Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEŞİKTAŞ
İstanbulun meşhur semti; Boğaziçinin Rumeli yakası Beşiktaş ile başlar; İstanbul Limanının iskelesi olan Galata Köprüsüne denizden 2,35 mil mesafadedir; Galatayı kara yolu da 4 kilometredir.
Türk Ansiklopedisi “Beşiktaşa önceleri Iasonion adı verilmişken sonraları Sergion denilmiş, Bizans zamanında da Antakyadaki Daphne (Defne) ye benzetilerek bu isimle adlandırılmıştır. Beşiktaşa daha sonra Diplokionion adı verilmiştir. Haçlı Seferleri sırasında, XIII. yüzyıl başlarında Dandolo kumandansındaki Venedik kuvvetlerinin bir kısmı Beşiktaşda karaya çıkmış ve İstanbulu sarmaya başlamıştır. Gillius, kendi zamanında Rhodakinion denilen Çırağan Sarayı dolaylaıındaki ağaçlı yamaçlara Dionysios adını vermiştir. Hadikatül Cevami’e göre Beşiktaşa bu adın verilmesinin sebebi, Barbarosun gemilerini bağlamak için sâhile beş taş direk diktirmesidir. (Hadikatül Cevamin bu kaydine uyarak Mehmed Râif Bey “Mir’âtı İstanbul” da şunları yazıyor: “mezkûr köy Beştaş adı ile anılır iken mürûru zamanla Beştaş Beşiktaşa çevrilmiş, hâlen de öyle meşhurdur”). Bu adın, içi insan şeklinde oyuk bir taşın burada bulunmasından dolayı verildiğini söyliyenlerde vardır. Celâl Esad Erseven’in Petra Thermastis veya Gillius’dan naklettiğine göre sonradan Barbaros’un türbesine konulan Diplokionion sütunları beşiğe benze...
⇓ Read more...
İstanbulun meşhur semti; Boğaziçinin Rumeli yakası Beşiktaş ile başlar; İstanbul Limanının iskelesi olan Galata Köprüsüne denizden 2,35 mil mesafadedir; Galatayı kara yolu da 4 kilometredir.
Türk Ansiklopedisi “Beşiktaşa önceleri Iasonion adı verilmişken sonraları Sergion denilmiş, Bizans zamanında da Antakyadaki Daphne (Defne) ye benzetilerek bu isimle adlandırılmıştır. Beşiktaşa daha sonra Diplokionion adı verilmiştir. Haçlı Seferleri sırasında, XIII. yüzyıl başlarında Dandolo kumandansındaki Venedik kuvvetlerinin bir kısmı Beşiktaşda karaya çıkmış ve İstanbulu sarmaya başlamıştır. Gillius, kendi zamanında Rhodakinion denilen Çırağan Sarayı dolaylaıındaki ağaçlı yamaçlara Dionysios adını vermiştir. Hadikatül Cevami’e göre Beşiktaşa bu adın verilmesinin sebebi, Barbarosun gemilerini bağlamak için sâhile beş taş direk diktirmesidir. (Hadikatül Cevamin bu kaydine uyarak Mehmed Râif Bey “Mir’âtı İstanbul” da şunları yazıyor: “mezkûr köy Beştaş adı ile anılır iken mürûru zamanla Beştaş Beşiktaşa çevrilmiş, hâlen de öyle meşhurdur”). Bu adın, içi insan şeklinde oyuk bir taşın burada bulunmasından dolayı verildiğini söyliyenlerde vardır. Celâl Esad Erseven’in Petra Thermastis veya Gillius’dan naklettiğine göre sonradan Barbaros’un türbesine konulan Diplokionion sütunları beşiğe benzediği için Beşiktaş adı verilmiştir. İstanbul alındığı zaman, 1453, Beşiktaş da diğer Boğaz iskeleleri gibi küçük bir köy idi” (Türk Ansiklopedisi)
Pek değerli ilim adamı Ord. Prof. M. Câvid Baysun “Beşiktaş’a dâir” adını taşıyan çok güzel makaalesinde bu semtin adı için şu satırları yazıyor:
“Beşiktaşın adı hakkında küçük bir mülâhza daha serdetmek mümkündür, meselâ Beşiktâşî şeyh Yahya Efendinin şu:
Fakıyri tıfla dönmüşdür ârede
Beşiktâşın toprâğ ile oynar
beytinden ve Hasan Çelebi tezkiresinden şâir Gazâli’den bahsedilirken “Beşiktaşın da câmi ve zâviye ve hamam bînasının kasd ettikde” denilmesinden bu kasabanın vaktiyle “Beşiktaşı” tesmiye olunduğu anlaşılıyor. Beşik kelimesinin mârûf mânâsından başka, denizcilikde bir ıstılah olduğunu ve gemi beşiği tâbirinin, kızak üstüne kurulan yatak mânâsına geldiğini (A.Vefik Paşa, Lehcei Osmânî) düşünürsek, türk donanması ile pek sıkı alâkası olan Beşiktaş’ta, sâhil, üzerindeki taş sütunlar civârında gemi beşiği bulunduğunu ve bu vesile ile mezkûr sütunlara Beşiktaşı denildiği kabul eder ve daha sonraları kasabanın ismi hâline gelen Beşiktaşı tâbirinin git gide halk ağzında, tıpkı “Kumkapısının” Kumkapı, ve “Topkapısının” Topkapı olması gibi, Beşiktaş şekline geldiğini ileri sürebiliriz” (M. Câvid Baysun, Beşiktaşa dâir, Turing Kulub Belleteni).
Beşiktaş ismi üzerine yukarıdaki satırlar bizce, tam vukuf ile, en kesin ve en doğru hükümdür.
“Beşiktaşın arkasındaki sırtlarla beraber hem kendi yeri ve manzarası güzeldir, hem de buranın, Boğaza, Liman ağzına Marmaraya ve karşısındaki Anadolu yakasına nezâreti fevkalâdedir. Geçen asır ortalarında İstanbulu ziyâret etmiş İngiliz edibesi Miss Pardo bu panoramayı şöyle tasvir ediyor:
“Boğazın büyük bir kısmını görür. Bulgurlu Dağının eteklerine yaslanmış Asya mücevheri Üsküdarın da karşısında; uzakdan Kadıköy semti görünür ve göz, berrak ufkun lâtif mâviliğinde safire gömülmüş iri bir inciyi andıran Keşiş Dağının karlı örtülü tepelerine kadar uzanır, göz biraz sağa dönerse, Sarayburnu ve muhteşem İstanbulun yedi tepesi ile karşılaşır”.
Fetihden sonra buranın güzelliğini ilk keşfeden Kanunî Sultan Süleymanın süt kardeşi Trabzonlu Şeyh Yahya Efendi olmuş, güzel bir koru ile kaplı lâtif bir sırt üstünde yapdırttığı tekkeye yerleşmiş, tabiat haşmeti ile mest, münzeviyâne yaşamış, vasiyeti gereğince de ölümünde oraya gömülmüştü; ki bu tekke ve etrâfı sonraları Hızırlık adı ile Beşiktaşın namlı bir mesiresi olmuşdur.
Beşiktaşı sevmiş ve Beşiktaşda yerleşmiş ikinci büyük adam, Akdenizde Türk Donanmasının kesin hâkimiyetini kurmuş olan büyük Türk Amirali Barbaros Hayreddin Paşadır. Yaz ve kış, maalesef yerini tesbit edemediğimiz Beşiktaşdaki yalısında oturmuş, Beşiktaşa bir cami, bir medrese, bir mekteb yaptırmış, Beşiktadaki yalısında ölmüş ve Beşiktaş sâhilindeki türbesine defnedilmişdir.
Barbaros Hayreddin Paşanın Beşiktaşa olan teveccühü bu köye, Türk denizcilerini asırlar boyunca bağlayan asli bir hürmet ananesinin yerleşmesine sebep olmuşdur; onun ölümünden sonra, Kasımpaşa Tersânesinden sefere çıkan Türk Donanması evvelâ doğruca Beşiktaş önüne giderek orada lenger atmış, Kaptan Paşa ile harb gemilerinin reisleri Barbarosun türbesini ziyâret etmişler, bir “Denizler Evliyâsı” gibi onun rûhâniyetinden niyazda bulunmuşlar; türbeyi bütün gemiler mürettabâtının da kaafile kaafile ziyâretinden sonra Beşiktaş sularından lenger alan donanma, Sarayburnu yanında Yalı Kasrında Pâdişahı da toplu selâmladıktan sonra ya Marmaraya yahud Boğaz sularına Karadenize açılmıştır.
Barbarosdan sonra namlı kaptan paşalardan Koca Sinan Paşa da Beşiktaşda Büyük bir cami, imâret, mekteb ve büyük bir çifte hamam yaptırmış; Kılıç Ali Paşa da bu köyü cami ve bir mekteple tezyin etmişdir.
Onyedinci asır ortasında Evliyâ Çelebi Seyyahâtnamesinde Beşiktaşı mâmur ve büyükce bir kasaba buluyoruz; ünlü muharirir ve seyah Beşiktaşı şöyle tasvir ediyor:
“Beşiktaş Bağçesi — Bayazıd Han asrında paşa yalısı idi. Pâdişahlara intikal idüb bihişt âbâd bir bağı irem oldu. Kat kat müteaddid kaaeler (avlular) ve şahnişinlerle ârâstedir. Fakat o kadar vâsî değildir (B.: Beşiktaş Sarayı).
“Civan kapucubaşı Bağçesi — Bir bağı cinandır.
“Kazancıoğlu Bağçesi — Bu da pâdişahlara intikal ettiğinden Murad Han (Dördüncü Murad) kızı Kaya Sultana hibe etmişdir; vâcibüsseyir bir yalıdır. Bunda bir fevkaani şadırvan vardır ki dünyada öyle sanatlı fevvâre görülmemişdir.
“Bunlardan maada derûni şehirde Kiremitcizâde, Küçükçavuş vesâire hâneleri acib hânelerdir. Ve sâhibleri âyan ve kibardır.
“Bu şehrin ehâlisi gaayet ehli zevkdir. Sülehâdan ehli hâl, sâhibi vera’ kimseler de vardır. “Elkâsibi habibîbullah” fehvâsına iktidâen ekseri halk bâğılbanlık iderek günâgün ehli sünnet elbisesi giyerler. Halkının bir çoğu Anadolu tarafındadır. Halkının nimetleri mebzuldür.
“Hâkimleri şeriat tarafından Galata Kadısının nâibidir. Muhtesibi, subaşısı, lebideryâsında bostancıbaşısı ve Beşiktaş Bağçesi ustası vesâiredir. Gaayet, mazbut şehirdir.
“Beşiktaştaki Camiler — İskeleye yüz adım mesâfede Koca Sinan Paşa Camii, yüksek kubbeli rûşen câmiidir, duvarları kırmızı ve beyazla, yapılmış ve ibâdetgâhi müslimindir; haremin taşrası çınar ağaçları ile müzeyyendir, bir köşesinde de mahkemi şer’i mübin vardır. Bir nâzik minâresi vardır. Mihrâbi önünde demir pencereler içinde âyânı şehirden bâzı zevat medfundur. Öte tarafı tâ iskeleye varınca bir vâsi sahâdır. Karşı tarafı Üsküdardır.
“Hayreddinpaşa Medresesi nâmı ile bir medresesi, kırk aded mektebi sibyânı ebcedhânı, bir dârülkurâsı vardır. Dârülhadisi yoktur.
“İskele başında âyende ve revende misâfirin meksine mahsus bir kervansaray vardır; çünkü bu iskele Rumeliden Anadoluya sevk olunacak askerin Üsküdara geçeceği benderdi.
“Üç hamamı vardır, yüz doksan kadar da saray hamamları vardır.
“Çeşme de sebilleri de vardır ki suları misâli âbi zülâldir. Ezcümle Yahyâ Efendi Çeşmesi, târihi:
Konub içenlere sihhatler olun
H. 945 (M. 1538 - 1539).
“Yetmiş kadar dükkânı vardır; şehrine göre dükkân ve çeşmeleri azdır. Lâkin her hâne ve bostanda tatlı su kuyuları vardır. Hattâ temmuzda Galatanın suyu azaldıkda Beşiktaşdan kayıklarla Galataya su taşırlar.
“Bağçelerinde dolma kabağı, lâhana, ekşi dut ve yalılarında balığı meşhurdur.
“Mesîreleri — Yahya Efendi Mesîresi bir kûhistânı vâsî çemenzardır ki içine aslâ güneş tesir etmez çınar, söğüd, sakız, servi, ceviz ağaçları ile müzeyyen bir vâdidir. Akar suları dibinde sâhibi hayrat tarafından birer çemenzâr sola inşâ edilmişdir ki sarıasma, karatavuk, ishak kuşu, ispinoz, florina, başdan kara, bülbül bednâm, bülbülü niknâm gibi kuşların feryâdü nâlişleri ehli teferrücün canına can katar; içinde yârânı safâ taraf taraf sohbet iderler bir teferrücgâhi kadındır.
“Tekkeleri — Mevletihâne Tekkesi lebiderhâda olup sima’hânesi deryâya nâzır fevkaanî bir mevlevihânedir ki İstanbulda ve gayridiyarda misli yokdur (B.: Beşiktaş Mevlevîhânesi).
“Ziyâretgâhları — Hazreti Yahyâ Efendi deryâya havâle bir kûhi bülendin zirvesinde bir kubbei âli içinde medfundur. Kaptan Gazi Hayreddin Paşa lebideryâda bir musannâ kubbeli türbedir; bu türbeleri Sultan Süleymanın mimarbaşısı Sinan Usta binâ etmişdir” (Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi).
On yedinci asır ortalarında yaşamış ve İstanbul üzerine çok kıymetli bir tarihçe - seyahatnâme bırakmış olan büyük ermeni yazarı Eremiyâ Çelebi Kömürciyan da (B.: Kömürciyan, Eremiyâ Çelebi) Beşiktaş hakkında şunları yazıyor:
“Dolmabağçeden az ileide Arab İskelesi denilen küçük bir iskele ve Beşiktaş Bağçesi ile kasırlar vardır. Birinci Sultan Ahmed bunları daha geniş ve yedi kubbeli olarak diğer bütün köşklerden daha çok gözül olarak yaptırmışdır, fakat kendisine bunun safâsını sürmek nâsib olmamışdır. Burada çıkarılan lâtif bir su fıskiyeli ve şadırvanlı havuzlara dökülür.
“Beşiktaşın yukarı kısmında bir mikdar ermeni ile küçük ermeni kilisesi vardır. Eskidenberi mevcud olan rumların ayazmaları ve bir de kiliseleri bulunmaktadır. Türklerin büyük bir camii (Sinanpaşa Camii), hamamları ve çarşıları vardır. Buradaki bağçeler ve mandıralar birer mesiredir. Sâhilde müftülük ve kadıaskerlik etmiş ulemâ efendilerin yalıları, yayılarının arkasında da bostanları vardır. Sonra bir Mevlevihâne vardır, İstanbulda bunun gibisi yokdur” (H. D. Andreasyan tercemesi).
Beşiktaş onsekizinci asrın ilk otuz yılı içinde süratle inkişâf ederek en mâmur, en parlak devrini yaşadı. Zamanına “Lâle Devri” denilen büyük vezir Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşanın bu semti sevmesi, kendisinin ve yakınlarının Beşiktaşda mükellef yalılar yapdırması, bu yalılara çiçek bağçeleri tarh ve tanzimi, bilhassa lâle bağçeleri, yaz geceleri bu lâle bağçelerinde çırağan eğlenceleri Beşiktaşa göz kamaşdıran bir revnak verdi; “Beşiktaş” adı Türk Divan Edebiyatına pek saltanatlı girdi. Tadımlık divânı ile Lâle Devrini tek başına temsil edebilen ve şiir dilimize yeni bir hava getirmiş olan, bundan ötürü çağdaşları tarafından “tâze dilli” diye övülen asrın mümtâz şâiri Nedim de, velinimeti İbrahim Paşanın yaranı arasında Beşiktaşda bir ev (muhakkak pek mükelleef bir konak veyâ yalı) sâhibi oldu; genc ve rind şâirin buradaki hayatı mechülünüzdür, fakat bir gazeli ile bir şarkısında şirin mânalar vardır:
GAZEL
Mürâdın anlarız ol gamzenin, iz’anımız vardır
Beli söz bilmeziz ammâ biraz irfânımız vardır
O şûhun sunduğu peymâneyi red itmeziz elbet
Anınla böylece ahd itmişiz, peymânımız vardır
Münâsibdir sanâ ey tıflı nâzım höccetin al, gel
Beşiktâşâ yakın bir hânei virânımız vardır
Güzel sevmekde, zâhid, müşkilin varsa bizden sor
Bizim ol fende çok tahkikimiz, itkaanımız vardır
Koçub her şeb miyânın cânına can katmada ağyâr
Behey zâlim sen insâf et bizim de cânımız vardır
ŞARKI
Aceb reşkeyledi tab’ım nevâyi andelibâne
Olur mu bülbül olsak biz dahi bir verdi handâne
Açıldı lâleler güller, güzeller çıkdı seyrâne
Açılsak biz de bir kaç gonce leblerle gülistâne
Sana dildâdeyim ey şüh istersen dil azâr ol
Eğer yoğise de uşşâka rahmin, sevdiğim vâr ol
Ne çâre kaail olduk hep cefâcûy ü sitemkâr ol
Ne olur sen hemen lutf eyle bizden olma bigâne
Çeküb bir iki sâgar şişei nâmusu sındırsak
Dili serdin bir az uşşâka germ itsek ısındırsak
Seni ağyârdan bir iki gün alsak salındırsak
Ne var bir turla satsak servi nâzım biz de yârâne
Aman pek yârelendim ol nigâhi şûhi evbâşe
Kapıldım doğrusu ol yâlü bâle ol güzel kaaşe
Geçersem semtimizden, yolun uğrarsa Beşiktâşe
Efendim gel mürüvvet kıl, senindir bende vü hâne
Seni gördüm ki ol şûhun tutub tenhâce dâmânın
Meğer kim arz iderdin aşkı müşkil râzi pinhânın
Şatâretlerle gâhi güldürürdün lâ’li handânın
Ne sihreylerdin ol şûha ne söylerdin Nedimâne
Nedim’in yanında pek sönük kalan Sâmi, Beşiktaşı, bir şarkısında Kâğıdhânedeki Sa’dâbâd mâmûresini överken zikrediyor:
Sarayburnu Beşiktaş, Üsküdar ü Kasrı Tersâne
Cihan bâğında yokdur gerçi bunlar gibi şâhâne
Veli gayri mükerrerdir bu tarhi pâdişahâne
Safâlar ile Sa’dâbâde gel şevketlü hünkârım
Fakat yine o devrin adama Neccarzâde Şeyh Riza Efendi (Ölümü H. 1159, M. 1740) sırf Beşiktaşın şânında gazellerin sâhibidir:
GAZEL
Açıldı yine goncei gülzâri Beşiktâş
Mânendi cihân oldu çemenzâri Beşiktâş
Gördüm o mehi ziri dirahti emelimde
Aksetti ruhi âline gülnâri Beşiktâş
Yahyâyi Beşiktâşı ziyâret idelim gel
Oldur sebebi ziyneti külsâri Beşiktâş
Gel Ahmedi Tûranı dahi eyle ziyâret
Hakkaa ki odur bâisi envâri Beşiktâş
Âguuşi muhabbetde yer etti dili zâre
Şâd eyledi tıfli dili dâdâri Beşiktâş
Gel geşt idelim yâr ile pirâmeni deşti
Zeynet çemeni sahnini ezhâri Beşiktaş
Rûmal idelim hâki deri Şeyh Rizâye
Tâ keşfi cemâl eyliye ruhsâri Beşiktâş
GAZEL
Âçıldı dilâ lâlei gülrengi Beşiktâş
İşrâbi çerâgân ider âhengi Beşiktâş
Gül devridir ey sâhi felekcâh kerem kıl
Teşrifine âmâdedir evrenki Beşiktâş
Mağbûni şiyem tıflı debistânı haremdir
Mahbübi serâperdei ferhenki Beşiktâş
Pâbendi hevâ olmaz obed dâmi firibe
Şehbâzi şikâr âveri nirenki Beşiktâş
Divânı hümâyûnu şehi mülketi nâza
Dâd âver olur gulgule serhenki Beşiktâş
Mâhi dili sayd ider göz göre cânâ
Dâimi hevesi riştei şebrenki Beşiktâş
Şevdâzedei silsilei kaydı Rizâdir
Şehbâzi şikâr âveri nirenki Beşiktâş
1730 ihtilâlinden sonra Beşiktaş bir asır kadar devlet ve saltanat eli ile imardan mahrum kaldı, ancak halk yapıları ile ağır ağır inkişaf etti. Beşiktaşdaki Hasbağçe ve aradaki kasırlar da ya tâmir edildiler, yâhud yeni bir pâdişahın zevkine göre yeni küçük bir kasır yapıldı. Lebi deryâda mirî sultan sâhilsarayları da sâhib değiştirdikce tâmir ve tâdil edildiler. İkinci Sultan Mahmud 1826 da kanlı bir şehir muhârebesi ile Yeniçeri Asker Ocağını kaldırdıktan sonra osmanlı pâdişahlarının dâimi ikametgâhı olan Topkapusu Sarayında oturamadı, yazlı kışlı oturmak için Beşiktaşı seçdi; evvelâ ayrı ayrı kasırlardan, dâirelerden mürekkeb olan ve her biri ayrı bir devrin eseri olan Beşiktaş Sarayında yerleşti, sonra lebideryâda bir büyük kışlık saray yaptırdı (B.: Beşiktaş Sarayı)
1730-1826 arasında divan şâirleri Beşiktaşı unutmadılar, fırsat buldukca gazellerde, şarkılarda, kasidelerde bu güzel semtden bahsettiler:
ŞARKI
Şehlevendim kanalım câmı şarâbı nâbe
Şöyle nûş eyliyelim kim dönelim bitâbe
Hele meyl itme pek erkenden efendim hâbe
Ey mehi evci letâfet gidelim mehtâbe
Bir iki mutribi hoş nağme olub bir iki sâz
Geh beyâti okusun gâh çalub nâz ü niyâz
Çıkalım sahni çemenzâri Küçüksûye biraz
Ey mehi evci letâfet gidelim mehtâbe
Nevhirâmın yine müştağrek olub hulyâye
Tâze ziynet virüb ol kaameti müstesnâye
Sarfı zihn eylemeyüb yâni gami ferdâye
Ey mehi evci letâfet gidelim mehtâbe
Giceyi gündüze tebdil idelim şâmü seher
Şemsipâşâden idüb semti Beşiktâşe güzel
Nâşid âsâ okuyub böyle güzel şarkiler
Ey mehi evci letâfet gidelim mehtâbe
(Nâşid; ölümü H. 1206 - M. 1791)
BİR KASÎDEDEN
..............................................
Dolmabağçe ne güzel oldu makarri şâhân
Bir taraf sahni çemen bir tarafı sâhili âb
Feyzi ruhûniyi Hak verdi Beşiktâşâ tamâm
Bâhusus ande ola Pâdişâhı Âlicenâb
Bir şekerleb güzele geçdi yine uşşâkı
Karabâlide ne ballar yedi şeyhi kezzâb
...................................
(İzzet; ölümü H. 1212, M. 1797 - 1798)
GAZEL
Sinede şâhi muhabbet kurdu âteşden otağ
Tıfli dil pervânesin itsün Beşiktâşda çirağ
Sahni zülfi sünbülün seyreyleyen bağ istemez
Çünki kılmaz kimse bağı nefsine âlemde bağ
Râhi aşkındâ senin çok germ ü serdin görmüşüm
Gerçi çeksem ben elim senden gönül çekmez ayağ
Ger ezelden kaare yâzılmış ise bahtın senin
Nâri aşka yâne yâne Kâmil oldu şimdi âğ
(Kâmil; ölümü H. 1220, M. 1805)
KIT’A
Başlayub bülbül yine feryâda mest itti beni
İbtidâ sahni çemende gördüm ol simin teni
Düşdü ol günden derûnâ nâri bâri aşk ile
Câmei sebzin ile yakdı Beşiktaşda beni
(İlhâmi, Selim III).
GAZEL
Müjemle ey dilli hunpâre pâdâş olduğun var mı?
Senin mirâshânı nakdi şâbâş olduğun var mı?
Sefâhat mi diremrizi hüner olsam yemi ye’se
Senin mirashânı nakdi şâbâş olduğun var mı?
Neden ey tıflı dil âsâyişi gerdûne inkârın
Senin hâbidei mehdi Beşiktâş olduğun var mı?
Nice te’sir ider âhü fegaanın ehli inkâra
Cezâyi cürm ile ey dil senin tâş olduğun var mı?
Kim ister pâymâil şehri aşka olmağı Neş’et
Beğim sırrı muhabbetle senin fâ olduğun var mı?
(Neş’et; ölümü H. 1222, M. 1807)
MÜSTEZAD
Hirâman ol çemenlerde gel ey servi revânım gel
Nedir bu mâzü istiğnâ
Gözüm yollarda kaldı gel açıl gonce dehânım gel
Gören sansın güli zibâ!
Helâki hasreti didârın oldum künci firkatde
Mürüvvet yok mudur zâlim?
Hayâtı tâze ver bu hastei hicrâna gel cânım
İdüb vasılın ile ihya?
Yeter şemşiri ebrûyi uzakdan gösterüb geçmek
Benim ey çeşmi cellâdım!
Derûnum çâk çâk oldu aman kesdim amânım gel
Sarıl merhem gibi cânâ
Yıkıldı gitti cümle dünkü gün gördüklerim ağyâr
Yılan gibi sokulmuşken
Bu şeb virânemiz tebhâdır ey genci nihânım gel
Safâlar ile bir pervâ
Ne taşlar dikdi gamzen sinei uşşâka anlarsın
Ne demlû çille çekmişler
Temâşâ eyle Okmeydânını kaaşı kemânım gel
Hedefdir tirine dünyâ
Beşiktaş semtidir kâşânemizde râhat eylersin
Berâber sârılıb yatsak
Benim ey dâye perver tıflı nâzi dilistânım gel
Kulun olsun sana lâlâ
Ruhin mir’atına Vehbi bakub bir nev dilistânım gel
Efendim pek güzel yazmış
Şeker gibi okursun lûtfi şirin zebânım gel
Lebin bûs eylerim ammâ!
(Sünbülzâde Vehbi; ölümü H. 1224, M. 1809)
KIT’A
Stanbul cümle âlemden ibâret başka âlemdir
Acem nısfı cihan tâbir ider gerçi Sifâhâne
Beşiktâşın olursu mün’akis tesviri dilcûyi
Olur sengi hacâletle şikeste âyine hâne
(Sünbülzade Vehbi)
BİR KASİDEDEN
.................................
Bâhar irdi yine hüsnü zemin bastırdı eflâki
Nesimi subhdem kıldı muattar âb ile hâki
Çemen her renkden gösterdi ezhârını farzâ ki
Yine bâş attı nerkis bağda mânendi tiryâki
Nice kan dökmesin yâ andelebin çeşmi mennâki
Çıkardı gonce sırtından yeşil hârâyi sad çâki
Ruhi handânı âli terlemiş nâzük teni pâk
Sabâ imiş meğer hammâmı nevrûz içre dellâki
Bahâr eyyâmıdır gülşenlerin vakti temâşâsı
Beşiktâşın behişte benzedi her bâğı zibâsı
(Enderunlu Fâzıl; ölümü H. 1225, M. 1810)
KIT’A
Beşiktâşın kusûri bi kusurun pârel elmâs
Görünce kızarub mercan olur şermü hicâbından
Derûnun seyr için dâmânı tâkım mevc bûs eyler
Hemişe ruhsat ister ol şehi âlicenâbından
(Enderunlu Fâzıl)
BİR GAZELDEN
.................................
İtti giryan beni bir cevherii şive fürûş
Cevheri eşkim ile benzedi dükkân kâne
Çeşmi hayrânım iken âyinei çehrei yâr
Dili sad kıl ey zülfi perişan şâne
Hançeri yâre uruldum yine sol böğrümden
Korkarım kalmayı zahmi teni uryan yâne
Yok mu bâbâsı o şûhun ki salıncak seyrin
İttirir semti Beşiktâşda her âne
....................................
(Sururî; ölümü H. 1229, M. 1814)
Yeniçeri Ocağının kaldırılmasına yakın bir tarihde tanzim edilmiş olan bir Bostancıbaşı Defterinde (B.: Bostancıbaşı Defterleri) Dolmabağçeden Ortaköye doğru Beşiktaş sahil boyu şöyle tesbit edilmişdir:
Sandalı hümayûn kayıkhânesi - Karabâli İskelesi – Mekteb - ve mâi leziz çeşmesi ve sebil- Serâpâ kahve dükkânları - Piyâdeler kayıkhânesi- Dolmabahçe İskelesi - Emlâki hümâyûn bostan - Beşiktaş Sârâyi Hümâyunu - Hayreddinpaşa Medresesi ve camiişerif - ve iskele - Tersâne kâtibinin zevcesinin yalısı - Tüccardan Mes’udzâdenin yalısı - İpekci kerimesi hanımın yalısı - Ebubekirin arsası - Zimmet halifesi Recâi Egendinin yalısı - Aynacılar küthedâsı Hacı Mehmed Ağanın yalısı - Tarakcı Mahmudun yalısı - Pekmezci esnafından Ahmed Ağanın yalısı - Zeytinyağcı Seyyid Halil Ağanın yalısı- Hacı hanımın yalısı - Muhsin Çelebi yalısı- Kâğıdcı Hâfızın veresesi yalısı - Süleymaniye kahvesi - Hasoda bekcisi Hasanın yalısı - Beşiktaş İskelesi - Hayreddin Paşa Türbesi- Mehmed Efendi Mescidi - Marangoz Mustafanın dükkânı -. bir baba kalafatcı dükkânı - Bostancı Mustafanın dükkânı - Serâpâ kahve dükkânları - Çiftlik kethüdası yalısı - Yorgancı Hacı Hâfızın yalısı - Yağlıkcı Hacı İbişin yalısı ve kayıkhânesi – Nimet Hanımın yalısı ve kayıkhânesi - Sefâizâde Efendinin yalısı - Önü Haraccıbaşı İskelesi - Arayıcıbaşı zevcesinin yalısı - Darbhâne emini efendinin yalısı - Anapa vâlisi Hüseyin Paşa zevcesinin yalısı - Vâlidesultan kethüdâsı merhum Yusuf Ağa zâde sâdık Beyin yalısı - Aralık İskele - Abdullah Molla zâde yalısı - Hacı Mehmed Paşa zevcesinin yalısı - Kılıcalipaşa İslekesi - Sabıs şam kadısı Yahya Beyin yalısı - Kadıasker merhum Muhtar Efendi kerimesinin yalısı- Çırağan Sahilsarâyı Hümâyun- Mevlihâne Dergâhı - Mâbeyni hümâyûn - Genç Mehmed Paşa zâde Hacı İbrahim Beyin yalısı - Yahyaefendi Deresi ve İskelesi - Sabık Galata Mollası Şerif Efendi yalısı Kaftaağası zevcesinin yalısı - Ragıb Paşa kerimesi yalısı- Vâlidesultan kethüdası Mehmed Efendinin yalısı- Şabanhalife Camii - Hüseyin Paşa hemşiresinin yalısı - Emin Efendi yalısı - Dühan bezirgânı Ahmed Ağanın hânesi ve kayıkhânesi - Melek Mehmed Paşa zâde Kadri Beyin yalısı ve kaykhânesi - Mustafa Ağanın yalısı - Müderris Tarakcızâde Tâhir Efendinin yalısı - Hassa silâhşoru Süleyman Beyin yalısı - Melek Paşa haznedarının yalısı - Fatma Hanım yalısı - Kadı Ahmed Efendinin yalısı - Melek Paşa zâde Kadri beyin diğer yalısı - Durakpaşazâde Abdi Beyin yalısı - Hüseyin Hasekinin yalısı - Keresteci Boğos zimninin hânesi ve dükkânı - Aralık İskelesi - Beylik salhânesi ve mumhâne - Ortaköy İskelesi.
İkinci Mahmud, Abdülmecid, Abdülâziz devamlı Beşiktaşda oturdular; Beşinci Muradın, yine Beşiktaşda geçen üç aylık pâdişahlığından sonra İkinci Abdülhamid de Beşiktaş sınırından çıkmadı, bu kasabanın üst kısmında Yıldız Sarayında yerleşdi. Meşrutiyetin Pâdişâhı Beşinci Sultan Mehmed Reşad Dolmabağçe sarayında, bedbaht halefi ve son osmanlı pâdişahı Altıncı Mehmed Vahideddin de Dolmabağçe ve Yıldız saraylarında yaşadılar. Son yedi Osmanlı imparatoruna makar oluşu Beşiktaşa kendine has bir simâ verdi, nüfusunun mühim bir kısmını, esnaf tabakası hariç saray mensubları, onların taallûkaatı teşrif etti. Bilhassa İkinci Abdülhamid zamanında âsâyiş ve inzibâtına azâmi titizlikle dikkat edildi. Beşiktaş karakolu, burada yerleşin Beşiktaş Muhâfızı Hasan Paşa Büyükşehrin büyük şöhretleri oldular. Beşiktaş, kabadayı, bıçkın gûruhunun gözler yerde süklüm püklüm geçdiği, yahud sınırından içeri adım atmadığı, sâkin ve belediyece de temizliğine bilhassa dükkat edilen bir semt oldu. Meşrutiyetin ilk yıllarında, o devrin tâbiridir, “enkaazı istibdadın” pek kalabalık bulunduğu bir semt görülmekle berâber yine bir kibar yatağı bilindi; meselâ Şirketi Hayriye, ilk büyük, kâgir ve zamanına göre konforlu vapur iskelesini, sokakları en düzgün, en temiz olan Beşiktaşda yapdırttı.
Şirketi Hayriye tarafından 1914 de neşredilmiş olan “Boğaziçi” adlı eserde Beşiktaş hakkında şu mâlûmât veriliyor:
“Beşiktaş İskelesinin verdiği bir günlük yolcu mikdârı 2870 nüfus, günlük vasatî hâsılât 3221 kuruşdur. Bu iskeleye ehemmiyeti ile mütenâsib ve tarzı cedide kâgir güzel bir iskele ve üstünde gazino inşâ edilmişdir.
“Beyoğlunun iskelesi olmak istidâdını hâizdir. Beşiktaş İskelesi ile Dolmabağçe Sarayının mutbak dâiresi arasındaki sâhil kısmına “Çifte Vavlar” denirdi, vaktiyle buruda bulunup kapusunda çifte vav yazılı bir levha asılmış olan sarayın mevcudiyetindendir, Beşiktaş sâhili Dolmabağçe Sarayı mutfak dâiresinin sokak başından başlayıp Yahya Efendi Dergâhı istikaametinde sona erer. Zamanımızda makaamı saltanatın iskelesi olmak haysiyeti ile meşrûtiyetin başındanberi hayli imâr edilmiş olup yakında Beyoğlu elektrik tramvaylarının bu iskeleye ulaştırılarak iskele önünün daha ziyâde genişletilip tezyini düşünülüyor”.
İstanbulun geniş ölçüde ilk imârı merhum Dr. Lûtfi Kırdarın vâli ve belediye reisliği zamanında başlamışdı. İstanbul gibi bir tarih hazinesinde imâr işi, hem elzem hem de çok zor, çetin bir meseledir. İstanbula büyük hizmetlerde bulunmuş, bu şehri şehire cidden azametli müesseseler kazandırmış olan Kırdar zamanında, yazmak bir târihî vecibedir, ecdad yadigârı pek çok eser kayboldu, Sarachânebaşında, İstanbulda değil, bütün vatan sathında eşsiz bir yapı şâheseri olan çandarlı İbrahim Paşa Hamamı başda gelir. İşte o zamanlar, Dolmabağçe Stadyomunun yapıldığı sıralarda bir Beşiktaşlı olan kıymetli tarih bilgini Ord. Prof. M. Câvid Baysun, çocukluğunun geçdiği Beşiktaşın başına da bir şeyler geleceğinden endişe duymuş, tam vukuf ile “Beşiktaşa dâir” başlığı altında güzel bir makaale yayınlamışdır. Bu vekarlı yazıyı hemen aynen alıyoruz:
“Son yıllarda şâhid olduğumuz imâr işleri Beşiktaş ve civârının manzarası, değişdiriliyor. Barbaros Türbesinin etrâfını alan köhne binalar kaldırılarak, karşısına bu meşhur denizcimizin heykeli dikildi. Şimdi burası Preveze Muhârebesinin yıl dönümünü rahat rahat kutlayabildiğimiz bir meydan hâlindedir. Dolmabağçede göze çarpan faaliyet neticesinde, şehrimizin yine bir modern saha kazanacağı anlaşılıyor. Yakında eski şeylerden kurtulmuş temiz bir Beşiktaş teşekkül edeceğine şüphe yok ise de tasavvur edilen bütün yeniliklerin tahakkukundan sonra bu semtin Tarih bakımından ne kazanacağını bilmiyorum. Kadim âbideleri pek fazla olmayan Beşikdaşda İmâr yüzünden bir hayli eserin gürültüye gittiğini gördükçe, yarın İstanbulun bu mühim kısmını tedkike kalkışacak bir mütetebbin uğrayacağı zorluğu düşünerek teessür duymamak kaabil olmuyor.
“Şehirlerin daima aynı manzarayı muhafaza edemeyeceklerini ve asırlar boyunca bunların büyük tahavvüllere uğrayacaklarını tabiî görmek lâzımdır. Sokakların genişletilmesi, eski binaların yerine zamanın ihtiyaçlarına uygun yapıların yükselmesi, Beşiktaş’ın da çehresini değiştirmiş ve bir çok hâtıraları hâfızalardan silmişdir. Meselâ geçen asırda bu kasabanın ana caddesinde bir köprünün mevcut bulunduğunu isbat eden canlı hatıra sadece Köprü Hamamından ibârettir. Filvaki, tarih kitaplarından öğrendiğimize göre Mahmud II. devrinde bir gün şiddetle yağan yağmur yüzünden Beşiktaş’ı sel basmış ve hamam civarındaki taş köprü ile onun yayalara mahsus olan ahşap kısımını sular alıp götürmüş ve sonra orada yeni bir köprü bina edilmişti (Şânizâde Tarihi. B.: Beşiktaş İskele Hamamı; Beşiktaş Köprüsü; Beşiktaş Deresi) Bu kadar eskiye gitmeğe ne lûzum var? Daha dün aynı cadde üzerinde bulunan XIX. asır yapısı mermer çeşme ile daha kadim bir eser olan diğer, bir çeme (inşa tarihi, 116-1759) Osman IIIün, ölmek üzere bulunmasından bilistifade, sadrâzam Koca Ragıp Paşayı hile ile azil ettirmek isteyen Kızlar Ağası Eb-kuf Ahmed Ağanın hayratı idi. Geçen asır içinde ortadan kalkmış olan Beşiktaş köprüsünün muhafaza edilmesi lâzım bir âbide olduğu şüphesiz idea olunamaz. Fakat bahsettiğim iki çeşmenin münasib birer mahalle nakledilecek yerde tahrip kazmasına, kurban gittiğine de acımamak kaabil değildir.
“Mahmud II. nin ara sıra ziyaret ederek ok talimi ve pehlivan güreşi yaptırdığı Yıldız Kasrı (İhyas Efendi, Letâifi Enderun) civarındada da Padişahın zevcesi ve Abdülmecidin vâlidesi Bezm-i Âlem Sultan tarafından bina ettirilmiş bir çeşme vardı. Kimsenin gözüne çarpmayacak kadar sapa bir yerde bulunan bu çeşme bir gün sırra kadem basdı. Diğerlerinin akibetine uğradığını sandığım bu hayır eserini geçenlerde Topkapı haricinde, cadde üzerinde görünce hayret içinde kaldım. Beşiktaş’ın malı bir yapının sur harici edilmesindeki hikmeti hâlâ idrâk etmiş değilim.
“Kasabamıza ait bazı isimlerin de — tıpkı bu çeşme gibi — başka taraflara götürüldüğünü söylemek yerinde olur. Meselâ, Abbasağa mahallesinde Hamidiye çeşmesinin önündeki meydancığa eskiden “Âşıklar meydanı” derlerdi. Küçüklüğümde, bugün park halinde bulunan kabristanla alâkalı bir “yedi âşıklar menkibesi” dinlediğimi hatırlıyorum. Şimdi Beşiktaş’da “Âşıklar meydanı” adını taşıyan ne bir sokak ne de bir meydan vardır. Ancak İstanbul rehberinden öğreniyoruz ki bu isim, Kasımpaşa tarafında -bir sokağa verilmiştir. Kasımpaşadaki Âşıklar meydanı eskidenberi mevcut bir ad mıdır, yoksa sonradan mı konulmuştur, bilmem. Fakat Abbasağa mahallesinde bir zamanlar en tanınmış bir isminin Âşıklar meydanı olduğunu iddia edebilirim.
“Beşiktaş’ın zannımca en acınacak mahalli “Ihlamur” dediğimiz rağbetten düşmüş mesiresidir. Parlak mâzisinden ancak perişan sedleri, ihtiyar ağaçları, havuz ve çeşme harabeleriyle, nişan ve namazgâh taşları yadigâr kalan bu kadim seyir yeri bir vakitler yalnız Beşiktaş’ın değil belki bütün İstanbulun sayılı eğlence mahallerinden biri idi. Güzel bir vâdi üzerinde bulunan bu mesireye şimdi top yekûn Ihlamur adı veriliyorsa da eskiden burasının üç kısmından terekküp ettiği malûmdur. Evvelce, havuzun bulunduğu tarafa “Ihlamur” denildiğin halde onun solundaki ağaçlık “Muhabbet Bağçesi” ismini taşır ve köprünün öbür yanında, Padişahlara mahsus kasrın civarı “Hacı Hüseyin Bağı” tesmiye edilirdi. Hacı Hüseyin bağında bir zamanlar sazlı sözlü âlemler yapıldığını ve Kethüdâzâde Ârif Efendi gibi mümtaz şahsiyetlerin bu eğlencelere iştirâk ettiğini eski kitaplarda okuyoruz. (Hoca Emin Bey, Menâkibi Kethüdâzâde). Bundan tahminen yirmibeş otuz sene evveline kadar havuz başının mükemmel bir gazino olduğunu bilenler çoktur. Eski kitapları karıştırmadan ve hatıralarımızı yoklamadan da Ihlamur’un mâzide ne kadar mergup bir yer olduğunu anlayabilir (B.: Ihlamur) Şimdi birer yosunlanmış ve çocukların attığı taşlarla yazıları yer yer kırılmış olmasına rağmen hâlâ güzelliğini muhafaza eden üç adet nişan taşının (İhlamura hâkim tepelerdeki diğer iki nişan taşını bir taraf bırakıyoruz) diğer iki nişan taşını bir taraf bırakıyoruz) kitâbelerini okumak, bu mesirenin eski itibârını is III. ün nişan taşında (tarihi: H. 1205, M. 1790) : Bir gün Pâdişahın maiyeti erkânı ile İhlamur’a gelerek tüfek tâlimi yaptığını, gerek kendisinin ve gerek adamlarının destiye kurşun attıklarını tasvir eden bir manzume vardır.
“O devrin şâirlerinden Nâşid Bey tarafından yazılan bu uzun kaside, meşhur hattat Yesâri’nin talik hattiyle taşa hakkedilmiştir. İkinci taştaki kitâbe (tarihi: H. 1226, M. 1811) Mahmud II. nin Selim III den yirmi küsur sene sonra İhlamur’da yaptığı tüfek talimini hikâye eder. Manzume enderunlu Vasıf’ın, yazı ise Mustafa İzzet Efendinindir. Yine Mahmud II. ye aid olan üçüncü taşdaki kitâbede aynı sene içinde vukubulmuş ayni cinsten bir hâdiseyi, Şâkir Efendinin tarih kıt’ası içinde canlandırmaktadır. Ihlamur’da çıkmış bir menbâ suyu için, Abdülmecid’in emriyle inşa olunduğunu gördüğümüz harap çeşmenin kitâbesi (târihi: H. 1271, M. 1855) ise şeyhülharem Ziver Paşanın bir manzûmesidir.
“Bugün bu eserlerin hepsi gerçi ayaktadır. Fakat beş on sene evveline kadar bütün letâfeti ile gözleri okşayan o musannâ havuzun, taşları sökülerek, bir mezbele çukuru haline getirildiğini düşündükçe insan, kalan âbidelerin akibetini görür gibi oluyor ve şehrimiz imâr nimetlerinden faydalanırken, ufak bir himmetle ihyası mümkün bulunan bu tarihi mesirenin sönüp gitmesine üzülmekten kendini alamıyor.
“Tam mânâsiyle Beşiktaş’dan sayılmamakla beraber onunla alâkası inkâr edilemeyen Dolmabahçe’de, şu satırları yazdığım sırada, bir yandan stadyum inşaatı devam etmekte, bir yandan da Valide Camiin, dış avlu duvarları, muvakkithânesi ve kitâbeli kapıları yıktırılmak suretiyle, etrafı açılmaktadır. Bu yüzden, Camiin önünde ve tramvay yolu üstünde bulunan Karabali haziresi ortadan kalkıyor. Karabalı, daha doğrusu Karaabalı, daha dorğusu Mehmed Baba (Bu kelime halk ağzında Karabalı şeklini almıştır. Binaenaleyh onu incelterek Kara Bali gibi telâffuz etmemelidir, zannındayız): Kanuni Sultan Süleyman devrinde o civarda yaşayan ve Bektaşi tarikatine mensup bulunan bir zattı. Anlaşıldığına göre henüz Dolmabahçe mevcut değilken bu semtin Kabataş cihetinde olup ihtimal Mehmed Baba tarafından tesis edilen bahçe, Karabalı Bahçesi adını taşıyordu. (Hadikatül Cevâmi) Bilâhare bu bahçe Pâdişahlara geçmiş ve onun bostancılarına da “Karabalı bostancıları) denilmişti. Ahmed I. zamanında denizin doldurulması suretiyle Dolmabağçe vücudu getirildikten sonra bazan Dolmabağçe bostancılarına Karabalı bostancıları ve ocaklarına da Karabalı Ocağı denildiği kabûl olunabilir. Bahçe civarında eskiden beri mevcut bulunan nemazgâhin 987 (1579) da tecdit edildiğini ve tecdid eden zâtın da Usta Hüseyin (Karabalı bostancılarının ustası yani zabiti) olduğunu haziredeki kitâbeden öğreniyoruz.
“Aynı mahalde mezar taşı bulunan Mehmed Ağa mahallede mezar taşı bulunan Mehmed Ağa (vefatı 28 Muharrem 1234 = Kasım 1818) de Karabalı Ocağı ustalarındandır.
“Eski bir hazire, küçük bir kitâbe ve bir kaç mütevâzi isim ilk bakışta ehemmiyetsiz şeyler gibi görünürler. Fakat bütün bir şehir tarihinin, tıpkı renkli taş parçalarından vücut bulmuş nefis bir mozaik gibi, bu kabil küçük şeylerin birleşmesinden meydana geldiğini inkâr edebilir miyiz? Tarihî şehirlere kıymet veren hususiyetlerin yalnız kendi binalarla geniş meydanlardan ibaret olmadığını bilenler, imâr vesilesi ile eski eserlerin imha edilmesinden haklı bir ezâ duyarlar. Binaenaleyh, imâr işinin başında bulunanların da bizim düşüncemize iştirâk edeceklerini ve şehir tarihimiz o civarda münasip bir mahalle naklolunacağını ümit etmemeğe hiç bir sebep görmiyoruz” (M. Câvid Baysun).
Bibl.: Türk Ansiklopedisi; Mehmed Râif, Mir’âtı, İstanbul; M. Câvid Baysun, “Beşiktaşa dâir” makaalesi; Miss Pardo, Constantinople (Nureddin Bey tercümesi); Evliya Çelebi, Seyyahatnâme, I; Nedim, Divan; Sâmi, Divanı; Âsaf Hâlet Çelebi, Divan şiirinde İstanbul; Bostancıbaşı Defterleri; Şirketi Hayri ve Boğaziçi.
1918 de Beşiktaş
(Mühendis Necib Beyin İstanbul Atlasından)
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050350
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2562-2571
Note
Image: volume 5, pages 2566-2567
See Also Note
B.: Beşiktaş Sarayı; B.: Beşiktaş Mevlevîhânesi; B.: Kömürciyan, Eremiyâ Çelebi; B.: Beşiktaş Sarayı; B.: Bostancıbaşı Defterleri; B.: Beşiktaş İskele Hamamı; Beşiktaş Köprüsü; Beşiktaş Deresi; B.: Ihlamur
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.