Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEŞİKTAŞ SAHİLSARAYI
Osmanlı pâdişahlarının İstanbulda büyük saraylarından biri, zamanımıza en küçük bir izi dahi kalmamışdır. Eski hâlinin son zamanlarını gösteren ve Üçüncü Sultan Selim devrinde mimar Melling tarafından yapılmış olan iki gravür ile en son binâsını gösteren ve Abdülmecid zamanında yapılmış olan Thomas Allon’un bir gravürü vardır. Târih kaynaklarımızdan toplanan notlarla bu üç resme dayanarak Beşiktaş Sâhilsarâyi Hümâyununun aydın tarihçesini yazmak çok zordur, aşağıdaki notlar bu yolda bir çalışmadır.
İstanbulun en güzel yerlerinden biri olan Beşiktaşda pâdişahlara mahsus bir Hasbağçede kurulmuş olan bu saraydan hiç bahsetmeyerek Evliyâ Çelebi yalnız bağçeden bahsediyor ve şunları yazıyor: “Beşiktaş Bağçesi.- Bayazıd Han asrında paşa yalısı idi. Pâdişahlara intikal idüb bihişt âbâd bir Bağı İrem oldu. Kat kat avlular ve şahnişinleri vardır, fakat o kadar geniş değildir”.
Büyük muharrir ve seyyahın kat kat şahnişinler demekle neyi kasdettiğini bilemeyiz, fakat kesin olarak bildiğimiz Evliyanın zamanında bu bağçede Birinci Sultan Ahmed tarafından yapdırılmış bir kasrın mevcûdiyetidir ve Evliyânın bu kasırdan bahsetmemesi şâyânı hayrettir. Zira bu kasır, seçkin yazarın ilk ve çok cömerd hâmileri arasında bulunan Dördüncü Sultan Muradın da edebiyat tarihimize geçmiş bir hâtırasını taşır...
⇓ Read more...
Osmanlı pâdişahlarının İstanbulda büyük saraylarından biri, zamanımıza en küçük bir izi dahi kalmamışdır. Eski hâlinin son zamanlarını gösteren ve Üçüncü Sultan Selim devrinde mimar Melling tarafından yapılmış olan iki gravür ile en son binâsını gösteren ve Abdülmecid zamanında yapılmış olan Thomas Allon’un bir gravürü vardır. Târih kaynaklarımızdan toplanan notlarla bu üç resme dayanarak Beşiktaş Sâhilsarâyi Hümâyununun aydın tarihçesini yazmak çok zordur, aşağıdaki notlar bu yolda bir çalışmadır.
İstanbulun en güzel yerlerinden biri olan Beşiktaşda pâdişahlara mahsus bir Hasbağçede kurulmuş olan bu saraydan hiç bahsetmeyerek Evliyâ Çelebi yalnız bağçeden bahsediyor ve şunları yazıyor: “Beşiktaş Bağçesi.- Bayazıd Han asrında paşa yalısı idi. Pâdişahlara intikal idüb bihişt âbâd bir Bağı İrem oldu. Kat kat avlular ve şahnişinleri vardır, fakat o kadar geniş değildir”.
Büyük muharrir ve seyyahın kat kat şahnişinler demekle neyi kasdettiğini bilemeyiz, fakat kesin olarak bildiğimiz Evliyanın zamanında bu bağçede Birinci Sultan Ahmed tarafından yapdırılmış bir kasrın mevcûdiyetidir ve Evliyânın bu kasırdan bahsetmemesi şâyânı hayrettir. Zira bu kasır, seçkin yazarın ilk ve çok cömerd hâmileri arasında bulunan Dördüncü Sultan Muradın da edebiyat tarihimize geçmiş bir hâtırasını taşır, vak’ayı müverrih Naimâ Efendi meşhur tarihin üçüncü cildinde anlatıyor:
Sultan Murad hicrî 1939 (milâdî 1629 - 1630) yılında bir gün Beşiktaş Bahçesinde babası Sultan Ahmedin yapdırttığı kasırda amansız hiciv şâiri Nef’inin “Sihâmı Kazâ = Kazâ oku” adlı hiciv mecmuasını okur iken hava birdenbire kararmış, şimşekler ve gök gürlemeleri ile bir fırtına kopmuş ve kasra, pâdişâhın oturduğu tahtın hemen yanı başına bir yıldırım inmiş, dehşet içinde kalan Sultan Murad elindeki hiciv mecmuasını yırtıp paraladıktan sonra: şâir bir hükümdardır:
Gökden nazire indi Sihâmı Kazâsına
Nef’i diliyle uğradı Hakkın belâsına
diyerek Nef’i hiciv söylemekden men etmiş.
Beşiktaş Bağçesinde kurulmuş olan sarayın binâlarından ismi ile mâlûmunuz olan bu kasrın yapı şekli hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Onsekizinci asrın son yıllarında, Üçüncü Sultan Selim zamanında İstanbula gelen ve hattâ Beşiktaş Sarayınıda pâdişah için bir kasır ve vâlide sultan için de bir harem dâiresi inşâ eden mimar Melling, bu sarayı mübhem bir şekilde târif ederken, kendi yapdığı kasrın sağ tarafında İran mimârisi tarzında bir kâgir bir kasırdan bahsediyor. İçi serâpâ çinilerle müzeyyen ve “Çinili Köşk” adını taşıyan bu kasırda müteaddid mermer çeşmelein, divanhânesinin ortasında da büyük bir mermer havuz ve havuzda fıskiyeler bulunduğunu söylüyor. Birinci Sultan Ahmedin kasrı da Çinili Köşk adını taşıdığına göre Melling’in bahsettiği kâgir kasrın Sultan Ahmed Kasrı olduğu âşikârdır.
Beşiktaş Sarayının, tıpkı Sarayburnundaki Topkapı Sarayı ve Anadolu yakasında Harem İskelesinden Haydarpaşaya kadar uzanan sahada Üsküdar Sarayı gibi muhtelif zamanlarda yapılan, enderun dâireleri lebideryâda, harem dâireleri iç kısmında müteaddid kasırlar ile, İkinci Sultan Mahmud zamanına kadar bir yazlık saray olarak mütemâdiyen büyüdüğünü görüyoruz. Melling’in iki güzel gravürü bu mozayik sarayı denizden göstermektedir.
İkinci Sultan Mahmud 1826 da kanlı bir şehir muharebesi ile Yeniçeri Ocağını kaldırdıktan sonra, hânedanın asırlardan beri dâimî kışlık ikaametgâhı olan Topkapu Sarayını terk etmeğe ve yazlı kışlı Beşiktaşda oturmağa karar vermiş, mimâri vahdetden mahrum, kasırlarını, dâirelerinin hepsi kışın oturmağa asla elverişli olmayan Beşiktaş Sarayının bütün eski yapılarını yıkdırtmış, yerine, devrinin hassa mimârı Kirkor Amira Balyan’a hem yazlık hem kışlık yeni büyük bir saray yapdırtmışdır. Bu saray için Pertev Paşanın söylediği tarih manzumesi şudur:
Kıldı bu sâhilsarâyi dilkeşi pür ziybu fer
Eyledi semti Beşiktâşı yine reşki cinan
Bende Pertev söyledim bir beyt iki târihi tam
Acizâne eyledi inşâ vü itmâmın beyân
Yapdı bû sâhilsarâyi pek güzel Mahmûd Han
Oldu nev efzâ bu cây müzhetgehi şâhi cihan
H. 1250 (M. 1834 - 1835)
İkinci Sultan Mahmudun yapdırttığı bu saray Abdülmecid zamanında yıkdırılmış, yerine, osmanlı hânedanının has mânâsı ile avrupalı bu genç hükümdarını günlük alafranga hayatında tatmin edecek yeni bir Beşiktaş Sarayı inşâ edilmişdir. Bu saray da Beşiktaş Saraylarının sonuncusu olmuşdur.
Müverrih Cevdet Paşa İkinci Sultan Abdülhamide “Mârûzât” adı altında verdiği târihî raporda Sultan Abdülmecidin zamanında yapılan yeni Beşiktaş Sarayı için şunları yazıyor:
“Sultan Abdülmecid Han Hazretleri ötedenberi istikrardan sakınır ve muvâzenei aliyeyi pek ziyade gözedirdi, lâkin o dahi rüzgârın önüne düşüb gitmeğe mecbur olmuşdur. 1271 senesi şevvalinin dördüncü günü (20 haziran 18855) icrâ olunan rikâbı hümâyun resmi âlisinde vükelâya hitâben irâd buyurduğu bir çok kelimâtı hikem ayât arasındadır.
— Beşiktaş Sarayı da pek tekellüflü oldu, daha sâde olabilirdi! buyurduklarından Fethi Paşa ile Kapdânıderyâ Halil Paşa:
— Efendimize göre bu bir şey değildir demeleri üzerine:
— Yok, yok, ziyâdece olduğuna benim de kalbim şehâdet etti!.. buyurmuşdu”.
Abdülmecidin sarayının resmi de Thomas Allom tarafından yapılmışdır.
Nihâyet bu sâhilsaray da yıkdırılarak yerine zamanımızda gördüğümüz Dolmabahçe Saraya yapılmışdır (B.: Dolmabağçe Sarayı).
İkinci Sultan Mahmud zamanında, Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından az evvel tanzim edilmiş İstanbul sâhillerindeki binâları gösterir bir Bostancıbaşı defterinde Beşiktaş Sarayının zamanımızdaki Dolmabahçe Sarayının yerinde olduğunu aydın olarak görüyoruz:
“.. Karabâli İskelesi - yanında Mekteb - ve mâil leziz çeşmesi ve sebil - yanında serâpâ kahve dükkânları - yanında piyâdeler kayıkhânesi - yanında Dolmabağçe İskelesi - yanında emlâkî hümâyunbostan - yanında Beşiktaş Sâhilsarâyi Hümâyûnu - yanında Hayreddinpaşa Medresesi ve Camii şerifi...”.
Bu umimî mütaleadan sonra, Beşiktaş Sarayı hakkında tarih kaynaklarımızdan toplayabildiğimiz notlar kronolojik sıra ile şunlardır:
Vak’anüvis Râşid Efendi, târihinin birinci cildinde hicrî 1090 yılının rebîü’âhir ayı vekaayii arasında (mayıs 1679) devrin pâdişâhı Dördüncü Sultan Mehmedin Beşiktaşda yeni bir saray yaptırdığnı yazıyor; vak’ünivisin saray dediği, Beşiktaş Bağçesinde bu pâdişâhın dedesi Birinci Sultan Ahmedin Çini Köşkü yanına konmuş yeni bir kasrı hümâyundur:
“Pâdişah Beşiktaş semtini sevdiğimden orada lebi deryâda yeni bir saray yapılmasını ferman buyurdular. Binâsı ve döşenip dayanması gereği gibi tamamlandığından rebiülâhir ayında oraya nakli hümâyun buyuruldu, fakat pek o kadar beğenmediler ve rağbet etmediler, yapıya ve eşyaya ne harcandığının tahkikini ferman ettiler. Harc defterinde 1246 kese ve 47584 akçe yazılıydı. Esnafdan alınan eşyanın cinslerine ve bedellerine dikkat olunub tahkike memur Mimar İsmail Ağa ve kâtibler Bâbıhümâyunda toplandılar, saray üzerine mûtemed olanların defterleri ile alınan eşyâ teker teker karşılaşdırıldı, bedelleri ondan sonra ödendi, bu suretle umumî masraf defterine nazaran 221 kese 54189 akçe indirilmiş ve saraya 1046 kese 54659 akçe harcanmış oldu”.
Râşid onsekizinci asrın ilk yarısında, yaşamışdır. Onyedinci asrın ikinci yarısında, Dördüncü Mehmed zamanında yaşamış ve saraydan yetişmiş değerli müverrih Silâhdar Fındıklı Mehmed Ağa “Silâhdar Tarihi” adı ile meşhur eserinin birinci cildinde hicrî 1091 (M. 1680) yılı vekaayii arasında Beşiktaş Sarayı hakkında şunları yazıyor:
“Bâ emrî hümâyun senei mâziye rebiülevvelinde (1090 = nisan 1679) Beşiktaşda vâki Cağaloğlu Yalısı demekle mârif mîrî sarayın deryâya nâzır kâgir harem duvarı ve üzerinde olan kuruşun örtülü köşkden gayri bilcümle harem temelinden yıkdırılıp ardında olan tarikî âmdan (halkın gelip gecdiği yoldan) ve saray bostanından pek çok yer alınıp bir sarâyı dilküşâ ve Hasoda önümde dahi lebi deryâda mücevvef (oyuk) ve sengin (taşdan yapılmış) kemerler üzerine fevkaanî bir kasrı zibâ binâsına mübâşeret ve veziri hâmis (beşinci vezir) Kara İbrahim Paşa nâzırı binâ tâyin olunmuşdu. Onaltı ayda tamam oldu; yıkılmış olan Hazine ve Kiler ve Zülüflü ve Eski Saray Baltacılarının hâneleri (koğuşları) dahi müceddeden tâmir olundu. Lâkin sarâyi mezbûrun asıl suyu kifâyet etmemekle Galata Sarayının suyu alındı. Harem için Dolmabağçe fevkinde, Hasoda Kasrı için sarayın muzâfâtından eski zından yanında birer azim mahzen (su mahzeni) yaptırıldı. Kasrı mezbur dâhilinde vâki bostanlık dahi cirid meydanlığı için tathir olundu. Recebin ondördüncü cuma günü (21 ağustos 1679) pâdişâh hazretleri Üsküdar Bağçesinin Beşiktaşa göç ettiler”.
Bu kasrın inşâsına devrin şâirlerinden Ârif şu târihi söylemişdir:
Duâ gûne anın târihi itmâmın didi Ârif
“Mübârek ola bu ziybende menzili şâhi devrâne”
(H. 1090)
Silâhdar Fındıklı Mehmed Ağasının yukarıdaki yazısından Râşidin saray diye bahsettiği yapının bir kasri hümâyun olduğu aydın olarak anlaşılmaktadır.
On yedinci asır ortasında Evliya Çelebinin Beşiktaş Hasbağçesinden bahsederken “... fakat o kadar geniş değildir” sözünü unutmamak lâzımdır; zirâ Beşiktaş Sarayı, devir devir yine kasırlar inşası ile büyütülür iken, Beşiktaş sâhilinde dâimâ eşhas elinden yeni istimlâkler yapılmışdır. Dördüncü Mehmed, kasrını Cağaloğlu Yalısını istimlâk ettirerek yapdırtmışdır. Raşid târihinin üçüncü cildinde ve hicrî 1121 (M. 1709) vekaayii arasında Beşiktaş Sarayına bu sûretle yeni bir ilâveyi bildiriyor:
“Beşiktaşda Kara Mehmed Paşadan, miriye alınan yalıyı pâdişah pek sevdiğinden asıl binâsına müteaddid odalar ve kasırlar ilâve edildi ve rebiülâhirin yirmi ikinci günü (temmuz 1709) yarı göç ile oraya nakli hümâyun buyuruldu”.
Bu pâdişah Üçüncü Sultan Ahmeddir, ki 1718 den sonra zamanına “Lâle Devri” denilecek ve bu devirde yalnız Beşiktaş Sahilsarayı değil, Beşiktaş kasabası fevkâlede rağbet görüb sük’atle inkişaf edecekdir (B.: Beşiktaş)
Yine Râşid Efendi târihinin beşinci cildinde hicri 1131 (M. 1719) vekaayiinde padişahın Beşiktaş Sarayına yazlık göçünü şöyle anlatıyor:
“Pâdişaha mahsus bağçelerden Dolmabağçe denilen dilküşâ bağçenin kapusu duvarı harab, içinde bulunan âli binâlar da yıkılmak üzere idi. Halbuki o bağçe yerinin fevkalâde güzelliği ve korusunun letâfeti ile has bağçelerin cümlesinden üstün itibâra lâyıkdı, üstelik karadan denizden İstanbula gelen dost ve düşmanın gözü evvelâ oraya çarpıyordu. Böyle iltifatdan ve tâmirden mahrum kalmış olmasını devlet şânına uygun görmeyen sadırâzam hazretleri tâmiri ile civardaki Beşiktaş Sarayının ilhâkını emretti ve binâsının başlamasını mimar ağaya ferman buyurdular. Sadırâzamın himmeti ile kısa bir zamanda Beşiktaş Sarayından Kabataş İskelesine kadar deryâ kenarına kırmızı trabzon kâgir pâyeler yapıldı: Beşiktaş Sarayı Dolmabağçe arasında engel olan Araba İskelesinin yerine bir liman yapıldı. Arab İskelesinden gelip giden Fındıklı ehâlisine de Dolmabağçe içinden geçmelerine ruhsat verildi. Gerek Dolmabağçe ve gerekse Beşiktaş Bağçesi binâları gereği gibi tâmir edildi ve pâdişah hazretleri 1131 ramazanın ortalarında da dilkûşâ Beşiktaş Sarayına naklettiler”.
Beşiktaş Sarayının bağçelerinde devrin meşhur lâleleri yetiştirilmeye ve bu sahilsarayda çirağan eğlenceleri başlamışdır. Fakat bu âlemlerin en muhteşemine pâdişahın sarayında ziyâde sadırâzam Dâmâd İbrahim Paşanın yine Beşiktaşdaki Sâhilsarayının sahne olduğu muhakkakdır. (B.: Beşiktaşda İbrahim Paşa Sâhilsarayı).
Vak’anüvis Vâsıf Efendi hicrî 1167 (M. 1754) yılı vekaayii arasında Beşiktaş Sarayının bir bahar ve yaz sarayı olduğunu zamanının tumturaklı dili ile şöyle kaydediyor:
“Eyyâmı sermâ güzâran ve mevsimi rebi nâmiye bahşi çemenistan olduğuna binâen teneşşuki hevâ ve mütaleai sun’i Hüdâ dâiyeleri tab’ı hümâyûnda hüveydâ olub bu eyamda sahrâyi pehnâsı mümûne numâyi nakşi bûkalemûn ve ezhârı canfezâsı rengârengü günâgün olan Sa’dabâde şehri recebülferdin yirmi ikinci günü nakli hümâyun vukuu bulub o mahalli dilkeşde bir kaç gün tenezzüh ve şehri mezkûrun yirmi altıncı günü Sâhilsârayı Beşiktaşa teveccüh buyurdular”.
Vâsıfın bahsettiği pâdişah Birinci Sultan Mahmuddur, ayni milâdî yıl içinde vefât etmişdir.
Cevdet Paşa meşhur tarihinin ikinci cildinde hicrî 1196 yılı vekaayii arasında: “Beşiktaş Sahilsarayı Hümâyûnu civârında vâkihas bağçenin genişliğine seksen zirâdan fazla yeri asıl saraya katılarak müteaddid kasıralar ile bir alâ havuz inşa olundu, ayrıca sarayın bir çok yeri dahi yenilenircesine tâmir olundu. Birinci Sultan Abdülhamid 1196 cemâziyelâhiresinin yedinci pazartesi günü (20 mayıs 1781). Yenisaraydan (Topkapusu Sarayından) Beşiktaş Sarayına nakletti” diyor.
1813 de vefât eden reisülkütâb Ârif Efendi İkinci Sulan Mahmudun saltanatının ilk yıllarında Beşiktaş Sarayına yaptırdığı bir kasırı şöyle naklediyor:
Zehi devletserâyi dilkeşi pür zibü şâhâne
Ki dâgi reşkidir gülmihi sakfi mihri rahşâne
Ruhâmi sâfdır âyineveş ferşi mücellâdır
Nola benzer disem ol vechile kasri Süleymâne
Gören dir âb ü tâbın havzı berrâkında İskender
Talebkâr olmaz idi çeşmesârı âbi hayvâne
........................................
Tayyarzâde Atâ Bey Enderun Tarihinin üçüncü cildinin Beşiktaş Sarayında kasra tarih kaydi ile şu beyti naklediyor:
İzzetâ tâkı muallâsına yazdım târih
“Şâhi dehre ola kâşânei âli mes’ûd”
H. 1231 (M. 1815)
Bu manzûme Ârif Efendinin ölümünden iki yıl sonra yazıldığına göre İkinci Sultan Mahmudun pek sevdiği Beşiktaşda mozayik sarâyi hümâyuna muhtasarca yeni bir kasır ilâve ettiği anlaşılıyor.
Hicrî 1240 (Milâdi 1824) de, yâni Beşiktaşdaki eski sâhilsarayının son yıllarını yaşadığı sıralarda vefat eden devrinin seçkin şâiri Enderunlu Vâsıf, velinimeti İkinci Sultan Mahmudun bir yaz Beşiktaş Sahilsarayını teşrifi münasebeti ile bir şarki yazmışdır:
Mübârek makdeminle Pâdişahım oldu memnûnun
Beşiktâşı şerefyüb eyledi nakli hümâyûn
Olub zibi lebi deryâ vücûdi feyz meşhûnun
Beşiktâşı şerefyâb eyledi nakli hümâyûnun
Açub âguuşi sevkin revzeni kasrı ferah peymâ
Seni gözler idi şeb tâ seher mâhi münir âsâ
Kudûmun bûs içün leb teşne idi sâhili deryâ
Beşiktâşı şerefyâb eyledi nakli hümâyunun
Bulub meclis kemân ü nây ü tanbûr ile zib ü fer
Kenârı bahrda rûz ü şeb oldukca safâ göster
Ser âgaaz eyleyüb hânendeler bu mısrâi söyler
Beşiktâşı şerefyâb eyledi nakli hümâyûnun
Kelâmı Vâsıfı güç eyledi şâhi keremkârım
Huzûrunda okunsun şarkli pârize güftârım
Hele ben bildiğim şimdi eyâ şevketlü Hünkârım
Beşiktâşı şerefyâb eyledi nakli hümâyûnun
Tayyarzaâde Atâ Bey “Enderun Tarihi”nin birinci cildinde rivâyetler serlevhası altındaki bir bendin içinde Eski Beşiktaş Sarayından da bahsederek bu sarayda Dördüncü Sultan Mehmed zamanında Çinili kasırda bir Mâbeyini Hümâyûn dâiresi, İkinci Sultan Mustafa zamanında da deniz kenarında Balıkhâne adı ile yeni bir dâire yapıldığını yazıyor.
Aynı bendim içinde İstanbuldaki yazlık saraylar için: “Bunlar üç nihâyet dört ay, bazan tebdil sûretiyle ve halvet yolu ile ve lüzûmu kadar bendegân ile gidildiğini takdirde rivâyet eder saraylardı; Beşiktaş Sarayı pâdişahın tekmil maiyetini almağa kâfi büyücek, Beylerbeyi Sarayı da bundan biraz küçük edilmiş, diğerleri tekmil dâiresi hümâyun oturmağa gayri kâfi küçük yapılmışdır” diye ilâve ediyor.
Üçüncü Sultan Selim zamanında İstanbula gelmiş ve bir ara pâdişahın kız kardeşi Hatice Sultanın mimarlığını yaparak Sultan Selimin muhabbetini kazanmak adetine nâil olmuş ve İstanbul üzerine azametli ve son derecede kıymetli bir gravür albomu bırakmış olan Melling, gravürleri arasında resmini yaptığı Beşiktaş Sarayını şöylece tasvir ediyor:
“Sultan Selimin pek sevdiği bir yerde lebideryâda üç kasır; şark rehâvetinin huzur ve zevkleri içinde bir pâdişahın şânına denk inşâ edilmiş ve döşenmişlerdir, öyle ki insan uzandığı sedirden kıpırdamadan, penceresinden kamış ile balık tutabilir.
“Avrupalı zevkini okşamaz, duvarlar çeşitli tezyinat ve çiçek resimleri ile kaplı, her dâiresi tarâvet ve letâvet içinde. Yüze gülen, insana şetâret veren tarhlarla harem dâirelerinden ayrılmışlar, dört harem dâiresi henüz tarafından görünmez, lebideryâdaki kasırlar arkadakileri sûreti mahsusuda gizler. Bu binâlarda hiç bir dış tezniyatı yoktur, alelâde evlerden farksızdırlar, onların bütün ziyneti, sımsıkı kapanmış sık kafeslerinin ardında, içindedir. Pâdişahı bu saraya getiren veya buradan alıp dilediği yere götüren kayıklardan mürekkeb muhteşem alayın efrâdı, saray kayıklarının hamlacıları botancılar, harem dâırelerinin yüzünü görmemişlerdir”. (Nureddin Bey tercümesi).
Kıymetli bir sanatkâr olan Melling de Beşiktaş Sarayına lebideryâda bir kasır ile geride bir hârem dâiresi ve iki binâyı bağlayan bir galeri yapmışdı ki Melling’in yapdığı harem Vâlide Sultan dâiresi idi; deniz kenarındaki kasrın önüne üçyüz kadem uzunluğundaki parmaklıklı bir de rıhtım inşâ edmişdi; kasır ahşab idi, önündeki rıhtımın bütün boyunca iyoniyen tarzında sekiz mermer sütün üzerine oturtulmuşdu; galeri de korent tarzında sütünlarla müzeyyendi.
Abdülmecid zamanında İstanbula gelmiş olan İngiliz edibesi Miss Pardo bu pâdişâhın yaptırttığı yeni Beşiktaş Sarayını şöyle tasvir ediyor:
“Şimdiki pâdişahın inşâ ettirdiği yeni Beşiktaş Sarayının manzarası fevkalâdedir: Boğazın büyük bir kısmına nâzırdır, Bulgurlu Dağının eteklerine yaslanmış Asya mücevheri Üsküdarın da karşısında, uzakdan Kadıköy semti görünür ve göz, berrak ufkun lâtif mâviliğinde safire gömülmüş iri bir inciyi andıran Keşiş Dağının kar ile örtülü tepelerine kadar uzanır; biraz sağa dönerse, Sarayburnu ve muhteşem İstanbulun yedi tepesi ile karşılaşır. Bütün dünyada belki bunun kadar güzel manzara yokdur. Bir seyyah, sarayın arkasındaki yüksek yerde durub da denize bakan yüzü ile bir takım kalın beyaz mermer sütun ve kemerleri le muhafaza olması kaba binâya baksa ve bu şâhâne ikaametgâhın mevkii ile hiç de metenâsib olmadığına mütessir olsa bu duyguyu samimi karşılamalıdır, hoş görmelidir.
“Boğaziçinin hemen her küçük koyunda bir güzel kasrı hümâyun vardır; pâyitaht civârında pâdişahın ikaametine mahsus binâlar, bu sûretle elli yediye baliğ olur. Beşiktaş Sarayı bunların sonuncusu ve en büyüğüdür, fakat en az güzel ve zarif olanıdır. Bununla beraber her sarayın ermeni mimarı pâdişah tarafından kemâli itinâ ile seçilmiş ve plâna göre Avrupakâri bir eser meydana getirileceğini teminat verilmişdir. Fakat netice olarak, parlak ve müzeyyen sütunlar kaldırıldığı takdirde bir milyon isterlinge çıkan saray, görünüş bakımından, alelâde bir şeye benzemeyecekdir.
“Bir fıkra anlattılar; Sarayın inşâsının kime havale olunacağı henüz kararlaşmamış, pâdişaha yine bir ermeni mimar tavsiye edilir. Ona, sarayın mevkii ve diğer husulâtı hakkında mârûzâtta bulunmak üzere inşaat yerinde muayyen saatte pâdişaha intizar etmesi söylenir. İkinci Sultan Mahmud esas mevzua uzatarak çınar ve servi ormanının ortasında yüksek duvarların çevirdiği ve ancak bir kaç dam ile beyaz hocaların göründüğü pâdişahların eski ikaametgâhları Topkapu Sarayında Dördüncü Sultan Muradın kasrını (Bağdad Köşkünü) gösterir, bu binâ hakkında ne düşündüğünü sorar, Ermeni, ömründe böyle bir binâyı yakından tedkik etmek fırsatına nâil olamadığı için kâfi bir fikre sâhib bulunamayacağı tarzında bâsiretkârâne bir cevap verir. Pâdişah derhal ermeniyi tavsiye eden beye dönerek:
— Götürün gezsin, yarın da bana fikrini bildirsin! der.
“Ermeni bir kaç dakika içinde kendisini muhteşem bir kayıkda bulur. Çok geçmeden o âna kadar her hangi bir gayri müslimin eşiğini aşmadığı saraya girer. Şaşkınlığından mı, meşhur sarayın müzehheb tezyinâtı ile gözlerinin kamaşıb başının dönmesinden mi, asırlarca dünyânın merâkını tahrik eden bir kâşânenin kıymetini düşürmeğe cesâret edemediğinden mi, yoksa saray mensublarından bulunan arkadaşının vesâyâsına uyarak mı, her neden ise, huzuru hümâyuna döndüğünde, “Akıl ve muhâkemesi yerinde oldukça dünyâ yüzünde Sultan Muradın sarayı ile mukayese edebilecek başkabir sarayın mevcud olamayıcağına kaani bulunduğunu” arzeder.
“Pâdişah sukûnetle sorar:
“Avrupanın övünmek için buna benzer bir sarayı bulunmadığını mı söylemek istiyorsunuz?
“Ermeni ubûdiyetkârâne cevap verir:
— Garbin bir çok şehirlerini ziyâret ettim, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar hiç bir yerde bu kadar mükemmel bir saray görmedim.
“Pâdişah gülümser:
“Çok şey!.. Öyle ise firenkler bana bunları göndermekle, hükümdarlarının saraylarının böyle olduklarını bildirmekle yalan söylüyorlar!.. diyerek bir kâğıd tomarı çıkarır, bunları açarak perişan ermeniye avrupalı imparator ve kırallara mahsus müteaddid sarayların resimlerini gösterir ve : “Bu saraylardan birini gördün mü, bunlar hakikaten önümüzdeki şu resimlere benziyor mu?”, der.
— Benziyorlar pâdişahım çocuklarını gördüm..
— Öyle ise tasavvur ettiğim bu işi başarmağa müstaid değilsin, ahmak yâhudi habis olmayan hiç kimse, bunların karşısında hunharlık ve entrikalar için pek uygun bir sarayı pâyelendiremezsin!
“Pâdişah parmağını tekrar Sarayburnuna doğru uzatarak:
— Orası, sanki gün ışığına çıkmaya cesâret edemeyen, karanlık ağaçların arasına, yüksek duvarların ardına gizlenen bir yer” Ben sarayımı ferah, güneşli, aydınlık, mütebessim görmek istiyorum!..
“Ermeni mimar korkusundan, pâdişahın ayaklarına kapanır ve huzurundan ayrılır.
“Beşiktaş Sarayının arsasından evvelce Sultan Selim tarafından yapdırılmış zarif bir köşke ile bir mevlevihâne vardı. Köşk parlak renkleri ile servi ormanının ortasında açmış iri bir lâleyi andırırdı. Mevleviler pâdişâhın gaazabına aldırmıyarak tekkelerini terk etmediler. Sarayın duvarları mevlevihânenin damını aşdığı ve müteaddid emirler aldıkların halde yine musirrâne mevkilerini işgal ettiler, tekkelerinin pencerelerinden görülen sathı mâlilden yeşil kafeslerle çevrilmiş bir evliyânın türbesini beklediklerini ve bunu bırakıp bir yere gidemiyeceklerini söylediler. Pâdişah mevlevilerin çıkarılması için şeyhülislâma müracaat etti, şeyhülislâm da böyle bir şeyin tehlikeli olacağını arzederek her türlü müdahaleyi red etti, Sultan Mahmud Şeyhülislâmı sukûnetle dinledi, bir müddet meseleyi tâzelemedi. Fakat deniz kenarında bir yeni tekke inşâ ettirdi, mevlevi şeyhini yanına çağırtarak derhal tekkelerini boşaltmalarını, yoksa damını başlarına indireceğini bildirdi. Şeyh önce ne yapacağını şaşırdı ise de gerek kendisini, gerekse müridleri yeni tekkeyi görünce ısrarlarından vazgeçtiler.
“Türklerin muazzam harb gemileri limanda bulundukları zaman Beşiktaş önlerinde Boğazın ortasına demir atarlar. Büyük topları ile selâm atışları görülmeğe değer manzaradır. Topların sesi tepelerin boyunca uğuldar, Sarayburnundaki yüksek duvarlardan akisler işidilir, nihâyet akisler de uzaklarda yavaş yavaş söner.
“Beşiktaş Sarayının bağçeleri pek genişdir, fakat târif ve tasvire şâyan olmaları için daha çok zaman lâzımdır. Binânın arkasındaki sathi mâilin büyük bir kısmı hâli aslisi ile bırakılmışdır. Buranın bütün tezyinâtı serviler, şurada burada tek tük bâdemler, akasyalar, muazzam çınarlar ve duvar inşâtında çalışan bulgar amelenin yaz kamplarını andıran beyaz çadırlardır” (Nureddin Bey tercümesi).
Beşiktaş Sâhilsarayı önünde bir binişi hümâyun
(Melling’in gravüründen Bülend Şeren eli ile)
Beşiktaş Sâhilsarayı
(Melling’in gravüründen Bülend Şeren eli ile)
Abdülmecidin Beşiktaş Sâhilsarayı
(Allom’un gravüründen Sabiha Bozcalı eli ile)
Beşiktaş Vapur İskelesi
(Resim: Bülend Şeren)
Theme
Building
Contributor
Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050382
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Bülend Şeren
Description
Volume 5, pages 2589-2597
Note
Image: volume 5, pages 2590, 2591, 2592, 2593, 2594, 2596
See Also Note
B.: Dolmabağçe Sarayı; B.: Beşiktaş; B.: Beşiktaşda İbrahim Paşa Sâhilsarayı
Theme
Building
Contributor
Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.