Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ
Bayazıdda Yangın Kulesinin hemen yanı başında bulunan İstanbul Üniversitesi merkez binâsı evvelâ Seraskerlik ve sonra Harbiye Nezâreti iken, ayni avlu - meydanda, bu binânın şimâlinde bulunan askerî tevkifhâne binasına takılmış olan isimdir ki, bu adı ilk müdürü olan şiddet ve zulümü ile meşhur Bayındırlı Binbaşı Bekir Ağanın adından almışdır; bu bina târihimizde en acı hâtırasını, ikinci meşrûtiyet devrinde, İttihad ve Terakki Fırkasının, koca Türkiye İmparatorluğunu izmihlâle götüren diktatörlüğü zamanında bırakmışdır; o devrin Bekirağa Bölüğü Tevfkifhânesi müdürü olan Sâlim Bey de orta çağın engizisyon zındancılarını hatırlatacak bir simâ olmuş, siyasî maznunlar üzerinde sık sık tatbik ettiği el ve ayak tırnaklarını sökme işkencesinden ötürü “Tırnakcı Sâlim” diye şöhret bulmuşdur; mevcud ise evlâdü ahfadına her halde bırakmışdır.
İkinci meşrûtiyetin o karanlık yıllarında Bekirağa Bölüğünde çile çekmiş siyaset adamlarından biri, bilâhare İsmet Paşanın yanında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti adına Lozan Sulh Muahedesini imzalayanlardan Dr. Riza Nur Beydir; merhum, “Cemiyeti Hafiye = Gizli Cemiyet” adlı eserinde Bekirağa Bölüğünde şâhid olduğu bâzı mezâlimi çok acıkli bir lisan ile anlatmıştır. Dr. Riza Nurun bahsettiği Gizli Cemiyete dahil olduğu için tevkif edilen ve Div...
⇓ Read more...
Bayazıdda Yangın Kulesinin hemen yanı başında bulunan İstanbul Üniversitesi merkez binâsı evvelâ Seraskerlik ve sonra Harbiye Nezâreti iken, ayni avlu - meydanda, bu binânın şimâlinde bulunan askerî tevkifhâne binasına takılmış olan isimdir ki, bu adı ilk müdürü olan şiddet ve zulümü ile meşhur Bayındırlı Binbaşı Bekir Ağanın adından almışdır; bu bina târihimizde en acı hâtırasını, ikinci meşrûtiyet devrinde, İttihad ve Terakki Fırkasının, koca Türkiye İmparatorluğunu izmihlâle götüren diktatörlüğü zamanında bırakmışdır; o devrin Bekirağa Bölüğü Tevfkifhânesi müdürü olan Sâlim Bey de orta çağın engizisyon zındancılarını hatırlatacak bir simâ olmuş, siyasî maznunlar üzerinde sık sık tatbik ettiği el ve ayak tırnaklarını sökme işkencesinden ötürü “Tırnakcı Sâlim” diye şöhret bulmuşdur; mevcud ise evlâdü ahfadına her halde bırakmışdır.
İkinci meşrûtiyetin o karanlık yıllarında Bekirağa Bölüğünde çile çekmiş siyaset adamlarından biri, bilâhare İsmet Paşanın yanında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti adına Lozan Sulh Muahedesini imzalayanlardan Dr. Riza Nur Beydir; merhum, “Cemiyeti Hafiye = Gizli Cemiyet” adlı eserinde Bekirağa Bölüğünde şâhid olduğu bâzı mezâlimi çok acıkli bir lisan ile anlatmıştır. Dr. Riza Nurun bahsettiği Gizli Cemiyete dahil olduğu için tevkif edilen ve Divânı Harbde muhâkeme edilmek üzere Bekirağa Bölüğüne gönderilen ve o tarihde henüz 19 - 20 yaşlarında bulunan Süleyman Sırrı Efendi adında genç bir maarif memuru da rumî 1335 (M. 1919) yılında “Bekirağa Bölüğünde.. Orada neler gördüm?” adı ile küçük boyda kırk beş sayfalık bir kitab neşretmiştir; aşağıdaki satırları Süleyman Sırrı Efendinin hatıralarından alıyoruz:
“Bu zulüm ve belâ mahbesi, inkirâza doğru sürüklenen memleketin fecî âkıbetine ağlayan vatanperverlerin mâsum kanı ile ıslanmışdır. Bu îtisaf zındanı, mâsum ve günahsız vatandaşların can çekişen iniltilerini sağır ve dilsiz duvarları ile sarmış uğursuz bir binâdır.
“Beni Bekirağa Bölüğüne götüren polis teslim olunduğuma dâir imza istedi; hapishâneye memur olan zât:
— Kerataları sayı ile vermediler, imza istemez! dedi.
“Polis ısrar ile imza alabildi. Sonra bana hergele diye hitab edince dayanamadım :
— Bu kelimeyi size red ederim ve teessüf ederim, bu meşrutiyet devrinde bir kalem efendisi hakkında...
— Tutun şu herifi!.. diye bağırdı.
“İki nefer kollarımı tersine çevirmeğe başladı, avazım çıktığı kadar bağırdım.
“Bir güzelce dayak yedim; ayaklarıma basamadan neferler kollarımdan tutarak beni koğuşa indirdiler, tekmelerle içeriye attılar.
“Kimi çağırsalar vatan hâini vesâire gibi kelimâtı tahkiriye ile çağırıyorlardı, gidenler benim gibi kaltukda dönüyordu, ağız burun birbirine karışmış, yüzler kan içinde idi. Ayaklarında baklaları iri zincirler takılmış, ağlayarak sürünüyorlardı. Gecenin sukûnetinde bu zincirlerin sesi, üçyüzden fazla mahbusu alan ve beş numara bir lâmba ile aydınlatılmış olan koğuşda hüzün ve dehşet veriyordu.
“Vaktiyle buraya bölükden yetişme, cesîmülcüsse, kaviyülbünye, câhil, okumak, yazmakdan bî behre Bekir Ağa adında bir zât memur edilmiş. Kabahatli efrad gelir gelmez dayak atarmış. Bir falaka yaptırıp odasında en mûtenâ yere asmış, ara sıra mevkufları teftiş eder: “Ulan rahat durun, yoksa falakayı indiririm!” diye tehdid edermiş. Efraddan mahkemede beraat eden yahud müddetini doldurup çıkacak olanları da falakaya yatırarak mükemmelen döğer ve:
— İşte herif gördünya, bir daha buraya gelme!.. dermiş “Bekir Ağanın vefâtından sonra tevkifhâneye tâyin olunan müdür ve muhâfızlar içinde bizim mevkuf bulunduğumuz zamanın müdürü Sâlim, tam mânası ile zalimi müteveffâya rahmet okutmuştur.
“Sopanın adedi elliden aşağı değildi. Dayak atanlar gaayet iri cüsseli adamlardı; Arnavudlukda isyan eden efraddan olup cezâlarını gardiyanlık ile idârei örfiye hapishânesinde geçiriyorlardı.
Demokrat Mustafa adında bir genci sopanın altına yatırmışlar; cemiyeti hafiyeden filân haberi yok: — Söyle bakalım cemiyetden kimleri tanıyorsun, bilhassa büyük zevâttan ? demişler.
“Dayak bu, düşünmüş, aklına kimse gelmemiş, akrabasından Mustafa Nâtık Paşa gelmiş; haydi, paşaya da tevfik ettiler.
“Çocuğu bir gece çağırıp kahveler, limonatalar, salon sigaraları ile ikrâma başlamışlar, bakmış ki yalan söyledikçe hüsnü muamele, uydurmaya başlamış: — Kâmil Paşa da dahil; Mustafa Nâtık Paşa ile onun konağına gittik, Mahmud Şevket Paşanın katline dâir müzâkere oldu...
“Dayağın şâyânı dikkat olanı domuz topu idi. Bacaklar zorla (ön taraftan enseye kadar çevrilip bağlanır, sonra rast gelen sopayı patlatırlar; bu sûretle dayak yiyenlerin ekserîsi bayılır, üzerine bir teneke su döküp ayıltırlar, bir sigara ikrâm ederler.
“Her dayaktan sonra yerler kan içinde kalırdı. Bil iltizam, mevkuflara, biribirine dayak attırırlardı.
“Gözlüklü Mustafa ile Hacı Kemale takılan zincir Mahmudiye gemisinin büyük baklalı zinciri idi, ancak üç insanın yardımı ile ayak yoluna götülürlerdi; onları, yüz okkalık zinciri boyunlarına dolayarak döğerlermiş.
“Her gün kışlanın altını üstünü süpürmek, sulamak, abdesthâneleri temizlemek bizim vazifemizdi. Akşamları lâmbalara gaz doldururdum. Verilen işi bitirince oturur, genç yaşımda asılacağım diye acı acı düşünür idim. Riza Nur Bey Cemiyeti Hafiye adlı kitabında benim için şu satırları yazıyor :
Bir gece bağrışmalarla uyandım, dinledim. Değnek darbeleri arasında bir sadâyı mütehevvir bağırıyordu :
— Vur!..Vur!..
Bir aralık dayak sesleri kesildi, lâkin gazabını yenememiş olan vahşi, daha bitmedi diyordu. Dayak yine başladı, dayağın devâmına rağmen ahlar, figanlar kesildi, madrub bayılmış olacaktı, yüz değnek kadar saydım; saate baktım, gece yarısını üç saat geçiyordu. Tüyler ürperten dehşetle uykum kaçtı, büzüldüm kaldım. Sabah oldu, bir alay mevkuf koridoru suladıktan sonra ellerinde kovalar paçavralar odamı temizlemek üzere içeri girdiler. Bunların birisi 19 - 20 yaşlarında bir çocuk, yüzü ayni sarı bir kamelya rengini almış, gözlerinde dehşetli azâbların yorgunluğu okunuyordu, ölüm korkusu âşikâr görünüyordu. Bu çocuğun akşamları gazcının ardında gaz tenekesini taşıdığını, her geldikçe gözlerimin içine, benden bir şeyler bekler gibi bakan genc olduğunu hatırladım. Sonradan öğrendim, bu çocuk maarif memurlarından Sırrı Bey imiş.
“Riza Nur Beyin ölüm korkusu dediği doğrudur; genc yaşımda asılacağımdan ödüm kopuyordu.
“Yatağım otları çıkmış bir minderle bir beylikten ibâret; yastık yok, ayağımdan fotinleri çıkarub minderin altına koyub yükseltiyordum. Onbeş gün sıcak yemek yemedim.
“Her yeni gelen mevkufa, dışarda, Cemiyeti Hafiye suçlarına ne ceza verileceği kanaati dolaştığını soruyordum. Hep idam edilecekler deniliyormuş. Bir gün dört hukuk talebesi getirdiler, onlara da sordum: Cezâ kanununun bilmem kaçıncı maddesince idam!.. dediler.
Bir akşam da Mahmud Şevket Paşa Bekirağa Bölüğünü teftişe geldi. Koğuşda ilk yatakta ben yatıyordum, sual benden başladı, beni cemiyetin müessislerinden diye takdim ettiler. Mahmud Şevket Paşa yukarıdan aşağıya beni bir süzdü :
— Oğlan!.. Seni babanla beraber Bayazıdda sallandıracağım!.. dedi”.
Teessürü, bir gece kendisini intihara kadar götüren ve ölümden mûcize kabîlinden kurtulan Süleyman Sırrı Efendinin Bekirağa Bölüğü hâtıraları, burasını gereği gibi anlatmakdan çok uzakdır.
Biz öyle zannediyoruz ki Bekirağa Bölü- denilen bu ceza evi hakkında söylenile gelen şeyler çok mübalâgalıdır. Binbaşı Bekir Ağa ve Tırnakcı Sâlim muhakkak ki çirkin hâtıra bırakmış insanlardır; fakat bu tiynetde adamlar daha sonraki devirlerde de görülmüştür; hattâ yine bu Süleyman Sırrı Efendinin hâtıralarından öğreniyoruz, Bekirağa Bölüğü, müthiş tırnakcı Sâlimi ile berâber garib, esrârengiz bir hürriyet havası taşımaktadır; aşağıdaki satırları da ayni kitabdan alıyoruz :
“.. Zâlim Sâlimin sarhoşluğu ramazan münasebetiyle inkitâa uğradığından geceleri yanımıza gelmiyor, diliyle kırbacıyla bizi haşlamıyordu. Gümrük ketebesinden Nurullah Beyle Hâfız Kemal Efendi vesâir arkadaşlar şarkılar okuyor ve taklidler yaparak eğleniyorduk. Bizi döven gardiyanlarla da dost olmuş idik. Müddeti ömürlerinde tiyatro, orta oyunu gibi şeyleri görmemiş, olan bu adamlar kayın pederimin tertib eylediği orta oyununu seyrederek pek beğenmişlerdi...”.
Genc adamın hâtıralarının ilk satırlarında tasvir ettiği tevkifhâne ile yukarıdaki sahne tam bir tezad hâlindedir. Gizli İhtilâl Cemiyeti kurma ve taklibi hükûmet tasavvuru suçundan tutuk kimselerin geceleri orta oyunu oynayacak serin kanlılıklarını da ancak avam tabakasına mensub kimselerde bulmak mümkündür.
Garib bir tarih cilvesidir, 1918 de, iktidardan, vatanımızı felâkete sürükledikden sonra çekilen İttihad ve Terakki Fırkasının erkânı da tevkif edildiklerinde bir müddet bu Bekirağa Bölüğünde kalmışlardı.
Bekirağa Bölüğü binâsı 1950 yılından sonra yıktırılmıştır.
Muzaffer Esen
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Muzaffer Esen
Identifier
IAM050163
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2426-2428
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.