Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEKTÂŞÎLER, BEKTÂŞÎ TEKKELERİ
Bektâşî tarikati ve bektâşilik İstanbul Ansiklopedisinin plânı dışında konulardandır.
Bu tarikatın Yeniçeri Asker Ocağı ile olan çok sıkı bağı, bütün yeniçerilerin bektâşî olması, hattâ bu asker ocağına “Hacı Bektaş Ocağı” denilmesi, yeniçerilerin de “Tâifei Bektâşiyan”, “Dûdmânı Bektâşiyan”, “Ağayânı Bektâşiyan” gibi isimlerle anılması, kibarı veya fakiri, baba (şeyh) ve can (derviş), tarikatlarının kıyâfet ve alâmetleri ile bektâşilerin İstanbulun günlük hayatında ne kadar önemli bir yer aldığını, aydın olarak gösterir. Geniş bir tesâmühe, her şeyi görmeye ve kabâhatleri, günahları örtmeye, ve sevişme kapusunu ardına kadar açmaya dayanan bir hayat ve muâşeret telâkkisi en basit ve avâmi mânâsı ile benimsenerek bilhassa İstanbulun ayak takımı ve bu arada büyük şehire gelen bekâr uşağı garib yiğitler üzerinde bektâşî fukarası canlar çok müteessir olmuşlardır. Yeniçeri kışlalarında, bekâr hanlarında, bekâr odlarında ülfet ve muhabbeti en kaba ve maddî anlayışla bektâşî felsefesi tanzim etmişdir. Onun içindir ki bu tarikat İstanbulda pek az âlim ve pek çok kalender şâir yetiştirmişdir.
Ve yine onun içindir ki bektâşî babaları, canları İstanbulun dâimâ ayak takımı kesâfeti bulunan semtlerinde dolaşmışlar, Yeniçeri Kışlalarındaki tekkeler müstesnâ, İstanbul Şehrinin içinde, mahalle h...
⇓ Read more...
Bektâşî tarikati ve bektâşilik İstanbul Ansiklopedisinin plânı dışında konulardandır.
Bu tarikatın Yeniçeri Asker Ocağı ile olan çok sıkı bağı, bütün yeniçerilerin bektâşî olması, hattâ bu asker ocağına “Hacı Bektaş Ocağı” denilmesi, yeniçerilerin de “Tâifei Bektâşiyan”, “Dûdmânı Bektâşiyan”, “Ağayânı Bektâşiyan” gibi isimlerle anılması, kibarı veya fakiri, baba (şeyh) ve can (derviş), tarikatlarının kıyâfet ve alâmetleri ile bektâşilerin İstanbulun günlük hayatında ne kadar önemli bir yer aldığını, aydın olarak gösterir. Geniş bir tesâmühe, her şeyi görmeye ve kabâhatleri, günahları örtmeye, ve sevişme kapusunu ardına kadar açmaya dayanan bir hayat ve muâşeret telâkkisi en basit ve avâmi mânâsı ile benimsenerek bilhassa İstanbulun ayak takımı ve bu arada büyük şehire gelen bekâr uşağı garib yiğitler üzerinde bektâşî fukarası canlar çok müteessir olmuşlardır. Yeniçeri kışlalarında, bekâr hanlarında, bekâr odlarında ülfet ve muhabbeti en kaba ve maddî anlayışla bektâşî felsefesi tanzim etmişdir. Onun içindir ki bu tarikat İstanbulda pek az âlim ve pek çok kalender şâir yetiştirmişdir.
Ve yine onun içindir ki bektâşî babaları, canları İstanbulun dâimâ ayak takımı kesâfeti bulunan semtlerinde dolaşmışlar, Yeniçeri Kışlalarındaki tekkeler müstesnâ, İstanbul Şehrinin içinde, mahalle hayatına karışarak tek bektâşî tekkesi kurulmamışdır; İstanbulda 10 bektâşî tekkesinden üçü Halicin bitiminde (Sütlücede Bâdemli tekkesi, Karaağaç tekkesi, Eyyubda Karyağdı Bayırı tekkesi), ikisi sur dışında (Kazlıçeşme tekkesi, Takkeciler tekkesi), ikisi Boğazda (Rumelihisarı arkasındaki dağ üstünde Şehidlik tekkesi, etrâfı gayri meskûn, ensesi dağ Paşa Limanı tekkesi), üçü tamamen şehir dışında (Merdivenköyü tekkesi, Başıbüyük köyü tekkesi, Çamlıca tekkesi) kurulmuşdur.
Büyüklerinin içinde, muâşeret nizamı dikkatle tanzim edilmiş ve birer edebî ve ilmî mahfil, kulüb hâline gelmiş kahvehâneler ekseriyet ile bir mevlevî dervişinin elinde bulunur iken, içlerinde ayaktakımının kaynaştığı muazzam yeniçeri kahvehânelerinde de, uşakların başında, istisnâsız bir bektâşî babası bulunmuştur.
Yeniçeri Ocağının kuruluşundan kalma an’aneler gereğince yapılan törenlerde bektâşî babaları dâima bulunmuş, babalar ve canlar, yeniçerilerin yanında ve kıyâfeti mahsusaları ile hattâ ihtilâllere katılmışlardır.
Yeniçerilerin son devrinde, Ocağın bir haşarat yatağı olduğu devirde bektâşî babaları ve canlarının da onlara ayak uydurdukları muhakkaktır.
Bektâşî tekkelerindeki günlük hayat ve bektâşî âyinleri, cemiyetleri hâlâ gereği gibi aydınlanmıştır diyemeyiz; çok şey yazılmış, fakat kadimden beri “bektâşî sırrı” denilen tekke hayatının iç yüzü tam ışığa kavuşamamışdır; tekkelerin mahremiyetine girmiş olanlar ketûm olmasını bilmişler; konuşub yazanları da bu tarikat erbâbı hakkında haksız, hiç olmazsa çok mübalâgalı tecavüz ve ittihamları red etmeğe çalışmışlardır. Bundan dolayıdır ki, İstanbul basınında “Bektâşî Sırları”, “Bektâşî Meydanları”, “Âyîni Cem” gibi konular hâlâ geniş alâkâ toplayabilir.
Bıyıklarını, sakallerini tıraş ile bir şekle sokmayub perişan perişan uzatmaları; kadınların ancak hârice karşı örtnüb tekkelerde tesettürün kaldırılmış olması, sofralarda, meclislerinde bâdenin mutlaka bulunması, kadında veya erkekde tecellî eden güzelliğe karşı lâübâlî ve pervâsız meylü alâka, zinâ ve livâta yolları ile fuhuş çirkâfına girilmemiş dahi olsa bektâşîleri dinsizlik ve ahlâksızlıkla ittiham ettirmişdir.
1826 da Yeniçeri Ocağı kanlı bir şehir muhârebesi ile kaldırıldığında, Türkiyede bektâşî tarikati de ilga edilmiş, başda İstanbul, bütün bektâşî tekkeleri kapatılmış, o târihden altmış sene evvel (hicrî 1181, milâdî 1767 de) mevcud olan tekkeler diğer tarikatlere devredilmiş, geri kalanı muhdes sayılarak yıktırılmışdır; ve tekkelerdeki babalar ile müridleri de, az sonra kaydedeceğiz, şahsen küfr ile ittiham edilmemişler ise sürgün edilmişlerdir; küfr ile suçlanan bir kaç baba ve mürid de idam olunmuşlardır.
1247 de İranda Nişâburda doğmuş ve 1337 - 1338 arasında Anadoluda Kırşehir civarında yerleşdiği Karahöyükde vefat etmiş olan Bektaş Velînin türbedarı olan Baba, bektâşîlerin en büyük şeyhi bilinirdi; bu zâtin “Hacı Bektaş Vekili” unvanı ile İstanbula gönderdiği bir Baba da İstanbuldaki bütün bektâşî tekkeleri Babalarının en büyüğü olarak Aksarayda Et Meydanında Yeni Odalar diye anılan büyük yeniçeri kışlasında 94 üncü Ortanın odaları arasında yapılmış kışla tekkesinde otururdu.
Sonraları Hacıbektâş adını alan Karahöyükdeki büyük şeyh vefat ettiğinde yerine geçen yeni şeyh İstanbula gelir, başda Yeniçeri Ağası, Ocak erkânı, yeniçeriler ve bütün bektâşî tekkeleri babaları ve canları tarafından Üsküdarda parlak merâsimle karşılanır, İstanbula geçirilip muhteşem bir alayla Süleymaniyedeki Ağa Kapusuna götürülür, orada Yeniçeri Ağası tarafından başına babalık tâcı konulur, yine parlak bir alayla ve Yeniçeri Ağası, ocak erkânı ile beraber Bâbıâliye götürülür, orada da sadırâzam tarafından bir şeyhlik cübbesi - ferâcesi giydirilirdi. Hacıbektaşa dönünceye kadar Ağa Kapusunda misâfir olur, mevsimine göre, her gün, meşhur mesîrelerde, bağ ve bağçelerde, yalılarda, konaklarda, âlî ziyâfetlerle ağırlanırdı.
İstanbulda “Hacı Bektaş Vekili” unvâniyle 94 üncü Ortanın kışlasında oturan Babalar ile yine kışlalardaki diğer tekkelerde post nişin olan Babaların yeniçeriler üzerindeki nüfûzu çok büyük idi; Müverrih Cevdet Paşa hicrî 1238 ve milâdî 1822 - 1823 vekaayii arasında, yâni Yeniçeri Ocağının kanlı lâğvından ancak üç sene evvel bir Haydar Babadan bahseder ki, hâdise şâyânı dikkattir; vak’ayı bugünkü sohbet dilimizle naklediyoruz :
“Malûm a, yeniçeriler bektâşi olduklarından aralarına bektâşî kılığında nice mezhebsizler girer, söze karışırdı. Evvelce acem râfızîlerinden Haydar Baba nâmında bir kallâş yeniçeriler içine girip Sultan Selim ve Alemdar Paşa vak’alarında bulunmuş ve sonra savuşub İrana gitmiş iken bu esnâda yine İstanbula gelip 99 uncu Ortanın kışlasında mel’anet defedilmesi lâzımdı, fakat kışladan dışarı yalnız çıkmaz, yanında dâima yeniçeri ustalarından bir kaç kişi bulunurdu, ihtiyatlı herifin ustalar yanından alınıp tevkifi ve İstanbuldan tardı güç idi, bu iş yeniçeri ağası Hasan Ağaya havâle olundu, o da (Ocak zabitlerinden) mahremi olan bir kaç kişi ile görüşüb bir kolayını buldu. Haydar Babayı Çardak Kolluğuna getirtti ve Çardak İskelesinden bir gemiye bindirilip Üsküdara geçirildi ve sıkı nezâret altında Boluya sürüldü. Fakat Babanın İstanbuldan, çıkarıldığı gün bir kaç usta yeniçeri ağasına gelerek Haydar Babanın derhal İstanbula iâdesini istediler, Hasan Ağayı tehdid ederek bu hususda Bâbıâliye bir arîza yazdırttılar. Sadrâzam : “Emîrülmü’minînin emri ile olan bir işe Yeniçeri kullarının müdahalesi ubûdiyet vazifesine yakışmaz” diye cevab verdi; Yeniçeriler ayak dirediler, mesele fetvâhâneye havale olundu, Şeyhülislâm Efendi: “İmâmül müslimîn hayırlı olduğu düşüncesiyle bir kimseyi İstanbuldan sürgün ederse o kimsenin iâdesi için hükûmet ve pâdişah tazyik edilmez” diye fetvâ verdi, bu fetvâya dayanılarak Haydar Babanın sürülmesi için bir hattı hümâyun yazıldı, fetva ile ferman yeniçeri ağasına gönderildi. Ağa da bütün Ocak zâbitânı önünde okudu, yeniçerilere yine sükûnet gelmedi, yer yer türlü fesad dedikoduları yaydılar. Mesele Haydar Babanın Boluya varır varmaz nefes darlığından ölümü (?) ile kapandı”.
Cevdet Paşa Vak’ai Hayriyeden sonra Türkiyede bektâşîliğin kaldırılmasından bahsederken “bu mülhidlerin yeniçerileri ifsad ettikleri tahakkuk etmişdir; ekserisinin şer’i şerîfe mugayir ef’âli ve mezmum hareketleri görülmüştür” diyor. Müverrih Paşanın bu ağır ittihâmı bektâşîler hakkında kadimdenberi söylene gelenler yanında çok hafifdir. Anadoluda bir meşhur bektâşî tekkesi de Seyyidgazide idi; İstanbula gelen babalar, canlar ilk terbiyelerini Hacıbektaş ile Seyyidgazide görürlerdi; aşağıdaki satırları Sahhaflar Şeyhizâde Esad Efendi kadim metinlerden naklen kaydediyor:
“Anadoluda Seyyidgazi Tekkisi bir fisik ve dalâl ocağı idi. Her yerden kopup gelmiş, anasını atasını azarlatmış battallar, işden kaçmış, aşık olmuş, postunu boklar abdallar, çehrelerinden iman nuru uçmuş, alınları kara yazılı adamlardı. Namazımız kılınmış, kefenimiz dikilmiş, suyumuz ılınmış diye namaza yüz yummazlar ve müezzine kulak kabartmayub imama uymazlardı. Pâdişahın sadakalarını, iyilik severlerin hayratını yerler öküz iştihalı eşeklerdi. Köy ve kend halkı bu deccâl heriflerin ardlarına uyarlar, buldukları dilberleri soyub kendi libaslarına koyarlardı. Dânişmend müderrise incinse, sipâhi oğlanı ağasına küsse, yalın yüzlüler babalarına darılsa kandesin Seyidgazi Ocağı diye ararlar, soyunurlar, kazan kaynatırlar, âşıklar da o yalan yüzlü delikanlıların simâü sâfâ die oynatırlardı”. Çok ağır ittihamlardır.
Sahhaflarşeyhizâde Esad Efendi ocaklarının kaldırılması ile sona erecek son yeniçeri ihtilâlinde bektâşîlerin bu fitneye de iştirâklerini göstermek için bir fıkra naklediyor :
“Defteri Hâkaanı hulefasından ve akrabamızdan Âsım Bey şöylece nakletti :
“Vak’a günü, yâni perşembe günü (B.: Vak’ai Hayriye) tâtil olduğu için, bir kaç kalem arkadaşı, vak’adan gaafil, erkenden bizim yalıdan kalkmış, Göksu mesîresine gitmek üzere Anadoluhisarına varmışdık. Fitneyi orada fakat muhtasarca haber aldık, müdhiş hâdisenin tahkiki telâşında iken İstanbuldan sür’atle bir betâşi çıkdı, daha bir şey sormadan :
— Be hey gaalfiller, burada ne durursunuz, varın evlerinize gidin, yoldaşlar uyandı, erkânı saltanatı bitirdiler, ben dahi uyuyan şu kale neferlerini uyandırmaya gidiyorum!.. diyerek bizi kedere saldı”.
Vak’ai Hayriyeden sonra Bektâşî Tarikatinin Türkiyede kaldırılması kararı 2 zilhicce 1241 (milâdî 8 temmuz 1826) cumartesi günü Topkapusu Sarayında Ağalar Camiinde toplanan bir meclisde verildi; bu tarihî meclise devrin rical ve ulemâsı ile birlikte bütün tarikatler şeyhlerinin en meşhurları iştirâk etti. İkinci Sultan Mahmud da müzâkereyi bir kafes sarkasından tâkib etti. Meclise iştirâk eden şeyhler şu zâtlerdir :
Yayhâefendi türbedârı ve şeyhi Hâfız Efendi, İdris Köşkü Tekkesi şeyhi Balmumcu Mustafa Efendi, Galata Mevlevihânesi şeyhi Kudretullah Dede, Beşiktaş Mevlevihânesi şeyAli Efendi, Halvetiyeden Kocamustafapaşa şeyhi ile zâkirbaşısı Şikârîzâde Ahmed Efendi. Merkezefendi şeyhi Ahmed Efendi, Üsküdarda Nâsûhîzade Şemseddin Efendi, Celvetiyeden Üsküdarda Hüdâi Dergâhı şeyhi Şahab Efendi zâde Seyyid Efendi, Bandırmalızâde Galib Efendi, Saadiyeden Kovacı Dergâhı şeyhi Emin Efendi.
İlk sözü Şeyhülislâm Kadızâde Tâhir Efendi aldı; şeyhlere hitabla:
— Hacı Bektaş Veli ve sâir pîramı izâm ve eizzei kirâm hep ehlullah olup onlara kat’iyyen diyeceğimiz yokdur. Lâkin tarikatlere girenlerin o tarîkatin kadîmden devam ede gelen usül ve erkanına riâyet etmesi şer’i şerife kemâliyle uyması lâzımdır; hattâ şerîatde mekruh olan tarikatda haramdır; bâzı câhiller bektâşîlik nâmı ile nefis havasına uyub farzların edâsı değil belki ibâdetleri hiçe sayıp haram olan şeyleri helâl bilerek kâfir oldukları âşikâr oldu; sizler ki muhtelif tarîkatlerin şeyhlerisiniz, bu hususda duyduğunuz, bildiğiniz nedir? Bu makuuleler hakkında ne dersiniz? dedi.
Şeyhlerden bâzıları :
— Bizim onlarla ülfetimiz yoktur, hallerini de bilmeyiz!.. dediler.
Bâzıları da :
— Üsküdar taraflarında bu gibi inkârların vukuu duyulmuştur!.. dediler.
Bâzı ulemâ da : “Bektâşîlerin şer’i şerîfe aykırı hareketlere cesaretleri ağızlarda dolaşır ise de her birinin üzerine şahıs be şahıs, kitab ve sünnete aykırı şenî söz ve hareketleri sâbit olmadığı takdirde umumu hakkında şerî bir hükûm nasıl verilebilir?” diye sordu.
Ulemâdan biri :
— Bektâşî rüesâsından Kıncı Baba dedikleri mülhid ile İstanbulağasızâde Ahmedin ve Salih adındaki uygunsuzun oruc tutmadıkları, namaz kılmadıkları, şenâetinden başka sözleri ile de kâfir olduklarını herkes bilir, katilleri vâcibdir!.. dedi.
Yâsincizâde Efendi de :
— Bektâşîlerin habîsâne söz ve hareketlerinin şahıs be şahıs üzerine sâbit olmasına lüzum yok, bunların siyâseten cezâlarının icrası câizdir!.. dedi.
Vak’anüvislerin bu meclis hakkında verdiği malûmat bundan ibârettir; görülüyor ki, Bektâşîlerin aleyhinde müsbet delillere dayanılarak bir ittiham yapılmamıştır. Meclisde ridler tevkif edilerek Dabhâne mahzenine habfından verilmiş hükmün bir meclise mal edilmiş olmasından ibâret olduğu âşikârdır.
Yukarıda da kaydettik, o gün Bektâşî Tarikati ilgaa edildi, bütün bektâşî tekkeleri kapatıldı; imparatorluk içinde asırlar boyunca bu tarikate ve tekkelerine vakfedilmiş bütün emlâk ve arazi hazine adına musâdere edildi. İstanbul tekkelerindeki Babalar ve müridler tevkif edilerek Darbhâne mahzenine habsedildiler. Kıncı Baba, İstanbulağasızâde Ahmed Baba ve Salih Baba îdam olundular. Diğerleri Şeyhülislâm Efendi tarafından bir îman ve akîde yoklamasına çekildi; islâmî ilimlerde derin bilgileri olmamakla berâber zındık ve mülhid olmadıkları da anlaşıldı; fakat siyâseten hepsinin sürgüne gönderilmesine karar verildi; Rumelihisarında Şehidlik Tekkesinden Mahmud Baba ile yedi nefer mürîdi Kayseriye, Öküz yahud Paşa Limanı Tekkesindeki Ahmed Baba ve Kazlıçeşme Tekkesindeki Hüseyin Baba ikişer nefer müridleri ile Hâdim’e, Karaağaç Tekkesinden o tarihde ayni zamanda “Hacı Bektaş Vekili” olan İbrahim Baba ile sekiz nefer mürîdi, Südlice Tekkesinden Mustafa Baba ve Eyyubda Karyağdı Tekkesinden Mustafa Baba üç nefer bektâşîsi ile Birgiye, Karaağaç Tekkesinde misafir olan Yusuf Baba Amasyaya, yine misafirlerinden Ayıntablı Mustafa Baba Güzelhisara, Kıncının kardeşi Mehmed Baba, Çamlıca Tekkesinden Mehmed Baba ve Merdivenköyü Tekkesinden diğer Mehmed Baba dört nefer mürîdi ile Tireye gönderildiler. Bu bektâşî sürgününde göze ve dile gelmeyenler kıyâfetlerini tebdil ile İstanbulda birer köşeye çekildiler.
Fakat bâzı garazkâr vicdansızlar padişâhın bektâşî düşmanlığından istifâde etti, hasımlarını bektâşîlikle damgalayarak ihbar ettiler, nice mazlûm ve mâsumlar evinden, âile yuvasından alınıp sürgün mihnetine atıldı; bu arada bektâşîlik ile hiç ilgisi olmayan devrin seçkin sîmâlarından Melekpaşazâde Abdülkadir Bey, Şânizâde Atâullah Efendi ile İsmail Ferruh Efendi İstanbuldan uzaklaştırıldı (B. : Abdülkadir Bey, Melekpaşazâde; Atâullah Efendi, Şânîzâde; Ferruh Efendi, İsmail; Ortaköy cemiyeti ilmiyesi).
Vak’ai Hayriyeden sonra Bektâşîlerin ağır iftiralara, haksız hücumlara, haksız tâkiblere uğradığı bu gün aydın bir hakikattir. İkinci Mahmud devrinde bektâşîlere en amansız hücumda bulunan kalem sâhibî, vak’ai Hayriye üzerine “Üssü Zafer” adı ile bir tarihçe yazmış olan vak’anüvis Sahhaflar şeyhizâde Esad Efendidir; bu zât vak’ananın hemen tezine, daha bektâşî tâkibi başlamadan düşmanlığını şu kıt’a ile açığa vurmuştur :
Yeniçeri lâifei bâgiyesi şerrinden
Hamd ola eyledi Hak devleti islâmı emin
Dileriz kim ide bekâtşîleri berkeşte
Birisi düşmeni devlet birisi düşmeni din
Bektâşiler sürgünü gittikden sonra Keçecizâde İzzet Molla da şu kıt’ayı söylemişdir:
Dûdmânı yezîdiyan söndü
Canları varsa birbirin korusun
Ağalar eyledi cahîme sefer
Çaldı bektâşîler de göç borusun
1826 dan sonra, Cumhuriyet devrinde bütün tarîkatlerin lağvedilerek bütün tekkelerin kapatılmasına kadar Türkiyede resmen bektâşî tekkesi açılmadı. Ancak, Tanzimatdan sonra bektâşîler tarikatlerine âid tekkeleri Nakşî tekkesi adı altında açarak içlerinden bektâşî âyini yaptılar.
İstanbul tekkeleri üzerine tek rehber Üsküdarlı Ahmed Münib Beyin “Mecmuai Tekâyâ” adındaki 16 sayfalık risâlesidir, hicrî 1307 (M. 1889 - 1890) de basılmış olan bu risâlede, o tarihde içlerinde bektâşî âyîni yapılan bektâşî tekkeleri hep nakşî tekkesi olarak gösterilmiştir. Bu Ansiklopedinin kıymetli kalem arkadaşlarından Midhat Sertoğlu bize, Tanzimatdan sonra nakşî tekkesi kisvesi altında açılmış dokuz bektâşî tekkesinin adını, son şeyhlerinin isimleri ile beraber vermişdir ki şunlardır :
1 — Merdiven köyünde Şahkulu Tekkesi; son şeyhi Hasan Tahsin Baba (1890 da Mehmed Ali Baba).
2 — Çamlıca Tekkesi; son şeyhi Ali Nutki Baba (Tahir Baba Tekkesi; 1890 daki şeyhi Nuri Baba).
3 — Eyyubda Karyağdı Tekkesi; son şeyhi Yaşar Baba, (1890 da Sâlih Baba).
4 — Sütlücede Karağaç Tekkesi; son şeyhi Hasib Baba, (1890 da Hasib Baba).
5 — Kazlıçeşme Tekkesi; son şeyhi Nuri Baba (Perişan Baba Tekkesi, 1890 daki şeyhi Hasan Baba).
6 — Rumelihisarında Nâfi Baba Tekkesi; son şeyhi Nâfi Baba (Şehidler Tekkesi, 1890 daki şeyhi Nâfi Baba).
7 — Topkapu dışında Takkeciler Tekkesi; son şeyhi Abdullah Baba.
8 — Sültücede Bâdemli Tekkesi; son şeyhi Münir Baba (1890 da Münir Baba).
9 — Başıbüyük Köyünde Dilâver Baba Tekkesi; son şeyhi Dilâver baba.
Kolluk neferi ve bektâşî babası
(Resim : S. Bozcalı)
Theme
Other
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050193
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. Bozcalı
Description
Volume 5, pages 2443-2447
Note
Image: volume 5, page 2443
See Also Note
B.: Vak’ai Hayriye; B. : Abdülkadir Bey, Melekpaşazâde; Atâullah Efendi, Şânîzâde; Ferruh Efendi, İsmail; Ortaköy cemiyeti ilmiyesi
Theme
Other
Contributor
S. Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.