Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BEKÂR, BEKÂR UŞAĞI, BEKÂR UŞAĞI NIZAMI
Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa, Asya ve Afrika kıt’alarındaki geniş topraklarının herhangi birinin bir bucağındaki memleketinde orta halli tabakanın altında, hattâ fakrü zarûret içinde yaşar iken, “taşı toprağı altındır” denilen İstanbula bir iş tutub para kazanmak için gelen bekâr uşaklarının Büyükşehirdeki hayatı, şehrin âsâyiş ve inzibâtı bakımından mühim bir mes’ele olmuş, bekâr uşakları hakkında nizamnâmeler yapılmış, ve hükûmet tarafından bunların tatbiki ciddiyetle, titiz bir dikkatle taakib edilmiştir. Bekâr uşağı nızamına riâyet etmiyerek İstanbul asayış ve inzibâtını bozan bekâr uşakları da şiddetle cezalandırılmış, bu arada ırza tecâvüz ve sirkat vak’alarının fâilleri dahi idam olunmuşlardır.
“Bekâr Uşağı” tâbirinde yaş haddi yokdur. Genci irisi tüysüz oğlan, mürâhık (buluğ çağına girmek üzre genç), nevhat civan, çâr ebrû delikanlı, olgun erkek, bedenen çalışabilen zinde ihtiyar cümlesi bu sıfat altında toplanmışdır. Memleketlerinde evli, ve hatta çocukları olanlar, oğlunu da yanına alıp gelenler İstanbulda bekâr uşağı olmuşlardır. Ancak İstanbulda evlenenlerdir ki bekâr uşağı nizâmına tâbi olmakdan kurtulmuş. İstanbulun kendi halkından sayılmışdır.
Bekâr Uşaklarının İstanbulda yaşama tarzı için alınan başlıca tedbirler şunlardır:
1 — Esnaf olub herhangi bir iş tutanl...
⇓ Read more...
Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa, Asya ve Afrika kıt’alarındaki geniş topraklarının herhangi birinin bir bucağındaki memleketinde orta halli tabakanın altında, hattâ fakrü zarûret içinde yaşar iken, “taşı toprağı altındır” denilen İstanbula bir iş tutub para kazanmak için gelen bekâr uşaklarının Büyükşehirdeki hayatı, şehrin âsâyiş ve inzibâtı bakımından mühim bir mes’ele olmuş, bekâr uşakları hakkında nizamnâmeler yapılmış, ve hükûmet tarafından bunların tatbiki ciddiyetle, titiz bir dikkatle taakib edilmiştir. Bekâr uşağı nızamına riâyet etmiyerek İstanbul asayış ve inzibâtını bozan bekâr uşakları da şiddetle cezalandırılmış, bu arada ırza tecâvüz ve sirkat vak’alarının fâilleri dahi idam olunmuşlardır.
“Bekâr Uşağı” tâbirinde yaş haddi yokdur. Genci irisi tüysüz oğlan, mürâhık (buluğ çağına girmek üzre genç), nevhat civan, çâr ebrû delikanlı, olgun erkek, bedenen çalışabilen zinde ihtiyar cümlesi bu sıfat altında toplanmışdır. Memleketlerinde evli, ve hatta çocukları olanlar, oğlunu da yanına alıp gelenler İstanbulda bekâr uşağı olmuşlardır. Ancak İstanbulda evlenenlerdir ki bekâr uşağı nizâmına tâbi olmakdan kurtulmuş. İstanbulun kendi halkından sayılmışdır.
Bekâr Uşaklarının İstanbulda yaşama tarzı için alınan başlıca tedbirler şunlardır:
1 — Esnaf olub herhangi bir iş tutanlar için: mensub oldukları esnaf loncalarında zincirleme kefâlete bağlanma. Çarşı boylarında, dâima kontrol altında bulunmak üzere, dükkânlar üzerine yapılan Odalarda, fırın, hamam, değirmen odalarında şehirliden olan ustanın, fırıncının, hamamcının, değirmencinin kefâleti altında yatub barınmak; yahud toplu iskâna tâbi tutulup bekâr odalarında ve bekâr hanlarında yatmak.
Bekâr Uşaklarının bu kolu, kendilerine kefil olup oda kiralayacak şehirli çıksa dahi mahalle içlerinde aslâ yatup kalkamazlardı.
2 — Şehirliden birinin hizmetine girip her ne isim altında olursa olsun (seyis, arabacı, kayıkcı) uşak olanlar, efendilerinin kefâleti altında ve ancak efendilerinin meskeninda, evinde, konağında yatabilirlerdi.
Bir suç işleyen bekâr uşağının kefili, veya zincirleme kefilleri, bekâr uşağının suça takaddüm etmesi gereken uygunsuz hallerini, suç işlemeye müsâid görünen meşreb ve tavurlarını, gidişini hükûmete haber vermedikleri için mes’ul edilirler, cezâ görürlerdi.
Fetihden Yeniçeri Asker Ocağının kaldırıldığı târihe kadar, 1453 - 1826, hemen dört asır boyunca İstanbulun Belediye işlerine İstanbul Kadılığı bakar ve İstanbulun âsâyiş ve inzibâtına da Yeniçeri Asker Ocağı ile Bostancı Ocağı memur edilmiş bulunur iken bekâr uşaklarının nızamı ve kontrolü İstanbul Kadısı Efendiye, Yeniçeri Ağasına, Bostancıbaşı Ağaya ve Esnaf Loncaları teşkilâtına bırakılmış idi (B.: İstanbul Kadısı ve İstanbul Kadılığı; Yeniçeri Ağası; Yeniçeri Ocağı, Yeniçeriler; Bostancıbaşı Ağa; Bostancı Ocağı, Bostancılar; Esnaf Loncaları; Gedik).
1826 da Yeniçeri Asker Ocağı ile Bostancı Ocağı kaldırıldığında şehrin emniyet idâresi yeni kurulan Âsâkiri Mansûrei Muhammediye Seraskerliğine verildi (B: Âsâkiri Mansûrei Muhammediye). Yine ayni 1826 yılında az sonra da Belediye işleri İstanbul Kadılığından alındı, Kadılık yalnız şer’i ve adlî bir yüksek makam oldu, Belediye işleri için bir “İhtisab Ağalığı” kuruldu ve bir “İhtisab Nızamnâmesi” yapıldı (B.: İhtisab Ağalığı; Belediye). İşte bu ihtisab nizamnamesindedir ki İstanbuldaki bekâr uşaklarının ahvâli tafsilâtı ile mütalâa edilmiş ve kadimden beri tâbi ola geldikleri nızam hemen aynen muhafaza edilerek tesbit edilmişdir. Bu kıymetli vesikanın Bekâr Uşakları hakkındaki hükümlerini aşağıya alıyoruz; zamanımızda hatta genç aydınlar tarafından dahi kolay anlaşılamayacak olan metni bugünkü dile çevirdik, hükümleri daha açık belirtmek için madde numaraları ilâve ettik :
1 — İstanbulda başı boş ve serserî makuulerinin gelip toplanmasına son derece dikkat edilecekdir.
2 — İstanbula Anadolu ve Rumeliden gelen eşhas, ya pürüzlü bir işini burada hal edüb memleketine dönmek üzere gelir, yahud İstanbulda bir iştutup geçinmek için gelir.
3 — İstanbulda ihtiyaçdan fazla çoğalmamalarına dikkat edilecek olanlar İstanbulda iş tutup geçinmeye gelenlerdir.
4 — Evvelâ İstanbul, Üsküdar, Galata ve Boğaziçi iskelelerinde ne mikdar hammal ve kayıkcı, hamamlarda ne mikdar dellâk ve natır, ve çarşı boylarındaki dükkânlarda ne mikdar bekâr uşağı esnaf ve çırak vardır, İhtisab Ağalığı ile her semtin mahkemesi şeriyesi tarafından tâyin edilecek güvenilir kimseler ve her bir esnafın kâhyaları ve yiğitbaşıları tarafından isimleri, yüz şekilleri, vilâyetleri, ve kefillerinin isimleri ile yazılıp tesbit edilecekdir; ve bu iş yapılır iken eski kefâlet ile kalınmayup kefâletler yenilenecek, îcab ederse yeniden kefilleri alınacakdır.
5 — Tanzim edilecek olan bu defterlerin bir nushası her semtin mahkemesinde, bir nushası İhtisab Ağalığında, bir nushası da âid oldukları Esnaf Kâhyalıklarında duracakdır (İhtisab ve kâhyalıklardaki defter, bekâr uşaklarının ahvâlini kolay tâkib için iş üzerine tanzim edilmişler idi; meselâ Hamam Uşakları Defteri hamamcılar kâhyasında, kayıkcılar Defteri, kayıkcılar kâhyasında Hammallar Defteri, hammallar kâhyasında, ve birer nushaları da iktisab da. Mahkeme Defterleri ayrı idi, meselâ Eyyub Kadılığı sınırı içinde kaç hamam uşağı, kaç kayıkçı, kaç hammal... vardır, ve tabiî bunlar da yukarıda 3. maddede zikredildiği şekilde tesbit edilmiş olarak).
6 — Elinde mürür tezkiresi (İstanbul sınırı geçme tezkiresi) olmayan İstanbula giremez.
7 — Mürur tezkireleri, İstanbula gelenler tarafından geldikleri yerden, kendi vilâyetlerinden alınacakdır.
8 — Mürur tezkirelerine gelenlerin ne için geldikleri, bir iş takibi için mi, bir iş tutmak için mi, yoksa Âsâkiri mansûreye asker yazılmak için mi, mutlakaa kaydedilmiş olacakdır.
9 — Bir iş tutmağa gelenlerin tezkiresi ne hangi işi tutmak için geldiği de yazılacakdır (Meselâ dellâk mı, kayıkcı mı, hammal mı olacakdır).
10 — Mürür tezkirelerine, Rumeliden gelenlerin Küçükçekmedeki Karakolda Anadoludan gelenlerin de Bostancıbaşı köprüsündeki karakolda bakılacakdır (Bu iki nokta fetihden beri İstanbul şehrinin hudûdu sayılmışdır).
11 — Bu iki karakolda Âsâkiri Mensûreden bir kaç nefer ile ihtisab ağasının güvenilir doğru bir adamı bulunacakdır.
12 — Kadimden mevcut olub (Vaktiyle Bostancıbaşılığa bağlı ve bostancılar nezâretinde olan) bu iki karakoldan başka ihtisab ağasının bir güvenilir doğru adamı da Yarımburgazdaki Derbendcilerin yanında bulanacakdır.
13 — Anadolu tarafından gelenler Bostancıbaşı köprüsünde, Rumeliden gelenler de Küçükçekmece ve Yarımburgazda bulunan karakollara uğramadan ve ellerinde mürur tezkiresi orada göstermeden İstanbul toprağına asla giremezler.
14 — Yukarıda adı geçen karakoldan birine uğramadan tavukcu yolundan (pateka, keçi yolarından) gelip İstanbul toprağına girenler, ellerinde mürur tezkeleri de bulunsa, haklarında maddesi tesbit edilmiş cezâi işlem yapılır.
15 — Karakollarda mürur tezkireleri dikkatle muayene olunur, sûreti karakolda bulunacak bir defterin giriş tarafına aynen kaydedilir, ve mürur tezkiresinin üzerine “İhtisaba” diye yazılarak tezkire sâhibine iâde edilir.
16 — Şehir sınırı karakollarına tezkeresini kayıd ve üzerine havâlesini yapdırdan şehir sınırını geçip İstanbul toprağına girer, ve şehre girer girmez de doğruca Çardak İskelesindeki (B.: Çardak İskelesi) İhtisab Ağası Konağına giderek elindeki mürur tezkiresini gösterir.
17 — İhtisab Ağalığında da “Anadolu Defteri” ve “Rumeli Defteri” diye iki defter bulunacaktır. Sınır karakollarında kaydını yapdırıp gelmiş olanların mürûr tezkireleri, geldiği tarafa göre bu defterlerden birine kaydedilecek, gelenin eşkâli, ve İhtisab Ağalığına müracaat ettiği günün târihi de yazılacakdır.
18 — Üç karakoldaki defterler her hafta sonunda İhtisab Ağalığına getirilecek ve ağalıkdaki defterlerle karşılaşdırılacakdır.
a: Ağalık defterinde isim fazlası çıkarsa (ki zayif ihtimaldir; zira “ihtisaba” havâlesi olmadığı için kaydı sırasında tutulmuş olacakdır) sınırdan kaçak geçmiş olanlar tesbit edilmiş olacaktır. Tecziye edilmek üzere aranıp bulunacaktır.
b: Karakol defterlerinde isim fazlası çıkarsa, İstanbula gelmiş olması gereken adamlar ne olmuşdur, nerede dir, şiddetle aranacaktır.
c: Karakoldan geçiş ve Ağalığa müracaat târihleri arasında birkaç günlük fark varsa, bu adamlar bulunub bu günleri nerede geçirdikleri ehemmiyetle tahkik olunacaktır.
19 — Bu nızamnâmeden evvel İstanbula gelmiş olan ve bundan böyle gelecek olan bekâr uşakları için, münasib semtlerine uydurularak İstanbulda 3-4, Üsküdar, Galata ve Eyyubda de 1-2 bekâr hanı tahsis olunacakdır.
20 — Bu bekâr hanlarında bekâr uşakları, müslüman ve gayri müslim diye ayırd edilmeden karışık olarak iskân edileceklerdir.
21 — Gelenler, bir işe, sanata girinceye kadar İhtisab Ağası tarafından o hanlardan birine gönderilecekdir.
22 — Gelenler, ağalığa ilk müracaatlerinde hangi işi tutacağını kaydettirmiş olacağından, Ağalıkca bir bekâr hanına gönderildikden bir kaç gün sonra, evvelâ hemşehrisinden bir kefil bulub ağalığa getirmeğe ve onu da ismi ve şekli ile kaydettirmeğe mecburdur. Bu kefilin de bir başkasının kefâleti altında olması şarttır.
23 — Gelen bekâr uşağının yanında tüfengi, tabancası varsa, fişkeleri ihtisab Ağalığı tarafından alınacak ve emâneten saklanacak, silâh sâhibinde kalacaktır.
24 — Bekâr uşağı sonra hangi dükkâna, fırına gireceğini, yahud hangi iskeleye kayıkcı veya hammal olacağını, veyahud hangi hamamda uşak olarak işleyeceğini söyleyecek ve evvelce mürûr tezkiresinin kaydedildiği yerin altına yazılacaktır. Bunun üzerine tahkik olunacak, o dükkânda, fırında, iskelede, hamamda çalışan, işleyenler kifâyet eder sayıda ise, İstanbulda fazla adam yığılmaması için yeni gelen bekâr uşağı memleketine iâde olunacaktır.
25 — İthisab Ağası “İhtisâbı İstanbul” diye bir mühür kazdıracaktır.
26 — Bu nizamnâmeden önce ve bundan böyle İstanbula gelübde bir işde çalışmakda olanlardan memleketine dönmek isteyenler veya yeni gelüp de gireceği işde yer bulamayub memleketine iâde olunanlar İstanbul kadılığından dönüş için bir mürür tezkeresi alacaklardır.
27 — İstanbul kadılığından alınacak dönüş mürür tezkireside, gelirken alınan tezkirenin aynı tafsilâtını ihtiva edecekdir. Bekâr uşağı bu tezkireyi ihtisab ağalığına götürecek, ihtisabdaki defterde kaydıın bozduracak, dönüş tezkiresine de “kaydi bozulmuşdur” diye yazılacak ve ihtisab mühürü ile mühürlenecekdir.
28 — Ellerinde böyle mühürlü dönüş mürur tezkiresi olmayan bekâr uşaklarına, yukarıda adı geçen üç sınır karakolunda İstanbuldan çıkış izni verilmez, (ve ahvâlinin, çıkış sebebinin tahkiki için tevkif olunur).
29 — Ellerinde usûlünce tanzim edilmiş mürur tezkiresi olanlar mutlaka sınır karakollarından geçmeğe ve orada tezkirelerini kaydettirmeğe mecburdurlar.
30 — Bekâr uşağı İstanbulda mes’ud eceli ile ölürse kefili ve çalışdığı yerin adamı ihtisab Ağalığına gelerek ağalıkdaki defterde adının yanına öldüğünü kaydettireceklerdir.
31 — Sınır karakollarında, İstanbula girer iken ve İstanbuldan çıkar iken adam başına 4, hayvan başına 2, yâni piyâde bekâr uşağından 4, atlı bekâr uşağından 6 para tezkire harcı alınır. Her ne sebeble olursa olsun başka hiç bir para alınmaz.
32 — İstanbulda, (Nefsi İstanbul, Üsküdar, Galata, Eyyub) bekâr uşaklarının ikaametine tahsis olunan bekâr hanlarının ahşâb hanlar olması şarttır.
33 — Bekâr uşakları bu hanlardan sabahları işlerine gitmek üzere çıkarlar, akşamları da belli saatlerde hanlarına dönerler.
34 — Hanlardaki odalarında cebhâne, fişek saklayamazlar. Saklar ve görürler ise han odabaşısı ve hancı derhal ihtisab ağalığına ihbâra mecburdur; bu gibiler hemen tevkif edilir ve cezâlandırılır.
35 — Hammal, kayıkcı vesâir bekâr uşaklarının bekâr hanları dışında şurada burada bekâr odası bulunup veya bekâr odası kurub kalmaları yasakdır. (İstanbulun türlü hâdiselere, vak’alara sahne olan kadimden beri pek meşhur olan bekâr odalarının bu nizamnâmede kaldırıldığını görüyoruz. (B.: Bekâr Odaları).
36 — Sınır karakollarında İstanbula gelen bekâr uşaklarının ellerindeki mürur tezkeresinin kaydı ile iktifâ edilmeyecektir. Gelen bekâr uşağının yüzünün şekline, tavur ve hareketine, kılığına kıyafetine bilhassa dikkat edilecek. Asker yazılmaya yahud bir efendi kapusunda uşak olmaya, veya her hangi bir iş tutmağa geliyorsa, yüzünde meymenet var mı, yok mu, hâli tavrı emniyet veriyormu; yahud, asker, uşak veya iş işleyecek takımdan olmayub şöyle serserice gelmiş müfsid ve şerir olduğu şübhesini mi uyandırıyor. Şübheli adam olduğu kanaatine varılırsa mürur tezkiresine: “Âdetâ İhtisaba”, emniyet vermiyorsa “Fakat ihtisaba” diye kaydedilecekdir. Şübhe hangi noktadan ise, hususda, ihtisab ağalığınca tertib edilir bir şifreye göre bir rakam ile ayrıca kaydedilecekdir.
37 — Sınır karakolundan elindeki mürur tezkiresi şubheli işâreti ile gelmiş olan bekâr uşağı ihtisab Ağalığında sorguya çekilir, hâl ve sâni gereği gibi aydınlatır, uygunsuzluğu meydana çıkarsa Bâbıâliye ihbar ve oradan gönderilen adamlara teslim olunur.
38 — Vak’ai Hayriyeden sonra İstanbuldaki bekâr uşaklarının haşarât ve baldırı çıplaklık makuulerinden 20,000 den fazla bekâr uşağı ellerine mürur tezkireleri verilerek kayıklara doldurulmuş oradan memleketlerine gitmek üzere Gelibolu ve İzmid iskelelerine tard edilmişlerdi. Zaman ile bilhassa bunların İstanbula tekrar girmesi şiddetle men edilmişdir.
39 — Adalardan gelen bekâr uşaklarının mizacları Anadolu ve Rumeli halkının mizâcına uymaz, asla bağdaşamazlar. Bundan dolayı adalı bekâr uşaklarına ayrı bir ham tahsis edilecekdir.
40 — İhtisab Ağalığı tarafından “Hamamlar Yazıcısı” ve “Hammallar Yazısı” diye iki memur tâyin edilecekdir. Bunlar iki ayda bir iskeleleri ve hamamları teftiş edeceklerdir. Defterlerle tesbit edilmiş hammal, natır, dellâk, dellâk şâkirdi buldular mı ihtisab ağalığına getirecekler, kim olduğu, ne sûretle girdiği araştırılacakdır. İhtisab Ağasının haberi olmayarak ve kefilsiz çalışdırılıyor ise Hamamın hamamcısı ve iskelenin hammallar kâhyası derhal İstanbuldan tard edilecek, Hamam da kapatılacakdır. Ziyâde şiddet lâzım geliyor ise hamamcılar kâhyası ile hamamcılar yiğitbaşısı da cezâlandırılacakdır. (B.: Hamam; Dellâk; Natır; Külhancı; Hammal; Esnaf; Esnaf Kâhyaları).
41 — Dışardan gelen bir bekâr uşağı kayıkcı, mavunacı, salapuryacı ne olacaksa ve hang iskelede işleyecek ise o iskelenin kâhyası ve işleyeceği işden kefili ile ihtisab ağası huzuruna gelip kaydi yapılacaktır. Bunların yoklamaları da Kayıkcılar da hammallar ve hamamlar usûlüne tatbik olunacaktır.
42 — Duvarcı, sıvacı, nakkaş ve yapı amelesi bekâr uşakları da böyledir. Bu adamların defteri Mimarbaşı Ağa tarafından tanzim edilip İstanbulun bunlardan ne mikdar adama ihtiyacı olduğunu da kezâ Mimarbaşı Ağa tâyin edecek dir; defterin bir nushası ihtisaba verilecekdir. Bunlara ara yoklamaları da Mimarbaşı Ağa tarafından yaptırılarak ihtisaba bildirilecekdir. Bu bekâr uşaklarının müslüman olanları isimleri, eşkâli vechiyesi, kefillerinin isimleri ile ve kaç nefer oldukları tesbit edilerek tüccar tâifesinin bulunduğu hanlarda oda tutub yatabilirler. Yalnız silah bulundurmaları katiyyen yasakdır.
43 — Kayık yapıcı, kalafatçı, kürekci, makaracı, tulumbacı esnafı arasındaki bekâr uşakları da bu usûle tâbi olub Tersâne Kethüdalığına bağlıdırlar.
44 — Bir efendi kapusunda hizmetkâr olan taşralı yersiz yurdsuz bekâr uşakları efendisinin kefâleti altında o çalışdığı kapuda yatup kalkar. Kapusundan çıkarıldığında yersiz başı bozuk kalacağından, hizmetine son veren adam, sebebini beyan ile eline bir tezkire vermeye mecburdur; bekâr uşağı bu kâğıd ile İhtisab Ağalığına müracaat eder ve yeni bir kapu buluncaya kadar bir bekâr hanına yerleşdirilir; durumu da İhtisab Defterinde kayıdlı adının yanına işlenir. Yeni bir kapu bulunca, yine İhtisab Ağalığına gelerek öbür efendiden aldığı kâğıdı yırtdırır, yeni kapusunu ve yeni kefilini kaydettirir.
45 — Çıkarıldığı kapudan elinde tezkiresi olmayan hizmetkâr bekâr uşağı bekâr hanlarına kabul edilmez ve yeni bir kapuya hizmetkâr olarak giremez.
46 — Hizmetkâr bekâr uşağı çalışdığı kapudan hoşnud kalmayub çıkmak istediğinde, efendisinden aylık, yıllık vesâir şeyden alacağı varsa, ve o adam uşağın hakkı olan bu parayı ödememek, için eline tezkiresini vermemek, ve bu eziyet, tezyik ile onu bu hakkını istemekden vaz geçirtmeğe çalışır ise, uşak ihtisaba şikâyet eder. İhtisab o efendi tüccar ise mensub olduğu lonca vasıtası ile, memur ise, en büyük âmiri vasıtası ile bu gadrin önüne geçer.
47 — Arnavud ve kürdün ayak takımının İstanbula yerleşip çoğalması hiç bir vakit câiz değildir. Hâlen mevcud olanlara ilişilmeyecek, yeniden gelenler önlenecekir.
48 — Yedikule dışındaki salhânelerde olan bekâr uşağı arnavudlar Kasabbaşı Ağa tarafından deftere tesbit edilecek, bu defterin bir nüshası ihtisaba verilecek, sık sık yoklanacaklar, defter fazlaları İstanbuldan çıkarılacakdır.
49 — Fırınlarda, dükkânlarda ve imâretlerdeki ekmekci ve simitci ve fodlacı bekâr uşağı arnavudlar, dükkânlardaki paçacı bekâr uşağı arnavudlar da böyledir. İşin çevrilmesine yeterinden fazla adam bulunmasına dikkat edilecektir.
50 — Salhâneci, kasab, fırın uşağı ve paçacı arnavud bekâr uşakları da asla silâh bulunduramazlar.
51 — Mevsimlerinde zaman zaman İstanbula kasablık hayvan sürüleri getiren Cihanbeyli ve Alişanlı aşiretleri kürdlerinden gayri bekâr uşağı kürd tâifesi, hiç bir sebeble İstanbula giremez.
52 İstanbula erzak, odun ve kömür getiren gemi ve kayıkların reis ve tayfaları bekâr uşakları dâimâ gözönünde tutulacakdır, geceleri, İstanbulda kaldıkları müddetce gemilerinde, kayıklarında yatacaklardır. Hâli tavrı şübheli görülenler hemen ihtisab ağalığına ihbar edilecekdir.
53 — Mahalle içlerinde arka sakası yahut atlı sakalardan taşralı bekâr uşağı olanlar gece mahalleler içinde kalamazlar, bekâr hanlarında yatarlar. Ancak yangın çıkdığında gece kaldıkları handan çıkıp mahallesine kaçıp hizmetde güçlük olduğundan saka bekâr uşakları, mahalle imamının ve halkının kefâleti ile sakası bulunduğu mahallede bir bekâr odasında ikaametine izin verilir; fakat odalarında asla silâh bulunduramazlar. Mahallelerde ihtiyacdan fazla bekâr uşağı saka olamaz.
54 — Kira beygircileri taşralı bekâr uşakları, geceleri beygirlerini çekdikleri ahırlarda kalırlar, bir beygirin yanında üç adamdan fazla olamaz.
55 — Vefâ Hanındaki midillicilerin nezareti ve sayısı Kiracıbaşı Ağaya bırakılmışdır. Kirâcıbaşı olacak adam gaayet doğru bir adam olacaktır. Midillici bekâr uşaklarından hiç bir ferd Vefâ Hanından başka bir yerde kalamaz. Vefâ Hanına Midillici ve beygir sürücüsü bekâr uşaklarından gayri kimse girib kalırsa, veya bunlar münasebetsiz bir yerde tutulursa, eğer ihbar etmemiş ise, kirâcıbaşının hakkından gelinir (B.: Beyir sürücüleri; Midilliciler).
56 — Sarachânedeki bekâr uşağı saraclar, kadimden beri devam ile gelen nızamlarına tâbidirler. Ancak, yeniçerlik zamanında Saraçhâneye zâbit girib sarac bekârlarının ahvâlini teftiş edemezdi; şimdi bütün çarşılar gibi Saraçhâne de Serasker Paşa, İstanbul Kadısı, Asâkiri Mansûre Binbaşısı ve İhtisab Ağası tarafından teftiş edilir, ve içlerine saraçdan gayri bekâr tâifesi karışmamasına dikkat olunur.
57 — Uzun Çarşı esnafı, destereci, eğeci, bıçkıcı, sırıkcı, kantarcı, kovacı ve at canbazı bekâr uşakları, sâirleri gibi defterli ve kefilli dükkânların üstünde ve ahırlardaki bekâr odalarındaki bekâr odalarında kalırlar, içlerine yabancı karışmamasına, lüzumundan artık almamalarına dikkat edilir, teftişleri de sâir bekâr uşakları gibidir.
58 — Bütün bekâr uşaklarının kıyâfetlerinin işlerine uygun olması şartdır. Sefîhâne kılık kıyâfetle nümâyişleri kat’iyen yasakdır.
59 — Nefsi İstanbulda, Üsküdarda, Galatada, Eyyubda bekâr uşakları için mevcuddan gayri Han ve Bekâr Odaları inşası memnu iken bir müddetdenberi, (Yeniçerilerin azgın zorbalığı yüzünden) mülkî nizamlara bakılamayub her tarafda bekâr odaları, bekâr hanları, üstü odalı kahvehâneler ve dükkânlar yapıldı. Bundan böyle hâlen mevcud olan kâgir ve ahşab hanlardan maada yeniden bekâr hanı ve bekâr odaları yapılması kesin olarak yasak edilmişdir.
60 — Mevcud olan bekâr hanlarının tâmiri lâzım gelse, hâlen şekli ne ise muhafaza edilecek, kat’iyen ilâve yapılmayacakdır.
61 — Hâlen mevcud dükkânlar üzerindeki bekâr odalarında dükkân sâhibi bekâr uşağından gayri kimse yatamaz (çırağını da yatırmışdır), “vilâyetinden gelmiş hemşehrimdir veya akrabâmdır diye odasına bir nefer bekâr uşağı dahi alamaz.
62 — Hâlen mevcud olub İstanbul halkının kendilerine gelir temini için yapdırtmış olduğu bekâr odaları dükkâna tebdil edileceklerdir”.
Metnini biraz açarak nakletdiğimiz bu nızamnâmenin 38 inci maddesinde vak’ai Hayriyeden sonra haşarât ve baldırı çıplak makuulesi 20,000 den fazla bekâr uşağının İstanbuldan çıkarıldığını kaydettik; bu 20,000 nefer bekâr uşağı, Yeniçeri kırımının kılıç artığıdır. Vak’ai Hayriye üzerine yazdığı “Üssü Zafer” adındaki eserinde Sahhaflar şeyhi zâde Esad Efendi bu sürgünü şöyle anlatıyor:
“Lağımcıbaşı Dede Mustafa Ağa bu muharrir, Vezirin fermanı ile evvelâ Hoca Paşa Hanından 200 mikdarı hammal ve ırgad makuulesi eşhâsı zâideyi yazdık ve ellerine mürür tezkiresi verip Bağçe kapusundan mavunalara doldurub Üsküdar yakasına geçirdik. Sonra bu fakir, maiyetinde bir nefer mürur tezkiresi kâtibi ile saray meydanında bir çadırda çalışdım; aynı işe bostancıbaşı da yanında bir kâtib ile Yalı köşkünde memur edildi. İstanbulun her tarafından takım takım devşirilen her bir nevi bekâr uşakları oralara getirilir, ellerine mürur tezkirelerini verir, silâhsız olarak Yalı Köşkünden kayıklara doldurur, zâhire nâzırı da her gün gelir, kumanyalarını verir, Anadoludan olanları İzmite, Rumeliden olanları Geliboluya gönderirdik. 20.000 den ziyade adamı bu süratle İstanbuldan tard ettik”.
Bekâr uşakları üzerindeki baskı, tarihimizde Tanzimat Devri dediğimiz uyanık istibdad (Abdülmecid - Abdülaziz) devrinde kalkdı; İstanbulda zabıta vak’aları da derhal arttı.
Unutmamalıdır ki İstanbul âsâyiş ve inzibâtının en bozuk olduğu zaman, Onsekizinci asrın son yılları ile Ondokuzuncu asrın ilk yılları içinde, Yeniçeri asker ocağının bir haşarat yatağı olduğu, İstanbuldaki bütün bekâr uşaklarının ocağa yazılıp yeniçeri olduğu, yâhud, vücudlarının görünen uzuvlarına (el, kol, bâzû, baldır) ocak nişanları dövdürerek yeniçeri taslakcısı olduğu zamandır. Bu eli bayraklı şehir eşkiyâsının yapmadığı rezâlet ve mel’anet kalmamış, alabildiğine çoğalan ve içleri kefilsiz bakar uşakları ile dolan bekâr hanları, bekâr odaları, kahvehâneler ve kayıkhâneler üstüne yapılan odalar birer “Dârülmedvei haşarat” olmuş, kendi aralarındaki tâzerûlarla şehirlinin süflî tabakasından hîz oğlanlar ve fâhişe avretler ile olan çirkin münâsebetlerle kalmayub ırz ehli hâtunları ve gençleri cebren ve kahren, ve hattâ alenen oralara kaldırmaya başlamışlardır (B.: Bekâr Odaları; Yeniçeriler).
Fetihden Tanzimata kadar geçen dört asır içinde de kabul etmek lâzımdır ki, İstanbulun âsâyiş ve inzibâtını temin etme yolunda bekâr uşaklarına karşı pek zâlimâne muamelede bulunulmuşdur. Yeniçeri Ağası, Sübaşı Ağa, Asesbaşı Ağa, Bostancıbaşı Ağa gibi zâbıta âmirleri suçlu veya maznun bir veya bir kaç bekâr uşağını, muhâkemesiz idam ettirebilmişlerdir. Bu yolda en müdhiş vak’a da hicrî 934 (M. 1528) yılında kaydedilmiştir:
Kanunî Sultan Süleymanın ilk yıllarında, 24 şubat 1528, Sultanselim Camii yanında bir eve gece hırsızlar girmiş, ev halkını tamamen keserek çaldıkları eşyâ ile kaçmışlardı. Bütün gayretlere rağmen kaatil hırsızlar bulunamadı. İstanbuldaki bekâr uşaklarının işidir denildi, birisi hakkında şer’an en küçük bir suç delîli yok iken mumcu, dellâk, aşçı, odun yarıcı 800 nefer bekâr uşağı rast gele toplanarak çarşı boyu sokaklarda îdam olundu. Bu fâcia ““Frenk”, “Makbul” ve “Maktul” lakabları ile anılan Pargalı İbrâhim Paşanın sadâretinde olmuşdur. Müverrih Peçevilî İbrahim bu vak’ayı: “.. eşkiyâyı öyle yıldırdı ki ondan sonra bu makuule fesad zuhur etmedi” diye bağlıyor. Biz bu huzûrun sebebini, kendi yerine yüzlerce mâsumun öldürülmesine bir hırsız - kaatilin de tahammül edememesinde görmekdeyiz.
İstanbulun herhangi bir mahallesinde oturabilmek için kefâlet şart idi. Hırsızlık işi de yersiz yurtsuz kimselerin bekâr hanlarını ve çarşılarda dükkân üstü bekâr odalarını arardı; yukarıda da kaydetmiş idik, bir bekâr uşağı hırsızlık suçundan yakalandı mı, mahkemeye verilmez, vak’anın ehemmiyetine ve yerine göre pâdişahın, sadırazamanın, hatta zabıta âmirlerinin emri ile derhal îdam olunurdu. Vak’anüvis Râşid efendi hicrî 1133 (milâdî 1720-1721) vak’aları arasında anlatıyor:
Hasköydeki kiremidhânenin ustalarından, ve kendi esnafı arasında gaayetle zengin olarak tanınmış bir gayri müslimin evine bir kaç hırsız girer, bir mikdar eşya kaldırıp kaçar. Devrin pâdişahı Üçüncü Sultan Ahmed tahtımın yanında böyle vak’a olur mu diye son derece hiddetlenir, sadırâzam Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşa hırsızların derhal bulunmasını ve cezâlarının verilmesini emreder, hırsızlar bulunmaz ise zâbıta âmirlerinin ihmal ve liyâkatsizlikle cezâ göreceklerini bildirir. Fatihde Karaman çarşısında bir dükkânda çalınan maldan bir kaç şey bulunur, hırsızlık töhmeti ile bekâr uşağı bir oğlan yakalanır, delikanlı on sekiz nefer arkadaşlarını ele verir, onlarda kaldıkları bekâr hanlarında ve odalarında bulunur, çalınan eşyâdan bir kısmı da onların menzillerinden çıkar. Bu on sekiz bekâr uşağı şehrin muhtelif kalabalık yerlerinde, emsâline ibret olmak için asılarak îdam olunurlar.
Kalender meşreb divan şâirlerinin “Şehrengîz” adı verilen manzum risâlelerle güzellikleri övülen esnaf civanlarının çoğu İstanbulun diyar garibi genç ve dilber bekâr uşaklarıdır (B.: Esnaf Güzelleri; Şehrengîz).
Bilhassa meddah masalları kahramanları arasında bulunan Şekerci, Helvacı, Kayıkcı, Saka, Yemenici, Saraç, Kahveci güzelleri dükkân üstü odalarda, kayıkhânelerde, kahvehânelerde, saraçhânede yatub kalkan bekâr uşağı güzellerdir, hepsi toy, şehir oğlanları gibi yırtılmamış, açılmamış, levendâne, şehbâzâne tavırları, mühmel kılık ve kıyâfetlerinin ayrı câzibesi ile nâzenin İstanbul hanımları, bey, paşa kızlarını, hanım sultanları çileden çıkarıb yalın ayaklarına düşürmüşlerdir. Hamam çıplağı dellâk bekâr uşağı on bir nefer gencin hal tercemesi de 1686-1687 arasında Hamamcılar kâhyası olan Derviş İsmail tarafından “Dellâkhâmei Dilküşâ” adını verdiği bir risâlede toplanmıştır (B.: Dellâknâmei Dilküşâ; Ismail Efendi, Hamamcılar, Kethüdâsı Derviş; Bâli, Dellâk).
Bekâr uşakları arasında şehir eşkiyâsı tipleri de hikâye kahramanları arasına girmişdir. Onyedinci asır ortasında Köprülü Mehmed Paşanın sadâretinin ilk yıllarında geçen büyük bir vak’ayı tasvir eden, fakat en az bir asır sonra kaleme alındığını zanettiğimiz “Yelkenci Yusuf” hikâyesinin eşhâsından Çengelköyünde bostan yanaşması Arnavud Deli Zeynel ile Üsküdarda Balaban iskelesinde kayıkcı civanı Hançerigüzeli Mustafanın hâmisi Ellidokuzun Kara Bekir, Langa Limanı iskelesinde kayıkcı bekârı Yedibelâ Ferhad bunlardandır.
Son yeniçerilerden Çardak Kolluğu çorbacısı ve halk şâiri Galatalı Hüseyin Ağanın destanlarının kahramanları da çoğunluk ile bekâr uşaklarıdır; bu destanlarda macerâları nakledilerek güzellikleri övülmüş yüze yakın isim vardır; şâki tipi olarak da Fındıklı Kayıkhâneleri üstündeki bekâr odalarında oturan ve cihâna meydan okuyan hamlacı Kurdoğlu Câferdir; gençliği bıçkınlık, baldırıçıplaklık yollarında geçmiş olan Galatalı Hüseyin Ağayı bu adam yetişdirmiş; aşağıdaki kıt’alar, yeniçeri halk şâirinin, manzum bir otobiyogra olan “Serencam” adlı destanından alınmışdır:
1. Gece gündüz olduk dâim beraber
Refikim Hamlacı Kurdoğlu Câfer
Bekâr uşakları içinde ejder
Baldırı çıplakdır şehlevend şehbaz
2. Mürâhik ayırmaz karayı akdan
Eğriyi doğrudan, fesadı hakdan
Bıçkınlık oldu biçilmiş kaftan
Başımda eserdi bir deli poyraz
3. Ayak uydurdum hamlacı itine
Bir dahi dönmedim baba evine
Bakmadım da yen yakamın bitine
Taallüm eyledim Kurdoğlundan saz
4. Bana neler etti görün feleği
Bekâr odasına serdim döşeği
Oldum yalın ayak bekâr köçeği
Külhanlıkda geçdi bahar ile yaz
5. Bekâr odaları bir koca kazan
Kaynayor içinde mühmel dilberan
Paşazâde, beyoğlu, it, daltaban
Vefâkâr civelek, kahbe düzenbaz
6. Yosma nigârı var âfeti devran
Sırma saçlarını örmüş kırk kolan
Gel şehbâzım der boynuma dolan
Kimi dahi satar cilve ile naz
7. Yanıma koşdular şöyle bir nigâr
Âhu gözlü gamzeleri fitnekâr
Saydoldum bu yoldan idemem inkâr
Destanım yazıldı bûselik şehnâz
8. Bekârlık sultanlık yokdur hânemiz
Çardakdaki kollukdur kâşânemiz
Kayde gelmez şu dilli divânemiz
Kafesde beslenmez bülbüli dilbaz
Hâtıraları destanlara, şiirlere, hikâyelere, vak’anüvis ve müverrih kalemleri ile ve arşivdeki vesikalarla târih kütüğüne geçmiş bekâr uşakları Büyükşehir hayatının bir hâyıhûy âlemini temsil ederler. Bu hayat Tanzimatdan sonra da devam etmiş, zamanımıza ulaşmışdır; fakat artık “Bekâr Uşağı”nı İstanbulun halkından ayırd etmiyoruz (B.: Amele).
Üsküdarlı halk şâiri Vasıf Hoca merhum şunları yazıyor:
“Eskiden bekâr uşakları ayrı bir nızama tâbi olarak bekâr hanları ile bekâr odalarında yatar kalkar imiş; zamanımızda bekâr tâifesi yine hanlarda, şurada burada barınırlar ama harekâtı kaydü şart altında değildir; taşradan aklına esen bir mitil yorganı omuzlayınca İstanbula gelir, aklına esdiği zaman da, ekim zamanı der, harman der, kopub geldiği yere döner, yâhud sılaya gider; amele, ırgad, rencber, kayıkcı, hammal, natır, dellak, hamurkâr, pişirici hangisine sorsanız, kendi ağzındaki sıfatı bekâr uşağıdır, “Bekâr uşağıyım..” der.
“Eski tulumbacılık zamanında, bilhassa Belediye Dâireleri tulumbacıları hep bu bekâr uşakları idi. Mahalle sandıkları uşakları arasında diyar garibi bekârlar çokdu. Onlar da toplu olarak tulumbacı koğuşlarında kalırlardı.
“Meşhur kantocu Peruza bekâr uşağı bir tulumbacı âşık olmuşdu; o zamanlar mâhûdenim aşıkları toplansa tabur teşkil ider. Oğlan, kaş göz yerinde, güzel, fakat yarım pabuc hırpâni, yosmanın bir mültefitâne tebessümüne râzı, hiç yüz bulmadı; bir eyyam yandı, durdu, sonra ayağını tiyatrodan kesdi; ayağını kesmesine sebebde Peruzun bir söylediği şu kanto oldu:
Benim adım Peruzdur, şöhreti çok dansözüm
Sen ise tulumbacı, tutmadı seni gözüm..
“Mazlum çocukdu, bıçkın boyundan olsa vak’a olurdu. Fakat sonra öğrendik ki yosma oğlanı sevmiş, bana yalvardı:
— Vâsıf Efendi, şâirsin, ağzımdan oğlana bir şey yaz, sahnede okuyayım, gönlünü alup âşıkımı dâvet edeyim!. Elbet kulağına gider, bekâr uşağım teşrif ider.. dedi.
“Kendi kantosundan mülhem olarak şu yâveyi yazdım, verdim idi, sahnede okudu mu bilmiyorum:
Benim adım Peruzdur şöhreti çok dansözüm
Sen ise tulumbacı tutmadı seni gözüm
Yangınlara koşarsın çıplak tabanın yarık
Ben ise raksederim hoppa gaayet şımarık
Lâkin görünce seni gelir bana heyheyler
Zira hoşuma gider kopuklar külhanbeyler
Tulumbacı cıvanım çöz belinden kuşağı
Boynuma kemend eyle şehbaz bekâr uşağı
Mahmur gözün mest etti içmeden rakı şarab
Âguuşuma gelmezsen Peruzun hâli harab
Gaayet şımarık hoppa şöhreti çok dansözüm
Affeyle delikanlı kırdıysa seni sözüm
Yalın ayak koşarsın kahraman semendersin
Nâra atub geçerken kalbe işledi sesin
Bekâr çamaşırını getir yıkarım vallah
Yandım tulumbacı ben aşkına yandım Allah.
“Yine o sahnelerde dinlemişimdir, kim söylerdi hatırlayamadım:
Tarlalar otlu olur
Bekârlar bitli olur
Allahım hikmetinden
Güzeller dertli olur
diye bir şey vardı” (Vâsıf Hiç).
Zamanımızda İstanbula bekâr uşağı akını, üzerinde ehemmiyetle durulacak bir haldedir, şehir nüfusu, iş hacmi ve insan eline ihtiyac ile ölçüsüz, ayarsız olarak artmakda, işsiz bekâr uşaklarının çoğalması da büyük şehrin günlük hayatının huzûrunu kaçırmaktadır. Manzara, Anadoludan İstanbula bir göç hâlini almışdır. İstanbul bu göçlerin tek hedefi değildir, bekâr uşaklarını Ankara ve İzmir de çekmektedir, fakat en ağır yük İstanbulun sırtına yüklenmektedir. “Gece kondular” adı altında, İstanbulun eteklerine 2000,-3000, hattâ 10,000, hatta 25,000 evlik kasabalar eklenmişdir. Gelen bekâr uşağı kısa bir müddet sonra âilesini de getirterek bekâr uşaklığından çıkıp yurd değişdirmiş muhâcır olmaktadır. İstanbula yamanmış yeni kasabalarda (B.: Gece kondular; Taşlı tarla; Zeytinburnu; Kazlıçeşme; Yüzevler; Sinekli) su, yol, elektrik, temizlik, nakil vâsıtası, emniyet bakımlarından İstanbul Belediyesinin ve zâbıtasını bunaltacak hâle gelmişdir.
Eskiden, yukarıda tafsilâtı ile kaydettik, İstanbulu bekâr uşağı akınından korumak için çok sıkı tedbirler alınmışdı. Zamanımızın kanunî mevzuâtı artık ayni tedbirleri almağa imkân vermemektedir, fakat tamâmen kayıdsız kalınacak bir mesele de değildir; büyük cemiyet meselesi, davâsı olmuşdur. Bu davâ üzerinde kemâli ciddiyet ile durması icab iden, ve hükûmete aydınlatıcı bilgiyi toplayacak olan müessese İstanbul basınıdır; basın da kayıdsızdır. Bu konuda bilim adamlarımızın mütalâaları tamâmen mechûlümüzdür. Yalnız Cumhuriyet gazetesi “Niçin geliyorlar” başlığ altında bir sıra notlar neşretmiş Hürriyet Gazatesi de, mesele üzerinde bir röportaj yazısı ile durmuşdur. Yazının başlığı da göstermekdedir ki “Hürriyet” bu cemiyet davâsını sâdece günün meraklı meselesi olarak ele almış ve onun içindir ki üzerinde ısrarla durmamışdır, 24 Haziran 1959 da intişar etmiş olan yazının başlığı şudur: “Türkiyede en fazla Rizeliler göç ediyor: 31,000 kişi ile Kastamonulular İstanbuldaki taşralıların başında”.
Yazıyı bu şehir kütüğüne aynen alıyoruz:
“Senelerden beri Anadolu’dan, başta İstanbul olmak üzere, büyük şehirlere yapılan göçün durdurulması düşünülmüş, hattâ kanun tasarıları hazırlanmasına kadar gidilmişti. Fakat buna bir türlü çare bulunamamış ve memleket içi göçler her yıl biraz daha artarak, bugün en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu hususta ilgililerin hazırladığı istatistiğe göre, halen 1,776,500 kişi doğduğu vilâyetin dışında yaşamaktadır.
“Memleket içi göçlerde Rizeliler şehir nüfuslarının dörtte birini dışarı göndermekle büyük bir rekor kırmışlardır. Rizelilerin balıkçılıkla geçinilen bölgeleri ve bilhassa İstanbul’u tercih ettikleri görülmektedir. Rize’nin bu rekoruna mukabil Afyonlular da, hemen hemen başka bir rekor kırmışlardır. Afyonlu olup bu şehrin dışında bulananlar yüzde yarım dahi değildir.
“Memleket içi göçlerde Rize’lileri Gümüşhane’liler, Erzincan’lılar, Trabzon’lular, Elâzığ’lılar, Giresun’lular, ve Bitlis’liler takip etmektedir. Bunların yüzde hesabı 12 ile 18 arasında değişmektedir.
“Şehirlerinden göç edenler, başta İstanbul olmak üzere, Kırklareli, İzmir, Ankara, Edirne ve Eskişehir’i tercih etmektedirler. Bunları beğenilen vilâyet olarak Kocaeli, Muş, Bursa, Samsun Adana ve Manisa takip etmektedir.
“Göç rakamlarının tasnifi, şehirlerinden dışarı gidenlerin tamama yakın kısmının erkek olduğunu, kadınların ise ancak yüzde 1-5 arasında kaldığını meydana çıkarmıştır. Bu da göstermektedir ki, İstanbula gelenlerin hemen hepsi çalışmak üzere 6 aylıktan seneliğe, hatta devamlı kalmağa kadar buraya gelmekte ve icap ederse bütün ailesini getirip tamamen yerleşmektedir.
“Bulunduğu yeri terkedip daha büyük şehre gitmekte olanların ilk olarak akıllarına getirdikleri şehir İstanbul olduğundan, bugün buranın nüfusunun yarısı taşralı olmuştur. Halen İstanbul’da bulunan taşralılar, umumî nüfusun yüzde 48 ini teşkil etmektedirler. Buna mukabil İstanbullu olup başka vilâyetlere göç edener sadece yüzde 12 den ibarettir, İstanbul’daki Anadolu doğumluların başında 31,000 kişi ile Kastamonu’lular gelmekte, bunun 24,193 kişiyle Rizeliler takip etmektedir. Şehrimizdeki bazı balıkcı köylerinin tamamı Rize’li olup, birbirlerinin akrabasıdırlar.
“İstanbul’a gelen dışarı doğumlular, memleketlerindeki işlerini, hattâ tarlalarını bırakmakta ve burada amelelik yaparak para kazanmağa çalışmaktadırlar. Kabil olduğu kadar az yiyerek artırdıkları parayı köylerindeki ailelerine gönderen bu kimseler, bazan 1-2 aylığına memleketlerine dönmekte, fakat yine İstanbul’un yolunu tutmaktadırlar.” (Hürriyet Gazetesi)
Karadeniz yalısından gelme bekâr uşağı, mavunacı, 1885
(Resim: fotoğrafdan Hüsnü eliyle)
Bekâr uşağı adalı rum kayıkcı 1885
Bekâr uşaklarının sabah keyfi
(Resim: F. A.)
İstanbula bekâr uşağı gönderen yerler
(Resim ve harita: Hürriyet gazetesi)
Zamanımızın bir bekâr uşağı tipi
(Resim: Bülend Şeren)
Theme
Other
Contributor
F. A., Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050127
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
F. A., Bülend Şeren
Description
Volume 5, pages 2393-2404
Note
Image: volume 5, pages 2395, 2396, 2401, 2402, 2403
See Also Note
B.: İstanbul Kadısı ve İstanbul Kadılığı; Yeniçeri Ağası; Yeniçeri Ocağı, Yeniçeriler; Bostancıbaşı Ağa; Bostancı Ocağı, Bostancılar; Esnaf Loncaları; Gedik; B: Âsâkiri Mansûrei Muhammediye; B.: İhtisab Ağalığı; Belediye; B.: Çardak İskelesi; B.: Bekâr Odaları; B.: Hamam; Dellâk; Natır; Külhancı; Hammal; Esnaf; Esnaf Kâhyaları; B.: Beyir sürücüleri; Midilliciler; B.: Bekâr Odaları; Yeniçeriler; B.: Esnaf Güzelleri; Şehrengîz; B.: Dellâknâmei Dilküşâ; Ismail Efendi, Hamamcılar, Kethüdâsı Derviş; Bâli, Dellâk; B.: Amele; B.: Gece kondular; Taşlı tarla; Zeytinburnu; Kazlıçeşme; Yüzevler; Sinekli
Theme
Other
Contributor
F. A., Bülend Şeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.