Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEKCİ, BEKCİBABA, MAHALLE BEKCİLERİ
Mahalle bekcileri İstanbulun günlük hayatında, dirlik ve güven bakımından asırlar boyunca o kadar önemli bir yer almışdır ki adı Büyük şehrin edebiyatına girmişdir.
Mahalle bekcileri, Cumhuriyet devri bekciler bu paraya el atamayub kıdemlerine gö-
Cumhuriyet devrinde bekci, üniforma giydirilmiş ücretli, aylıklı ve kaymakamlıklar tarafından tâyin edilir, bir polise yardımcı bir zâbıta memuru olmuşdur ve hizmet etdikleri mahalle veya semtin polis karakoluna bağlanmışdır. Halkdan resmî makbuz karşılığı muayyen bir bekci parası toplanır, fakat bekciler bu paraya et atamayub kıdemlerine göre tesbit edilmiş ücretlerini alırlar; vazifeleri, geceleri sokakları dolaşmakdan, gündüzleri de gereken resmî küçük hizmetleri görmekdir, polisler gibi beylik bir tabanca ile silâhlandırılmışdır, gece nerede olduğunu bildirmek, icab ederse polis devriyesi çağırmak, yahud, diğer mahallenin bekcisinden imdad istemek için bir de düdük verilmişdir.
Bekcilik vazifesinin dışında halk ile hiç teması kalmamışdır, ve mahallenin gediklisi olmakdan çıkmışdır.
Edebiyatımızda zengin hâtırası olan, İstanbulun eski mahalle bekçileridir; Anadoludan gelen, sağlam ve müheykel vücud yapısına sâhib, sağlam iffet ve namus kefaletine bağlanmış ve mahallenin malı olmuş, mahallenin hariminde bir bekâr uşağı olarak yerleşmi...
⇓ Read more...
Mahalle bekcileri İstanbulun günlük hayatında, dirlik ve güven bakımından asırlar boyunca o kadar önemli bir yer almışdır ki adı Büyük şehrin edebiyatına girmişdir.
Mahalle bekcileri, Cumhuriyet devri bekciler bu paraya el atamayub kıdemlerine gö-
Cumhuriyet devrinde bekci, üniforma giydirilmiş ücretli, aylıklı ve kaymakamlıklar tarafından tâyin edilir, bir polise yardımcı bir zâbıta memuru olmuşdur ve hizmet etdikleri mahalle veya semtin polis karakoluna bağlanmışdır. Halkdan resmî makbuz karşılığı muayyen bir bekci parası toplanır, fakat bekciler bu paraya et atamayub kıdemlerine göre tesbit edilmiş ücretlerini alırlar; vazifeleri, geceleri sokakları dolaşmakdan, gündüzleri de gereken resmî küçük hizmetleri görmekdir, polisler gibi beylik bir tabanca ile silâhlandırılmışdır, gece nerede olduğunu bildirmek, icab ederse polis devriyesi çağırmak, yahud, diğer mahallenin bekcisinden imdad istemek için bir de düdük verilmişdir.
Bekcilik vazifesinin dışında halk ile hiç teması kalmamışdır, ve mahallenin gediklisi olmakdan çıkmışdır.
Edebiyatımızda zengin hâtırası olan, İstanbulun eski mahalle bekçileridir; Anadoludan gelen, sağlam ve müheykel vücud yapısına sâhib, sağlam iffet ve namus kefaletine bağlanmış ve mahallenin malı olmuş, mahallenin hariminde bir bekâr uşağı olarak yerleşmiş, arada sılaya giden, yerine kefili olduğu birini bırakan, mahallenin beslediği, malını, canını, ırzını kalb huzuru ile emânet ettiği eski bekciler; öylesine ki İstanbulda müşterek unvanları “Bekci Baba” olmuşdu.
Müsellâh değildiler, ellerinde ucu demirli ağır bekci sopaları yegâne silâhları idi. Yatsıdan sonra, mahalle mahalle, büyük şehir onların olurdu, kaba taş döşenmiş sokaklarda sopalarını muttarid darbelerle vura vura geçerken, evlerin içine tam bir güven havası yayılırdı; bazan da gür sesleri, uyuyanları dehşet ve heyecan ile yataklarından fırlatırdı; İstanbul sık sık yangın âfetine uğrayan büyük bir ahşab şehirdi, gece yangınlarını şehre mahalle bekcileri ilân ederdi (B.: Yangın); gür sesleri ile, farazâ:
— Yangın vaaaaar!... Samatyada... Sulu manastırdaaa!.. diye bağırırlardı.
Vazifeleri: gece sokakları dolaşmak, gece yangınlarını haber vermek, matbaanın ve gazetenin bulunmadığı devirlerde hükûmet emir ve yasaklarını mahalle halkına ilân etmek, veya bu maksatla halkı manalle mescidine dâvet etmek, ölüm, doğum, düğün olan evlerin hizmetlerinde bulunmak, evlerin ve konakların kış odununu kesmek, sakalık, yazın sayfiyeye gidenlerin evlerini beklemek, kirâlık evlere kiracı bulmak, kiraya vermek, hulâsa mahalleye taalluk eden her şeyi yapmak idi. Ekseriya mahalle kahvehânesinin üstündeki bekci odasında yatarlardı.
Memleketlerinin kıyafetini asla değiştirmezlerdi, hattâ memleketlerinin ağzı ile konuşurlar, ancak İstanbul ağzının bir kaç nezâket hitabını benimseyip alırlardı.
Bütün mahalle halkını tanırlardı. Uygunsuzları bilir, fakat, herhangi nâhoş bir hâdiseyi önlemek için, göz kulak olurdu; sır ifşâ etmezdi. Bir mahallede evine zîna yolundan erkek alan âlüftelerin, eski mahalle hayatının acı cilvelerinden evleri basıldığı zaman, Bekci Baba, İmam Efendi ile baskıncı kaafilenin de başında bulunurdu (B.: Baskın). Ramazanlarda da, halkı sahur yemeğe kaldırmak için gece dolaşır iken davul çalardı; davul çala çala dolaşır iken de arada mâniler okurdu. Fakat ekseriyâ davul çalup mâni okumak için yanına bir ramazan yardımcısı alır; onun hakkını da bayramda topladığı bahşişden verirdi, bu yardımcı bazan genç bir hemşehrisi olurdu, ramazan için mektub yazar, köyünden sûreti mahsûsada getirtir, odasında yatırır baskısı ve kefâleti altında tutar, bayramdan sonra da memleketine gönderirdi, Ramazanlar o genç için de bekçilik stajı olur ve bir gün Bekci Baba İstanbuldan kesin olarak ayrılır iken yerini alırdı. Bazan da davulcu - mânicisini mahallenin fakir delikanlıları arasından seçerdi.
İnkılâb Müzesi Kütübhânesinde Muallim M. Cevdetin kitabları arasında Birinci Sultan Abdülhamidin bir sır kâtibi tarafından kaleme alınmış hicrî 1188 (M. 1774 - 1775) yılına âid bir not defteri vardır; bu pâdişâhın günlük hayatının vak’acıkları kaydedilmişdir. İstanbulun Mahalle Bekcileri üzerine de şu şirin fıkra vardır:
25 ramazan 1188 salı günü (M. 18 kasım 1774) öğleden sonra pâdişah Topkapusu Sarayındaki Sofa Köşkünde, İstanbulun mâni okumakdaki hünerleri ile meşhur mahalle bekcilerinden iki nefer bekciyi huzuruna kabul etti ve onları ikindiye kadar bekci mânileri okuttu, ve mahalle hayatından taklidler yaptırdı. İki bekci sahur yemeğine kadar sarayda misafir edildi (B.: Bekci, İstanbul Manalle Bekcilerinin Destan ve Mâni katarları).
İffet ve namus erbâbından oldukları sağlam ve zincirleme kefâletler ile bağlı olduğu halde bekâr uşağı bekcilerin arasında genç irisi, gençlerin de kaşı gözü yerinde, eli ayağı düzgün olanları mahalle halkınca hoş görülmez idi; onun içindir ki eski mahalle bekcileri dâima 30-35 yaşın üstünde, fakat yapısı sağlam, ağır başlı, tecrübeli, olgun, kâmil ve mutlak sakallı kimseler olurdu; bundan ötürüdür ki, istisnâsız hepsi “Bekci Baba” diye anılırdı. Üsküdarlı halk şâiri Vâsıf Hocanın İstanbul Ansiklopedisine verdiği notlar arasında genç ve yakışıklı bekciler için de destan vardır, kimin yazdığı tesbit edilememişdir; ve güzel bir bekâr bekcilikle mahalleye girmesini tehlikeli göstermektedir:
1. Tâze rû civandan olursa bekci
Gülistan içine bağlarım keçi
Câriye halayık besleme kızdan
Oynaşın bulacak bir ay en geçi
2. Oyalı yemeni sarar başına
Fesini de eğer samur kaşına
Karanfil bıyığı burararak geçer
Konağın önünden kız oynaşına
3. Mintan allı güllü, çorab çiçekli
Cebkenin altında çaprast yelekli
Kundurada nalçaları çadırdar
Puşusu ve püskülleri ipekli
4. Sallanır yürürken şalvarın ağı
Pençei âfitâb bekci uşağı
Reşk ider endâma selviyle kavak
Levendâme atar iken ayağı
5. Çamaşır, süpürge bırakır işi
Halayık câriye varsa kaç kişi
Kafes ardı dolar nalça sesine
İşmarlıdır ol civanın geçişi
6. Ya konağın kızı, nazlı bülbülü
Anın da oynamış bekciye gönlü
Ol bekâr uşağı zeberdest oğlan
Mahalleye olur belâ püskülü
7. Hanım kız kaçmadan oğlana bir gün
Konakda yapmalı efendim düğün
Dün odun yarıcı ya saka idi
Mesnedi ikbalde bugün gördüğün
8. İffetü nâmusu elhak ki tamam
Geriye kalan çamaşır hamam
Mihri müecceli yüz altın ile
Çağırın kıysın nikâhı imam.
Çarşı ve mahalle bekcilerinin en eski ve güzel bir tasviri Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesindedir; büyük muharrir On yedinci asır ortasında şöylece anlatıyor:
“İstanbul Bekcileri — 12000 neferdir, kırk bin derler, fakat mubalâğadır; 300 neferi esik Bedestan ve Yeni Bedestan (B.: Bedestan) bekcileridir ki gedikli ulûfeli adamlardır. Geri kalanları her gece sabahadek İstanbul içinde köşk beklerler. Bu esnaf Subaşıya tâbi olduğundan ordu alayında ellerinde gûnâ gûn fânusları yakub ellerinde ucu demirli sopaları, bellerinde kılıç ve ok ve yaylarıyla palasdan esvap giyüb, başlarına acib serpuşlar ve gûnâgûn sivri külâhlarla yerlere sopa vurarak hırsız kaçarmış şekilde:
— Bre koma, kaçdı haaa!.. Vardı haaa!.... gibi şeylerle temâşacıları güldürürler”.
Ahmed Rasim “Muharrir bu ya!..” adlı eserinde (1926) “Bekci!. sen sus!..” serlevhasını taşıyan makalede İstanbulun eski mahalle bekcilerini şöyle tasvir ediyor:
“Şehiremâneti yaramaz, gürültücü çocuk avutur gibi bekcilerin eline bir düdük verdi, susdurdu. Ne cânım “Yangın vâr!..”lar, ne de sopa uruşları kaldı. Köftehorları bâzısı da sopa ile saat vurarak hattâ çeyrek geçeyi bile bildirirdi.
“Doğrusu şapka bunları da açdı!
“Daha evvelki kıyafetleri de hemen hemen sabitti. Az gençlerinin başlarında, üzerlerine “Yardan ayrıldım” vâr’ koyu vişne renginde dalli yemeni sarılı “arakçin” yâhud “hartâvî” denilen, ihtiyarlarında üstü ağabânili, yâhud sarıklı serpuşlar bulunur, sırtlarında mevsimine göre salta, cebken, aba, hayderi biçim caket, gocuk, bacaklarında sıkma, dizlik, şalvar, ayaklarında kundura mest, kış yaz memleket işi renkli yün çorab, bellerinde kuşak, bâzılarında sarkıtma, boyundan atma sürgülü gümüş kordon, saat bulunur, böyle bir kıyafet ile sokak sokak dolaşarak Anadolu kıyafetlerinden bir kaçını temsil ederlerdi”.
Ahmed Rasim eski bekcilerin günlük mahalle hizmetlerini arasında, diğer yazarlarda rastlamadığımız ölü yıkayıcılığından bahsediyor; insanlar ölüyü yıkar iken suyu bekciler dökerdi, üstad bir de fıkra naklediyor :
“İmam ölüyü yıkar, bekci de su dökermiş. Bir iki maşrabadan sonra meyyitin karnından bir gürültü gelir. İmam derhal lifi sabunu elinden atar, kaçmağa başlar; lâkayıd bekci arkasından bağırırmış:
— Korkma İmam Efendi, huyu çıkıyor!..” (A. Rasim, Gülüb Ağladıklarım).
Rûşen Eşref Ünaydın “Ayrılıklar” adındaki güzel eserinde (B.: Ayrılıklar) “Davulcunun Mânileri” serlevhasını taşıyan makaalede ramazanın onbeşinci gecesi bahşiş toplamaya gelen İstanbulun esik mahalle bekcilerini şu sâtırlarla tasvir ediyor; yazı, 1918 mütârekesinden sonraki kara işgal günlerinde kaleme alınmışdır:
“... düşüncelerden davul sesi ile ayrıldım. Türklerin geçirdiği belki en küsgün ramazan bu oludunu unutarak çocuk gibi sevindim.
“Ağabânı sarıklı ve poturlu bekci, elinde muşamba fener, kapıya diklidi. Sopasını taşa vurdu. Mânici, bugünlere pek uygun düşen titrek ve solgunbir sesle dedi ki:
Besmeleyle çıkdım yola
Selâm verdim sağa sola
A benim devletli beyim
Vakti şerif hayır ola...
Dambır da dandan, dambır da dan
Dambır da dandan, dambır da dan!..
“Eskiden böyle bekci kapıya geleceği akşam sofrada ne telâş olurdu. Çocuklar yemekden biraz evvel sıvışmak isterlerdi. Kafesler sürülür, mânicinin yolu beklenirdi. İftardan yeni kalkan erkekler, beyaz entâriler, Şam hırkaları ile minderlere bağdaş kurarlar, orucun keyfini gidermek için bol kahvelerle kehrübâ saplı yâsemin çubuklarda Bayazıd sergisinden alınma (B.: Bayazıd Camii avlusunda Ramazan Sergisi) güzel kokulu sigaralar içerler, başlarında gürültü istemezlerdi. Kadınlar üst üste kafes arkalarına yığılırlar, yahud lâmbayı üfleyerek kafesleri açarlardı. Cesâreti tek başına gece yarıları sokaklarda sopasını vura vura dolaşır iken beliğleşen bekci, o akşam söz belâgati karşısında silik kalırdı. Efendilerinden bahşişini istemek için parası ile tuttuğu uyanık zekâlı, sözü, âhengi düzgün şehrî mâniciye bir vilâyet adamı hayret ve gururu ile, bön ve iyi bir tebessümle bir bakışı vardı ki unutmak kaabil değil!..
“Bu seferki mânici - askerden yeni döndüğü sırtındaki alman ceketinden belli, zâif, esmer bir genç - davulu taşımakdan yorulmuş gibi duvara yaslandı...”.
Mahmud Yesârî “Amıca Bey” mecmuasına yazdığı “Portreler” başlıklı makaaleler arasında eski mahalle bekcilerini şöyle anlatıyor:
“Fakat, zamanımızın bekçileri gibi eski Bekçi Baba evlerden, apartmanlardan çekişe çekişe pazarlık ederek aylık toplıyan bekçilerden değildi.
“Vaktiyle, bekçinin, içtimaî hayatta mevkii vardı. Çocuklar, bekçi babadan korkarlardı. Yalnız çocuklar mı? Büyükler de, bekçi babadan çekinmez değillerdi.
“Halbuki o, dünyanın en yumuşak başlı adamıydı. Onun, belinde tabancası yokdu. En sert kış gecelerinde, kara koyun postu gocuğunu sırtına geçirir ve ucu demirli lobut sopasını eline alır, sokakları dolaşmıya çıkardı.
“O zamanlar, polis düdükleri ve polis yoklamaları yoktu. Bekçi baba, lobutunun demir kaplı ucunu taşlara vurarak, rasathaneden daha âyarlı, saati haberlerdi.
“Evlerden, saatleri duranlar, âyarları şaşıranlar, kulak kabartırlardı :
— Sus ayol, şimdi bekçi geçecek, saati vuracak.
“Bekçi Baba, geçer, saat, acele âyar edilir.
— Biz, üç buçuk sanıyorduk. Üçmüş..
“Evlerde eksik olmaz, ya torun, ya kerime, ya mahtum, bir çığlık koparır :
— Haminne dur. Bekçi, buçuğu da çaldı.
“Bekçi baba, lobutunun demir uciyle saat başlarını tak tak vururken, buçukları da, taşlarda sürüyerek hafifçe tıkırdatırdı.
“Bekçi baba, mahallenin kilidi, küreği idi. “Ölünün vasisi, dirinin kefli”, “hallâl-i müşkilât”, “melek-üs sıyâne”, ne derseniz deyiniz, o, idi. Mahallenin, ölüsü, dirisi, ona emanetti.
“Yetim torununu alıp gece yatısı misafirliğe gidecek, —faraza — Şerife Hanım, evinin anahtarını bekçi babaya teslim eder :
— Gelince alırız; sen, gözkulak oluver.
“Bekçi baba, kalın kaşlarını çatarak, pos bıyıkları arasından ağır bir sesle cevap verir:
— Sultan merah itma!...
“Fukara Şerife Hanımın iki odalı kulübe azmanı evine gözkulak olmaktan ne çıkar!
“Karşıki muhasebecilerin konağı da var. Tıklım tıklım eşya dolu. Mahalle konağının zenginliği, fukara komşuların dillerinde destan!... Muhasebeciler de yazlığa gidecekler mi, anahtarı bekçi babaya bırakırlar.
“Bekçi baba, bir değil, iki değil, üç değil, beş değil, emanet anahtarları bilir, sahiplerini tanırdı.
“Bekçi baba, sessiz cansız mahallenin hareket adamı idi. Düğün evlerinin kapılarında inzibatı, o, temin eder, cenaze çıkan evlerde de ayni vekarla hizmet ederdi.
“O, yangını haber verirdi :
— Yan... gun... vaaar! diye öyle göğüsten höngürderdi ki, en ağır uykuluları sıçratarak uyandırırdı.
“O zaman, bu ses, “alârm” işareti idi. Ve tecrübe düdüklerinden daha çok ses çıkarırdı.
“Eskiden, “İstanbulun yangını, Anadolunun salgını” müthiş, korkunç şeylerdi. Bir yangında, bir iki ev yanmaz, bütün bir mahalle, hattâ bir semt, kül oluverirdi. Bir yangın, dört, beş mahalleyi tehdit ederdi. Sıçrayan kıvılcımalardan, iki, üç sokağı birden alevlerin sardığı görülürdü. Şehirde, kâgir, beton evler, hemen hemen yok gibiydi. Koca bir mahalle, yarım saatin içinde, çıra gibi yanardı.
“Bekçi baba, kiraz mevsimi, zengin, zemaneye göre kibar azmanı konaklarına, odun yarmıya çağırılırdı. Bu, odun yarmak, bir marifetti. Çünkü, sobalık, çamaşırlık, mutbaklık, ayrı ayrı kesilecek. Şimdiki gibi elektrikli destereler yok, gırr! diye saniyede kesip atmıyor.
“Bekci baba, başına kırmızı benekli yazma mendilini sarıp aba ceketini çıkarıp da: Tuh! diye avuçlarına hohlayıp balta sapına yapışınca, sobalığı, çamaşırlığı, mutbaklığı, bir çırpıda çıkarırdı!...
“Bayramlarda, en zengininden, en fakirine kadar, bütün mahalle, onu gözetirdi. Her evden, keselerine göre, yazma mendil, gömlek, arşınlarla basma ve para verilirdi.
“O, mahallelinin, kendisini sevdiğini kendisine bağlı olduğunu bildiği halde, şımarmaz; kara koyun postu gocuğunu giyer, ucu demirli lobutu ile, saatleri, dakikaları vurarak mahallenin sokaklarını, kışın en dişlek gecelerinde bile, hiç şikâyet etmeden dolaşırdı.
Onun, belinde tabancası yoktu. Fakat, onun sopasını sesi, hırsızları, serserileri, çakaralmaz tabancalardan daha çok korkuturdu..” (Mahmud Yesârî)
İstanbul Polis Mektebi müdürlüğünde bulunmuş Mustafa Gaalib Beyin “Nizâmâtı Umumiyei Zâbıta” adındaki eserinde (eserin neşri tarihi rûmî 1337, milâdî 1921). Çarşı ve mahalle bekçileri hakkında 29 Nisan 1330 (Milâdî 12 Mayıs 1914) tarihli bir muvakkat kanun sureti vardır ki, ananelere dayanan eski mahalle bekçiliğinden zamanımızdaki bekçi nizamına bir geçiş devrinin vesikasıdır. Dört maddelik bu muvakkat kanunun metni şudur:
“Madde 1 — Şehir ve kasabalarda çarşı ve mahalleler için bekçi istihdâmı mecburîdir.
“Madde 2 — Çarşı ve Mahalle Bekçilerinin 25 yaşından aşağı ve 60 yaşından yukarı olmaması ve bir gûnâ cinâyet ve muhilli nâmus ve iffet cunha ile mahkûm ve sui hâlü hareketle müştehir bulunmaması şarttır.
“Madde 3 — Bekçilerin memuriyetleri İstanbulda Polis Müdürü ve vilâyetlerde en büyük mülkiye memurları tarafından tasdik edilmek üzere sûreti intihâbı ile bunlara verilecek ücretin miktarının tâyini, ne tarzda verileceğini, bu ücretin nereden ne suretle toplanacağını, her yerin örf ve teâmülüne ve ihtiyacına göre oranın meclisi umumîsine bırakılmıştır. Bekçi ücretinin toplanmasında tahsili emvâl kanununun hükümleri tatbik olunur.
“Madde 4 — Çarşı ve Mahalle Bekçileri mahallî zâbıtanın nezâreti altında olub zâbıtai mânia ve adliye vazifelerinde ona yardımla mükelleftir; bu vazifeleri ifâ sırasında polisin mâlik olduğu hak ve salâhiyete sahiptir.”
Zamanımızın Bekçi Teşkilâtı — Aşağıdaki notlar kıymetli muhabirimiz Hakkı Göktürk tarafından verilmiştir : Eskiden mahalle muhtarlıklarına bağlı sivil mahalle bekçileri yerine 1944 senesinde kaymakamlıklara bağlı bekçi büroları ihdas olundu. İstanbulun her ilçesinde bir bekçi bürosu vardır. Meskenlere takdir edilen bekçi aylıkları bu büroların tahsildarları tarafından toplanır, bekçi aylıkları toplanan bu paradan verilir. Bekçiler götürü ücret vergisine tâbidirler.
Bekçilerin aldıkları maaş netdir. Her üç senede bir kıdem zammı, her sene sonunda da bir maaş nisbetinde ikrâmiye alırlar. Senede bir takım elbise - üniforma, bir palto, bir çift fotin verilir. İlâç paraları teşkilât tarafından ödenir. Doğum ve ölüm yardımı görürler. (Bu yardımı bâzı büroların yapmadığı söylenir).
Bekçi üniforması şöyledir : Kahve rengi kalın kumaştan yapılmış kapalı yakalı caket, ayni kumaştan külot pantalon, tozluk, kasket, tokalı kemer ve omuzdan çaprazlama ince kayış. Birer beylik tabancaları ve birer düdükleri vardır. Sol göğüs üzerinde kırmızı bez üzerine pirinçden sekiz köşeli bir yıldız, ortasında bir “B” harfi. Bekçi başılarda çift B (B.B.) harfi vardır. Kaskette de bu göğüs armasının daha küçüğü vardır. Kemerin tokasında da “Bekçi” yazılıdır ve toka numarası denilen sicili numaraları bulunur.
Bekçiler, muhafazasına memur oldukları sokakalarda akşam gün karardıktan sonra sabah ağarıncaya kadar nöbetleşemeden dolaşırlar.
Eminönü İlçesinde: 150 bekçi, 15 bekçi başı, 10 tahsildar, 5 büro memuru vardır. Aldıkları ücret yirmibeşer lira farkla 250-425 liradır.
Fâtih İlçesi : 150 bekçi, 5 bekçibaşı, 5 yardımcı, 11 tahsildar, 10 büro memuru. Ücretleri yirmibeşer lira farkla 250-425 liradır.
Eyyub İlçesi : 40 bekçi, 8 bekçibaşı, 9 tahsildar, 7 büro memuru. Ücretleri yirmibeşer lira farkla 300-450 liradır.
Beyoğlu İlçesi : 175 bekçi, 6 bekçibaşı, 13 tahsildar, 15 büro memuru, yirmibeşer lira farkla 300-550 lira, büro memurları 350 - 600 lira. Tahsildarlar yüzde primle çalışır, tam tahsilâtda bulunan tahsildar senede 7200 lira pirim alır.
Şişli İlçesi : 116 bekçi, 8 bekçibaşı, 12 tahsildar ve büro memuru. Ücretleri kıdemsiz bekçi 350, eski bekçi 375, bekçibaşı 425 lira.
Beşiktaş İlçesi : 88 bekçi, 6 tahsildar, 10 büro memuru, ücretleri yirmibeşer lira farkla 275 - 500 liradır.
Bakırköy İlçesi : 30 bekçi, 1 bekçibaşı, 3 tahsildar 2 büro memuru. Ücretleri 245-265-285 lira, bekçibaşının 400 lira.
Sarıyer İlçesi : 26 bekçi 2 bekçibaşı, 3 tahsildar, 3 büro memuru. Ücretleri 260-299,5-325-357, 5-390 lira büro kâtibleri 325, muhasebeci 470 lira.
Kadıköy İlçesi : 90 bekçi, 10 tahsildar, büro memuru. Ücretleri 230-490 lira.
Beykoz İlçesi : 20 bekçi, 4 tahsildar, 2 büro memuru. Ücretleri 250-350 lira, büro memuru 375-400 lira.
Üsküdar İlçesi : 52 bekçi, 4 bekçibaşı, 9 tahsildar, 5 büro memuru. Ücretleri yirmibeşer lira farkla 250-400 liradır.
Adalar İlçesi : 28 bekçi, 1 bekçibaşı, 3 tahsildar, 3 büro memuru. Ücretleri 300-350-400 liradır. Tahsildarlar 350, iki memur 350, bir memur 400 lira ücretlidir.
Bekçi büroları memurları arasında kadın da vardır.
Kartal, Şile, Silvri ve Çatalca ilçeleri bekçi teşkilâtı büroları ziyâret edilemedi. Buraların bekçi teşkilâtı hakkında kendi maddelerinde bilgi verilecektir. Yukarıda tesbit edilen 12 ilçemnin bekçi bürolarından aldığını rakamlara göre İstanbulun bu ilçelerinde 1113 mahalle bekçisi, 87 tahsildar, 85 büro memuru bulunmaktadır.
On iki ilçede bekçi ücretlerinin mütehavvil olması bizce garib görülmüştür. Her ilçenin bekçi kadrosu da sâbit değildir, sık sık vazifesini terkeden bekçiler görülür, yerleri de yeni tâliblerle doldurulur.
“İstanbul Mahalle Bekçileri Yardımlaşma Derneği” adı ile bir de cemiyet vardır, 1956 yılında kurulmuştur.
Her ilçede bir şubesi bulunan bu derneğin gayesi âzâsının arasında mücbir sebeplerle sıkıntıya düşenlere yardım etmek, hastalık, ihtiyarlık, doğum, ölüm hallerinde onlara el uzatmaktır. Genel Kuruldan karar almak, mensub olduğu şubeden iki arkadaşının da müteselsil kefaleti ile 4 taksitde ödenmek üzere 100 lira ikrazda bulunulur. Derneğe girmek için 250 kuruş duhuliye ve her ay 1 liradan aşağı olmamak üzere âidat ödenir. Bu derneğin yirmi üç kurucu âzası şu kimselerdir:
1 — Hüsnü Ertek, tercüman - rehber, Basın Yayın U. Md. kursu mezunu; 2 — Osman Eryenen, mahalle muhtarı; 3 — Süleyman Güney, mahalle muhtarı; 4 — Yaşar Çevik, bekçibaşı, toka No. 28; 5 — Kemal Ansoy, bekçibaşı, toka No. 24; 6 — İbrahim Tarı, bekçi, toka No. 18; 7 — İsmail Suvar, bekçibaşı, toka No. 16; 8 — Veysel Şengün, bekçi, toka No. 17; 9 — Yusuf Çetin, bekçi toka No. 46; 10 — İsmail Karagöz, bekçi, toka, No. 27; 11 — Yusuf Karaköy bekçi, toka No. 33; 12 — Sadri Yangeç, bekçi, toka No. 4; 13 — Ahmed Aksoy, bekçi, toka No. 40; 14 — Hasan Uğur, bekçi, toka No. 20; 15 — Halil Akyol, bekçi, toka No. 42; 16 — Hüseyin Kızıldağ, bekçi, toka No. 47; 17 — Osman Yıldırım, bekçi, toka No. 42; 18 — Ali Boztepe, bekçi, toka No: 12; 19 — Sefer Aydoğan, bekçi, toka No. 48; 20 — Bayram Öztunçbilekli, bekçi, toka No. 78; 21 — Hüseyin Taşçı, bekçi, toka No. 67; 22 — Besim Özkahraman, bekçi, toka No. 34; 23 — Hüseyin İoncin, bekçi, toka No. 39.
Bekci Baba
(Resim: S. Bozcalı)
Davulcu - Bekçi
(Resim : “Eski İstanbul Yaşayışı” ndan)
Karikatürde Bekçi
(Akbaba Mecmuası, C. Zorlu, 1960)
Bekci, 1960
(Resim: Bülend Şeren)
Theme
Folklore
Contributor
S. Bozcalı, Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050141
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. Bozcalı, Bülend Şeren
Description
Volume 5, pages 2411-2417
Note
Image: volume 5, pages 2411, 2413, 2414
See Also Note
B.: Yangın; B.: Baskın; B.: Bekci, İstanbul Manalle Bekcilerinin Destan ve Mâni katarları; B.: Bedestan; B.: Ayrılıklar; B.: Bayazıd Camii avlusunda Ramazan Sergisi
Theme
Folklore
Contributor
S. Bozcalı, Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.