Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEYGİR SÜRÜCÜLERİ
İstanbulda 1908 inkılâbınakadar nakil vasıtalarından biri de kira beygirleri idi ki halk ağzında “Sürücü beygiri” denilirdi. Beygir sürücüleri büyük ekseriyet ile bekâr uşağı, bekâr uşakları arasında da şehbaz delikanlılardı. Bir santa girememiş, haylazlık yoluna sapmış İstanbulun ayaktakımı gençlerinden de beygir sürücülüğü yapmış delikanlılar olmuşdur. On dört on beş yaşlarında çocuklaıın da bu sürücülere yamaklık yapdıkları görülmüşdük ki onlar da, ya hemşehri kanadı altına sığınmış diyar garibleri, yahud da yine ayaktakımından külhâni fidesi oğlanlar olmuşlardır. Beygir sürücülğü için ayağına koşarlı, bacağına kuvvetli, ve tabanına dayanıklı olmak şart idi. Sürücülerin ayaklarında bir yemein bulunabilirdi, fakat ymak oğlanlar, sokak yüzü tabanlarını dondurmadıkca, bilâ istisnâ yalın ayakkoşarlardı. Bekâr uşağa veyâ İstanbullu külhâni, beygir sürücüleri istisnâsız hayvan ve ahır sahibi patronların uşakları idi, bekâr uşakları da ahırlarda yatıp kalkarlardı.
Sürücü beygirlerinin İstanbulun muhtelif semtlerinde ahırları, ve müşteri beklenilen belli noktaları vardı. Bir yere çabuk gitmek isteyenler, kira arabası tutamazsa, durak yerinden veyâ bir ahırdan beygir tutardı.
Müşteri hayvana biner, tırıs veya rehvan sürer, hattâ bâzan, eğer hayvankoşarsa dört nala kaldırır, sürücü veya...
⇓ Read more...
İstanbulda 1908 inkılâbınakadar nakil vasıtalarından biri de kira beygirleri idi ki halk ağzında “Sürücü beygiri” denilirdi. Beygir sürücüleri büyük ekseriyet ile bekâr uşağı, bekâr uşakları arasında da şehbaz delikanlılardı. Bir santa girememiş, haylazlık yoluna sapmış İstanbulun ayaktakımı gençlerinden de beygir sürücülüğü yapmış delikanlılar olmuşdur. On dört on beş yaşlarında çocuklaıın da bu sürücülere yamaklık yapdıkları görülmüşdük ki onlar da, ya hemşehri kanadı altına sığınmış diyar garibleri, yahud da yine ayaktakımından külhâni fidesi oğlanlar olmuşlardır. Beygir sürücülğü için ayağına koşarlı, bacağına kuvvetli, ve tabanına dayanıklı olmak şart idi. Sürücülerin ayaklarında bir yemein bulunabilirdi, fakat ymak oğlanlar, sokak yüzü tabanlarını dondurmadıkca, bilâ istisnâ yalın ayakkoşarlardı. Bekâr uşağa veyâ İstanbullu külhâni, beygir sürücüleri istisnâsız hayvan ve ahır sahibi patronların uşakları idi, bekâr uşakları da ahırlarda yatıp kalkarlardı.
Sürücü beygirlerinin İstanbulun muhtelif semtlerinde ahırları, ve müşteri beklenilen belli noktaları vardı. Bir yere çabuk gitmek isteyenler, kira arabası tutamazsa, durak yerinden veyâ bir ahırdan beygir tutardı.
Müşteri hayvana biner, tırıs veya rehvan sürer, hattâ bâzan, eğer hayvankoşarsa dört nala kaldırır, sürücü veya yamğı oğlan da tabanı kaldırıb atın ardından veya yanında koşmağa başlardı. Bundan ötürüdür ki, Beygir sürücüleri için hiç tereddüd etmeden sürat ve mukavemet koşucusu birer atlet idiler demek de yerinde olur. Sürücü müşteriyi yerine ulaşdırınca, beygiri alır, yolda başka müşteri bulamaz ise hayvana biner, fakat asla koşdurmayıp kendi durak yerlerine dönerlerdi Beygir sürücülerinin hemenhepsi bir mahalel veya belediye dairesi tulumbasının uşağı idi; tulumbcalıkı beygir sürücüleri için biçilmiş kaftandı.
Kıyâfetleri de, başda etrafına çember sarılmış fes, sırtda dallı çiçekli basma mintan, üstünde çaprast yelek, belde yün kuşak, sıkı sıkı sarılı, altındakısa diz çağşırı, paçası diz kapağının ençokiki üç parmak altına kadar iner, ağı bol, kırma kırma, baldırlar çıplak, ayaklar, pek anında kısa yün çorab görülür, ekserisi tulumbacı yemenisini yalın ayağına geçirir, bunları da, yamak oğlanlar gibi yemeni giymez, yalınayak koşarlardı.
Ahmed Rasim beygir sürücüsünün portresini şöyle çiziyor:
“.. bakır rengi deri üstünde göğüs perçemi, gırtlak yumru, dudakda afilii, küstah tebüssüm, bıyıklar kömürle karartılmış, havasına göre, fesi kaşlarından biri üstüne muhakkak eğer, en küçüğü kan kırmızı”.
Son devirlerinden beygir sürücülerinin en belli durak yerleri Unkapanı, Aksaray, eminönü Yenikapu, Balat, ayvansaray, Eyyub, edirnekapusu, Yedikule, Samatya, Kumkapusu, Galatada Çeşmemeydanı, Salıpazarı, Tophâne, Kuledibi, Kasımpaşa, Hasköy, Boğaza doğru Beşiktaş, Beyoğlunda Altıncı Belediye Dâiresi civârı, Taksim, denizin öbür yakasında Üsküdar, Beykoz ve beri yanda Kadıköy.
Bazı ahırlarda oldukca cins atlar beslenir, kibarlık taslayankimselere tenenüh için, meselâ Kâğıthâneye, Çamlıcaya gitmek için güzel takımlı atlar çıkarılırdı, bu takdirde sürcülerin de kılık kıyâfetine çeki düzen verilir, pırpırılığı giderilip bir konak uşağı zeynine sokulurdu. Takımları mükemmel cins atlar besleyen ahırların başında Taksim Ahırı gelirdi.
Bilhassa tramvay şebekesinin kurulmasından önce Büyük şehrin günlük hayatında beygir sürücüleri ile hayvanlarının hizmei çok büyük olmuşdur. Kira bedelleri muayyen mesafeler için tesbit edilmişdi, fakat, sürcü ile müşterisi arasında para ve bahşiş yüzünden çekişmeler sık sık görülürdü. Hele içki âlemi dönüşlerinde sürcü müşteri kavgaları bazan zabıta vakası haâline alırdı. Kafası tütsülü bıçkın müşteriler umumhâne sokaklarına dalup kapu kopu dolaşmaya, sürücüsünü kapu önlerinde saatlerce bekletmeye başlayınca beygirin kira bedeli içinden çıkılmaz birşey olur, hesabı da ekseriye bir karakolda görülürdü.
“Ayın” Nâdir (Ali Ekrem Bolayır) “Di Kıroğlan” adındaki hikâyesinde bir beygir sürücüsünün bir seferini şöyle tasvir eder ki bugün kıymetli bir vesika olmuşdur:
“Bağlarbaşı yolunda bir at sürücüsü hayvanın yanında koşub duruyordu. Bunun Kıroğlan nâmını verdiği iri gövdeli, uzunca boyunlu, uzun kuyruklu, ince ayaklı, metin olduğu kadar sevimli hayvan, ne cinsden olduğu ek de bilinmeyen o gayyûri pür heyecan her halde üzerinde bulunan adamdan ziyâde ihtirasına şâyan idi.
“Şıklaşmış külhânbeyi görmüşsünüzdür, hani ayaklarına gaayet dar bir pantolon takan, beline ucu sûreti mahsusude sarkıtılmış beyaz bir kuşak bağlayan, güyâ ipekli bir gömlek, güyâ kadife bir ceket giyen, yarım rugan kunduralarını giyebilmeki çin kullandığı mâhud oyuk çekeceği kuşağından göstermeğe çalışan, sivri siyah fesli, mor püsküllü, yağlanmış kıvırcık saçlı bir takım beyler vardır ki, rumların dediği gibi, “elfâziye” tekellüm etmeğe yeltenmekle beraber kendilerine mahsus bi edebâne lisanlarını da terk edemezler. Hani o korkok babayiğitler, o çelimsiz tosunlar yok mu? İşte zavallı Kıroğlanın üstünde böyel bir mahlûk bulunuyordu.
“Üsküdarda hempâlarından birinin evinde mahmurluk bozmak için bir şiye rakı içerek, hiddetini mûcib olan bâzı muâmelâta karşı birkaç kere elini belinden çıkarmadığı mâhud çekeceğe uzatarak mazmun perdazlıklar ettikden, yiğitlikler gösterdikden sonra Bağlarbaşındaki tiyatroya gitmeyi kurmuş, ve sokağa çıkınca ilk rast geldiği sürücüye kendisini çabuk götürmeğe şartı ile on kuruş teklif etmişdi. Sarhoşluğun netâyici sehâvetkârânesinden olan bu meblâği azime karşı kim naz eder? Kıroğlanın sahib Ahmed Ağa derhal bir eli ile beyi kolundan öbür eliyle üzenginin gemlein ucundan yapışdı, müşterisini hayvana bindirdi. Bey hayvanın kanına süslü potinleri ile bir şiddetli darbe yerleşdirince Kıroğlan berki seyyal gibi fırladı, Ahmed Ağa yetişib de hayvanın dizgininden, hayvanda değil, şiltede oturmaya mecâili kalmayan beyi belinden tutmasa şık tosunun kafası parçalanacakdı.
“- Ne koşuyorsun be? Ben dizgin tartmayı bilmez miyim?
“- Bilirsiniz beyim, maşallah hayvana atlayışınızdan belli! ama buranın kaldırımları pek bozukdur, hayvan kaymasın diye korkdum..
“- Sen çekil aradan be!.. Haydi tozunum ha!..
“Ahmed Ağa geri çekildi, fakat beyefendinin hayvanı da, kendisini de idâre edemeyeceğini pek iyi anladığı için bir elini beyin belienyakın tutarak öbür eline hayvanın kuyruğunu almışdı. Kıroğlan dönüb sâhibine bir nigâh etdikden sonra, maksadım anlamış gibi, karnına gittikce daha ziyâde şiddetle vurulan, ökçelerden müteessir olmamğa başladı, beyefendi ne kadar urursa ursun hafif tırısdan ziyade yürümüyor, yalnız ikide bir dedein iniltileri işidiliyordu
“- Yürümüyor bu hayvan be!.. di!.. di!..
“- Yürür beyim, bir az sabredin, şimdi kaldırımdan çıkalım, görürsünüz, ateşdir vallahi!.. di Kıroğlan!..
“Kaldırımdan çıkdılar. Hayvan yine sürati attırmadı, çünki beyefendinin sallanması gittikce artmışdı. Rüzgâr esiyor, tozdan göz gözü görmüyor, Sürücü pek muzdarub biçâre, buram buram terlemiş. Kaşları, kirpikleri hem beyaz, sıksık nefes aldıkca ciğerlerine marsık kıvılcımları kadar sıcak, mırdar tozlar doluyor, ikide birde derin derin öksürüyor, bu mütevâili, mühlik ızdırablara bir de müşteri beyin şütâmi galizası, hayvanıntekmeyedikce çıkardığı boğuk sedâlar ilâve edilinse Ahmed Ağanın maddi mânevi nasıl bir arbedei hayatda bulunduğu anlaşılır. Ne yapsın zavallı adam, on kuruş var, on kuruş!..
“Muttasıl gidiyorlardı. Ahmed Ağa müşterisini muhafazadan, hayvanın idâreden âciz kalmadı, yorgunlukdan bayılmak derecelerine gelmiş iken fütur getirmedi. Nihâyet tiyatronun önüne geldiler.
“- Al ağabey sana parlak parlak iki çeyrek.. İşte birkuruş da bahşiş...
“- Allah ömürler versin beyim!.. hayvan her zaman kendi malındır, ne zaman istersen Üsküdarlı Ahmed diye çağır, bendeni bulunsun...iskelede, çeşmeninyanında..” (Serveti Fünun).
Beygir sürücüsü bekâr uşağı tipi, 1890
(Fotoğrafdan S. Bozcalı eli ile)
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050435
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2634-2636
Note
Image: volume 5, page 2635
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.