir ay hapsine evci tezkiresinin istirdâdı ile bir sene müddetle izinsizlik cezasına”.(Ceridei Muhâkemi Askeriye, 1307 = 1889).
* Cümlesi pırpırı, dört kaşlı, nevhat
Kimi yanaşmadır kimisi ırgat
Mizânı hüsünde el ayak kaş göz
Hepsi beyoğlundan üstündür kat kat
(Galatalı Hüseyin, Çardak destanı)
* Eyyubda Çömlekçiler Hamamı-Dellâk Eyyublu Ahmed bin Mehmed, sarı bıyıklı dellâk Pazarköylü Mehmed bin Ali, nevhat genç oğlan; dellâk Pazarköylü Ali Ömer, cârebrû, dellâk Eyyublu Hüseyin bin Mahmud, nevhat tâze: ... natır Hamidli Ahmed bin Mahmud, kumral bıyıklı; natır Hamidili, İbrahim bin Nurullah, nevhat tâze, natır RuscukluAli bin Abdullah, çârebrû” (İstanbul Hamamları müstahdemleri sicil defteri; H. 1147 = M. 1734 - 1735).
* Karanfil bıyıklı, sünbül perçemi
Gördün mü kişmirî dilber acemi
Kahve firûşi nâz Valde Hanında
Şehri nezâketde henüz acemi
Hoş görüb şimdilik her kusûrunu
Şehbâzın lâ’linde sun câmi Çemi
* Topukluyu size ideyim târif
Palabıyık şakî suratlı herif
Yalın ayak daltaban geldi bu köye
Nokta iken o it oldu lâmelif
Kırk yıllık aç kokar idi nefesi
Başında bir parmak yağlıydı fesi
Açdı şu bitirim yeri kahveyi
Cümle haşerâtın darülnedvesi
Tozluklunun kahvesidir burası
Tavcıdırlar cebde yok beş parası
Tâzerû çârebrû henüz nevtıraş
Gelen gençler babanın yüz karası
Palabıyık Mustafa mekkârı şehri
Pos bıyık Ahmed de eski serserî
Her biri mukaaşşer kumarbazlardır
Boğazlar o gaytan bıyık yâveri
(Ali Çamiç Ağa Mecmuası)
Asrımız başının şöhretlerinden Hareket Ordusu kumandanı, harbiye nâzırı ve sonra sadırâzam Mahmud Şevket Paşa palabıyık sakallı, “Kahramânı Hürriyet” diye meşhur Resneli Niyazı Bey sakalı matruş palabıyıklı; gençliğinde Hüseyin Câhid Yalçın ucları hafif yukarı burulmuş karanfil bıyıklı, Filosof Riza Tevfik ile Dr. Besim Ömer Paşa bektaşî bıyıklı; bu ansiklopedinin müddevvini ve sâhibi R. E. Koçunun babası muharrir Ekrem Reşad Bey gençliğinde karanfil bıyıklı, son yıllarında pos bıyıklı; Ahmed Rasim Bektaşî bıyıklı, Tanbûrî Cemil Bey bektâşî bıyıklı idi.
Bir resmine göre Yavuz Sultan Selim, sakalı matruş yasdık bıyıklıdır; gençliğinde Atatürk ucları hafif yukarı bükük karanfil bıyıklı; Türkiyenin ikinci reisicumhuru ve büyük devlet adamı İsmet İnönü de gençliğinde şöğüd yaprağı gibi karanfil bıyıklı idi.
Bir ara İstanbulda Almanya İmparatoru İkinci Wilhelm’in bıyık şekli noda oldu; bu palabıyık hükümdar bıyıklarını ağız kenarları hizâsından doksan derecelik bir zâviye ile yukarı kırmış, uclarını da süngü gibi sivri burmuşdu.
Bıyık, şekilden başka kıl rengine göre de isimlendirilir; Sarıbıyık, kumral bıyık ve kara bıyık gibi.
Vesika fotoğraflarından evvel hüviyeti tesbiti yolunda tanzim edilen resmî vesikalarda eşhas, vücud yapıları ve simâları ile târif edilirdi, bu arada da bıyıkları hem renk, hem de şekil ile zikredilirdi. Bilhassa zâbıta vak’alarında firarî suçlular böyle aranır, haklarında giyâben hüküm verilmiş suçlular da aynı şekilde ilân edilirdi. Millî kütübhânemizde cemiyet hayatı bakımından eşsiz bir hazine olan “Cerîdei Mahlâkimi Adliye” de bu ilânlardan pek çok örnek vardır:
“... Ahırkapuda sâhildeki kahvehânede mûkim ortaboylu, sarıbıyıklı, çatık kaşlı, açık buğday benizli, uzunca çehreli ve âdeta burunlu, çakıra mâil mâvi gözlü 32 yaşlarında Uzunçarşı tavlacılarından Âşık İbrahimin... (1304 = 1886)”.
“... Fatihde Şekerci Hanı odalarında mukim beygir sürücüsü uzunca boylu, ter karabıyıklı, elâ gözlü 19 yaşlarında uygunsuz gurûhundan Ali bin Mükerrem... (1301 ═ 1883)”.
Bizde bıyık, uclarından kırpılmak üzere Birinci Cihan Harbinin içinde kesilmeye başladı; ilk hudud ağız kenarları idi; buna “kırpık bıyık” denildi. Sonra burun altında küçücük bir yasdıkdan ibâret kaldı. Cumhûriyet devrinde ustura onu da kaldırdı.
Bıyık modası, bilhassa gençler arasında İkinci Dünya Harbi sonlarında başladı, ve 1950 den sonra aldı yürüdü.
Bıyıklarını hiç kesmemiş yaşlı İstanbullular pek az kalmışdır; kalanların çoğu da esnaf ve ayak takımından ve, bilhassa İstanbul rumları arasındadır.
“Pos bıyık” ve “palabıyık” isimleri hala kullanılmaktadır. “gaytan bıyık” dilden düşmüş, “karanfil bıyık” tamamen unutulmuşdur; yaşları ellisini aşmış ve eski İstanbul hayatını bilen kalem sâhibleri ancak kullanmaktadır. “Pis bıyık”, bir nevi bıyığını adı olmakdan çıkmış, bıyıklı bir kişiye karşı, velevki meselâ pos bıyıklı da olsa, hakaaret kasdi ile kullanılmaktadır.
Bütün bu târiflerin dışında kalan yeni bıyıklar, genç nesil tarafından isimlendirilmemişdir; yalnız bir çeşidi, amerikalı ünlü sinema yıldızı müteveffa Douglas Fairbanks’ın adına nisbetle “Douglas bıyık” adını almışdı; kıllar boydan yana gaayet kısa bırakılır, alt kısmı ile dudak arasında bir milim kadar boşluk kalır, üst kenarı da derinden alınır, ağız kenarlarına doğru azıcık genişler, ağız bitimini bir milim kadar geçerek uçları kesilir; ağızı olduğundan büyük gösteren bir bıyıkdır:
Duglas kesimi bıyık sonraları daha daha inceldi, dudak üstünde bir sıçan yavrusu kuyruğu gibi kaldı. Herhangi genç bir yüze yakışdığı asla söylenemez; hiç tereddüt etmeden kaydedebiliriz, bu kuyruk, iplik bıyık, bulunduğu yüz ile apaş hüviyeti vermektedir.
Bıyık burmak — Eski külhânbeyleri, bıçkınlar, kabadayılar, tulumbacılar sokaklarda., mesîrelerde güzel bir gence yahud yosma bir kadına karşı mütecaviz bir nümâyiş ile bıyık burarlardı; eskilerin “harf endazlık” dedikleri laf atma gibi, muhakkak ki bir ahlâksızlık idi. Hicrî 1308 (M. 1890) yazında Sarıyerde Çırçır Suyunda bu yüzden işlenmiş bir cinâyet vardır; Rumeli muhâcirlerinden olup bir kır kahvehânesinde çıraklık yapan Çırpanlı Mustafa adında bir delikanlı, Enderûnu Hümâyundan muhrec yâni saraydan koğulmuş Mehter Riza adında bir adam: “daim peşinde olub o gün dahi kahvehâneye gelüb çocuğa karşı bıyık burmağla Çırpanlı Mustafa bunu nâmûsuna yedirimeyub merkuumu taşıdığı av bıçağı ile cerh ve katleylemişdir.” (Sabah Gazetesi).
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050583
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2755-2758
See Also Note
B.: Sakal: Sakal Duası; B.: Hat; B.: şâbı emred; çâr ebrû
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.