Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BERBER; BERBER DÜKKÂNLARI BERBERLER
İstanbulda esik hâlini, dekoruna muhafaza eden tek berber dükkânı kalmamışdır.
İstanbulun fethinden Kanuni Sultan Süleyman zamanında kahve keyfinin yayılmasına ve Büyükşehirde ilk kahvehânelerin açılmasına gadar, berber dükkânlarının nasıl yerler olduğu hiç bilinmiyor (B.: Kahve, Kahvehâneler).
Kahvehâneler açılıp, büyüklü küçüklü şehrin her tarafına yayılınca, berber dükkânlarını istiklâlini kaybetti ve kahvehânenin bir köşesinde yerleşdi, berber esnafı da kahveci esnafına yamak sayıldılar.
On yedinci asır ortasında, anlamsız bir müstebid olan Dördöncü Sultan Murad bütün Türkiyede kahve içmeyi yasak idüb kahvehâneleri kapattığında, berberler yine müstakil oldu. Fakat bu padişahın ölümü ile bu ceberût yasağı da kalkdı ve berber dükkânı yine kahvehânenin içine girdi, bu devir Yeniçeri Ocağına kaldırıldığı 1826 yılına kadar, hemen iki asra yakın devam etti.
Yeniçerilerin son devrinde bütün İstanbul esnafı arasında kahveciler ve berberler de yeniçeri ocağına kayıdlı, yahud yeniçerilik güder, yeniçeri taslakcısı idi, yeniçeri zorbalarının hemen hepsinin de gaayet mükellef bir veyâ birkaç dâne irad kahvehânesi vardı; kahvehâneler de türlü uygunsuzluk, fisik ve fuhşiyâtın gözgöre yapıldığı yerler olmuşdu: 1826 da Yeniçeri Ocağın kanlı bir şehir muhârebesi ile kaldıran İkinci Sultan Mah...
⇓ Read more...
İstanbulda esik hâlini, dekoruna muhafaza eden tek berber dükkânı kalmamışdır.
İstanbulun fethinden Kanuni Sultan Süleyman zamanında kahve keyfinin yayılmasına ve Büyükşehirde ilk kahvehânelerin açılmasına gadar, berber dükkânlarının nasıl yerler olduğu hiç bilinmiyor (B.: Kahve, Kahvehâneler).
Kahvehâneler açılıp, büyüklü küçüklü şehrin her tarafına yayılınca, berber dükkânlarını istiklâlini kaybetti ve kahvehânenin bir köşesinde yerleşdi, berber esnafı da kahveci esnafına yamak sayıldılar.
On yedinci asır ortasında, anlamsız bir müstebid olan Dördöncü Sultan Murad bütün Türkiyede kahve içmeyi yasak idüb kahvehâneleri kapattığında, berberler yine müstakil oldu. Fakat bu padişahın ölümü ile bu ceberût yasağı da kalkdı ve berber dükkânı yine kahvehânenin içine girdi, bu devir Yeniçeri Ocağına kaldırıldığı 1826 yılına kadar, hemen iki asra yakın devam etti.
Yeniçerilerin son devrinde bütün İstanbul esnafı arasında kahveciler ve berberler de yeniçeri ocağına kayıdlı, yahud yeniçerilik güder, yeniçeri taslakcısı idi, yeniçeri zorbalarının hemen hepsinin de gaayet mükellef bir veyâ birkaç dâne irad kahvehânesi vardı; kahvehâneler de türlü uygunsuzluk, fisik ve fuhşiyâtın gözgöre yapıldığı yerler olmuşdu: 1826 da Yeniçeri Ocağın kanlı bir şehir muhârebesi ile kaldıran İkinci Sultan Mahmud, aynı günler içinde İstanbulda ne kadar kahvehâne varsa kapattı ve İstanbul şehri birden berbersiz kaldı.
Esnaf gedik, usulüne tâbi idi (B.: Gedik); berber gedikleri de kahvehâne gediklerine bağlı idi; İkinci Mahmud kahvehâneleri kapayınca, berberlerin dükkân açabilmeleri için yeniden berber gedikleri ihdas edildi.
Vak’anüvis Lütfi Efendi H. 1243 (M. 1827-1828) vekaayii arasında şöyle anlatıyor:
“Vak’ai Hayriyeden sonra Dersaadet ve Boğaziçinde ne kadar kahvehâneler varsa ocakları yakılarak sed ettirilmişdi. Bunların ekser eshâbı fukarâdan olduklarından başka ehâlinin tıraş olması ve teneffüs etmesi için bu kahvehânelerin berber dükkânına tahvil için evkafı hükâyundan Berber Gediği nâmı ile müceddeden sened alınarak bâzılarının küşâdına ruhsat verildi.”
Bir müddet sonra, târihini maalesef tesbit edemedik, kahvehânenin bir köşesine bir berber yerleşdi; fakat berberler kahvehânelere müstakil gedik sâhibi olarak girdiler. Bir kısım berberler de dükkân istiklâlini muhafaza ettiler.
İkinci Abdülhamid zamanındadır ki avrupakâri berber dükkânları açıldı ve kendilerini eski usûl berberlerden ayırmak için “perûkâr” adını aldılar. İstanbul berberliğinde büyük inkilâbdır; bellerden futalar, peştemallar atıldı, yerini beyaz patiskadan iş gömlekleri aldı, sabun leğende el ile köpürtülür, sakal kılları el ile yıkana ovula yumuşatılır iken, yerine sabun tasları ve tıraş fırçaları kaaim oldu; yalın ayaklı, ayakları nalınlı takunyalı, kolları sıvalı çıraklar da beyaz gömlek, çorab pabuc giydiler, makasın, usturanın yanına saç makinaları kondu; sıtıllar tamamen kalkdı, müşteriler peykeye oturtulur, dize yatırılır iken, baş yastıklı berber koltukları kullanıldı. Gün günden eski berberler azaldı ve yerlerini perükârlar aldı ve nihâyet Cumhuriyet inkilâbında da “perükârlar aldı ve nihâyet Cumhuriyet inkilâbında da “perükâr” adı terk edilerek Berber, bu yeni dükkânlara da âlem oldu, lâkin yeni berber dükkânlarının eski berber dükkânları ile hiç bir ilgisi kalmamış idi. Yukarıda ad kaydettik, zamanımızın berber dükkânlarına bakarak eski dükkânlar hakkında bir fikir edinmek mümkün değildir. Esik berber dükkânları hakkında onsekizinci ve on dokuzuncu asırlarda İstanbula gelmiş yabancı ressamların yapdıkları resimlerden mübhem bir fikir edinilebilmekteyiz. Eski narh defterleri ile esnaf nizammnâmelerinde de berberler hakkında mühim kayıtlar vardır, bunlardan da berber dükkânları hakkında bâzı hususiyetler öğrenebiliyor. Rind ve külhânı şâirler de berber civanlarını medih yollu yazdıkları manzumelerde berber kıyafetleri, tıraş usulü ve dükkân âdab ve nizâmı hakkında malûmat vermektedirler.
Eski berber aynı zamanda sünnetci, dişci ve harcamatcı idi; kellik, uyuz, sıraca, egzama gibi cild hastalıklarına da ilâçlar, merhemler yapardı; çeşidli ihtisas sâhibi mutatabbib idiler.
Dükkânların zemini (ki eskeriyâ bir kahvehâdir) taş veya tuğla döşenmiş olmak şart idi. Usta, kalfa ve çırak, berberler dükkânlarında bellerinde gaayet temiz ve eskeriya ibrişimden dokunmuş peştemal, futa bağlamak ve ayaklarına nalın veya takunya giymek mecburiyetinde idiler; kalfalarla çıraklar ise yaz ve kış nalın veya takunyalarını yalınayak çorabsız giyerlerdi; çorab kirli olabilirdi, kirini göstermese pislikdir, gösterse iğrenç idi, her hangi bir sebeple veyâ ifîyâd ile ellerini ayaklarına götürebilirlerdi; halbuki ayak çıplak olursa temiz tutulma mecburiyeti hâsıl olacaktı. Kollarda daimâ dirseklere kadar sıvanmış olmak şarttı; gömlek de mintan yerleri kirlenmiyecek, müşteri de kirli veyâ kirlice bir kol yeni yerine tertemiz bilekler ve kollar görecekdi.
Tıraş dizide yapılırdı. Müşteri peykye oturtulur, berber yüzün iki tarafındaki sakal kılını ustura ile kazıyıp aldıktan sonra evvelâ sol ayağını müşterinin oturduğu peykeye dayar, dizine temiz bir peşkir koyar, müşterinin başını dizine yatırır sağ tarafını perdaht eder, sonra sağ ayağını dayar, başı öbür dizine alır, sol yanağı perdaht ederdi.
Sabuh hususî yapılmış berber leğeninde el ile köpürtülür, ve yüz kılları bu sabunla ve yine el ile iyice yıkanub oğularak yumuşatıldıktan sonra ustura vurulurdu. Tıraşdan sonra da mutlaka baş yıkanırdı; baş da “stil” altında yıkanırdı. Stil, berber dükkânlarında tavana asılmış orta büyüklükde ve eskeriyâ bir maşraba yahud küp şeklinde su kabıdır; dibinde bir musluğu vardır; baş yıkanır iken çırak oğlan leğen tutar, berber de sıtıldan akan sui ile başı yıkardı. Stıl, berberin hâline, vaktine, dükkânının mevkiine, semtine, dolayısı ile müşterilerinin içtimâi durumuna göre toprakdan, kalaylı bakırdan, yâhud gümüşden olurdu. Stillar bâzan da duvara çakılmış uzunca bir demir çubuğa asılırdı.
Çırak oğlanların bir vazifesi de, ustası veya kalfası müşteriyi tıraş eder iken hasırdan yapılmış zarif yelpâzelerle sinek kovmakdı.
Berberler tıraşa başlamadan ustura biledikdikleri kayışı da bellerine asarlardı.
On dokuzuncu asırda yaşamış kalender şâirlerden Beşiktaşlı Gedâl (ölümü 1887 - 1889), bir nevcivan berber şânında yazdığı gazelde (B.: Berber Civanları), eski berber kıyâfeti ile bir tıraş gaayet renkli ve canlı tasvir etmektedir:
İbrişim fûta güzel gerci yaraşmış beline
Sırma tasmâtı nalın pâyine, mikras eline...
............................................................
Sığayım kollarını, al ele altun leğeni
Yüzümün kaaresine bakma, tırâş eyle beni
Dizine baş koyayım, koklayayım gül bedeni
...............................................................
İçi sırmâli kayış belde, meded elde bıçak
.............................................................
İstanbul berberleri hakkında en eski kayıd Onyedinci asrın büyük muharriri Evliyâ Çelebinin Seyyahatnâmesinde, Dördüncü Sultan Murad zamanında yapılmış muazzam bir Ordu-Esnaf Alayını tasvir eden sayfalar arasındadır. O tarihde kahvehâneler kapalı olduğu için berberlerin, kesin bir hakikat ifâde etmemiş de olsa, kaç dükkân ve kaç nefer olduklarını yazmamışdır, şöylece anlatıyor:
“Esnâfı Berberan — Âdem Aleyhisselâmdan Hazreti İbrâhime gelinceye kadar Cemil beni, âdem keysûdar (saçlı) idi, berber nedir hiç bilmezlerdi. Cenâbı Hak Hazreti İbrahime kâbeyi bina etmesi için ferman buyurdukta edeyı haç ettikden sonra Mine pazarında keysüûlarını yolunmağı de emretti. Hazreti İbrahim oğulları İsmail ve İshakı da tıraş eyledi. Bu veçhile tıraş, sünneti İbrahim oldu. İbtida baş tıraş edip berberlere pir olan İbrahim Nebidir.
“Hazreti Muhammed’e kırk yaşında Nübüvvet geldiği zaman kaysûdar idi. Zirâ cemii Haşimi ve Kureyşi zevât keysûdar idiler. Hâlâ yine sâdâtı kiramdan saçlılar çoktur. Hazreti Risalet Mekke’yi fetih buyurdukta Hazreti Risalet Mekke’yi fetih buyurdukta Kureyş ekâbiri gelip şerefi islâm ve müşerref oldular. Hazreti Rizasel gariki sürur ve şadümânı olup hemen Selman Pâk’e mübârek başlarının tıraş edilmesini emir buyurdu. O halde berberlerin piri Selman Pâk olmuş olur. Hazreti Ali belini bağladı; Selman Bağdad’a karip nehir kenarında bir asitânede medfundur.
“Berber tâifesi de alayda tahtıveranlar üzerine kurdukları dükkânlarını günâgün camlar, sarı pirincden leğen ve ibrikler ile ve nice bin alaman usturaları ile tezyin idüb bellerinde pâk ibrişim peştamallarla nice âfıtab gibi berber civanları şakalar iderek geçerler”.
Evliyâ Çelebi on yedinci asırda sünnetci berberleri yüz ve baş tıraşı ider berberlerinden ayrı ve onlara yamak esnaf olarak kaydediyor; ve onlar hakkında da şunları yazıyor:
“Esnâfı Berberânı Sünnetciyan - Dükkân 300. nefer 400. Pirleri Ebül Havakin Muhammed bin Talha bin Abdulahdır; peştemalını Selman Pâk bağladı; islâm ile müşerref olanları sünnet ederdi. Bunlar da arabalar üzerine dükkânlarıın usturalarla süsleyüb bâzı oğlanları dükkânlarında dümbelek ve kudüm ile sünnet eder şekilde geçerler”.
Evliyâ, sünnetciler gibi, ustura çarkcıları ve ustura kuyrukcularını (ustura sapı yapanları) berberlere yamak esnaf kaydediyor.
On sekizinci asrın külhâni şâiri Haşmet Efendi de Üçüncü Sultan Mustafanın kızı Hibetullah Sultanı doğumu şerefine yapılan şenlikler üzerine yazdığı “Velâdetnâmei Humâyun” adındaki eserinde, büyük esnaf alayını tasvir ederek berberler hakkında şunları yazıyor:
“Gürûhi berberânın simberânı âyıne tal’atânı, kimi tavrı edibâne ve kimi tarzı levendâne, birle kıl ayıbsız billûr gibi berrak ve saf olan sinei şeffâfı mir’âtı safaların nümâyendei şikâfı çâki gırîban, ve sâidi bî mûyi billûrin sâkların kuşâyendei pişi nigâhı nuzzâr iderek güzâriş oldular”.
Yukarıda da kaydetmiş idik, diğer esnaf hakkında olduğu gibi, İstanbul berberleri için de en kıymetli vesikalardan biri eski resmi narh defterleri ile esnaf hakkında İstanbul kadılığı tarafından konulmuş olan esnaf nizamı defterleridir. Aşağıdaki satırları Sultan İbrahimin ilk saltanat yıllarında tanzim edilen bir nizamnâmeden alıyoruz:
“Berberler,
“Adam başından bir akçe alalar.
“Mürüvveten bir akçeden ziyade verende, gülsuyu ile riâyet edeler.
“Ve ayak berberlerinden maada, dükkânda oturanlar ibrişim peştemal kuşanıp pâk esvap istimâl edeler.
“Sıtılı ve leğenlerini kalaysız istimâl etmiyeler; ve usturalarını gaayet keskin ideler.
“Tıraş ve hacamat ve cerrahların sanatlarını öğrenmek için şâkird olanlara beş seneden eksikte icâzet verilmiye.
“Ancak tıraş öğrenmek için şâkird olanlara iki seneden eksikte icâzet verilmiye. Üç ayda ve altı ayda başa çıkup tıraş etmede mehâretleri olanlar taarruz olunmayup elleri ham olanlar, kethüdaları ve yiğit başları marifetleri ile geri çıkar olup tıraşda üstad olunca hizmet edeler.
“Yeni usturayı kösereye tutmağa iki akçe alına. Ve kullanılmış usturayı kösereye tutmağa bir akçe alma”.
Beşiktaşlı Gedâl, sevdiği bir nevcivanın saçlarını kesen bir berbere lâtife yollu şöyle inkisâr ediyor:
Esme ey bâdi sabâ bir dahi canan iline
Düşme beyhûde sakın kelbi rakibin diline
Nazar it gözlerimin hûn ile memlû seline
Şimdi yüz virmez o şûh vakti sehergâh yine
Alup o şâne ü mikrasını berber eline
Nice kıydın o şehrin perçeminin bir teline
Büyütüp serde yetiştirmiş idim dal fes ile
Ülfeti gayri yasağ itti gönül herkes ile
Bağrına taş mı basup kesdin ani mikras ile
Dilerim bâri Hüdadan iki destin kesile
Alup ol şâne ü mikrasını berberler eline
Nice kıydın o şehin perçeminin bir teline
Yeniçerilik zamanında kahvehânelerde maskot, uğur, kazanc tılsımı olarak bir flurya yahud kanarya kuşu bulundurulurdu; yeni bir kahvehâne açılır iken, dükkân hediyelerinin en makbûlü de mükellef bir kafes içinde bir kanarya kuşu idi; bu gelenek sonra berberlere geçdi, her berber dükkânında bir flurya yahud kanarya mutlaka bulunur oldu. Daha sonra bunlara isketeler, sakalar da ilâve edildi.
İstanbulda Cumhuriyet inkilâbına kadar, berberlik, dellâklık ile ayni seviye ve mâhiyetde bir meslek görülmüşdür, hattâ sarâyı hümâyunda dahi zülüflü ağalardan berber olanlar ayni zamanda dellâk olurlardı. Ancak ayaktakımı çocukları berber olur, çıraklığından sakal bırakıncaya kadar da kötü nazar altından kurtulamazdı; Müverrih Câbi Said Efendi hicrî 1223 vak’aları arasında bu yüzden çıkmış bir hâdiseyi tafsilâtı ile anlatıyor (s. 228); şöyle ki: Üsküdarda Zağarcılar Ocağına berber çıraklığından yetişmiş güzel ve pek genc bir delikanlı nefer yazılır. Bu asker ocağının yoldaşlarından Kürd Mehmed ile Dervişoğlu adında iki nefer bu oğlan berberdir diye delikanlıya kötü gözle bakarlar ve hakkında çirkin şey düşünürler, fakat arzularında kolay nâil olmak için güzel delikanlıya evvelâ yoldaşlık muhabbetleri gösterirler, onu gûya himâye eder ve şerirlerden korur görünürler, mutlak itimâdını kazandıktan sonra 16 receb, çarşamba günü (7 Eylûl 1808) uşağı alub kıra götürürlerv ekötü maksadla üzerine saldırırlar; delikanlı ellerinden her nasılsa kurtulur, kaçar, fakat sırtındaki binnişi ile tütün kesesi ve sâir eşyası (pabucu, külâhı, cebkeni, kuşağı olacak) vak’ayerinde kalır. Hâdiseyi gelir anasına nakleder. Kadın kışlaya gidip mütecâvizlerden oğlunun eşyasını ister, onlar inkâr eder; “Ne böyle bir şey oldu; ne de eşyâ gördük” derler. Bunun üzerine Üsküdar Ustasına gider. ”Eğer bunları yakalayub, hapsetmez isen ben Sadırâzam Efendimize arzuhal vermeğe gidiyorum!..” der (O tarihde sadırâzam amansız diktatör ve yeniçeri düşmanı Alemdar Mustafa Paşadır). Kendi başından korkan Üsküdar Ustası adamlarına ve zâbitlerine Kürd Mehmed ile Dervişoğlunun nerede iseler hemen bulunub hapsedilmelerini emreder, şerirler yakalanır ve Üsküdar Bağçesi Kolluğunda hapsedilir. Berber uşağın anası Bâbıâliye gidip sadırâzamada arzuhal verir. Alemdar da iki nefer zagarcının Bâbıâliye yollanması emrini verir. Dervişoğlu meselenin kötüye sardığını görünce, gardiyanları yerinde olan Üsküdar Bağçesi Ocağı aşçısına: “Yoldasım, bana hamam iktizâ etmişdir, emniyetin yok ise beraber hamama gidelim, bir su döküneyim, çabucak döner, geliriz” der, adamı kandırır ve hamam bahânesi ile kaçar. O kaçdıkdan sonra Bostancıbaşının adama gelip: “Herifleri Sadırâzam efendimiz istiyor! Üsküdar Ustası ile Zağarcılar Ustası ve cümlezâbitler de beraber gelecek!..” deyince, Dervişoğlunun hamamdan dönmediğini gören aşçı hemen başından alâmeti fârikası olan külâhını çıkarıp o da selâmeti firarda bulur.
Bâbıâliye götürülen Kürd Mehmed sadırâzamın emri ile hemen Irgad Pazarında idam olunur, fakat firâri Dervişoğlu ile aşçı bulunamazlar”.
İkinci Abdülhamit devrinde de buna benzer bir vak’a olmuştur; 1888 de Sarıyerde Sularda ayak takımının kurduğu bir içki meclisinde bir delikanlıya: “Berbersin, elbet kalkup oynarsın!” diye zorla köçeklik ettirilmiş, tecâvüz daha çirkin bir safhaya dökülünce mütecâvüzlere genc berberi korumak isteyenler arasında kanlı bir kavga olmuşdur. Bu vak’alardır ki Cumhuriyet inkilâbının fazilet ve ahlâk yolundaki büyük başarısını belirtir. Bugün berber vatandaş böyle bir şâibeden münezzehdir.
Bu ansiklopedinin değerli kalem arkadaşlarından Münir Süleyman Çapanoğlu bize şu notları tevdi etmişdir:
“Eski berber dükkânlarının hatırladıklarının 1908 inkilâbından sonra Birinci Cihan Harbine kadar mevcudiyetlerini muhâfaza edebilen Yeni Câmi etrafındakiler, Tahtakaledekiler, Süleymaniyede Tiryâki Çarşısındaki dükkânlardır. Hepsinde okunan bir levha gözümün önündedir:
Hamdü minnet ol Hüdâya bize virdi devleti
Hazreti Selman Pâkdir pirimizin şöhreti
Hem Resulün berberidir ol kemâl zâti pâk
Gaafil olma gel tıraş ol eyle icrâ sünneti.
“Bâzan da kıt’a beyit olurdu:
Her sabah Besmeleyle açılır dükkânımız
Hazreti Selman Pâkdir pirimiz üstâdımız
“Bâzı dükkânlarda da şu mealde levhalar görülürdü:
Her kim ister râhati mûyi seri
Berber Abdullaha olsun müşteri
*
Ey müslüman gel tıraş ol, tıraş olmak sünnettir
Bu dükkânda olan berber Usta Hacı Himmetdir
*
Bu dükkâna bunca rağbete sebeb
Üstâdı berberan Zagralı Receb
2519-2520 eksik
İstanbul Berberi
(Bir XVII. asır minyatüründen)
İstanbul Berberi, XIX. asır sonu
(Sabiha Bozcalının bir kompozisyonu)
Âyinedâr Berber Çırağı
(Resim : S. Bozcalı)
Ne revâ yâd ile meyhânede meyler çakışın
Beni bend etti girîbânı dile el atışın
Benziyor ayni peripeykere, berber, bakışın
İbrişim fûte güzel gerçi yaraşmış beline
Düzedir zülfünü zer şâneyi almış eline
Sırma tasmâlı nalın pâyine mikrâs eline
Düşdüm âhû gibi ey muğbeçe ben Çin eline
Beni bend etti giribânı dile el atışın
Benziyor ayni perikeykere, berber, bakışın
Sığayım kollarını al ele altun legeni
Yüzümün kaaresine bakma tırâş eyle beni
Dizine baş koyayım koklayayım gül bedeni
Alayım bir gece tenhâ teni âguuşe seni
Beni bend etti giribânı dile el atışın
Benziyor ayni peripeykere, berber, bakışın
Görmedim, sen gibi bir dilberi nâzende kıyak
Ucu sırmâlı kayış belde meded elde bıçak
Ömrümün hâsılını kesmeğe geldin çabucak
Bire cellâd nigârın şu benim hâlime bak
Beni bend etti giribânı dile el atışın
Benziyor aynı peripeykere, berber, bakışın
Vaslına kûşe nişin olmadadır hep ağyar
Seni başdan çıkarır olma sakın
onlara yâr
Kimi âteş kimi sû der kimisi
vasılın umar
Sana sâdık bu Gedâi gibi bir
bende mi var
Beni bend etti girîbânı dile el atışın
Benziyor ayni peripeykere, berber, bakışın
Onsekizinci asrın külhâni şâirlerinden Haşmet Efendi de, Üçüncü Sultan Mustafanın kızı Hibetullah Sultanın doğum şenlikleri üzerine yazdığı Velâdetnâmei Hümâyun” adındaki esirinde bir kaç İstanbul bıçkınının tuhaflıklıklarının anlatırken Büyükşehrin berber civanlarından bahsediyor, şöyle ki, vücud yapısı iri yarı bir külhânı kendisine donanma nâzırı, şenlikleri tanzim ve idâreye memur edilmiş süsünü verir, başına bir “destârı perişâne” sarar, sırtına samur mu, nâfe mi ne olduğu belirsiz bir “ferâcei kibârâne” geçirir, kıyâfeti muntazamca bir beygire biner, yanına onbeş yirmi nefer çuhadar kıyafetinde ayağına çabuk bıçkın delikanlılar alır, bu uçarıların bir kısmı önünde, bir kısmı arkada, öndekilerin ellerinde kocaman fenerler, gece çarşı boylarını dolaşmağa başlar:
— Ben donanma nâzırıyım, kandilleriniz müzeyyen olsun diye teftiş ederim.. diye esnafdan para koparır. Bu arada bir berber dükkânının önünde durur ve berberi huzuruna çağırır, kaşları çatık, gazablı:
— Be gel adam şuraya!.. diye bağırır, sen ne şekil berbersin? Hiç sen başından korkmaz mısın?.. Nerede senin sinesi âyineden saf, gerdanı nûri seherden şeffaf, bâzûları, bilekleri simin, gamzeleri ustura gibi keskin, kaşları figü hançer, kirpikleri birer neşter, servi sim endâm gibi mahbûbî dil ârâm şâkirdin nereye gitti? Bire nâ tırâşı tasma kıran gidi, böyle âyinesiz berber dükkânı olur mu? Şimdi senin saçın ve sakalın tıraş edip Tersâneye küreğe göndersem zerre kadar günâhın var mıdır?.. Söyle bakayım, bundan başka sen ne biçim kandillerini lebrizi rugan etmedin?.. Ve şuraya yirmibeş kandil asılmak gerekir iken onbeş kandil yakdın?.. Ve fitillerini ne için bu kadar ince yapdın?.. Ben bu sahte debdebeden ile kırk senedir züğürdük ateşine canımı yakıyorum da sen donanmâyı hümâyunda beş kandil fazla yakmağa kaadir olmadın mı? Değnek vurun şu asılacağa!..
Etrafındakiler baldırıçıplaklar gûya şefaat ederler, nâzır ağa da yumuşar:
— Hoş.. öyle olsun!.. Var bu gecelik seni bağışladım, lâkin sana tenbih, yarın gece şu mahalle onbeş kandil daha yak, bir kaç nefer şûh veşivekâr şâkird tedârik eyle, dükkânın önünde pervâne gibi dolaşan âşıkların ciğerini de onlarla yak, yüreklerinin yağını erit, dükkânında oturan ahbabını o şevk ile yanmağa mum et, yoksa ben, yoksa ben gelir, senin canını yakarım!.. Hele bu gecelik adamlarımıza bir mikdar harçlık ver de ırzını satın al!.. der.
İstanbulun berber civanları hakkındaki şu fıkrayı da “Mesmûât” adında müellifi meçhul risâleden alıyoruz:
“Mahbubdost bir adam İstanbula gelir, çarşı ve pazar dolaşır iken bir berber dükkânında güzel bir çırak görür, çocuğu bir müddet yakından temâşâ için dükkânı girer, baş tıraşı olur, saçlarını kazıtır. Oradan çıkıp beş on adım atınca başka bir dükkânda birincisini gölgede bırakan başka bir güzel görür, oraya da girer, sakalını kesdirir, kırk yıllık sakalı beş on dakikalık göz zevkine fedâ eder, fakat on adım sonra üçüncü dükkân, öbürlerinden dilber bir berber civanı, oraya da dalar, bıyıkları gider, dördüncü dükkânda kaşlarını kazıtır, fakat İstanbulda ne berber dükkânı biter, ne de berber güzeli, nihâyet bir beşinci dükkânda bir peripeyker görür ki gözleri kapuda müşteri bekler... oraya da girer. Genc ve güzel berber buyurun der, peykeye oturur, boynuna peşkiri bağlar, adamın başını dizine alıp tıraş edecek, fakat görür ki ne saç, ne sakal, ne bıyık, ne kaş, cas cavlak bir kelle. Adam zarif kişi imiş, gencin hayretini görünce:-Oğul! der, bu hâle sizin yüzünüzden geldim, kanım sana helâl olsun, hazır ustura elindeyken sene de boynunu vur, beni hallâs eyle!..”Mesmûât, S. 70).
Altmış çeşid esnafın güzelleri sânında yazılmış altmış kıt’alık bir esnaf destanında berber kıt’ası şudur:
Berberin güzeli dillere destan
Cümlesi âşüfte âlüfte fettan
Ham gümüş külçesi o şâhi hûban
Dizine başkoyan o şâha kurban
Avrupa kâkülü âyine sine
Nakdi can koyulur âyinesine
Ayni mealde nâzırı meçhulümüz şu beyit vardır (B.: Âyinedar):
Ol ser tıraşa bend olur sinesin gören
Kor nakdi cânı üstüne âyinesin gören
Şâir Ayıntablı Aynî de:
Cânü ser kılmaz fedâ sofi o şuh berbere
Olmadıkca leb be leb zânû bezânû bir biber
Nâbî de bir güzel berberin müşterileri dükkâna bağlanmasını şöyle tasvir eder:
Bir giren bir dahi çıkmaz idi dükkânından
Desti berberdeki mikras demeseydi: çık çık!..
Bir meddah hikâyesinin kahramanı da Bâli adında Üsküdarlı bir berber civandır (B.: Bâli, Üsküdarlı Berber).
1890 - 1900 arasında Üsküdar adliyesinde kâtiblik yapmış ve bâzı şâirleri de Malûmat mecmuasında neşredilmiş Rodoslu İbrahim Hakkı adında bir zâtin de üsküdarlı bir berber güzeli için yazdığı bir şarkı vardır, Merdivenköylü Tevfik’den derlenmiş olan şarkı şudur:
Oldu gönlüm bir berberin âşıkı âveresi
Üsküdarlı bir peridir çarşunun mehpâresi
Şehri tenvir eylemekde şûlei ruhsâresi
Pâyini bûs eylemenin bulunmaz mı çâresi
Nâlin ile pâ bürehne reftâr iden dilberim
İbrişimden peştemalla pek güzeldir berberim
Âhû misal enzârıdır râhi aşkda rehberin
Pâyini büs eylemenin bulunmaz mı çâresi
Küşad ider âyinei sinesin uşşâkına
Bir mültefit tebessümü kâfi bu müştâkına
Bırak cânâ vahşeti de lütfeyle gel Hakkına
Pâyini bûs eylemenin bulunmaz mı çâresi
Theme
Folklore
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050281
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. Bozcalı
Description
Volume 5, pages 2514-2522
Note
Image: volume 5, pages 2515, 2516, 2517, 2521
See Also Note
B.: Kahve, Kahvehâneler; B.: Gedik; B.: Berber Civanları; B.: Âyinedar; B.: Bâli, Üsküdarlı Berber
Theme
Folklore
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.