Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BELEDİYE BAĞÇELERİ
İstanbulda Belediye bağçeleri, İstanbul Belediyesinin “Şehiremâneti” adını taşıdığı devirde tanzim edilip açılmış olduğu halde bu isimle anılmış, güzelim “Bağçe” kelimesi de firenk ağzı “Park” adına fedâ edilmemiştir; meşrutiyetin ilânında Belediye Bağçeleri bir müddet “Millet Bağçesi” adını aldılar; Şehremini Cemil Başa (B.: Topuzlu, Cemil) İstanbulda ilk parkı açdı (B.: Gülhane Parkı); Cumhuriyet devrinde de hemen bütün bağçeler park oldu; bağçe ismi, bâzı parkların birer köşesinde veya müstakil olarak tanzim edilen çocuk bağçelerinde kaldı (B.: Park; Çocuk Bağçesi).
İstanbulun altı belediye bağçesi vardır; bunlardan bir kısmının adı kahramanlarının buluşma yeri olarak bazı meşhur romanlara girmiştir; bağçeler şunlardır:
Büyükçamlıca Bağçesi, Tophânelioğlu Bahçesi, Sultanahmet Meydanı Bağçesi, Tepebaşı Bağçesi, Taksim Bağçesi, Bakırköy Bağçesi.
Büyükçamlıca Belediye Bağçesi — Belediye bağçelerinin en eskisidir, Abdülâziz zamanında açılmıştır sanırız; zamanımızda Park hâline sokulmuştur, etrafındaki eski dıvarı yıktırılmıştır, yeni dıvara demir parmaklıklar konmuş, koca koca ağaçların gölgelediği tarhlara da kanapeler yerleştirilmiştir; fakat park olduktan sonra gelerek civarlılardan, gerek uzaktan o havaliye gezmeğe gelen kimselerden pek rağbet bulamamıştır, rastlananların ekse...
⇓ Read more...
İstanbulda Belediye bağçeleri, İstanbul Belediyesinin “Şehiremâneti” adını taşıdığı devirde tanzim edilip açılmış olduğu halde bu isimle anılmış, güzelim “Bağçe” kelimesi de firenk ağzı “Park” adına fedâ edilmemiştir; meşrutiyetin ilânında Belediye Bağçeleri bir müddet “Millet Bağçesi” adını aldılar; Şehremini Cemil Başa (B.: Topuzlu, Cemil) İstanbulda ilk parkı açdı (B.: Gülhane Parkı); Cumhuriyet devrinde de hemen bütün bağçeler park oldu; bağçe ismi, bâzı parkların birer köşesinde veya müstakil olarak tanzim edilen çocuk bağçelerinde kaldı (B.: Park; Çocuk Bağçesi).
İstanbulun altı belediye bağçesi vardır; bunlardan bir kısmının adı kahramanlarının buluşma yeri olarak bazı meşhur romanlara girmiştir; bağçeler şunlardır:
Büyükçamlıca Bağçesi, Tophânelioğlu Bahçesi, Sultanahmet Meydanı Bağçesi, Tepebaşı Bağçesi, Taksim Bağçesi, Bakırköy Bağçesi.
Büyükçamlıca Belediye Bağçesi — Belediye bağçelerinin en eskisidir, Abdülâziz zamanında açılmıştır sanırız; zamanımızda Park hâline sokulmuştur, etrafındaki eski dıvarı yıktırılmıştır, yeni dıvara demir parmaklıklar konmuş, koca koca ağaçların gölgelediği tarhlara da kanapeler yerleştirilmiştir; fakat park olduktan sonra gelerek civarlılardan, gerek uzaktan o havaliye gezmeğe gelen kimselerden pek rağbet bulamamıştır, rastlananların ekserisi ayak takımıdır.
Halbuki meşrûtiyetden sonra “Çamlıca Millet Bağçesi” adını alan bu bağçe, meşrûtiyetden evvel ve sonra ne günler görmüş, geçirmişdir. En kalabalık, en civcivli, en keyifli zamanı Sultan Aziz devrinde imiş. İçindeki mükemmel gazinosu iki kısım, sağ yanı alaturka, sol yanı alafranga. Alaturka tarafında piyasanın en üstün incesaz takımı çalar; vaktin meşhur kemânisi Ağya (B.: Ağya, Kemânî) başlarında olmak üzere sonraları namlanmış olan ûdî Âfet, (B.: Âfet, Ûdî) de ter bıyıklı olarak takımda. Müşteriler hep kalantor. Genc genc, burma bıyıklı mâbeyinciler, hünkâr yâverleri, kişizâde delikanlılar, mirasyedi beyler ve etraflarında dalkavukları. Masalarında buz dolu kâselerde rakı, mastika karafâkileri, sıcaklı soğuklu çeşid çeşid mezeler.
Alafranga tarafda da orkestra; müşteriler Beyoğlundan, Modadan, İcâdiyeden gelmiş mösyöler, madamlar, matmazeller, erkekli kadınlı Tatlısu firenkleri, firenkliğe özenen ermeni zenginleri ve karıları, rum çorbacıları ve kokonaları, kızları, alafrangalık taslayan züppe beyler. Beyoğlunun yüksek tabaka yosmaları da eksik değil. Bunların masalarında da, o aralık İstanbulda yeni yeni sürümde, içilmesi pek moda olan bira dubleleri; meze olarak ince fırancala dilimleri üzerine konmuş, kırmızı biber ekilmiş kaşar, gravyera peyniri, kırmızı turp. Bâzıları konyak, amer, verut, şartröz, menta gibi içkileri mûtad edindiğinden onların önünde de renk renk kadehler.
İkindi sularından akşama, gece yarısına kadar gazinonun her iki kısmı iğne atsan yere düşmeyecek hâle gelirmiş.
Bağçenin dışındaki cadde dahi başka âlem. Devrin başlıca araba piyasaları orada yapılıyor. Armal osmâniler, yaldızlarla pırıl pırıl landolarda cici bicilere müstağrak şehzâdeler, grün ferâce üstüne papâzî yaşmakları örtünmüş, elmaslarla pıtrak sultan efendiler, hazînedar ustalar ve takım taklavatları, kılpıranga kızıl çengi damâdı şehriyâriler...
Mükellef konak arabalarında, yine yaşmak ferâceli vezir familyaları, dâmadları, mahdumları. Gıcır gıcır kirâ faytonlarında mâvi gözlüklü, sünbül bıyıklı, şık şık beyler; kirâ kupalarında takmış takıştırmış, iki dirhem bir çekirdek hanımlar. Bu arabalar üç dörtyüz adımlık sahada ağır ezgi fıstıkî makam fırdolayı piyasa eder, yekdiğere tebessümler, işâretler bezledilir, akşama doğru ortalık mahşer şeklini alarak araba zinciri birbirine kenetlenir, bir türlü çözülemez hâle gelir.
Sultanahmed Belediye Bağçesi — Meşrutiyetden önce Sultanahmed Meydanında ortada tarhlar, yeşillikler, etrafında parmaklık yok. Almanya İmparatoru İkinci Vilhelm’in 1898 de ikinci defa olarak İstanbulu ziyâreti hâtırası olarak yapılma masrafı onun tarafından verilen ve istanbullular tarafından “Alman Çeşmesi” adı verilen (B.: Alman Çeşmesi) çeşmenin bulunduğu yerden tramvay caddesine kadar dayanan sahâya “Belediye Bağçesi” derlerdi.
Önü tahta parmaklıklı, üç tarafı eğri büğrü havalelerle kuşatılı, içinde yine bugünkü gibi büyük ağaçlar bulunan bu bağçenin caddeye yakın tarafında ahşab, oldukça geniş, barakamsı bir binâ vardı: Kahve ve Kırâathâne.
Yazları binanın dışına, parmaklığın önüne ağaçların altına masalar, sandalyalar dizilir, gelen müşteriler çok olurdu, yeri semt; Divanyolunun başlangıcı. Etrafda resmî dâireler de mevcud; meydanın nihâyetinde Orman, Mâden, Ziraat Nezâreti; sağında Defteri Hâkaanî, Mehterhâne denilen Hapishânei Umûmî, ayni binâda Evkaf Nezâreti. Bu dâirelerdeki müdürlerin, mümeyyizlerin, kâtiplerin çene tiryâkileri; kahve, çay, nargile tiryâkileri; tavla, domino, kâğıd oyunu tiryâkileri, daha kalemlerine gitmeden, öğle namazını câmide kılmak bahanesiyle kaçamak yaparken (o vakitler öğle tâtili yok), akşam üstü vazifeden çıkıp eve dönerken oraya dalıverirler, açık havada hoşça vakit geçirirlerdi.
Mevsim kışlayınca ahşab barakada barınmakdan başka çâre yok. Rüzgâr, ayaz kaplama tahtalarının, pencere çerçeveleri çatlaklarının arasından bıçak gibi girer, içerdekiler çivi kesdirir, saç sobada yakılan çalı çırpı Ok Meydanında buhurdan yakışa benzer; bu sebepten müşteriler ayağı çekerlerdi.
O zaman da, caddenin yukarı doğru az ötesinde, şimdiki Hıfzıssıhha Müzesi karşısındaki Ârifin Kıraathânesine gün doğardı. Belediye Bağçesinin devamlıları hep oraya akın ederdi.
Tepebaşı Belediye Bağçesi — Bu havâli vaktiyle büyük bir mezarlıkmış; Kasımpaşaya inen bayır aşağı sık sık serviler, bir çok mezar taşları, aralarında da çayır çimen vermiş; koyun, keçi, inek sürüleri otlar, mahalle karıları çamaşırlarını serer kuruturlar, çoluk çocuk da oynarmış.
1854 - 1855 deki Kırım Harbinde, Türkiyenin müttefiki olan Fransanın İstanbula askerî kıt’aları gelip gider, bunların bandosu oraya gelip havalar çalar, halk etrafına toplanıp yere bağdaş kurar, dinlermiş. Beyoğlunun başlıca tenezzüh yeri orası imiş.
1855 de Fransa elçisi olarak İstanbula gelen, burada beş sene kalan Thouvenel’in akrabasından bir matmazel, neşrettiği hâtıralarında (Baronne Durand de Fontmayne, Un séjour à l’ambassade de France à Constantinople, Paris, Plon, 1902): “Buraya firenklerin Petit Champ adını verdiklerini, bayırın aşağısındaki Tersâneden zincir şangırtıları duyulduğunu, bu seslerin mahkûmların ayaklarındaki demir lâlelerle zincir sürükleey sürükleye gezindiklerinden dolayı olduğunu” yazar.
Tepebaşı Bağçesinin hangi târihde açıldığını tetkik edemedik 1870-1875 arasında C. Biseo adında bir italyan ressamının Tepebaşı Bağçesinde terennümsâz olan bir türk aşkerî bandosunun resmini yaptığına göre bu târihde bağçenin mevcud olduğu âşikârdır. Şehir Tiyatrosu dram kısmının barındığı ahşap binâ Rıdvan Paşanın şehir eminliği zamanında yapılmıştır (B.: Rıdvan Paşa). Paşanın bu memuriyeti 1890 dan 1905 de katline kadar onbeş sene sürmüş, tiyatro binâsı da emanetinin ilk yıllarında, zannıma kalırsa 1892-1893 arasında yapılmıştır.
Tepebaşı Bağçesinin rağbet gördüğü zamanı yaz ayları idi. Güz girince, hele havalar daha soğuyunca in cin top oynardı. Şimdiki gibi küçük çocukları arabada, kucakda hava aldırmaya çıkmış dadılar, südnineler, biraz gezintiye çıkmış ihtiyarlar gelmezdi, zirâ bu bağçeye dühûliye ile girilirdi.
1900 sularında bu bağçenin hâli şöyle idi: Cebhede bir tek kapu, iki yanında gişe, dühûliyesi 1 kuruş.
Önü daha taşkındı, cadde genişletilirken duvar ve parmaklıklar geriye alınmışdır. Pera Palas tarafına rastlayan, sonradan yapılan, şimdi de yerinde yeller esen “Garden Bar” salaşı da meydanda yoktu.
Tiyatronun sol yanında yuvarlak, sivri çatılı, güvercinlik şeklinde orkestra mahalli vardı. Arka tarafların hâli berbaddı. Bugünkü asfalt caddede derin derin çukurlar, yüksek tümsekler, yabanî otlar, dikenler, tek tük servi, tınaslar gibi molozlar, süprüntü. Kasımpaşada oturanlar, gözü pek takımdan değillerse oralardan kestirme inmeğe korkarlardı, karmanyola oluveririz diye.
Bağçe ikindiden sonra yavaş yavaş dolmaya başlar. Ezan suları tıklım tıklım, hele cuma ve pazar akşamları hıncahınç olur. Konsomasyonun tuzluca olmasına rağmen boş sandalya, masa bulunmaz. Kahve, çay, gazoz, Bomonti Birasının dublesi, lokum 100 para, sütlü çay, sütlü kakao, Spateu veyâ Pilsner birasının bardağı, kalıp dondurulması, pasta (çeyrek) 5 kuruş.
Artık sandalyaya kurulanları seyret: kelli felli paşalar, beyler; vav bıyıklı damadlar; mösyöler, madamlar, matmazeller. Beyoğlunun o zamanlar kalbur üstündeki yosmalarından Nemseli Anna, Deli Eleni, Kara Katina, Arnavudköylü Poliniya, Çakır Uskuhi, Benli Anjel...
Gişeye kuruşu verip kapudan girince ağır, vekarlı vekarlı, âdetâ orkestra nağmelerine ayak uydura uydura, sağı solu süze süze ortalığı bir iki dolaşdıktan sonra bir yere oturulur.
Züğürt takım, meselâ komisyoncu kâtibleri, dükkân tezgâhdarları, berber kalfaları, mağaza vandözü, modistira yamağı, şapkacı çırağı gibi kızlar sandalyalara yanaşmazlar, tabana kuvvet, dön babam dön.
Mızıka köşkünde maestro Lange’nin 40 kişilik fanfarı seçme parçaları tutturur: Faust, Traviata, Ayda, Rigoletto kabilinden ağır operalar, Mavi Tuna, Tuna Dalgaları, Lüksemburg Valsi gibi valsler.
Maestro Lange bir kaç hafta kalmak üzere gaalibâ, Viyanadan İstanbulu boylamış, fazla rağbeti görünce yerleşmiş, sonra saraya çatıp göze girmiş, Sultan Hamidin Ertuğrul yatı bandosuna şef olmuş idi. Piyanist Hege gibi o da kibar familyalardan çok kimselere piyano dersi vermiştir. Lange’yi usta tutuşları ile, ondan meşk alışları ile övünen küçük hanımlar mı ararsınız?
Ortalık kararınca Bağçede hava gazı lâmbaları yakılırdı. Kalabalık yavaş yavaş dağılır, biraz sonra bağçe sahnesinde boy gösterecek olan şantözlere, dansözlere tutkun ve kesesi yüklüce olanlar, Halice karşı sed üstünde parlatmaya, ardından yemek yemeğe koyulurlardı. Bağçede lokanta mevcud, yemekleri hem alakart, hem tabldot.
Sahnede şanlar, danslar, varyete numaraları yapılırdı. Tepebaşı Bağçesini meşhur madrabazlardan Lehmann tutardı; yardağı, sağ kolu da hinoğlu hinlerden Arditi.
Lehmann, İstanbulda hayli para çekmiş- zengin olmuşlardan, zevkü safâ ile yaşamışlardandır, yetmişbeşini aşkın yaşda, son nefesini bir dilber kucağında verdiği söylenir.
Taksim Belediye Bahçesi — Buranın da cadde yüzünde bir tek kapusu vardı, girince karşılıklı iki gişe, kıranta rumlardan iki biletci, burası da paralı, antresi 40 para.
Mevsimi ilk ve son baharda idi, fakat Tepebaşı Bağçesi gibi kışın bomboş değil, karda, donda gelenler olurdu. Erkekler paltolara, madamları, matmazelleri mantolara sımsıkı sarılı, hava almak ve manzara görmek niyeti ile boyuna damlarlar, nihâyetindeki alçak duvarın önünden, burnu dibindeki bostanın köhne kulübelerine, ahırlarına göz kaydırmayarak Boğaza, Üsküdara, Çamlıcalara, gerilerdeki dağların tepelerine bakarak iç ferahlatırlardı.
Mevsimindeki devamlılar öteki bağçeye gelenller nev’inden, Tenha zamanlarında çocuk dadıları, parasız ihtiyarlar yine görünmez. Cuma ve pazar akşamları iğne atsan yere düşmez. Burada da bir mızıka köşkü; on oniki kişilik orkestra eksik olmaz. Mızıka köşkünün berisinde, arka yüzü taraçalı, bir buçuk katlık ahşab bir gazino vardı. Akşamcılardan rütbeli ve mevkililer taraçanın kuytuca taraflarına çekilerek demlenirlerdi. Şehremini Rıdvan Paşa da ehlikeyflerden, kendine mahsus hücresinde bir iki tek atardı.
Nihâyetindeki duvar önünün kuş bakışı nezaretine, güzelim Boğazı, karşıki kıyıları, dağları, tepeleri kavrayışına uyar yok; gel gelelim baharın ve güzün ağustosdan nişan veren durgun ve sıcak havalarında, o cânibdeki masalara düşenlerin vay hâline! Mâhud bostanın übek übek yığılmış çürük sebzelerinin güme güme yükselmiş gübrelerinin kokusundan burun direği kırılır; ya sinek?... Karası ve sivrisi, tatarcıklarla beraber bulut hâlinde, nefes alınamazdı.
Şimdiki Belediye Gazinosunun yazlık taraçası yerinde, üç tarafı tahta kafesli, varyete numaraları gösterilen ve Belediye Gazinosu yapılırken kaldırılmış olan kısım da yok. Taksim Topçu Kışlası (yeri bugün İnönü Gezisi) cihetinde hava tüfenkleri ile bir atış barakası işler dururdu; Sebebi mühim, tüfenk doldurucusu öyle bir dilber duhteri perî peykler ki beşer mi melek mi tefrik edene aşk olsun. bu barakanın sâhibi Pangaltılı Ardaş. Çok yaşamışdır, 1940 da Beyoğlunda seyyar emlâk dellallığı yapıyordu. Yine o yıllarda elinde her cinsden pek körpe mallar bulunan ayni isimdeki muhabbet dellâlı ile karışdırmamalıdır.
Bakırköy Belediye Bağçesi — O zamanki adı ile Makriköy; az çok civarlarındaki Vidos, Litros, Ayamama köyleri gibi rumağzı isim. Ama şâyânı dikkattir, İstanbulun ayak takımı, avam o zaman da Makriköy demez, Bakırköy derdi (B. : Bakırköy).
Köyün pek kalabalıklaşdığı, beylerden paşalardan çok kimselerin köşk yaptırdıkları, hele 1894 büyük zelzelesinden sonra Kumkapu, Yenikapu, Samatya, Yedikule gibi semtlerde oturan, kapalıçarşılı rum ve ermenilerin oraya göç ettikleri senelerde bu bağçe pek cıvcıvlı olmuştu.
İstasyondan çıkılp Kartaltepe tarafına gidilirken solda, tiren yoluna yakın, meşrutiyetden sonra adı Millet Bağçesi olmuş, gerek köylü, gerek İstanbuldan tenezzühe gelmiş olanlarla dolardı.
Bağçede gazino ve yanında ahşab bir tiyatro vardı. Yazın cuma ve pazar günleri ikindiden gece yarısına kadar gazinonun önünde incesaz takımı çalardı; fakat hanımlara yasak. Onlar bağçe parmaklığının dışında, bir aşağı bir yukarı piyasa ederler, saz dinleyen beyler ara sıra fırlayıp piyasaya katılır ve yine yerine döner; bu gezintiler mehtablarda gecenin geç vaktine kadar devam ederdi.
Salaş tiyatro hafta arası, cuma ve pazarın gayri günlerde işler idi. Kel Hasanın, Şevkinin Mınakyanın kumpanyaları oyunlar verirdi. Kuşdili tiyatrolarında olduğu gibi salaşın yukarı katı kafesli, hanımlara mahsus, yer beylere. Kafeslerin aralıkları geniş, arkasındakiler iyice görülür. Bu sebeple bermûtad localardan localara yelpâze sallayışlar, baston oynatışlar, çiçek ve ipekli mendil koklayışlar, türlü işna fişna işâretleri, işmarları.
Bir aralık yine Kadıköy tiyatrolarında olduğu gibi harem ve selâmlığın bu şekli yasak edilerek salaş pedavra tahtaları ile tavana kadar orta yerinden ikiye bölünmüş, karşılıklı işmaların önüne geçilmiş, daha sonra kadınlara ve erkeklere büsbütün ayrı günler tahsis edilmişdi; günler ayrılınca da hem kadın hem de erkek müşsterilerin, tiyatro muhibbânının ayakları kesiliverdi. Sinek avlamaya başlayan, iflâs tehlikesi ile karşılaşan kumpanya sâhibleri şehireminine müracaat ederek ayaklarına kapanmışlar, yalvarış yakarmışlar, yine eski usule izin koparmışlardı.
Tophanelioğlu Belediye Bağçesi — Bu belediye bağçesinin sâdece adını tesbit edebildik. İşidirdik, gidip görmedik. O zamanlar bir gün İstanbul Ansiklopedisi adında bir şehir kütüğünün tedvin edileceğini bilemezdik.
Sermed Muhtar Alus
Şamramın “Jardenler” Kantosu — Sermed Muhtar Alus bilhassa İkinci Abdülhamidin son devrindeki Belediye Bağçelerinin havasını pek güzel tasvir etmişdir. O devrin hasseten Tepebaşı ve Taksim Belediye Bağçelerinde gezib tozan Tatlısu frenkleri ile İstanbul ayak takımının “Züppe, Züppebey” isimleri altında toplandığı frenkperest, avrupalı mukallidi türk gençleri bu bağçelere bağçe demez, “jarden” derdi. Yine o devrin çok meşhur bir yosması, Kantocu Şamran’ın bir “Jardenler Kantosu” vardır ki metni, rahmetli Alusun tasvirindeki havayı tamamlar :
Jardenlerde gezerim
Muzikayı dinlerim
Eteymi şık tutarak
Ben promenad ederim
Matmazeller mösyöler
Kol kola gezinirler
Aşku sevdadan bahsedip
Ezilip büzülürler
Bir takım şık züppeler
Arkam sıra gezerler
Cebleri delik onluk tutmaz
Harfendazlık ederler
Gözlüğümü bakarım
Dört etrâfa bakarım
Yalnızlıktan pek usandım
Sâdık bir zevç ararım
Zengin olsun demem ama
Beni candan sevmeli
Arkadaşla gezmek olmaz
Sözümü dinlemeli
Düğün dâvet ben tanımam
Akşam evine gelmeli
Kıskancım tahammülüm yok
Bunu böyle bilmeli..
Bibl. : Nuhbei Elhan Kanto mecmuası.
Bir Belediye Bağçesinde Askerî Bando 1874
(Resim : C. Biseo)
Şamramın Jardenler Kantosu
(Nuhbel Elhan’dan)
Theme
Location
Contributor
C. Biseo
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Sermed Muhtar Alus
Identifier
IAM050207
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
C. Biseo
Description
Volume 5, pages 2454-2458
Note
Image: volume 5, pages 2457, 2458
See Also Note
B.: Topuzlu, Cemil; B.: Gülhane Parkı; B.: Park; Çocuk Bağçesi; B.: Ağya, Kemânî; B.: Âfet, Ûdî; B.: Alman Çeşmesi; B.: Rıdvan Paşa; B. : Bakırköy
Bibliography Note
Bibl. : Nuhbei Elhan Kanto mecmuası.
Theme
Location
Contributor
C. Biseo
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.