Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEYOĞLUNDA SEDYELER (XIX. asırda)
Bir kapusu, iki yanında penceresi bulunan bir koltuk - odacık olup pehlivan yapılı ve acı kuvvetli iki uşak-hammal tarafından taşınan avrupakâri binek sedyeleri, İstanbulda, İstanbulda da yalnız Beyoğlunda kullanılmışdır.
Fransızlar bu sedyelere “Chaise a porteur” der; vaktiyle Avrupada asilzadeler, zenginler araba yerine kullanırlardı. Şimdi Avrupanın hiç bir diyarında bulunmayan yalnız doğru Hindistanda, Çinde, Japonyada rastlanan bir nevi tahtiverandır.
13. üncü asırda İtalyada hasta taşımağa yaramış. 16 ıncı asırda Fransa kırallarından II. Henri’nin karısı ve IX. Charles’ın anası Catherine de Medicis’in (1519 - 1589) hususi bir sedyesi varmış. Senelerden sonra merkezî Avrupanın her tarafında taammüm etmeğe başlamış. 17 ve 18 inci yüzyılın sedyeleri iki kapılı, önü ve kapı pencereleri camlı, mahon veya abanoz ağacından, gayet sanatkârane yapılmış, renk renk nakışlarla bezenmiş, şatafatlı şeylermiş. Tavanındaki kapak icabında yağışsız havalarda kaldırılır, içindeki kimse ayakta da durabilirmiş.
Pariste, Versaillesde kira ile tutulanları, muayyen mahallerde müşteri bekleyenleri daima bulunurmuş. Gitgide tamamile modası geçtiği için Türkiyede yalnız Beyoğlunda kalmış.
Bizim çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde Beyoğlunda çok görürdük. Pazar günleri Caddeikebirdeki merdivenle inile...
⇓ Read more...
Bir kapusu, iki yanında penceresi bulunan bir koltuk - odacık olup pehlivan yapılı ve acı kuvvetli iki uşak-hammal tarafından taşınan avrupakâri binek sedyeleri, İstanbulda, İstanbulda da yalnız Beyoğlunda kullanılmışdır.
Fransızlar bu sedyelere “Chaise a porteur” der; vaktiyle Avrupada asilzadeler, zenginler araba yerine kullanırlardı. Şimdi Avrupanın hiç bir diyarında bulunmayan yalnız doğru Hindistanda, Çinde, Japonyada rastlanan bir nevi tahtiverandır.
13. üncü asırda İtalyada hasta taşımağa yaramış. 16 ıncı asırda Fransa kırallarından II. Henri’nin karısı ve IX. Charles’ın anası Catherine de Medicis’in (1519 - 1589) hususi bir sedyesi varmış. Senelerden sonra merkezî Avrupanın her tarafında taammüm etmeğe başlamış. 17 ve 18 inci yüzyılın sedyeleri iki kapılı, önü ve kapı pencereleri camlı, mahon veya abanoz ağacından, gayet sanatkârane yapılmış, renk renk nakışlarla bezenmiş, şatafatlı şeylermiş. Tavanındaki kapak icabında yağışsız havalarda kaldırılır, içindeki kimse ayakta da durabilirmiş.
Pariste, Versaillesde kira ile tutulanları, muayyen mahallerde müşteri bekleyenleri daima bulunurmuş. Gitgide tamamile modası geçtiği için Türkiyede yalnız Beyoğlunda kalmış.
Bizim çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde Beyoğlunda çok görürdük. Pazar günleri Caddeikebirdeki merdivenle inilen katolik kilisesine, Parmakkapıdan Sıraservilelere sapan ara sokaktaki Aya Triyada kilisesinde Frenk, Tatlısu Frengi, Rum zenginleri gelin olan kızlarını, anasını, kaynanasını, vetli kadınlar götürürlerdi.
Gelinin başında geriye sarkık duran, sırtında limon çiçeklerile bezeli beyaz elbise, etrafında koca koca buketler; takım taklavatı da süslü püslü dapdaracık höcremsi ellerinden tutulur, koltuklarına girilir, ortalığı buram buram lavanta kokuları bürürdü.
Kışın başı ecnebi seraferethânelerindeki Union Française, Teutonia gibi kulüplerinde Pera Palace otelinin salonlarında balolar verilir, kor diplomatiğe, Beyoğlu yüksek sosyetesine mensup madamlarla matmazeller, ağır tuvaletlerinin bozulmaması için arabaya binmez, sürüp sürüştürüp takıp takıştırıp, kıl pıranga kızıl çengi sedye ile gelirlerdi.
Kış mevsiminde Paristen İstanbula turneye gelen, Gabrielle Rejane, Susannes Despres, Jeanne Hading gibi namlı aktrislerin idaresindeki truplar Tepebaşı kışlık tiyatrosunda bir kaç piyes oynardı. Localar beş liraya, on liraya satılır; kibar tabaka hiç bir temsili kaçırmaz, tiyatroya da madamlar sedye ile sökün ederlerdi.
Sedyeye en çok ikbal buyuranları söyleyeyim:
Banger Zafiri, Hristaki, Dimitraki, Yeni dünya Mösyö Jorj Stampa, Mösyö Kiriko gibi mütebaranın familyaları; esbak Bükreş sefiri Edovard Black beyin kızı, zamanenin âhım şâhım güzel madam Goûteaux; Sırbistanın esik İstanbul elçisi Corceviç’in kızı, kalantor tacir Vlastitas’ın karısı nâdir dilberlerden madam Vlastiras; Osmanlı Bankasında direktör Paneri beyin madama, İtfaiye Kumandanı Macar Zeçini Paşanın hüsnü ânile yektâ kızı; Sultan Hamidin Kuyumcu Başısı Haronaçi’nin kızı Rebeka.
Bu sedyeler rivayete göre Sakızağacından, Pangaltıda rumarasız, lüks vükelâ konak arabalarile omuz öpüşen kira faytonlarının, kupalarının kiralandığı yerlerden peylenir, ücreti çorbacıya verilirmiş. Taşıyanlar piyano hammalı kıyafetinde, mosmor fesli camadanı, galibarda yün kuşaklı yumurta ökçe şibidikli, palikarya uçarılardı. Müşteriden ayrıca bahşiş de ceblerlermiş.
Ücrete gelince; kısacık yüz adımlık mesafeye sarı lirayı koparırlarmış; mübalağa mı, Allah bilir!
Bazan sedyede mumya sarısı benizli, geçkin bir kokana göze ilişirdi. Ya yatmağa, ya da ameliyat olmağa hastahâneye boyladığı besbelli. Sirkeciye araba ile gidip istasyondan trene binmeğe, Yedikulede inip Balıklıya kadar yürümeğe mescâli yok. O vakit, Rum ispitaliyasına gidecekler için Kazlıçeşmede katar durmaz, talika falan bulunmaz, keseci dolgunca kiryalar tâ Tarlabaşından oraya kadar bu nevi sedye ile götürülürdü. Bunların boyaları alaca bulaca her tarafı çangul çunbul, hamalları at hırsızı kılıklı kopuklardı.
Sedyenin bütün perdeleri inikse hasta taşıdığı kokananın hâlâ içi ölmediği, elêleme tuvaletsiz, pudrasız, allıksız görünmemek fikrini güttüğü anlaşılırdı. Eğer sedye pek külüstür, perdeleri salkım salkım, yahut büsbütün yırtık, içindeki avurdu avurduna çökük, can üstünde ise, caddeden geçen hatunların yürekleri kabarır, geriye geyire:
— Kadıncağız sabaha çıkmaz: toprağı bol olsun zavallının! diye mırıldanırlardı.
O tarihde Rum ölüleri açık taşınır, Beyoğlu Doğruyolunda cenazeleri sık sık tesadüf edilirdi. Bunları görenlerin meraklanmamasını var kıyas edin. İşte bu sebepten ötürü, doktor Zamboka Paşaya, Horasanciyan Efendiye kendini muayene ettirmek, dişçi Haydeye, Çamiye diş doldurtmak, modistra Efijeniye, Zabele fıstan diktirmek gibi pek mübrem zaruret hasıl oldu mu, sular kararmadan karşıya ayak atmıya name molla hanımlar gırlaydı.
Yine bundan dolayı, ihtiyar orta yaşlı tâze hanımlar sedyeden hoşlanmaz, âdeta teşe’üm ederlerdi. Sâde can derdine düşenleri değil, gelinleri, baloya, tiyatroya gidenleri akla getirseler ya?..
Son derece alafranga meşrep bir zatın iki kerimesi hakkında derlerdi ki:
— Çarşafsız masrafsız, başlarına yalnız ipek şarpa örtüp, harmaniyelere sarılmışlar, yerin dibine batası sedyeye kurulup bilmem hangi sefaretin suvaresine kapağı atmışlar. Babalarının haberi olmadan hadleri mi? Kızları alan teller takınsın!
Minakyan’ın Osmanlı kumpanyasında mahut “Ladam o Kamelya” oynanırken Margarit Gotye rolünü yapan Hekimyanın sahte vekarlılığı ömürdü.
Valerine (uşaklarına) seslenir:
— Jak, Alfred!.
Kıranta aktör Çaprast’la Sancekçiyan seğirttirler:
— Emriniz?
— Bu gece Grand Opera da Rigoletto var, fevkalâdedir. On beş, yirmi keret temaşa ettim, genem bıkmam. Hazırlayın Chezaportörmü, bir daha müşahade eyleyem!
Bereket versin sahneye sedye çıkarılmazdı. Boylu boslu, gövdeli kadın nasıl sığabilirdi içine. Onu da bırak, basdıbacak Çaprast ile kuru kemik Sançakciyan onu nasıl taşırlardı?
Abdülâziz zamanında İstanbulda çıkan “Musavver Medeniyet” mecmuasının 10 şubat 1290 (22 şubat 1875) tarihli nüshasında “Beyoğlunun Sedyeleri” başlıklı yazısında şu satırlar okunur: “Bu sedyeler yalnız Beyoğluna mahsustur. Dünyanın hiç bir yerinde yoktur. Kışın çamur belâsından sokaklarımızda gezmek zor olduğundan sedyeler Beyoğlu halkına hayli kolaylık vermektedir. Hele hastalar için faydası inkâr edilemez. Bunların adedi günden güne azalıyor. Araba nakil ücretlerinin ağırlığından dolayı buna rağbet çoktu, tramvay idaresinin teşkili ile zuhur eden kupa arabalarının fiatlarının itidale yakın bulunması sedyeye olan rağbeti azaltmıştır. Sedyeler hamal esnafınca haylice cesim bir ticaret metaı olduğu tarife muhtaç değildir.”
Sermed Muhtar Alus
Beyoğlunda Sedyeler
(Musavver Medeniyet’den 1875)
Sedyede bir hanım
(Resim: C. Biseo, 1874)
Theme
Other
Contributor
C. Biseo
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Sermed Muhtar Alus
Identifier
IAM050522
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
C. Biseo
Description
Volume 5, pages 2717-2720
Note
Image: volume 5, pages 2718, 2719
Theme
Other
Contributor
C. Biseo
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.