Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEZZAZ GÜMÜŞENDÂZE VAK’ASI
Onsekizinci asrın birinci yarısında Lâle Devrinde İstanbulda geniş akisler yapmış bir zinâ baskını vak’asıdır. Küçükçelebizâde İsmail Âsım Efendinin Târihindeki kayıd R.E. Koçu tarafından metne tam sadâkat fakat bir hikâye havası içinde şöylece anlatılmışdır.
Büyük kapalı çarşıda eski Bedesten yerinde kumaş tüccarlarından bir ermeninin kendi milletinden onaltı onyedi yaşlarında gayet güzel bir tezgâhdarı vardı. Oğlanın asıl adı unutulmuş, İstanbul zürefasının takdığı “Gümüşendâze” lâkabı ile şöhreti bütün İstanbulu tutmuştu.
Akşama kadar dükkâna dolup dolup boşalan müşterilere türlü naz ve cilve ile dil dökerdi. Bilhassa İstanbul hanımları, onların içinde de nâzeninler yollarını oradan geçirirler, Gümüşendâzeye uğrarlar, olmayacak bir şey sorarlar, dilbaz oğlan:
— O mal bende yok benim malım has damgalı, bu sefer olmazsa gelecek sefer alış veriş ederiz sultanım!
Der, raflardan kumaş toplarını lahzada indirir:
— Allı verelim, morlu verelim, isterseniz sarılı verelim! diye âmiyâne cinaslarda bulunurdu.
İstanbula 1720 -1722 arasında İrandan gelmişti, gelir gelmez de, müverrih efendinin tâbiriyle “vuslat pazarı simsarları”nın eline düşmüş idi. O zevkü sefâ devrinde yazın bağ ve bağçelerde, yalılarda kurulan çırağan meclislerine, kışın konaklarda tertib edilen helva sohbetlerine götü...
⇓ Read more...
Onsekizinci asrın birinci yarısında Lâle Devrinde İstanbulda geniş akisler yapmış bir zinâ baskını vak’asıdır. Küçükçelebizâde İsmail Âsım Efendinin Târihindeki kayıd R.E. Koçu tarafından metne tam sadâkat fakat bir hikâye havası içinde şöylece anlatılmışdır.
Büyük kapalı çarşıda eski Bedesten yerinde kumaş tüccarlarından bir ermeninin kendi milletinden onaltı onyedi yaşlarında gayet güzel bir tezgâhdarı vardı. Oğlanın asıl adı unutulmuş, İstanbul zürefasının takdığı “Gümüşendâze” lâkabı ile şöhreti bütün İstanbulu tutmuştu.
Akşama kadar dükkâna dolup dolup boşalan müşterilere türlü naz ve cilve ile dil dökerdi. Bilhassa İstanbul hanımları, onların içinde de nâzeninler yollarını oradan geçirirler, Gümüşendâzeye uğrarlar, olmayacak bir şey sorarlar, dilbaz oğlan:
— O mal bende yok benim malım has damgalı, bu sefer olmazsa gelecek sefer alış veriş ederiz sultanım!
Der, raflardan kumaş toplarını lahzada indirir:
— Allı verelim, morlu verelim, isterseniz sarılı verelim! diye âmiyâne cinaslarda bulunurdu.
İstanbula 1720 -1722 arasında İrandan gelmişti, gelir gelmez de, müverrih efendinin tâbiriyle “vuslat pazarı simsarları”nın eline düşmüş idi. O zevkü sefâ devrinde yazın bağ ve bağçelerde, yalılarda kurulan çırağan meclislerine, kışın konaklarda tertib edilen helva sohbetlerine götürülmüş, İstanbul ayan ve eşrafı, hattâ devlet erkânı arasından hâmiler edinmişdi. Fakat yaradılışı pespâye olan Gümüşendâze bu iltifatları hazmedememiş, bütün çarşılının gözüne diken olacak derecede şımarmıştı.
1724 yılında kocası şark seferine gitmiş olan bir İstanbul hanımı Gümüşendâzeye âşık oldu, güzel oğlanla anlaşdı, bir gün de ermeni civanını Vefa semtindeki evine dâvet etti; şımarık, toy çocuk da bu dâveti kabul etti.
Fakat mahallelisi hanımın hallerinde bir değişiklik, uygunsuzluk sezmiş, tetikte duruyordu. Bir akşam kocası seferde olan hanımın evine biri ihtiyar, biri pek tâze iki kadın misâfir geldi. Kapu karşı komşu evindeki cumba kafesinin arkasında iki göz de gelenleri gördü, kocası camiden gelince haberi yetiştirdi:
— Karı eve zenpâre aldı, tâzenin adım atışında kadın cilvesi yok idi ve hem dahi ayakları büyük idi, biz sâde rû mahbub oğlandır!..
Baskın için, içerdeki muhabbetin kıvamına gelmesi beklenirdi: Zenpâre soyunsun, dökünsün, işret sofrası kurulup bâdeler dolu dolu sunulsun, kolay kaçamayacak hâle gelsin, hiç olmazsa yarı uryan ele geçsin gerekti.
Gümüşendâze de baskıncıların pençesine gecelik entârisi ile kâküleri perişan, yalın ayak, hanım koynundan geçti. Nânenin hanımla çop çatan acûzenin başlarına birer ferace atmasına izin verildi ama oğlan yataktan çıkarıldığı kılıkla Yeniçeri Kolluğuna götürüldü. Ertesi günü rezâlet haberi bütün İstanbula yayıldı. Halk Kolluğu basarak suçluların ikisini de paralamak istedi, güç kurtarıldılar. Dâve İstanbul kadısı tarafından Mahmudpaşa Mahkemesine verildi. Hâkim Sun’ullah zâde Efendi, Vefâlı Hanımın evine ermeni gencini almasını idamı için kâfi buldu; sonu recim cezasına varacağından zinâ suçunun şer’an sübutu tarafına gitmedi, zâniye ile çöpçatanı mahbushânede boğularak idam edildiler, cesedleri denize atıldı.
Gümüşenzâdeye gelince, toy oğlanın fahişe avret mekrine uğradığını ileri sürerek kurtarmak isteyenler oldu, oğlan ile temas ettiler: “Hemen müslüman ol, hâkim dinini sorunca müslüman dersin, hapis cezası ile kurtulursun” dediler
Dâvada yüze yakın şahid dinlendi, çarşılıların, bedestenilerin hemen hepsi oğlanın aleyhine konuştular, bir şâhid:
— Kemendi ebrûsu kavsi şeytan gibi fitnesâz ve dâima mürur iden havâtını müslimine harf endâz olur, tertibi cezâ ile eşeddi ukuubete müstahaktır!.. dedi.
Fakat güzel oğlan islâmiyeti kabul ettiğini söyleyince aleyhindeki dâva azıcık yumuşar gibi oldu. bir cerrah getirilerek mahkeme binâsındaki zından koğuşunda sünnet edildi. Gümüşenzâdenin üzerinden ölüm vahşeti gitti. Lâkin Sun’ullahzâde EFendi yumuşamamıştı:
— Bu oğlanı müslüman hânesine girip bir müslime avret ile zinâ ile mülâki oldukta gayri müslim idi! diyerek Gümüşendâzenin asılarak idamına karar verdi.
Oğlanın hâmileri bunu da düşünmüşler, bâzı devletlilerden, idam cezâsını padişaha af ettirme vâdını almışlardı. Karar günü bu vâdi delikanlıya bildirmeye vakit bulamadılar. Hâkim hükmü tebliğ edince Gümüşendâze câhilâne bir asabiyete kapıldı:
— O ki sen beni ölüme mahkum ettin, ben de eski dinime dönüyorum!.. diye bağırdı.
Bu sözü ile kurtuluş kapısı kesin olarak kapandı. İdam hükmü tasdik edildi. Güzelliği ile İstanbulun büyük bir şöhreti olan Gümüşendâze 22 Eylûl 1724 de bir perşembe günü Çenberlitaş civârında Vezir Hanı kapısı önünde asılarak idam olundu. Cellâdın o güzel başı yağlı urganı geçirdiği andan cesedin darağacından indirildiği saate kadar Vezir Hanı civarı, binbir ayak bir ayak üstünde bir mahşer yerine dönmüştü.
Gümüşendâze ile Vefâlı Hanım
(Sabiha Bozcalının Kompozisyonu)
Theme
Event
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050562
Theme
Event
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2738-2740
Note
Image: volume 5, page 2738
Theme
Event
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.