Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEYLERBEYİ MEHMED PAŞA VAK’ASI
Üçüncü Sultan Murad zamanında hicrî 17 Cemâziyievvel 996 (milâdî 14 nisan 1588) cumartesi günü sarâyihümâyunda Kubbealtı önünde başlamış ve Atmeydanında sona ermiş kanlı bir vak’adır.
Rumeli Beylerbeyisi Doğancı Kara Mehmed Paşa pâdişâhın son derecede itimad ve muhabbetini kazanmış ve has müsâhibi olmuş bir vezir idi. (B.: Mehmed Paşa, Doğancı Kara), devlet protokolu dışında tek başına huzûru hümâyuna girme imtiyâzına sâhibdi, dolayısı ile büyük bir nüfûza sâhibdi; vezirler arasında da onun bu ikbâlini çekemeyeler, onu pâdişah yanından uzaklaşdırmak, hattâ vücûdunu ortadan kaldırmak için fırsat gözetenler pek çokdu.
Yıllardanberi devam eden harb gaailesi devlet hazinesini sarsmış, ağır vergiler karşısında akçe nızâmı ve ayarı bozulmuşdu; akçenin ayarını bozan da halkın esnaf tabakası olmuşdu. O devirde yaşamış olan müverrih Selânikli Mustafa Efendi şöylece anlatıyor:
“Kanuna göre 100 dirhem gümüşden 500 akçe kesilirdi; halk elindeki akçeyi kırparak gümüş çalmaya başladı, bunu yapanlar tâkib edilip cezâ görmedikleri için herkese akçe kırkmada cesâret gelmişdi. Ortada ayarı tam akçe kalmadı, bir “hurda akçe” çıkdı. Devlet hazinesinde de vergiyi bununla verdiler. Beri yanda esnaf da yiyecek ve giyecek fiatlarını bir misline çakırdı”.
Üçüncü Sultan Murad 1588 de mûtemed gözdesi Doğan...
⇓ Read more...
Üçüncü Sultan Murad zamanında hicrî 17 Cemâziyievvel 996 (milâdî 14 nisan 1588) cumartesi günü sarâyihümâyunda Kubbealtı önünde başlamış ve Atmeydanında sona ermiş kanlı bir vak’adır.
Rumeli Beylerbeyisi Doğancı Kara Mehmed Paşa pâdişâhın son derecede itimad ve muhabbetini kazanmış ve has müsâhibi olmuş bir vezir idi. (B.: Mehmed Paşa, Doğancı Kara), devlet protokolu dışında tek başına huzûru hümâyuna girme imtiyâzına sâhibdi, dolayısı ile büyük bir nüfûza sâhibdi; vezirler arasında da onun bu ikbâlini çekemeyeler, onu pâdişah yanından uzaklaşdırmak, hattâ vücûdunu ortadan kaldırmak için fırsat gözetenler pek çokdu.
Yıllardanberi devam eden harb gaailesi devlet hazinesini sarsmış, ağır vergiler karşısında akçe nızâmı ve ayarı bozulmuşdu; akçenin ayarını bozan da halkın esnaf tabakası olmuşdu. O devirde yaşamış olan müverrih Selânikli Mustafa Efendi şöylece anlatıyor:
“Kanuna göre 100 dirhem gümüşden 500 akçe kesilirdi; halk elindeki akçeyi kırparak gümüş çalmaya başladı, bunu yapanlar tâkib edilip cezâ görmedikleri için herkese akçe kırkmada cesâret gelmişdi. Ortada ayarı tam akçe kalmadı, bir “hurda akçe” çıkdı. Devlet hazinesinde de vergiyi bununla verdiler. Beri yanda esnaf da yiyecek ve giyecek fiatlarını bir misline çakırdı”.
Üçüncü Sultan Murad 1588 de mûtemed gözdesi Doğancı Kara Mehmed Paşayı sikkenin tashihine memur etti, tezine de İstanbulda kendi adına nisbetle anılacak olan bu kanlı vak’a oldu.
Şarkda Gence seferinden dönmüş olan kapukulu sipâhileri bir kaç bin kişi, ellerinde bu kırkık hurda akçelerle Şeyhülislâma gittiler:
— Bizlere ulûfemiz (ücretimiz, yevmiyemiz) bu akçe ile veriliyor, fakat çarşı esnafı bu parayı bize verilen değeri ile almıyor, yiyeceğimizi, giyeceğimizi esnafı döverek ve bu parayı zorla kabul ettirerek alıyoruz, bu sûretle aldıklarımız helâl olur mu? diye sordular.
Şeyhülislâm Efendi:
- Helâl olmaz, haramdır!. dedi.
Bunun üzerine Sâdırâzam Siyavuş Paşanın sarayına gittiler. Siyavuş Paşa, Doğancı Kara Mehmed Paşanın ikbâlini, nüfûzunu çekemeyenlerden biri idi:
-Pâdişâhımız sikkenin tashihi işini beylerbeyi vezir Mehmed Paşa cenablarına ısmarlamışdır, ben karışmıyorum!.. dedi.
Cemiyet oradan da Mehmed Paşanın sarayı önüne gitti, gürültü, velvele direk direk gök yüzünü tutarak:
— Pâdişâhımızın sikkesi bu sûrete girdi, üçyüz yıldan beri âli Osman zaferden zafere koşan askerine böyle ulûfe vermiş midir? Sen geldin, pâdişâha sokuldun, memlekete yeni vergiler bindirip ortalığı bu hâle koydun, şimdi sikkeyi sen mi düzelteceksin?! diye bağırdılar.
Bu sipâhi ayaklanmasının teşvik eseri olduğu âşikârdı, fakat buna rağmen mâkul sözlerle yatıştırılmaları mümkün idi; Mehmed Paşa umursamadı, ve bilâkis, gurûru eseri, sipâhiler hakkında lâyık olmayan şeyler söyledi, ve munâfıkağzı ile hemen kulaklarına gitti:
— Akşam oldu, yarın divanda seninle erkânı devlet önünde konuşalım, hazır ol!.. diye bağırub dağıldılar.
Ertesi gün, 14 Nisan 1588 cumartesi, İstanbuldaki bütün kapukulu sipâhisi azim cemiyetle Divânı Hümâyuna geldi, sarayın birinci ve ikinci avlusu sipâhi ile doldu; pâdişâhdan, Mehmed Paşanın başını istediler. Kendilerini yatışdırmağa gelen Divânın büyük zâbitlerinden Çavuşbaşı Ağa ile Kapuçular Kethüdâsı Ağayı taşa tuttular. Divanın iki büyük rükünü: Rumeli ve Anadolu kadıaskerleri yerlerinden kalkup ayaklarına kadar geldi:
— Bahşişleriniz, zamlarınız verilecek, islâm askerisiniz, devlet nâmusunu zedelemeyin!.. dediler.
Başlarındaki dülbendleri çözüb kemend gibi boyunlarına dolayan sipâhiler:
— Bu yolda her şeyi göze aldık, bize bahşiş, zam lâzım değil, bir para alıyor isek şark seferlerine vara vara hak etiğimiz paradır, biz Mehmed Paşanın başını istiyoruz!.. cevabını verdi.
Sahmeyi Adil Köşkünden seyreden, (Bu köşk zamanımızda mevcud değildir) ve sipâhilerin sözünü de kulakları ile işiten Ücüncü Sultan Murad divâna: “Mehmed Paşayı kurtarın!” emri ile üç hazineden altın keselerini çıkarttı. Kubbe altının önü keselerle doldu. Sipâhiler ise;
— İçimizden o keselere el süreni hemen katlederiz! diye ayak dirediler; ve:
— Saadetli Pâdişahımız biz cümle kullarına Beylerbeyini tercih ederse, biz de kullarını tercih edecek bir pâdişâh isteriz!.. deyince meselenin rengi birden değişdi. Sultan Murad gözde müsâhibini fedâ etti, “fil hâl verilsûn!” diye ferman çıkdı, Doğancı Mehmed Paşa: “Buyurun sizi Pâdişahımız istiyor!” diye divandan kaldırıp Kapucular kethûdası belindeki hançerini aldı. Paşanın sırtında o gün beyaz atlasdan bir esvab vardı. Sipâhilerin önünden geçirilerek divan avlusundan “Sofalı Çınar” denilen yere gelince celelâd yakasına el attı: “Mehmed Paşa hâlâ kendisini pâdişâhın çağırdığını zannediyordu, şaşırdı ve şaşkınlıkla:
— Bre neylersin horata, ko (brak)! diye bağırdı. Cellad kılıcı çaldı, baş düşmedi, ikinci darbede güçiyle gövdeden ayrıldı.
Bu sipâhi ayaklanmasının, yalnız Mehmed Paşaya karşı hazırlandığı şüphesini önlemek istiyen Sadırâzam Siyavuş Paşa, sipâhiler adını bile anmadıkları halde:
— Ya Defterdar nerede?!.. diyerek korkusundan gizlenmiş olan baş defterdar Mahmud Efendiyi buldurtdu ve onu da cellâda verdi.
Mehmed Paşanın kesik başını celladın elinden alan sipâhiler, top gibi, ayakları ile vura vura yuvarlayarak Saraydan çıkarup Atmeydanına kadar götürdüler, orada sipâhilere İstanbulun eclâf takımıda katılarak bu galiz oyun bir müddet de meydanda devam etti. Kâhyası, ki sâdık ve cesur bir bende olduğu görülür, sipâhilerden pençeli bir kaç kişiye dörtyüz altın vererek Velinimetinin başını almağa muvaffak oldu, ve cesediyle beraber defnetti.
Bibl.: Peçervili Tarihi, II; Selânikli Tarihi. matbû kısım.
Beylerbeyi Mehmed Paşanın başı İstanbul eclâ dının ayaklarında
(Resim: S. Bozcalı)
Theme
Event
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050500
Theme
Event
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. Bozcalı
Description
Volume 5, pages 2687-2689
Note
Image: volume 5, page 2688
See Also Note
B.: Mehmed Paşa, Doğancı Kara
Bibliography Note
Bibl.: Peçervili Tarihi, II; Selânikli Tarihi. matbû kısım.
Theme
Event
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.