Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEN
Garb türkçesinde, yüzde yâhud vücuddaki kumral veya siyah nişan; dilimizde bu mânada ve bilhassa divan edebiyatında arabca “hâl” kelimesi de kullanılmışdır.
Ben, bir toplu iğne başı kadarından leke sayılacak büyüklüğe kadar olur.
Yüzdeki benler, kaş üstünde, ucunda, şakakda, burnun kanadı yanında, yanakda, çene kenarında, çene çukurunda, yüzü gösteren boyun, gerdan üzerinde sâhibine ekseriyâ bir ayrı şirinlik, letâfet verir; hele sâhibleri güzellikile de seçkin iseler, nigâr yâhud mahbub, benleri kendilerine lâkab ola gelmişdir; âşık şâir kalemleri ile Büyükşehrin târihine geçmiş benlili İstanbul güzelleri, İstanbul masallarıının kahramanları arasında benli dilberler, Benli Ayşe, Benli Belkis, Benli Fatma, Benli Ali, Benli Ahmed, Benli Yusuf gibi isimler pek çokdur. Hattâ bâzan kendi göbek isimleri unutulur da, bihlassa türkden gayrî milletlerden güzellerde,”ben” leri unutulmaz: Benli Rum, Benli Çerkes, Benli Lâz, Benli Köçek gibi.
Âşık Beşe “ben” i hassaten güzellik unsuru olarak görüyor:
Hangi yüz kim ande ben vâr ola
Bin kişinin gönlü ande zâr ola
Fakat unutulmamalıdır ki, küçük ben’lerden yerini bulamamış olanlar, meselâ tam burnun üstünde bir ben ve çok iri, yüzde âdetâ bir leke teşkil eden ben’ler aslında çizgileri pek câzib olan sîmâlar için bir nakise olur, hüsün için ö...
⇓ Read more...
Garb türkçesinde, yüzde yâhud vücuddaki kumral veya siyah nişan; dilimizde bu mânada ve bilhassa divan edebiyatında arabca “hâl” kelimesi de kullanılmışdır.
Ben, bir toplu iğne başı kadarından leke sayılacak büyüklüğe kadar olur.
Yüzdeki benler, kaş üstünde, ucunda, şakakda, burnun kanadı yanında, yanakda, çene kenarında, çene çukurunda, yüzü gösteren boyun, gerdan üzerinde sâhibine ekseriyâ bir ayrı şirinlik, letâfet verir; hele sâhibleri güzellikile de seçkin iseler, nigâr yâhud mahbub, benleri kendilerine lâkab ola gelmişdir; âşık şâir kalemleri ile Büyükşehrin târihine geçmiş benlili İstanbul güzelleri, İstanbul masallarıının kahramanları arasında benli dilberler, Benli Ayşe, Benli Belkis, Benli Fatma, Benli Ali, Benli Ahmed, Benli Yusuf gibi isimler pek çokdur. Hattâ bâzan kendi göbek isimleri unutulur da, bihlassa türkden gayrî milletlerden güzellerde,”ben” leri unutulmaz: Benli Rum, Benli Çerkes, Benli Lâz, Benli Köçek gibi.
Âşık Beşe “ben” i hassaten güzellik unsuru olarak görüyor:
Hangi yüz kim ande ben vâr ola
Bin kişinin gönlü ande zâr ola
Fakat unutulmamalıdır ki, küçük ben’lerden yerini bulamamış olanlar, meselâ tam burnun üstünde bir ben ve çok iri, yüzde âdetâ bir leke teşkil eden ben’ler aslında çizgileri pek câzib olan sîmâlar için bir nakise olur, hüsün için özürdür, kusurdur.
Yüzdeki küçük ben’ler yan yana bir kaç dâne olursa “püskürme ben” denilir; dilberlerin yüzünde onlar da güzeldir. Onsekizinci asrın büyük şâiri Nedim püskürme benli bir İstanbul dilberini şöyle tasvir ediyor :
Şîvesi, nâzı, edâsı, handesi pek bî bedel
Gerdeni püskürme benli, gözleri gaayet güzel.
“Ben” tek olduğu zaman divan şâirleri ekseriya arabca “hâl” kelimesini kullanmışlardır, fakat püskürme bende, arabca isme türkçe sıfat yaraşamadığı için, Nedim gibi, “ben” demeye mecbur olmuşlardır.
Hâl yahud ben, bir klişe hâlinde “fülfül” (filfil) = karabiber” e, yahud “anber” e, bazan da bir “hindi” ye benzetilmişdir, meselâ bir onaltıncı asır şâiri, bir güzelin terlemiş yanağındaki benler için “suya girmiş yıkanan Hindli çocuklar” demekde tereddüd etmemişdir.
Güzelin zülüfleri benli yanağına inmiş, Muhibbî (Kanunî Sultan Süleyman) o zülüfleri tuzak ağına, beni yeme, yem dânesine, âşıkı da böylece yakalayacak kuşa benzetiyor:
Görüb zülfünde hâlin düşdüm âğa
Tutulur mürg dâneyle tuzâğa
Çene çukurunda bir beni olan bir dilber için Kanunî devrinde yaşamış şâirlerden Fevrî, bu siyah beni Bilâli Habeşîye benzeterek:
Camii hüsne salâ eyler zenehdânında hâl
Çâh içinde Kâbede gûyâ ezan okur Bilâl
diyor.
Kaş üzerinde bir ben’i de yine o asırda yaşamış şâirlerden Aşkî, köprü üstünde Daniyal Peygambere benzetiyor:
Üstünde kaşının durur ol anberîn hâl
San köprü üzre fikreti hikmetde Daniyâl
“Yina o asır şâirlerinden İstanbullu Keşfî de bir güzel şânında üstâdâne bir gazelinde: “Bu ben mi, karabiber mi? Bu yanak mı, gül mü? Saç mı, yahud sünbül mü? Dudak mı, ya bâde, şarab mı? Canı tuzağa düşüren dânedir, cennetlerden gelmiş güldür, cihânı aldatan dek, düzendir, yüreklere can veren şeydir” diyor, nesir olarak bugünkü dilimize çevrildiğinde vezin âhenginî, şiir inceliğini kaybeden beyit şudur:
Ben mi yâ filfil, had mi bu yâ gül, saç mı yâ sünbül, leb mi yâhud mül?
Dânei candır, verdi cinandır, merki cihandır, cânı cenandır!..
Onsekizinci asırda Nedim, yukarıda kaydettiğimiz bir beytinde tasvir ettiği gibi, sevgilisinin gerdanındaki benim meftunudur :
Ey hâl, pâsbânı mısın sen o gerdenin
Kâfûr içinde habbei filfil misin nesin?
Bir benli güzel için aşağıdaki kıt’a da geçen asrın külhâni şâirlerinden Beşiktaşlı Gedâî’nindir :
Sevdim bir dilberi hublar serveri
Kızarmış ruhleri ter güle nisbet
Dudağı sükkeri kudret kevseri
Hâli hindûları fülfüle nisbet
Yüzün uygun bir yerinde bir ben’in yahud püskürme benlerin güzellik nişanı bilindiği zamanlar, bensiz dilberler, yüzlerinde seçdikleri bir yere ve yaraşık alan büyüklükde “lâden” denilen maddeden sun’î bir ben yapıştırmışlardır. Lâden, Girid adasında yetişen bir cins çalıdan elde edilir zamkdır, balmumu kıvamına getirilerek küçük bir parçası koparılır, ben yapılırdı.
Tanzimata kadar devam etmiş eski bir İstanbul âdetidir, gelinlerin yanağına muhakak lâdenden bir ben konulur, bu sun’î gelin ben’leri ayrıca altın ile yaldızlanırdı, buna da “hâlizer” derlerdi. O zamanın gelin duvakları da al valadan yapılır idi, böylece alduvaklı, saçları altın telli gelin kızın yanağında bir altın ben, diğer asımı, takımı arasında muhakkak ki şirin bir süs olurdu.
Onaltıncı asır şâirlerinden Gelibolulu Kâtib Sun’î, o devrin gecelerinde tek ışık vâsıtası olan mum şânında yazdığı manzûmede mumu, zifaf gecesinde, ayaklarına kına yakılmış, saçma sırma altın teller takılmış, yanağı altın benli bir geline benzetiyor:
Arûs oldu bu gice şem’i rânâ
Anınçün yakdılar pâyine hına
Saçına sırma altın teller etmiş
İzârı üstüne hâli zer etmiş.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050246
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2490-2491
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.