Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEREKETZÂDE ÇEŞMESİ
Bir onsekizinci asır yapısı olup Galatanın en süslü en güzel çeşmelerinden biridir; Galatanın fethinden sonra Galata Kalesinin ilk dizdarı olan Bereketzâde Hacı Ali bin Hasanın “Bereketzâde Mescidi” diye anıla gelen mescidin yanında iken 1957-1958 arasında Galata Kulesinin bulunduğu meydana nakledilmiştir. Adını taşıdığı Bereketzâde ile hiç alâkası yokdur, hicrî 1145 (M. 1732) yılında defterdar Mehmed Efendi tarafından, Fâtih Sultan Mehmedin müezzinbaşısının ayni yerde bulunan eski bir çeşmesinin yerine inşa ettirilmiştir, kitâbesi şudur (okuyan İbrahim Hakkı Konyalı, İstanbul Âbideleri):
Ayni şefkat menbai âbı zülâli merhamet
Mehdi şevket mâderi Sultan Mahmûdül fiâl
İsmeti valde sultan ki olduğ dâimâ
Kârı fikri bâkiyâtı sâlihâta iştigaal
Sıdkla bir hayri câri etti kim girmez ele
Sû yerine kılsalar mahzen dolusu bezli mâl
Yani şehri Müstimâbâd ile Tophânenin
İhtiyacı âbdan ettikde halkı arzuhal
Gûş edüb tab’ında cûyi merhamet cûş eyledi
Hızrı tevfiki ilâhi oldu râhi hayre dâl
Eyledi tâ ki biniş birgün kemerler semtine
Nûriayni hazreti hâkaanı İskender misâl
Gör şu teyidi hakkı tevfiki feyzi mutlakı
Suyu sâfi âbı vâfı eylemekde eyler hayâl
Âbı rûyin gûhsâr etti ayağına isâr
Kıldı yaşın çeşmei hayvan yolunda hâkimâl
Ettiler hem çeşmeler binâ idüb irvâyi dehr
Kıldılar hem f...
⇓ Read more...
Bir onsekizinci asır yapısı olup Galatanın en süslü en güzel çeşmelerinden biridir; Galatanın fethinden sonra Galata Kalesinin ilk dizdarı olan Bereketzâde Hacı Ali bin Hasanın “Bereketzâde Mescidi” diye anıla gelen mescidin yanında iken 1957-1958 arasında Galata Kulesinin bulunduğu meydana nakledilmiştir. Adını taşıdığı Bereketzâde ile hiç alâkası yokdur, hicrî 1145 (M. 1732) yılında defterdar Mehmed Efendi tarafından, Fâtih Sultan Mehmedin müezzinbaşısının ayni yerde bulunan eski bir çeşmesinin yerine inşa ettirilmiştir, kitâbesi şudur (okuyan İbrahim Hakkı Konyalı, İstanbul Âbideleri):
Ayni şefkat menbai âbı zülâli merhamet
Mehdi şevket mâderi Sultan Mahmûdül fiâl
İsmeti valde sultan ki olduğ dâimâ
Kârı fikri bâkiyâtı sâlihâta iştigaal
Sıdkla bir hayri câri etti kim girmez ele
Sû yerine kılsalar mahzen dolusu bezli mâl
Yani şehri Müstimâbâd ile Tophânenin
İhtiyacı âbdan ettikde halkı arzuhal
Gûş edüb tab’ında cûyi merhamet cûş eyledi
Hızrı tevfiki ilâhi oldu râhi hayre dâl
Eyledi tâ ki biniş birgün kemerler semtine
Nûriayni hazreti hâkaanı İskender misâl
Gör şu teyidi hakkı tevfiki feyzi mutlakı
Suyu sâfi âbı vâfı eylemekde eyler hayâl
Âbı rûyin gûhsâr etti ayağına isâr
Kıldı yaşın çeşmei hayvan yolunda hâkimâl
Ettiler hem çeşmeler binâ idüb irvâyi dehr
Kıldılar hem fazlasın taksimi eshâbı celâl
İşte ezcümle bu câyi kevser âsâ çeşmeyi
Defteri şıkkı evvel yapdı bû ihlâsı bâl
Ol Muhammed nâmı mahmûdül mesâir kim odur
Hayırhâhı saltanat âbı rûyi ehli kemâl
Su gibi ezberleyüp Hâfız okur târihini
“İç Muhammed aşkına mâ çeşmeden âbı zülâl”
(H. 1145)
Şiir bakımından çok düşük olan kitâbenin yegâne kıymeti tarih mâlumâtındadır, şöyle ki: H. 1145, M. 1732 de Galata ve Tophâne semtleri halkı su sıkıntısı çekerlerken Birinci Sultan Mahmud vâlidesinin arzusu ile Belgrad Ormanlarındaki bendi ile buraya su getirmiş, suyun fazlası çeşme yaptıracak hayır sahiblerine tahsis edilmiş, bu hayır sahibleri arasında devrin baş defterdarı Mehmed Efendi ile Bereketzâde Mahallesinde bu çeşmeyi yaptırmıştır. Çeşmesi de o devrin en güzel eserlerindenden biri olmuştur.
Yukarıda da kaydettiğimiz gibi bânisinin adı unutularak yanındaki mescide ve mescidin mahallesine nisbetle Bereketzâde diye anıla gelen bu güzel çeşmi üç kısımdan mürekkebdir, ortada alçak tekneli asıl çeşmi ile iki yanında küçük ve yüksek, ancak gelip geçenlerin su içmelerine mahsus iki çeşme. Bu küçük çeşmelerden sağdakinin üstende “Besmele” soldakinin üstünde de “Aynen fihâ...” âyeti kerimesi yazılıdır. Yukarıdaki kitâbe asıl çeşmenin üstündeki alınlığa konmuştur ve her satırında iki beyit olmak üzere altı satır üzerine hâk edilmişdir.
Asıl çeşmenin iki kenarında, kemer ile büyük kitâbe taşı arasında birer beyitlik iki küçük kitâbe taşı daha vardır (okuyan İbrahim Hakkı Konyalı, İstanbul âbideleri):
Hâfıza bir okub dü mısrâ eder
İki târihi çeşme taksim
Mâ bu nesimi cûy cennetden
(H. 1145)
Akdı iç aynânı tecriyânı naim
(H. 1145)
Kemerin altında bir “Mâşallah yazılıdır, bu mermer levhanın altında da dört satır üzerine ikinci bir kitâbe taşı vardır, bu kitâbeden de harâbiye yüz tutan Bereketzâde Çemesini inşasından bir asır sonra Sultan Abdülmecidin vâlidesinin emriyle hicri 1260, milâdi 1844 yılında hazinedar Azmicemal (Kadın?) tarafından tâmir edildiğini öğreniyoruz (okuyan İbrahim Hakkı Konyalı, İstanbul Abedileri):
Bânisi oldem mukaddem müezzini
İşbu izzetle bu ayni böylece inşâ kılan
Bunları devri felek kıldı harâb ender harâb
Her tarafdan kalmadı bânisini yâd eyleyen
Mehdi ulyânın mübârek didesine rast gelüb
Der akab ihyâsına emreyledi ol sayeden
Hazinedar Azmicemal kim sayesinde nam alup
Can ve baş üzre deyüp tamirin ihyâ ettiren
Mehdi ulyâya dua kılsa sezâ ehli zemin
Bir tarafta zâti pâki bir tarafda bendeden
Cümle hayrâta sal oldular Allah için
Rahat olmıya bunu inkârda olan lâfzen
Binde bir düşer dedi Nâzım nazif târihini
İşbu mâi kevseri Azmicemâl icrâ eden
(H. 1260)
Şiir bakımından birinci kitâbe kadar değersiz olan bu kitâbenin altında ve saıl orta çeşmenin aynı taşı üzerinde “Ve minel mâi külli şey’in hay” âyeti yazılıdır.
Bereketzâde Çeşmesi çok geçmemiş yine harab olmuştur; ayak takımının ekseriyeti teşkil ettiği semt halkı ve bu güzel çeşmeyi hakkı olan dikkat ve itinâ ile kullanmasını bilmemiş, hoyrat eller âbideyi yer yer zedelemiş; niyat çeşmenin suyu kesilince, İstanbula her susuz çeşmenin hazin kaderidir, Bereketzâde Çeşmesi de mahkûm olmuşdur; geniş saçağı çökmüş, yahud sökülmüş, orta ve yan pirinç lüleleri çalınmıştır.
Birinci Cihan Harbinden az evvel Bereketzâde Çeşmesi tesâdüf eseri bir alâka ile zamanın sanat konularından biri oldu; Fransanın Türkiye büyük elçisinin zevcesi Madam Bompar İstanbulun tabiat güzellikleri ile Türk İstanbulun sanat eserlerinin hayrânı ve Türk dostu pek münevver bir kadındı, “İstanbul Şehri Muhibleri Cemiyeti” adı ile bir cemiyetin kurulmasında da büyük himmet göstermişdi, bir gün bu cemiyetin azâlarından bir kaç kişi ile şehirde dolaşır iken Bereketzâde Çeşmesini gördü, cebhesi tamamen alçak kabartmalarla bir biblo gibi işlenmiş sanat eserinin metrûk, evvelâ yarısı türkçe yarısı fransızca “Bereketzâde Çeşmesi” diye bir risâle neşredildi, icâb eden yerlere dağıtıldı ve cemiyet adına teşebbüse geçerek toplanan para ile güzel çeşme tâmir edildi.
Aşağıdaki satırları, Bereketzâde Çeşmesi üzerine geniş bir alâka toplamak için neşredilmiş olan bu risâleden alıyoruz (13,5X20 santim eb’adında kuşe kâğıd, 16 sayfa; 6 sayfası fransızca olup makale Jos. Pinkas imzasını taşımaktadır; türkçe kısım fransızca makaalenin tercemesi olup imzasızdır, ve türkçe kısmına ihtifalci Mehmed Ziya Beye atfen bir ilâve yapılmıştır. Risâle H. Matteosyan “Bible House” Matbaasında basılmıştır, baskı târihi yoktur. Esere çeşmenin harab hâlini gösteren bir resim konmuştur. Elimizdeki nüshâda, içine bilâhare ilâve edilmiş ikinci bir resim vardır ki orada da Bereketzâde Çeşmesinin İstanbul Şehri Muhibleri Cemiyeti eli ile tâmirden sonraki durumunu görüyoruz:
“Galatada Osmanlı Bankası önündeki helezoni ve çirkin merdivenden tırmanarak çıkanlar, bu merdivenin üst başındaki garib ve halkı kosmopolit mahalleye vardığında, orada inci gibi gizlenmiş nefis bir sanat eseri bulacaklarını ummazlar.
“Galata Kulesine varmazdan evvel soldaki sokağa sapar iseniz, Saint - Pierre Mektebinin kapusunun yanı başında susuz bir çeşmenin bir köşeye gömülmüş olduğunu görürsünüz. Zamanın ve hele insanların ne kadar darbesine uğramış!.. Buna rağmen baktıkça baktıkça zarâfet ve nezâketini keşfedersiniz.
“Bu çeşme Üçüncü Sultan Ahmedin meşhur çeşmesinin ne eb’adına ne de ziynetine mâlikdir (yüksekliği takriben 4, eni de 3,75 metrodur); lâkin Bâbıhümâyunun karşısındaki çeşmeden dört sene sonra yapılmış ve o büyük devrin bütün üslûbunu, zevki selimini, letâfetini, âdetâ hulâsa etmişdir.
“Bu çeşmenin târihcesi kitâbeleri üzerindedir.
“Tezyinatı çiçeklerden ve meyvelerden alınmış ve bunlara muhayyel şekiller katılmış, yapısı bittiği zaman canlı renklerle boyanmış, boyalar arasına altın yaldızlar konmuş, öyle ki âbidenin cebhesi, gök yüzünün altına görünmeyen ellerle gerilmiş nakışlı sırmalı bir kumaş gibidir. Bugün ancak yapraklar üzerinde biraz renk kalmış. Saksı şekillerinde görünen bazı yaldızlı noktalar da muhteşem bir mâziyi hatırlatmaktadır.
“Çeşmeyi örtmesi gereken çatı veya saçak yok olmuş, yolun kenarında görülen haznesi de yıkılmıştır.
“Çeşme mustatil şeklindedir. Yukarıda bulunan iki pervazdan birincisi pek nâzik tezyinatlı, altındaki ise istalaktitlidir. Ayni ziynetler aşağıda ve yan taraflarda da vardır.
“İki tarafdaki çiçek saksılarının konuluş ve tertibinde ve kezâ cebhenin üst kısmında meyva ile dolu tabakların resminde bir tenâzur var gibi görünüyorsa da bu şekilleri mermere nahteden sanatkâr teferruatda öyle değişiklikler yapmışdır ki temâşâ edenlere de usanç veren tekerrürlerden, makina, kalıp olmakdan kendisini kurtarmışdır. İlk anda yekdiğerinin eşiymiş gibi görünen bir çiçek saksısı ile karşısındakinin arasında, çiçeklerle sap ve dallarında, armudlarla, incirlerle benzerlik yokdur; bütün teferruatda bir tenevû görülür.
“Sanatkâr bir çiçeğin tamamı tamamına kopyasını da yapmamışdır, o çiçeğin tab’ı aslisini, hâtırasını ihyâ etmek istemişdir. Meselâ güllerin yaprakları birer birer yapılmış değildir, zâten çeşmenin cebhesine uzakdan bakanlari için bunun faydası da yoktur. Fakat bu çiçeğin ve yapraklarının mâhiyeti asliyesi, saplarının istikameti o derece itinâ ile nahtedilmişdir ki oradan geçen bir çöpçü bile bakınca yanılmaz. “Bunlar güldür!..” der.
“Çeşmenin üst kısmında içi incir dolu iki tabak vardır, incirler ortalarından yarıkdır, incir tabaklarının iki yanında da ayaklı birer yemiş tabağı içinde armudlar vardır. Yemiş tabaklarının arasındaki boşluklar da çiçeklerle kapatılmışdır.
“En aşağıda tekne hizasında, asıl çeşmenin musluğunu taşıyan ayna taşında ve musluğun iki yanıda pek güzel iki servi ağacı yapılmışdır, insan kendisinin hakiki servilerin gölgesinde ve çeşmenin çağıltısını işidir gibi sanıyor” (Jos. Pinkas).
Son yıllarda yine tâmir görerek Galata Kulesinin bulunduğu Kuledibi Meydancığına nakledilmiş olan Bereketzâde Çeşmesi öyle tahmin ediyoruz ki bir müddet sonra “Kuledibi Çeşmesi” diye anılacakdır.
Hakkı Göktürk
Kuledibinde Bereketzâde Çeşmesi
(Resim : Bülend Şeren)
Theme
Building
Contributor
Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Hakkı Göktürk
Identifier
IAM050304
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Bülend Şeren
Description
Volume 5, pages 2534-2537
Note
Image: volume 5, page 2534
Theme
Building
Contributor
Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.