Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
BEDÎA
Ahmed Rasimin bir uzun hikâyesi ve bu hikâyenin kahramanı olan kibar fâhişenin adı; muharrir bu hikâyesini “Güzel Eleni” adında diğer bir hikâye ile berâber “İki güzel günahkâr” adını verdiği kitabda neşretmişdir.
Bedîada vak’anın ne zaman, hangi devirde geçdiği hiç belirtilmemiştir, biz İkinci Sultan Abdülhamidin son yıllarına yakışdırdık; fakat yakın geçmişde İstanbul hayatnı bilenler Rasimin Bedîasını ancak İkinci Abdülhamidin son devri ile meşrûtiyetin ilk yıllarında yaşatabilirler.
Hikâyenin başında Bedîayı kirli hayatının yirmi yedinci yılında, müstesnâ güzelliğinin sönmeğe başladığı devirde buluyoruz. Bu hayata, sefihâne yaşayan varlıklı bir ailenin bahtsız kızı olarak düşmüştür. İlk tanıdığı erkek mahallesinin gençlerinden biridir, büyük suçlu olan anası kaza karşısında susmağa mecbur olmuştur ve kız bu yoldaki öbür adımlarını tam bir hürriyet içinde atmış, İstanbulun namlı bir yosması olmuştur. Aile serveti sefâhet yolunda tükenince konak yavrusunda ana kız kalmışlardır. Bedîanın eline düşen erkekler “hokkabazların adam soydukları hücreye girer gibi kızın âşiyânı visâline devam edenler çırıl çıplak çıkıyordu”. Fakat yirmi yedi yıl boyunca Bedîa aşk nedir bilmez, zirâ aşk, bu yoldaki kadınlar için tehlikelidir, işe kesadlık verir. Yalnız bir erkek sevmişdir, “Nazım”ı, ond...
⇓ Devamını okuyunuz...
Ahmed Rasimin bir uzun hikâyesi ve bu hikâyenin kahramanı olan kibar fâhişenin adı; muharrir bu hikâyesini “Güzel Eleni” adında diğer bir hikâye ile berâber “İki güzel günahkâr” adını verdiği kitabda neşretmişdir.
Bedîada vak’anın ne zaman, hangi devirde geçdiği hiç belirtilmemiştir, biz İkinci Sultan Abdülhamidin son yıllarına yakışdırdık; fakat yakın geçmişde İstanbul hayatnı bilenler Rasimin Bedîasını ancak İkinci Abdülhamidin son devri ile meşrûtiyetin ilk yıllarında yaşatabilirler.
Hikâyenin başında Bedîayı kirli hayatının yirmi yedinci yılında, müstesnâ güzelliğinin sönmeğe başladığı devirde buluyoruz. Bu hayata, sefihâne yaşayan varlıklı bir ailenin bahtsız kızı olarak düşmüştür. İlk tanıdığı erkek mahallesinin gençlerinden biridir, büyük suçlu olan anası kaza karşısında susmağa mecbur olmuştur ve kız bu yoldaki öbür adımlarını tam bir hürriyet içinde atmış, İstanbulun namlı bir yosması olmuştur. Aile serveti sefâhet yolunda tükenince konak yavrusunda ana kız kalmışlardır. Bedîanın eline düşen erkekler “hokkabazların adam soydukları hücreye girer gibi kızın âşiyânı visâline devam edenler çırıl çıplak çıkıyordu”. Fakat yirmi yedi yıl boyunca Bedîa aşk nedir bilmez, zirâ aşk, bu yoldaki kadınlar için tehlikelidir, işe kesadlık verir. Yalnız bir erkek sevmişdir, “Nazım”ı, ondanda bir âile ocağı yıkarak ayrılmışdır.
Ahmed Râsim bu uzun hikâyede yakın geçmişdeki İstanbuldan çok canlı ve renkli sahneler çizmişdir; bu satırlar târih ve cemiyet ilmi için kıymetli vesikalardır.
1908 - 1910 arasında bir yosma evi — İbrahimpaşa Hamamını geçin (saraçhânebaşında), bir az daha ilerleyin, sağ tarafımızdaki virâneye nâzır köhne bir ev görürsünüz, isterseniz çat kapu içeri girin.
“Bir az harab olmakla beraber oldukça geniş toprak avlusu loş, alt odaları karanlık, tezyinatdan mahrum. Orta kapudan sonra malta döşeli bir avlusu daha var. Merdivenleri her adımda gıcırdayor, korkulukları oynayor. Sofada şâyanı dikkat bir şey yok- Yalnız bir amerika saatı tik tak idüb duruyor.
“Yukarı kat da bunun aynıdır.
“Çıt yok. sâkinleri ekseriya susar, hattâ îtiyad hâline gelmiş, her zaman yavaş yavaş yürürler.
“Sofaya açılan şu üç odanın hiç biri diğerine benzemez, fakat hepsi temiz, topludur.
“Bâzı geceler bir şûlenin (lâmba yamud şamdan) birbirini müteâkib odalardan bir kaçına girip çıktığı pencerelerinin aydınlanıp kararmasından anlaşılır.
“Her oda başka bir hizmete tahsis edilmişdir. Evvelâ (yosmanın erkeği beklediği) odaya girelim:
Epeyice geniş, duvarı kâğıd kaplı; ötesinden, berisinden üzül, büzülmüş. Sağda bir konsol, üstünde mustatilî, ceviz çerciveli bir ayna önünde bir kaç bardak, tepesin bir dal şap. Yan tarafında mâvi tül örtülü bir çiçeklik, ortada idi, yüksek bir bakır mangal. Kadifesinin havı dökülmüş yan yana iki koltuk. Bir hasır iskemle. Pencerelerin kenarında minder, kumaşının rengi, nev’i, çiçekleri sakız gibi beyaz patiska örtü altında nihan. Tavana asılmış çif lâmbanın biri söndürülmüş, gaz kokuyor.
“Kadın (Bedîa) köşe penceresinin önüne oturmuş, yanında annesi.
“Üst katda yatak odası: Eski ceviz bir karyola en büyük eşyasındandır. Bir tarafı azıcık çökmüş, pek çok yıpranmış olduğuna delâlet idecek sûretde kirli bir manzara almış, fakat yorgan, yasdık gibi teferrüâtı son derecede temiz. Ortada aşağı mangalın ayni bir mangal. Köşede ufak bir lâvmana. Yine pencerelerin hizâsında bir minder. Duvarda zincirli bir saat, Rusyada kurt avını musavver basma bir tablo. Karyolanın dayandığı duvarda sâde bir çerçeve içinde bir fotoğrafi.
1908 - 1910 arasında bir yosmanın erkeği evine kabûlü şekli — Pendere önündeki (Bedîa) kımıldadı, titrek bir ses ile:
— Anne! galibâ o?..
“Bir daha sokağa dikkatlice bakdıkdan sonra yerinden fırladı. İki kadın sofaya berâber çıkdılar. (Anne) sol tarafda ta ucda bulunan odaya doğru yürüdü. (Bedîa) elinde hiçbir ışık olmadığı halde bir haritaci zihniye ile merdivenleri inerek, orta kapudan küçük bir idâre lâmbası ile aydınlık duran toprak avluya geçdi, kapuya doğru yavaş yavaş sokularak) açılarak kanadı tarafına geçdi. Hâricden hafif bir ayak patırdısı yaklaşa yaklaşa gelirken durdu. Kesik bir öksürüğü müteâkib fiske gibi üç darbe işidildi. Kapu yavaş yavaş açıldı. İçeriye helecan ve teneffüsü bir birbirine karışmış bir vücud zorla sıgar gibi girdi. Girer girmez yere kadar eğilerek kandilli bir temennâ kondurdu: — İki gözüm sizi tasdî ettim!...
— Estağfurullah efendim, ihyâ buyurdunuz...
İkinci Abdülhamid devri sonlarında varlıklı bir âilenin kızlarını fuhşa sürükleyecek sefih hayatı — Bedîa kibar bir âileye mensubdur. Pederi zengin, o nisbetde de zevk ve sefâhate düşkündü. Konakda âvâzı tarab, türlü türlü âhenkler ...
“Kız o zaman henüz dokuz yaşlarında. Haremden selâmlığa geçer. Salon şûleler içinde, ortada sofra, kalabalık, genç, ihtiyar, sâzende, mukallid bir takım halk.. Salona çıkar çıkmaz ayakları yerden kesilir, kucakdan kucağa intikal eder. Bütün harâretli ağızlar kendini öper, sıkar, bâzan gcıklar, güldürür, o sevildiğini gördükce bayılır, pederi hareme çekilinceye kadar hâyi hûyi mestâne içinde eğlenirdi.
“Harem de selâmlığın mâkesi: Orada da ayni cemiyet. sevici alayları, eğlenceli velveleler. Anası, kız kardeşi, Çinili Hamam natırı, usta kadın, Hânende Zeyneb, Sıracı Leylâ, Kartopu Behiye, Ömrüm Mahbub, Ebe Şâhende gibi o zamanın zürefâsından sayılan kadınlar. Kız bu cemiyetden pek haz etmiyordu, zirâ burada çimdik, meme sıkmak gibi can yakıcı şakalar vardı. Fakat âhenkden, hele raksdan pek ziyâde haz ediyordu. Anası o cemiyetin reisi makaamında idi. Arkadaşları ile mülâtefesinde kızına da saldırır, üzer, utandırırdı.
İkinci Abdülhamid devri sonlarında kibar bir yosmanın şöhret oluşu — (Bedîa) çabucak serpildi. Bahârı hayat o nakli müzeyyenin turrelerinde sünbüller, yanaklarında güller, gözlerinde rengîn in’itaflar, gönüller alıcı nazarlar, dudaklarında iki katmerli gonceler vücûda getirdi, dimâğında da heves denilen hissi uyandırmışdı. Durup dinlenmek onun için değildi, bir istîcal, bir telâş.. gönlü bir şey istiyordu. Yaşmak ferâce ile ilk defa sokağa çıkdığı zaman anasının bile nazarı dikkatin celbetti. Bu bir kız değil, çiçekli bir servi hirâman idi.
“Veli Efendi Mesîresi zamanı kırlarda böyle bir perîzâde letâfetin görünüşü halkı çıldırttı. Arabada kurulup oturuşu, yumuk pamuk elleri ile yelpâze sallayışı câlilei dikkattı. Avdetde arabalar sıra ile dizilerek ona bir resmi geçid yapdılar. Bir sıra kafa, bir alay laf o arabayı tâ hânenin kapusu önüne kadar teşyî etti. Kız muvaffak olmuşdu”.
Ahmed Rasimin “İki güzel günahkâr” adındaki eserinin bu ilk hikâyesi ceb kitapları boyunda 80 sayfadır.
Bedîa
(Romanın resimlerinden)
Bedîanın son evi
(Romanın resimlerinden)
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM050061
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 5, sayfalar 2365-2367
Not
Görsel: cilt 5, sayfalar 2365, 2366
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.