Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEYKOZ KASRI
Yukarı Boğazlı Beykozda Hünkâr İskelesi mevkiinde, bir eteği deniz bir tepecik üstünde geçen asır ortasında yapılmış bir kasrı hümâyundur; Boğaziçinde yapılmış bir kâgir kasırdır. Kavalada yerleşmiş bir Türk ailesinin evlâdı olduğu halde cehlin kamçıladığı hırs ile Mısır’da isyan ederek Türkiye’nin o büyük ve zengin ülkesini kendi ailesi elinde irsen intikaal eder yarı müstakil bir vâlilik hâline getiren Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından, târihimizde “Mısır Meselesi” diye acı bir fasıl teşkil eden bu isyan vak’ası anlaşmaya bağlandıktan sonra İstanbula Sultan Abdülmecidi ziyârete geldiğinden bu pâdişâha hediye olarak yaptırılmışdır. İtmamına ömrü vefa etmemiş, Mehmed Ali Paşanın ölümünden sonra bir müddet yarım kalan kasır, dördüncü oğlu ve Mısır vâliliğinden ikinci halife Said Paşa tarafından 1854 senesinde tamamlanmışdır.
Yerinin seçilmesi târihi hâdiselerle ilgilidir. Hükümdarlık sanatını çok iyi bilen büyük, fakat tâlihsiz bir pâdişah olan İkinci Sultan Mahmud, derme çatma silâhlı ve talimsiz ordusunun âsî Mısır vâlisinin kuvvetleri karşısında mağlûbiyeti ve Mısır ordusunun Anadoluya girerek Kütahyaya kadar ilerlememis karşısında, yardım beklediği büyük Avrupa devletleri bu mühim durum arşısında seyirci kalınca, devletinin can düşmaın Rusya ile anlaşma zorunda kalmış, 1833 ...
⇓ Read more...
Yukarı Boğazlı Beykozda Hünkâr İskelesi mevkiinde, bir eteği deniz bir tepecik üstünde geçen asır ortasında yapılmış bir kasrı hümâyundur; Boğaziçinde yapılmış bir kâgir kasırdır. Kavalada yerleşmiş bir Türk ailesinin evlâdı olduğu halde cehlin kamçıladığı hırs ile Mısır’da isyan ederek Türkiye’nin o büyük ve zengin ülkesini kendi ailesi elinde irsen intikaal eder yarı müstakil bir vâlilik hâline getiren Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından, târihimizde “Mısır Meselesi” diye acı bir fasıl teşkil eden bu isyan vak’ası anlaşmaya bağlandıktan sonra İstanbula Sultan Abdülmecidi ziyârete geldiğinden bu pâdişâha hediye olarak yaptırılmışdır. İtmamına ömrü vefa etmemiş, Mehmed Ali Paşanın ölümünden sonra bir müddet yarım kalan kasır, dördüncü oğlu ve Mısır vâliliğinden ikinci halife Said Paşa tarafından 1854 senesinde tamamlanmışdır.
Yerinin seçilmesi târihi hâdiselerle ilgilidir. Hükümdarlık sanatını çok iyi bilen büyük, fakat tâlihsiz bir pâdişah olan İkinci Sultan Mahmud, derme çatma silâhlı ve talimsiz ordusunun âsî Mısır vâlisinin kuvvetleri karşısında mağlûbiyeti ve Mısır ordusunun Anadoluya girerek Kütahyaya kadar ilerlememis karşısında, yardım beklediği büyük Avrupa devletleri bu mühim durum arşısında seyirci kalınca, devletinin can düşmaın Rusya ile anlaşma zorunda kalmış, 1833 de güyâ mütetfik bir Rus donanması ve ordusu yukarı Boğaza gelmiş, donanma Büyükdere ve Beykoz körfezifezlerin demirleyerek Rus askerleri de Servi Burnu arkasında, Boğaza nâzır sırt üstünde (Moltke haritası) ordugâh kurmuş, Rusya ile de Hünkâr İskelesi Muahedesi aktedilmişdi. Rusların, istikbalde ne olacağını düşünmeden her yerde yapageldikleri şeydir, bir yardımın hâtırası olarak de Bekozda Hünkâr İskelesi civarında Servi Burnunda Türkçe ve Rusça hitâbeleri ihtivâ eden büyük bir taş anıd dikmişlerdi. Bu anıd aslında damarlarında Türk kanı taşıyan Mehmed Ali Paşanın yüz karası idi, fakat o tarihlerde o taşı, ancak yeni bir Türk-Rus harbi yerinden kaldırabilirdi. Fakrü zarûret ile geçen gencliğinde kaba postal yemenilerini çıplak ayakla taşımış haris ihtiyar, genç kalmış nedâmetle İstanbula gelerek af dilemek için ayaklarına kapandığı torunu yerindeki genc, güzel, zarif ve pek nâzik Sultan Abdülmecidin huzurunda o yüz karasını örtmek gaayesi ile Hünkâr İskelesi tepesinde pâdişâhına hediye olarak bu kasrın temelini attı.
Kasrın temeli 1845 yılında atıldı, yeri, geçen asrın İstanbul hayatında büyük hâtırası olan İktisabağası Hüseyin Beyden alınışdır. (B.: Hüseyin Bey, İhtisabağası). Kasrın mimârı bilinmiyor, malûm olan, geçen asırda hasas mimarı sıfatı ile İstanbulun en büyük eserlerini ve bütün saray ve kasırlarını yapmış olan Balyanlardan hiç birinin bu kasırda çalışmamış olduğudur.
Kare bir plan üzerinde mermer bir kasır olup bilhasas içi en kıymetli renkli somâkilerle serâpâ kaplanmışdır; masraftan kaçınılmamışdır. Duvarlarına büyük endam aynaları yerleştirilmişdir, ve muhakka ki zamanın en güzel ve ağır kıymetli eşyası ile de döşenmiş bulunuyordu.
Boğaza nezâreti fevkalâde olan bu kasrın, bir gecelik dahi olsa pâdişâhın ikameti için yapılmadığı, ancak bir Boğaz tenezzühünde şöyle bir uğrayub yukarı Boğazın lâtif manzarası karşısında dinlenmesi için yapıldığı bellidir; hamamı, pâdişahı ağırlayacak mutfağı ve hattâ, ayak yolu yoktur.
Aslında iki kat olup, dışardan üçüncü kat gibi görülen kısım, ikinci katdaki salonun orta kısmı üzerinde, bol ışık temin eden bir camekân fenerdir.
Kasra deniz tarafındaki cephesinden girildiğine göre, kare plân, uzunlamasına üç müstatile bölünmüştür; ortası büyük bir salondur; bu salonun dört köşesinde dört büyük oda vardı; sağdaki iki odanın yanlarına penceresiz iki hücre yapılmış olup onların arasında kalan bir geçidden ikinci kata çıkan beyzî merdiven sahnına geçilir; sol taraf, sağ tarafın mutanâzırdır; şu fak ile ki, burada merdiven sahnının yerini beyzî bir küçük salon doldurur.
İkinci kata, birer kesik sütunun etrafında dönerek çıkan çifte merdiven çok güzeldir, yalnız korkuluğu şânına denk değildir; sonradan değişdirilmiş olduğu söylenebilir. Beyzî merdiven sahnının üst kat pencere önüne, fırdolayı parmaklıklı dar bir balkon-koridor konmuştur; bu balkon koridora, alt katdaki penceresiz odaların tam üstüne rastlayan iki küçük odacıkdan çıkılır; bu balkon- koridorun, pâdişah merdivenden çıkarken, üzerine dizilecek bendegân tarafından alkışlanması için yapıldığı söylenebilir.
Üst katın plânı alt katın aynıdır; şu fark ile ki, alt katda penceresiz hücrelerin üstüne gelen odacıklardan, sağdakilerin, az evvel kaydettiğimiz gibi merdiven sahnının üstündeki balkon-koridora, soldakilerin de, küçük bir beyzi salona birer kapuları vardır.
Deniz cebhesi ile bunun mutanâzarı olan cebhede, dörder büyük mermer sütun üzerinde birer büyük balkon vardır.
Kasır 200 dönümlük bir arazide ve gaayet güzel bir koru-park içindedir; koru üç nâdide mantar ağacı, manolyalar, ıhlamurlar, çamlarla, hayil tahribat görmüş olmasına rağmen, hâlâ cennet misâlidir.
Koru-parkda sun’i bir mağara içinde bir “hava hamamı” vardır, dar ve dolambaçlı bir yol ile girilen bu hamamı küçük birer kubbe tavanlı iki küçük hücreden ibâret olup duvarları istridye kabukları ile kaplanmışdır. Burasını, garib zevklerin tadıldığı bir yıkanma yeri zannederek muhayyilesinden kurnalar ilâve edenler olmuşdur. Burası, daha evvel esik Beylerbeyi Sarayının arkasındaki bağçede yapılmış tam benzerinden takliden yapılmışdır; Beylerbeyi Sarayındakini, abdülmecid devrinde İstanbula gelmiş olan İngiliz edibesi Mis Pardo şöyle tasvir ediyor ki, kullanıldığı devirde yazılmış olan o satırlara inanmak lâzımdır: “Yazın müz’iç sıcaklarından korunmak için bir sığınak olup tavanı ve duvarları deniz hayvanatı kabuklarıile kaplıdır, duvarların üst kısmından dökülen sular dâimî bir serin hava cereyanı meydana getirin”. “Hava Hamamı” tâbirini de Miss Pardo kullanmışdır. (B.: Beylerbeyi Sarayı).
Yapısı 1854 de tamamlanmış olan Beykoz Kasrının tarih kitabesi, koru-parkın deniz taraındaki kapusuun üstündedir. Kitâbenin metni şudur:
Evci âlâyi saltanat üzre Şehi âlempenâh
Abdülmecid Hânı Hüdâ kılmış güneş gibi bedid
Beytüşşeref olsa sezâ ol âftâbı şevkete
İttikçe nûru müntedi bu kasr ü kâhı müstefid
İklimi Mısırın âsıf merhum Ali Pâşâ kim
Vaz’ı esâsı kasr içün etmişdi tenbihi ekid
Necli saidi vâili Mısır ol Said Pâşâ kim
itmâmına himmet edüp bünyânın itti bi medid
Ol pâdişâhın şevketi âfâka verdi şöhreti
Kaldı ol âsâf hizmeti yapıldı bu kasrı cedîd
Bünyânı gaayetle nefis olduğun her bir gören
Tahsin idüb ol şâh içün eyler semâyi bi adîd
B ukasrı vâlâya şeref verdikçe hayri makdemi
Olsun ilâhi ol şehir ikbâl ile ömdrü mezid
Cevher biri birisi tam Ziver iki târih ile
Tebrik kılsın makdemi şâhânesin mânendi id
“Bu kâhi bâlâ dâimâ Abdülmecid Hâna ebed”
“Yâ Rab bâ celâlü ferah olsun said ender said.”
Kitâbenin nâzımı devrin ricâlinden Ziver Paşadır.
Abdülmecid kendisine hediye olarak yaptırılan, hattâ bu münasebetle “Mecidiye” kasrı adı da verilen Beykoz Kasrına pek iltifat etmedi. Kasır Kırım Harbi arifesinde tamamlanmışdı. O zamanlar harblere gönülül olarak iştirâk edenlere “Başıbozuklar” denilirdi; Kırım Harbine gelen başıbozuk askerin en seçkini. Aydın zeybeklerinin teşkil ettiği kıt’alar oldu, “kızan”lar çadırlarını Beykoz Çayırında kurdular, büyük efeler de bu kasırda misâfir edilerek ağırlandılar ve zeybek kıt’aları gemilere Hünkâr İskelesinden bindirilip Kırıma sevkedildi. (B.: Başıbozuk).
Beykoz Kasrının safâsını süren, buraya sık sık gelen tek pâdişâh Abdülâziz oldu.
Prens Napoleon’un, Karadeniz yolu ile İstanbula ikinci gelişinde, izhâretitği arzû üzerine ikameti için bu kasır tahsis olundu; Sultan Aziz kendisine burada iâdei ziyâretde bulundu. Bir ikametgâh olarak noksarlarını yukarıda kaydettiğimiz Beykoz Kasrında o zaman ne gibi tedbirler alındığını bilemeyiz.
Aynı pâdişâh haşmetli misâfiri Fransa İmparatoriçesi Eugenie’ye mükelelf ziyâfetlerinden birini bu kasırda vermişdi.
İkinci Abdülhamid Beykoz Kasrına hemen hiç uğramadı; Abdülâzizin sevdiği bir yer olduğu için, bunu, ölümü pek feci olan amcasının hâtırasına hürmet duygusuna atfetmek mümkün olduğu kadar Kasırdan teş’um duygusuna bağlamam da doğru olur. Kasır yarım asra yakın bekçiler elinde kapalı kaldı. Mefrûşatı o zaman çürüdü, döküldü.
İkinc Meşrûtiyetde, Meclisi Meb’ûsan Reisi Ahmed Riza Bey, Beşinci Sultan Mehmed Reşaddan müsaade larak, mebuslara, âyân âzâsına ve hükûmet erkânına 1910 yılı mayısının yirmi birinci günü bu kasrın korusunda bir bahar ziyâfeti verdi. daha o tarihde kasrın güzel mefrûşatının mühim kısmı, bilhassa perdeler, kanape ve koltukların kumaşları kullanılmayacak halde idi; yenilenmesi de ağır masraf kapusu idi. Birinci Cihan Harbi içinde kasırdan başka yolda istifâde düşünülerek burada bir Dârüleytâm açıldı; daha sonra trahum hastahânesi oldu, muhâcir iskân edildi ve nihayet ordu emrine verildi. 1916 yılından 1952 yılına kadar geçen 36 yıl içinde de binâ harâb oldu. Altın yaldız nakışlı duvarlarına çiviler çakıldı, kapu kanadları, pencere pervaz ve kasaları, zemin parkeleri mahvoldu; güzel ve büyük endam aynalarından bir kısmı kırıldı; bir kısmı söküldü. Koruparkda da pek çok ağaç kesildi, kurudu. Kasra vaktiyle 3 kilometre mesâfede bulunan Sultan suyu getirilmişdi; suyun da mecrası civar halk tarafından tahrib edilmiş; kasrın suyu kendi bağçelerine, bostanlarına çalınmışdı. Tek lûtuf bir ateş “âfetinin bu güzel yapıyı içi kof yanık duvarlardan ibâret bırakmamış olmasıydı.
Beykoz Kasrı 1952 de, o zamanın Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı merhum Dr. Ekrem Hayri Üstündağ’ın himmeti eseri olarak hükûmet tarafından bu Bakanlık emrine verildi ve çok yerinde bir karar ile bu güzel kasırda bir prevartonyom açıldı. Bu satırların yazıldığı tarihde kasr bu hizmetde, ve harâbiden kurtarılmış durumda idi. Binâ, mimâri şahsiyetine aslâ halel getirmeden büyükbir tâmir görmüş, güzel koru-park da yeniden tanzim edilmiş; bu işi başaran ve İstanbula pek güzel eserlerinden biriin yeniden kazandıran da prevantoryom’un ilk kurucusu müdürü ve değerli ilim adamı Dr. Riza Tezel’dir. Kasrın prevantoryom hâlien getirilebilmesi için Sağlık Bakanlığı tarafından büyükmasraflar yapılmışdır.
Tavanlardaki tezyinat âdeta yok olmuşdu; Güzel Sanatlar Akademisi talebeleri bunların ihyâsı işini üzerine almış, kısım kısım kalmış olan ufak parçaları örnek ittihâr edilerek her tarafın tezniyâtı aslında olduğu gibi tamamanlanmışdır. Döşeme ve parkeler ve mermerler harâb vaziyetden kurtarılımşdır. Metrûk ve yabânı bir hal almış olan koru-park evvelâ kısım kısım çürümüş olan etrafındaki duvar yapılarak ıslah ve imar edilmiş, bu arada bütün istridye kabuğu tezyinâtı sökülmüş olan “Hava Hamamı^da tâmir görmüşdür. Bu arada 40,000 lira, mecrâsı tâmir edilerek kasrın eski suyuna kavuşması için harcanmışdır. Kasrın mimâri kıymeti ve zerafeti göz önünde tutularak, mutbak ve çamaşırhâne ayrı bir yerde, umumî manzarayı bozmayacak bir mevkide inşâ edilmişdir; ileride 500 yataklı bir prevantoryumun ihtiyacını karşılayacak şekilde yapılmışdır.
Yazlık kasır için binâda teshin tesisatı yokdu. Muhtelif devirlerinde odun ve kömür sobaları ile ısıtılmış, duvarlar bu yoldanda zedelenmiş, merkezî teshin şart idi. Fakat tavanların yüksekliği alt kat ile üst kat odalarında 7 metre, merdiven sahnı ile üst kat salonda 14 metre olduğundan kaloriferle ısıtmak çok zordu, üstelik binânın bediî simasını da bozacakdı, sıcak hava tesisatı yapıldı. Sıcak hava tesisatı bir prevantoryom için de en uygun düşeni di. Rıhtım tâmir edildi, deniz ve kum banyoları yeri yapıldı.
Koru-parkın içindeki boşluklara binden fazla çayın ve sâir ağaçlar dikildi, ayrıca bir de meyva fidanlığı ile ser yapıldı. Kasrın içinde yapılmış olan önemli değişiklik, deniz tarafındaki kapudan girildiğine göre sol köşedeki odanın içi bozularak ayak yolları ile el yüz yıkama musluklarının burada tesisi; üst kat salonun orta kısmının da, binânın yapısı ile âhenkli ve temiz marangozluk işi dört paravan-duvar içine alınarak bir hasta koğuşu hâline konulmasıdır.
Bu satırların yazıldığı sırada Beykoz kasrının ilk mâmur devrinden farkı, içinde bir hünkâr kasrı mobilyasının bulunmamasından ibarettir denilebilir. (mayıs 1961).
Beykoz Prevantoryomu — Beykoz Kasır binâsında 1952-1953 arasında, İzmir Milletvekili Dr. Ekrem Hayri Üstündağ’ın Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı bulunduğu sırada bu Bakanlık tarafından kurulmuşdur. Hâlen aynı yerde İstanbulun meşkûr hizmetler gören bir sıhhat müesesesi olup, bu satırların yazıldığı sırada Haydarpaşa Nümune Hastahânesi Başhekmi bulunan ilk ve kurucu müdürü Dr. Ali Riza Tezel ile merhum Dr. E. H. Üstündağ’ın bu prevntoryomun tesis ve tahakkukundaki himmetleri çok büyüktür.
İzmirin kurtuluş günü yıldönümüne rastlayan 9 Eylûl 1953 de açılmış olan prevantoryom bidâyetde yalnız yüksek tahsilde bulunan genclere tahsis edilmiş olup adı da “Yüksek Tahsil Gencliği Prevantoryomu” idi; Allaha hamdetmelidir, yüksek tahsilde bulunan genclerden bu sıhhat müessesine muhtac olanlar müesesenin bakım ve tedâvi imkânlarına göre çok az çıktığından resmî adı sâdece “Beykoz Prevantoryom”na tahvil edilerek şefkat ve sıhhat kanadı lise, ortaokul ve ilkokul çağındaki çocuklar ile herhangi sebeple okula devam etmeyen bütün evlâdı vatanın bir prevantoryom tedâvi ve bakıma muhtac olanlarının üstüne gerilmiştir; ve muhakkak ki çok yerinde ve isâbetli olmuştur.
Aslında pek güzel olup kurucu müdürü Dr. Ali Riza Tezel’in, sağlam bilgiye dayanan çalışması ile pek mükemmel bir şekilde restore edilen binâ, etrafındaki koru - park, mevkiin şâhâne letafeti, hava temizliği, Bediî sükûnet bir prevantoryom için sanki sureti mahsusada toplanmış ayrı ayrı kıymetlerdir.
Bidâyetde 120 yatak ile açılmış, sonra 80 yatak daha ilâve edilmiştir; fakat müessese 500 yatağa çıkarılabilecek durumdadır.
1961 yılı mayısının sonlarında üç yatakhânesi bulunuyordu; bunlardan biri, kasrın deniz tarafındaki kapusundan girildiğine göre al katda, sol taraftaki küçük beyzî salonda yüksek tahsildeki delikanlılara tahsis edilmişdi; ikincisi üst katdaki büyük salonun ortasındaki ahşab bölme içinde 7-14 yaşındaki kız çocukların yatakhânesi; üçüncüsü de altdakinin tam üstünde küçük beyzî salonda 7-14 yaşındaki oğlan çocukların yatakhânesi.
Alt katdaki büyük salon yemekhâneye ittihaz edilmişdi.
Alt katda, deniz tarafındaki kapudan girildiğine göre, sağ tarafda başdaki oda hekimler odası, sağ tarafda sondaki oda başhekim odası, sol tarafda sondaki oda da memurlar odası idi.
1961 mayısında Beykoz Prevantoryumunun hekim ve idâre kadrosu şu zaterden kurulmuş bulunuyordu:
Dr. Operatör Samih Olcay, başhekim; Dr. Perihan Sander, dahiliye mutahassısı; Dr. Osman Saburcu, diş hekimi; Osman Zeki Kayabaşı; eczacı; Sâdi Kutman, idâre memuru; Ferid İbrişim muhâsib; Sâmi İnanc, mubayaa memuru; Hüseyin Savaşçı, anbar memuru.
Prevantoryumun 4 hemşiresi, hademe, aşçı, bağçıvan, kapucu, 45 nefer de müstahdemi bulunuyordu.
Prevantoryomun misâfirleri bakımından en kalabalık zaman, okulların tâtile girdiği yaz aylardır.
Beykoz Kasrı
(Kaba taslak plân: Hüsnü)
Theme
Location
Contributor
Hüsnü
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050459
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Hüsnü
Description
Volume 5, pages 2657-2661
Note
Image: volume 5, page 2658
See Also Note
B.: Hüseyin Bey, İhtisabağası; B.: Beylerbeyi Sarayı; B.: Başıbozuk
Theme
Location
Contributor
Hüsnü
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.