Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEYOĞLU
Mülkî idâre taksimâtında İstanbul vilâyetinin bir ilçesi; İstanbulun târihî edebiyatında meşhur bir semtin adı; ilçe olarak sınırı, büyük şehir haritasında tesbit edilmişdir, ve kadim Galata Şehri, bu ilçenin sınır içinde bir nâhiye itibâr edilmişdir; semt olarak sınırını çizmek mümkün değildir her biri fetihden zamanımıza kadar İstanbul târihinde pek meşhur yerler olan Kasımpaşa Kasabasının, Galata Şehrinin, Tophâne Kasabasının ve Fındıklı Kasabasının gerilerini kaplamış olan sırtların adıdır.
Türkler tarafından verilmiş olan bu ismin ne zaman kullanılmaya başlandığını kesin olarak tesbit edemedik; bildiğimiz, Kanunî Sultan Süleyman zamanında, Galatanın arkası için “Beyoğlu” adını kullanıldığıdır. Fakat şurası da ehemmiyetle kayde değer, bu isim, XVIII. asrın sonlarına kadar kadim Galata Şehrinin gölgesi altında kalmışdır. (B.: Galata).
Kasımpaşa, Tophâne ve Fındıklı, fetihden evvel Galatanın, Halice ve Boğaza doğru lebi deryâda fakir, yoksul varoşlarıdır; buraların, bir yanda türk tersânesinin, öbür yanda türk tophânesinin tesisi ile kesif şekilde iskânı, şenlenmesi, âbidevî eserlerle îmârı fetihden sonra başlamışdır. Fetihden evvel kale duvarları ile çevrilmiş olan Galatanın gerisindeki sırtların, evleviyetle hâlî arâzi olduğu aydın biliniyor; belik kesîf ormanlarla, fundalı...
⇓ Read more...
Mülkî idâre taksimâtında İstanbul vilâyetinin bir ilçesi; İstanbulun târihî edebiyatında meşhur bir semtin adı; ilçe olarak sınırı, büyük şehir haritasında tesbit edilmişdir, ve kadim Galata Şehri, bu ilçenin sınır içinde bir nâhiye itibâr edilmişdir; semt olarak sınırını çizmek mümkün değildir her biri fetihden zamanımıza kadar İstanbul târihinde pek meşhur yerler olan Kasımpaşa Kasabasının, Galata Şehrinin, Tophâne Kasabasının ve Fındıklı Kasabasının gerilerini kaplamış olan sırtların adıdır.
Türkler tarafından verilmiş olan bu ismin ne zaman kullanılmaya başlandığını kesin olarak tesbit edemedik; bildiğimiz, Kanunî Sultan Süleyman zamanında, Galatanın arkası için “Beyoğlu” adını kullanıldığıdır. Fakat şurası da ehemmiyetle kayde değer, bu isim, XVIII. asrın sonlarına kadar kadim Galata Şehrinin gölgesi altında kalmışdır. (B.: Galata).
Kasımpaşa, Tophâne ve Fındıklı, fetihden evvel Galatanın, Halice ve Boğaza doğru lebi deryâda fakir, yoksul varoşlarıdır; buraların, bir yanda türk tersânesinin, öbür yanda türk tophânesinin tesisi ile kesif şekilde iskânı, şenlenmesi, âbidevî eserlerle îmârı fetihden sonra başlamışdır. Fetihden evvel kale duvarları ile çevrilmiş olan Galatanın gerisindeki sırtların, evleviyetle hâlî arâzi olduğu aydın biliniyor; belik kesîf ormanlarla, fundalıklarla kaplı idi.
Yukarıda da kaydettik, türkler tarafından “Beyoğlu” adı verilen bu sırtların iskânı, İkinci Sultan Bayazıd zamanında, burada, av yeri bir orman içinde devşirme acemi oğlanlarının bir kısımın tâlim ve terbiyesi için bir kışla - mektep sarayın kurulması ile başlamış, ve dikkate değer, bir kışla - mekteb saraya da “Galata Sarayı” adı verilmişdir. (B.: Bayazıd II; Gül Baba; Galata Sarayı); ki zamanımızda da ayni temeller üstünde, pek şerefli bir mâzisi olan bir irfan müessesesi, Galatasarayı Lisesi bulunmaktadır.
Türk Ansiklopedisi Beyoğlu hakkında şu mâlûmâtı veriyor:
“Fatih Sultan Mehmed, Trabzon Rum Devletini zabtettiği zaman (1416), son Trabzon imparatoru David Komnenos ile bütün âilesini İstanbula naklettirmiş, bunlardan Kaloyani Komnenos’un oğlu Aleksios islâmlığı kabul ederek bugünkü Tünel civârında oturmuşdur. Bu prensin burada oturduğu içindir bu semte Beyoğlu adının verildiğini anlatan bir söylenti vardır.
“Bizans devrinde meskûn olmayan bugünkü Beyloğu semtine Peran (Pera = öte, karşı yaka) Bağları denilmekde idi. Türkler İstanbulu almadan önce, Galata surları dışında da evler, mahalleler yokdu. Fetihden sonra, az zaman içinde Galata surlarının dışında Beyoğluna doğru uzanan yerlerde meskenler, camiler ve resmî binâlar yükselmeğe başlamışdır. Fetihden yarım asır kadar sonra Tophaneden Kasımpaşaya ve arka tarafdan Dörtyola kadar uzanan yerler Türklerle dolmuşdur.
“Beyoğlu Caddesinin Asmalımescid ve Kumbaracı Sokakları ile birleşdiği yere uzan zaman “Dört yol” denilmişdir. İkinci Bayazıd Dörtyolda Asmalımescidi yaptırmış; Yavuz zamanında Dörtyolda Mevlevî Tekkesi; Kanunî devrinde sadırazam İbrahim Paşa tarafından sarayın içoğlanlarının yetiştirilmesi için yine Dörtyolun az ilerisinde Galata Sarayı yaptırılmışdır. (Biz bu sarayın temel yapısı için Türk Ansiklopedisinin bu kaydını kabul edemiyoruz. Galata Sarayı ve Gül Baba maddelerine bakınız.)
“XVI. asırda Galata adı, bugünkü Galatasaray semtine kadar uzanan yerlere veriliyordu. XVII. yüz yıldan sonra Galata adı, Beyloğlu semtinin güneyinde ve deniz kenarında kalan kısmına verilmişdir. (XVII. asırdadeğil, hattâ XVIII. asır sonlarına kadar Galata semt adı bu târihden çok geniş yer anlamında kullanılıyordu. İst. An.)
“Önceleri yabancı elçilikler Galatada bulunuyordu. 1492 de İspanyada, Benî Ahmer müslüman arab devletinin yıkılması üzerine Gırnatadan göç eden araplar İstanbula gelip Galatada yerleşerek bu semti doldurdu; Galatada sık sık yangınlar çıkmaya başladı, bunun üzerine elçiler Galatadan ayrıldılar, Peran Bağlarında yeni elçilik binâları kuruldu; bu sûretle Fransa, İngiltere, Venedik, Lehistan, İsveç, Hollanda, Raguse, Prusya devletleri Beyloğlu Caddesi boyunca ihtişamlı elçilik sarayları yaptırdılar. Fransanın 1581 de kurduğu büyük binâ 1831 yılında yanmış ve aradan çok geçmeden bugünkü elçilik binâsı yaptırılmışdır. İngilterenin şimdiki büyük elçilik binâsı da Lord Elgin’in yaptırdığı (ve 1870 Beyoğlu Büyük yangınında yanmış olan, İst. An.) binânın yerini kaplamaktadır. Yabancı elçilikler binâlarının bu sûretle Beyoğluna çıkması üzerine, bu milletlerden olanlar da Beyoğluna yerleşmeğe başlamışlardır. Bunun tabiî neticesi olarak da bu milletlerin kiliseleri de mümkin olduğu kadar elçilik binâlarını yakın yerlerde yapılmağa başlanmıştır. Fransa Büyükelçisi Philippe ile Harlay’nin arzûsu üzerine St. Louis des Français Kilisesi 1628 de Fransa Sefârethânesi arsasında yapılmışdır.
“1700 yılında Beyoğlu, bugünkü Tünel Galatasaray ibâretti. Cadde dar ve kaldırımsızdı. Batıda “Petits Champs” mezarlığı Âşıklar Mezarlığı ?), doğuda da İncir Bostanı Beyoğlunu çerçiveliyordu. Büyük elçilik binâları da İncil Bostanı boyunca sıralanmışdı. (O tarihde) Beyoğlunda yalnız Dörtyol, Tomtom, Polonya, Asmalımescid ve Galatasarayı semtleri bulunuyordu; bunların ilk üçü hiristiyan, son ikisi de müslüman semti idi.
“1780 yılına doğru Beyoğlu iki kısımdan ibâret olup, bunların merkezini Balık Pazarı ile Galata Sarayı teşkil ediliyordu. Güzel Sokak, yâni büyük elçilikler sokağı, güneyde bulunuyordu. Öbür sokak, ise, bir yandan Halil Paşa tarafından inşâ edilen Büyük Topcu Kışlası (Taksim Kışlası), öbür yandan da Grnads Champs mezarlığı (Ayaspaşa Mezarlığı?) ile sınırlanıyordu. Bu sokakda genel evler bulunuyordu. (1780 târihi için genel evler mevzûibahs olmamak gerekir. İst. An.) Soldaki ucunda “Hôpital des Français de la Peste à Péra = Fransızların Beyoğlundaki Vebâlılar Hastahânesi bulunuyordu. Grands Champs’daki vebâlılar mezarlığına yakın bir sokakda, 1719 da inşâ edilmiş olan bu binânın eski adı “Hôpital Giffard = Giffard Hastahânesi” olup bugün Fransa Başkonsolosluğudur. Hastahânenin yanında, bütün bu semte adını veren Taksim, yâni su taksim yeri bulunuyordu.
“Aya Dimitri tepeleri üzerinde XVIII. yüz yılda, şimdi şehre katılmış olan Tatavla Köyü, Kurtuluş vardı.
“XIX. yüz yıl boyunca Beyoğlu çok genişlemişdir. Evler Kasımpaşa vâdisi ile Tophâne yamaçlarını kaplamışdır. P e t i t s Champs mezarlıkları 1880 - 1864 yıllarında kaldırılmış, Galata surları yıktırılmış, yeni yeni caddeler açılarak semtler inşâ edilmişdir.
“Beyoğlu Caddesi 1831 yangınından sonra ilk defa güneye doğru genişlemişdir. Kuzey kısmı ise binlerce evi yok eden ve yüzlerce insanın ölümüne sebeb olan 1870 yangınından sonra genişletilmişdir.
“1873 de Galata ile Beyoğlu arasında tünel yapılmış ve Beyoğlu Caddesi boyunca atlı tramvay kurulmuşdur. Bu sebebden caddenin bir kısmı ikinci defâ olarak genişletilmişdir. 1913 de elektrikli tramvay Beyoğlunu Şişliye bağlamışdır.
“XX. yüz yılın başındanberi Beyoğlu durmadan yayılmış ve sağdan soldan yeni yeni semtler yükselmişdir. Taksimdeki eski askerî tâlim meydanı, Ayaspaşa civarları, Maçka, Nişantaşı, Bomonti, Şişli modern meskenlerle kaplanmışdır. Bir tramvay şebekesi Kurtuluş, Şişli Beşiktaş ve Maçkayı Taksime bağlamaktadır. Tiyatrolar, sinemalar, yabancı hastahâneler çoklukla burada kurulmuşdur. Eskiden Caddesi kebir denilen Taksim - Tünel arasındaki Caddeye Cumhuriyetden sonra İstiklâl Caddesi adı verilmişdir” (Türk Ansiklopedisi, 6. cild).
Yukarıdaki satırların yabancı bir kaynakdan tenkidsiz bir terceme ile Ansiklopediye nakledildiğini aydın görülmektedir.
Ahmed Refik Bey (B.: Altınay, Ahmed Refik) Beyoğlu adına “Sokollu” adlı eserinde şu satırlar içinde temâs ediyor:
“İstanbul, Kanunî Sultan Süleyman zamanında genişledi. Devletin kuvveti ve zaferleri ile berâber ticâretide yüksek bir mertebeye vâsıl oldu. İstanbula her tarafdan tüccar geliyordu. Bunlar için Galatada yeni yeni mahalleler tesis edildi. O devirde Beyoğlunda bir kaç mezarlıkda bağlar ve tarlalar vardı. Fransa; Lehistan ve Venedik elçilerinin sarayları, Galatasaray Acemioğlanlar Mektebinin civârında idi. O zamanlar Maktul İbrahim Paşanın adamlarından Alvorio Griti de Taksim civârındaki sarayında oturuyordu. Bu zât Venedik Balyosu idi, kendisi hakkında yazılan müharreratda “Beyoğlu” diye yâd olunurdu. Kezâ Kasımpaşa, Pirîpaşa, Ayaspaşa, Pîyalepaşa mahalleleri de Kanunî zamanında tesis edildi. Bu mahallelerin yâd olundukları isimler hep Kanunî devri ricâlinin isimleriydi” (Sokullu s. 92).
Kanunî Sultan Süleyman zamanında, 1555 de İstanbula Almanya İmparatorunun elçisi olarak gelmiş olan Busbecq “Türk Mektubları” adı ile meşhur sefâretnâmesinin bir yerinde Beyoğlundan kısaca şöyle bahsediyor:
“Beyoğlunda bir çok tâcirler oturmaktadır; bunlar İtalyandırlar. Hiristiyan esirleri tahlis hususunda büyük muavenetleri görülüyor”.
Lâle Devrinde İngiltere elçisinin zevcesi olarak İstanbula gelmiş ünlü yazar Lady Montague 29 mayıs 1717 tarihli bir mektubunda Beyoğlu hakkında şu satırları yazıyor:
“Sefârethânemiz Beyoğlunda, Westminster Londranın nasıl ki varoşu ise, burası da İstanbulun varoşu. Bütün sefirler burada, bir birine yakın oturuyorlar. Sefârethânemizden liman, şehir, saray, Anadolunun uzak dağları hep görünüyor, dünyanın en güzel manzarası...”
Geçen asır ortalarında yaşamış piyasa sâzende ve bestekârlarından Ekmekci Bagdasar’ın Beyoğlu üzerine mâhur bir şarkısı vardır:
Yok felekde sevdiğimin bir eşi
Başka âlimdir Beyoğlu cünbüşü
Kıydı cana ol civanın gelişi
Başka âlemdir Beyoğlu cünbüşü
İysü işret zevki mehtâb idelim
Seyri Şişli Çiftliğinde nidelim
Yâr ile tâ baloyadek gidelim
Başka âlemdir Beyoğlu cünbüşü
Sarılayım sarayım ince belin
Akıdayım kanını engellerin
Sabrı yande böyle seyre âdemin
Başka âlemdir Beyoğlu cünbüşü
Bu şarkı da aydın olarak göstermektedir ki geçen asır ortalarında Şişli kırlık, bir çiftlikdir.
Mora ihtilâli, Navarın deniz baskını fâciasından sonra başlayan Türk - Rus harbi ve o sırada Yeniçeri Asker Ocağının kaldırılması Galata ve Beyoğlu rumlarını şımartmış, hem siyasî hem de inzibâtî bakımından sevimsiz vak’alar olmuş, yahud olması muhtemel vak’alar önlenmek istenmişdir ki Lütfi Tarihinde 1826 yılı vekaayii arasında şöyle bir fıkra vardır:
“O esnâda Yunan Meselesi münâzaasından dolayı Beyoğlu ve Galatanın muhâfâzası ehemmiyet kesbetmişdi, ve daha bâzı mevhum sebelerden, (vak’a nüvis bu mübhem ve gûyâ küçümser tâbir ile İstanbulda bir rum kıyâmını îmâ ediyor). Galata ve Tophâne taraflarının muhâfaza hizmetinde bulunan Tophâne askerinin müsellah dolaşmaları için pâdişahdan izin istendi:” Aynı bendin altında derc edilmiş bir hattı hümâyun sûretinden, pâdişahın oralardaki karakollar efrâdına bu müsaadeyi verdiği öğreniliyor.
1850 -1860 arasındaki Beyoğluna Beyoğlu rumlarının kibarlarından Dr. Zoiros Paşa şöyle anlatıyor:
“Ondokuzuncu asrın ortalarında Beyoğlu, cadde ve sokak ve evlerinin hal ve vaziyeti, halkın, ezcümle kadınlarının kıyâfetleri, giymiş tarzları bambaşka idi. Caddeler, dar, sokaklar yamrı yumru idi. Sefârethâneler, konsoloshâneler, zengin rumların bâzı ermeni katoloklerinin ve İstanbulda yerleşmiş olan ecnebîlerin mükemmel kâgir evleri, ve Avrupa’nın ikinci ve ücüncü derecedeki otellerini andırır bir kaç oteli istisnâ edilirse, bütün binâlar ahşabdı. Ve bittabiî bu binâlardak konfor nâmiyle bir şey aranmaz idi. Cadde ve sokaklar temiz de değildi.
“İslâmlarla gayri müslimlerin mahalleleri ayrı yerlerde olduğundan Beyoğlunda oturanlar muhtelif, din, ırk ve milliyette mensub hiristiyanlardan ibâretti ve çoğu rum idi. Rumlardan sonra Ermeniler ve ermeni katolikler, ve yerliler ile esnecilerin ihtilâtından husûle gelip “Tatlısu Firengi” denilen melezler ve ecnebiler Beyoğlu tarafı halkını teşkil ederlerdi.
“O devirde Beyoğlunda hiç bir mûsevî âilesi yokdu.
“Şimdi caddelerde görülen kalabalık o devirde yokdu, hele kadınlar nâdiren sokağa çıkarlardı. Ecnebî kadınlar ile zengin rum kadınları kıyâfetce o vakit fransız modasını tâkib ederlerdi. Diğer kadınlar entâri ve şalvar giyerler, ve sokağa ferâce yaşmakla çıkardı, şu kadar ki islâm kadınları gibi yüzlerini örtmezler idi.
“O devirde gezinti yerleri pek mahduddu. Yaz akşamları Beyoğlunun ileri gelen âileleri Taksim Bağçesinin ilerisinde dar bir sokakdan geçerek Bella Vista denilen kahveye giderler ve ancak kendisine güvenin bâzı delikanlılar Küçük Ihlamura kadar uzanırlardı.
“O devirde Beyoğlunda pek çok kahvehâne var idi. Bunların o devre göre en asrîsi “Cafe Riche = Kafe Riş”, Kafe Tortoni” ve “Kafe Valori” idi. Bunlardan yalnız Valori Kahvehânesine Beyoğlunun pek yüksek tabakasına mensub kadınlar nâdiren girebilirlerdi. Kahvehânelerin müdâvimleri ezcümle kışın bekârlardı.
“Müzik Hal’ler ve Kafe Şantan’lar bu tarihlerden çok sonra açılmışdır. O devirde Naom adında Halebli bir hiristiyan idâresinde Avrupadakilerin ikinci ve üçüncü derecelerinde bir de tiyatro vardır. Bu tiyatroda temsiler fransızca ve italyanca verildiği için müdâvimleri bittabiî ecnebîlerle bu lisanları bilen yerlilerdi. Bu tiyatronun müdür Naom, osmanlı vezirlerin olub hâriciye müsteşarlığında ve Cebeli Lübnan mutasarrıflığında bulunmuş olan Naom Paşanın babası idi. (B: Duhânî, Said), Bu tiyatro 1870 tarihindeki büyük yangına kadar muntazam temsilleri ile halkın münkin mertebe rûhî gıdasını temine çalışmışdır.
“1861 tarihinde bir Yunan dram kumpanyası İstanbula gelerek Beyoğlunda muntazam temsiller vermiş ve pek büyük rağbete mazhar olmuş olduğu için bu kumpanya her sene kış mevsiminde İstanbula gelirdi. Beyoğlunun belli başlı eğlence yerleri bu saydığım kahvehâneler ve tiyatrodan ibâret. Gerçi Kaptan Mihal ve Kaptan Vangel adlarındaki kimseler idâresinde muntazam kumarhâneler de vardı, fakat kumar, o zamanlar şimdiik gibi taammüm etmemişdi, bu kumarhânelerin müdâvimleri ayak takımından kimselerdi. İctimâî mevki sâhibi hiç bir ferd bu batakhânelerin önünden bile geçmezlerdi” (Osman Nuri Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, C. II, S. 651).
Ahmed Midhat Efendi “Bir fitnekâr...” adındaki uzun hikâyesinde, Mümtaz Bey adında kibar bir İstanbullunun Mansur adındaki yezîdî kölesinin portresini çizerken İstanbulda alafrangalık düşkünlüğünün başlangıcına ve bu yolda Beyoğlunun ehemmiyetine iki satırla temas ediyor, fakat bir tarih makamı kaydetmiyerek “o zamanlar” demekte iktifa ediyor, alafrangalığa düşkün genc kölenin portesi şudur:
“Bu çocuk o zaman 17 - 18 yaşında bir toy olub aslı yezîdî ise de buğday renkli benzi üzerinde üzüm gibi kara gözler ve kuzgunî siyah kaşlar ve saçlar ol kadar halâvetbahş idi ki Hanım Efendi, şâyed Beyin bu çocuğa alâkası vardır diye gözünde ok olsa atup Mansuru vuracak mertebede idi. uşak Karabacak da yirmi beş yaşında genc bir adam olub Mansura ol kadar muhabbeti var idi ki Mansur hakkındaki hissiyâtını gönlünde mukayese eyledikce, âlemde aşkın alâka dirler bir şey var ise o da benim bu Mansur her meziyetine zamîmeten bir de nezâfeti vardır ki, o zamanlar İstanbulun alafrangaya henüz ibtâyi ibtilâsı olup halk Beyoğlunda bir saç taratmak için yirmi kuruş perûkar ücreti verdiği halde bizim Mansur İstanbulun en hücrâ ve her şeyden mahrum olan bir mahallinde her levâzımı bizzat kendisi hatırlayarak Beyoğlu frenklerinden bile daha alafranga ve daha süslü gezerdi.”
Ahmed Midhat Efendi, geçen asrın Beyoğlu bekâr hayatını ve bekâr pansiyonları ile Beyoğlu otellerini “Bekârlık Sultanlık” adındaki uzun hikâyesinde anlatmaktadır. (B.: Bekârlık Sultanlık).
Yine Ahmed Midhat Efendi “Yer yüzünde bir melek” adındaki romanıın ilk satırlarında bir kış gecesini târif ederken, 1845 - 1850 arasında Beyoğluna kurtların hücum ettiğini yazıyor bu da, geçen asır ortalarında Beyoğlunun, Taksimden öte kısmının kırlık olduğunu gösterir, romancı 1844 de doğmuş olduğuna göre, dayandığı rivâyetler kuvvetli olmak gerekir.
Geçen asır sonlarının Beyoğlunu en canlı tasvir eden muharrirler arasında Ahmed Rasim ile Sermed Muhtar Alus’u bilhassa hatırlamak lâzımdır. O güzel yazılar, bu ansiklopedide, Beyoğlunun târihine geçmiş müesseselerin müstakil maddelerine alınmışlardır.
Muhafazakâr müslüman türklerin nazarında Beyoğlu, son zamanlara kadar bir fuhuş ve rezâlet âlemleri yeri görülürdü; bir gecin Beyoğlunda dolaşması, onların nazarında iffetşiken bir hâdise idi. Galatasaray Sultanîsi Beyoğlunda olduğu halde, Darüşşafaka, talebelerinin köprüyü geçmesine tahammül edemezdi; Darüşşafakadan yetişmiş Ahmed Rasim anlatıyor:
“... derslerine çalışmakla beraber başka şeylere de göz atıyor, kulak veriyordum. Diğer tarafdan Müdüri mekteb de gözümüzün açacak, fikrimizi uğraşdıracak vesîleler buluyordu. Meselâ her izin günü bizi divânhânede topluyor, nasihat yollu sözler söyledikden sonra:
— Galataya, Beyoğluna geçilmeyecek!.. semtli olanlar bile ora sokaklarında gezinmeyecek!.. diyordu.
“Acaba Galata ile Beyoğlu nasıl mahallelerdir ki gidilmesi mennû?.. Bu tenbih hepimizi uyandırıyor idi” (Ahmed Rasim, Muharrir, şâir, edib).
Beyoğlu piyasaları, geçen asır sonlarında alafrangalık düşkünü Türk genclerinin cuma ve pazar günleri hemen yegâne eğlenceleri idi. Servetifünün sâhibi Ahmed İhsan Tokgöz şunları yazıyor: “Pazar günü arabalara, atlara binüb, yâhud, daha sâde olarak ele baston, şemsiye alub Beyoğlu cihetinden istifâdeye ritâban olanlar kendi kendilerini tebrik etmişlerdir; bunun sahnei tezâhürü de tabiî Beyoğlu Caddei Kebîridir. Tünel Meydanından Şişliye kadar olan cevelângâh iğne atılsa yere düşmeyecek şeklini almış idi”.
Geçen asır içinde Beyoğlu piyasaları üzerine İstanbullu bıçkın ağzından çıkmışa benzer güzel bir türkü vardır; mısrâlar; Beyoğlu meftunu genc küçük beylerin o eski kabadayıların gözüne biraz tuhaf görüldüğünü açıkça belirtmektedir.
Beyoğlunda gezersin
Aldırmayub geçersin
Sevdiceğim yavrucuğum
Niçin niçin beni üzersin
Ah, ah...
Tıkır tıkır da sen bana gel
Şıkır şıkır da sen bana gel
Beyoğlunda gezersin
Gözlerini süzersin
Sevdüceğim yavrucuğum
Niçin niçin beni üzersin
Ah, ah..
Tıkır tıkır da sen bana gel
Fıkır fıkır da sen bana gel
Beyoğlunda gezersin
Kâkülünü dökersin
Sevdüceğim yavrucuğum
Niçin niçin beni üzersin
Şıkır şıkır da sen bana gel
Tıkır tıkır da sen bana gel
Bu türkünün notasını maalesef elde edemedik.
İkinci Abdülhamid devri sonlarının sahne yıldızlarından kantocu Büyük Şamran’ın hüzzam bir kantosu vardır şudur:
Beyimin gelişi hoşdur
Gaaliba cebleri boşdur
İspir çal kamçıyı koşdur.
Bulaşıkdır beyim benim
Sarmaşıkdır beyim benim
Gözlerin kara karası
Hanımların maskarası
Âşıkının yüz karası..
O devrin şık beylerini tehzil yolunda söylenmiş olacak bu kanto ayak takımı, tulumbacı gürûhu tarafından pek tutulmuşdu. Devrinin hakikaten pek dilber bir yosması olan kantocu Peruz ise bu rağbeti görünce, pek kıskanc bir kadın olduğu için ortaya hemen bir taklidini koydu, Peruz Şamramdan sanatca üstündü, şık beyini Beyoğlunun akşam piyasasına çıkardı ve kantosu Şahramınkini basdırdı:
Beyoğlunun her akşam
Piyasası pek hoşdur
Benim güzel beyimle
Gaalibâ cebi boşdur
Nazlı güzel beyimde
Âhu gözler kestâne
Piyasada etrâfa
Bakışları mestâne
Bıçkın meşreb beyimin
Cilveleri pek hoşdur
Beyoğlunda her akşam
Dolaşırken sarhoşdur
Çal kamçı ispir oğlan
Nazlı yârimi koşdur
Bulaşık küçük beyim
Kabından taşkın beyim
Beni divâne eden
Senin aşkındır beyim
Tutulduğum oğlanın
Gözleri kara kara
Güzellikde eşi yok
Bir düzenbaz maskara
Beyoğlu piyasası
Pek hoşdur dolaşması
Soyuldum soğan gibi
İşte kesenin dibi
Vay vay vay vay pek yandım
Yazık pek geç uyandım.
1918 mütârekesinin kara günlerinde İstanbulda bulunmuş Paul Herigo (?) adında bir fransızın “Rus Ateşi” adlı romanında Beyoğluun bir tasviri vardır; bu romanı dilimize terceme eden Ahmed İhsan Tokgöz “yalnız isimleri değiştirilmiş hakiki roman” diyor:
“Beyoğlunda o muhîte kendini beğendirmek isteyen gencler mutlaka her gece sabahlara kadar dolaşmalı ve gezmelidir. Acabâ Moskoflar İstanbula akın edib bir takım barlar açmadan gece eğlencesine muhtaç olanlar ne yapıyormuş? (B.: Bar, Baloz; Beyaz Ruslar, İstanbulda).
“Beyoğlunun kafe konser ismi altındaki mahalleri ve eğlence yerleri çok âdî şeylerdir. Oralarda romanyalı sedâsı bozuk aktörler, Fransadan dökülmüş kötü şantözler, garib şîveli, Danimarkalılar, Japonyadan gelme cambazlar, fakat hepsi başka yerlerde zor geçer mahlûklardır.
“Sinemalar dünyâyı devr etmiş aşınmış filmleri gösterir; ve bu filmleri arka arkaya mütemâdiyen işletir. Beyoğlunun rumları ellerindeki pastırma ve sucuk ve ekmeği yiyerek sinemaya dolar, para verdim ve iyi anlayayım diye ayni filmi bir kaç defa seyr eder, bu filmlerin çoğu muhtelif memleketlerde yapılmış olduğu halde ekseriyâ Fransadan gelmiş diye ilân edilir. Sinemaların orkestraları pek fenâ değildir.
“Tiyatro yok gibidir. Parisin Jimnaz tiyatrosundan gelmiş diye ilân edilen Madmazel Martte Résine felemenk şîveli bir yabancı idi. Bir gün Perapalas Otelinin yemek salonunda Batarciyan ismindeki tırnakları kirli, esvabı yağlı bir ermeninin sofrasında idi.
İşte moskoflar gelip lokanta, konser, bar, kabere ve kumarhâne açınca Beyoğlunun bir eksiğini tamamlamış oldular. Ekseriya yahudi moskoflar tarafından çok zekâ ile idâre olunan bu yerlerde ruslara mahsus olan müteşebbis gece hayatı ve eğlencesini bularak kaabildir. İstanbula Vrangel Ordusu artığı olarak gelmiş kibar moskof kadınları garsonluk yapıyor. İçlerinde kibar takımına mensub olmayanlar da var, bunların bile kibar olmadığını, asil kibarlar söylemeğe tenezzül etmiyor.
“Ekseriya zâbit rütbesinde olan kocalar lokanta ve barlarda kapucu, barcı, kumar memuru, piyanist vazifesini görürler, fakat zevcelerinin bulunduğu yerlerde çalışmazlar, kadınları kendilerinden uzak ve serbest bırakırlar. Sabahın saat ikisinden sonra her koca karısını diğer barın kapusunda bekler beraberce evlerine giderler.
“Rus kadınlarının buralara gelmesi bir şeye daha yaramışdır, bu zavallı mahlûklar fakir hayta katlanmamak için lövanten veya rum ve yahudi zenginlerinin iltifatlarını kabul etmişler, ve altı ayda onları soyub soğana çevirdikleri gibi onlara hadlerini bilmeği öğretmişlerdir, paralarını ellerinden almak için bu kaba adamları, odalarına kabul etmeden ellerindeki cıgaralarını olsun almağa mecbur etmişlerdir.”
Birinci Cihan Harbi sonunda kara işgal günlerinde Beyoğlu rumlarının şimarıklığı, İstanbul târihine geçmiş acı hakikattir.
O zamanlar millî serpuşumuz olan fese hakaret, her vesîle ile hergün pek çok görülen vak’alarındandı. Duygulu insan için Beyoğluna çıkma bir ızdırab teşkil ederdi.
Zamanımızda Beyoğlu son kozmopit bir semttir. İstanbulun en büyük ve en lüks müesseseleri otelleri, eğlence yerleri Beyoğlundadır.
Ve nihâyet, hâlen de, her türlü fuhuş, Beyoğlu sokaklarında, museccel veya gizli evlerindedir.
Yakın ve uzak geçmişde ve zamanımızda Beyoğlunun ne namlı müesseseleri, bu ansiklopedide kendi müstakil maddelerinde tesbit edimişdir.
Beyoğlu İlçesi — 1960 sayımında Beyoğlunun nüfusu 214 369 can idi. İlçenin 6 bucağı vardır:
1. Beyoğlu Merkez Bucağı — Mahalleleri: Şahkulu, Tontom, Asmalımescid, Kâmerhâtun, Hüseyinağa, Kalyoncukolluğu, Çukur, Kuloğlu, Firûzağa, Evliyâ Çelebi.
2. Galata Bucağı — Mahalleleri: Yenicami, Arabcamii, Emekyemez, Bereketzâde, Kemankeş Karamusatfa, Müeyyedzâde, Hacımimi, Kılıçalipaşa, Pürtelâşhasanfendi, Ömeravni.
3. Kasımpaşa Bucağı — Mahalleleri: Bedreddin, Yahya Kâhya, Sürusi Mehmedefendi, Hacıhüsam, Küçükpiyâle, Camiikebir, Kaptan, Kadı Mehmedefendi, Çatmamescid.
4. Hasköy Bucağı — Mahalleleri: Sütlüce, Keçecipiri, Piriçavuş.
5. Şişli Bucağı — Mahalleleri: Pangaltı, Bozkurt, Feriköy, Paşa, Duatepe, Cumhuriyet, Halâskârgazi, Meşrutiyet, Şişli.
6. Taksim Bucağı — Mahalleleri: Bostan, Şehid Muhtarbey, Bülbül, Kocatepe, İnönü, Eskişehir, Kâtib Mustafaçelebi, Cihangir, Gümüşsuyu, Harbiye, Yenişehir, Hacı Ahmedefendi.
Beyoğlu
(1934 Belediye Şehir Rehberinden)
Beyoğlu
(Necib Bey Rehberinden, 1918)
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050516
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2702-2710
Note
Image: volume 5, pages 2702, 2704
See Also Note
B.: Galata; B.: Bayazıd II; Gül Baba; Galata Sarayı; B.: Altınay, Ahmed Refik; B: Duhânî, Said; B.: Bekârlık Sultanlık; B.: Bar, Baloz; Beyaz Ruslar, İstanbulda
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.