Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
BEBEKDE HEKİMBAŞI YALISI
On dokuzuncu asır başında yapılmış Boğaziçinin en büyük ve mükellef yalılarından biri idi; “Pembe Yalı” diye de anılan bu aşı boyalı ahşab kâşânenin yapdıran ilk sâhibi İkinci Sultan Mahmudun hekimbaşısı Behçet Mustafa Efendidir. Topkapu Sarayı Müzesi ve Deniz Müzesi müdürü Halûk Y. Şehsüvaroğlu “XIX. Asırda Boğaziçinde Hekimbaşılar Yalısı” adındaki bir makaalesinde bu meşhur yalının târihcesini şu satırlar içinde toplayor:
“Hekimbaşı Behçet Efendi Yalısı ölümünde (1832) kardeşi Hekimbaşı Abdülhak Mollaya kaldı. Abdülhak Molladan oğlu Hayrullah Efendiye intikal etti. Hayrullah Efendi Tahran elçisi olduğunda Mütercim Rüşdi Paşaya sattı; Rüşdi Paşa ölünce veresesinden müverrih Cevdet Paşa tarafından satın alındı, Cevdet Paşanın ölümünde de İkinci Sultan Hamidin mabeyincisi Fâik Beye satıldı”.
Bu târihceyi emekli muallim general Hakkı Râif Ayyıldız da şu satırlarla tamamlıyor: “Faik Beyden İkinci Sultan Hamid satın alarak kızlarından Ayşe Sultana (B.: Osmanoğlu, Ayşe) verdi, bu sevgili kızına zamanının yapı zevkine uygun yeni bir yalı yapdırmak üzere târihî Hekimbaşı yalısını yıkdırttı, fakat 1908 de meşrûtiyetin ilânı az sonra da tahtdan indirilmesi üzerine yapdırtamadı. Ayşe Sultan için yalının arkasındaki koruda, meşrûtiyet arifesinde bir köşk yapdırabilmişdi. Hânedanı erkânı mem...
⇓ Devamını okuyunuz...
On dokuzuncu asır başında yapılmış Boğaziçinin en büyük ve mükellef yalılarından biri idi; “Pembe Yalı” diye de anılan bu aşı boyalı ahşab kâşânenin yapdıran ilk sâhibi İkinci Sultan Mahmudun hekimbaşısı Behçet Mustafa Efendidir. Topkapu Sarayı Müzesi ve Deniz Müzesi müdürü Halûk Y. Şehsüvaroğlu “XIX. Asırda Boğaziçinde Hekimbaşılar Yalısı” adındaki bir makaalesinde bu meşhur yalının târihcesini şu satırlar içinde toplayor:
“Hekimbaşı Behçet Efendi Yalısı ölümünde (1832) kardeşi Hekimbaşı Abdülhak Mollaya kaldı. Abdülhak Molladan oğlu Hayrullah Efendiye intikal etti. Hayrullah Efendi Tahran elçisi olduğunda Mütercim Rüşdi Paşaya sattı; Rüşdi Paşa ölünce veresesinden müverrih Cevdet Paşa tarafından satın alındı, Cevdet Paşanın ölümünde de İkinci Sultan Hamidin mabeyincisi Fâik Beye satıldı”.
Bu târihceyi emekli muallim general Hakkı Râif Ayyıldız da şu satırlarla tamamlıyor: “Faik Beyden İkinci Sultan Hamid satın alarak kızlarından Ayşe Sultana (B.: Osmanoğlu, Ayşe) verdi, bu sevgili kızına zamanının yapı zevkine uygun yeni bir yalı yapdırmak üzere târihî Hekimbaşı yalısını yıkdırttı, fakat 1908 de meşrûtiyetin ilânı az sonra da tahtdan indirilmesi üzerine yapdırtamadı. Ayşe Sultan için yalının arkasındaki koruda, meşrûtiyet arifesinde bir köşk yapdırabilmişdi. Hânedanı erkânı memleket dışına çıkarılınca târihî yalının arsası ile bayırdaki köşk Ayşe Sultan vekili tarafından adını tesbit edemediğimiz bir zengine satıldı, o da yalı arsasına yeni beton apartımanlar yapdırttı”.
Halûk Y. Şehsüvaroğlu, yukarıda adı geçen makaalesinde yalının hekimbaşılar devrine âid şu hatıraları naklediyor:
“Yalının gerisindeki sırt üzerinde kademe kademe büyük ve pek güzel bir meyva ve çiçek bağçesi vardı. Bu bağçe tepedeki Mahmud Baba dergâhına kadar uzanıyordu.
“1830 da Yunanistanın istiklâli ilân edilbişdi; 1831 de İngiltere ve Rusya elçileri ve Fransa maslahatgüzârı, Reisülküttab Efendi, Behçet efendi ve Stefanakiden teşekkül eden bir meclis, Türkiye - Yunanistan hududunu bu yalıda toplanarak tesbit etti.
“Abdullah Mollanın üzerinde:
Ne ararsan bulunur derde devâdan gayri
mısrâını yazdırtdığı meşhur eczâ dolabı bu yalıda idi.
“Türkiyeye ordu ıslâhâtı için getirilmiş olup memleketine döndükden sonra Prusya Marşali olacak Meltke bu yalının güllerini methediyor.
“Yine o devir içinde İstanbula gelmiş Alexandre Timoni de, Hekimbaşılar Yalısının Avrupa kâri eşya ile döşenmiş olduğunu, o zamanlar böyle döşenmiş meskenlerin İstanbulda çok ender olduğunu yazıyor, ve Moltke gibi çiçek ve meyva bağçesinin güzelliğini kaydediyor.
“Büyük şâir Abdülhak Hamid Tarhan 5 şubat 1852 de, fırtınalı bir gecede bu yalıda doğdu. Dedesi öldüğü zaman henüz iki yaşında bulunan şâir sabâvet hâtıraları arasında Abdülhak Mollanın her sabah dört çifte kayığına binüb saraya gittiğini, ve akşamları ekseriya geç döndüğünü söylüyor.
“Yalıda bir ara, beklenmedik bir ölüm acısı dolayısı ile Çamlıcadaki köşklerini bırakan Keçecizâde ailesi oturdu.
“Hayrullah Efendi Tahran elçisi olunca Bebekdeki yalıyı İranın İstanbul elçisi Hüseyin Hana bırakdı. Bir müddet sonra da mütercim Rüşdi Paşa sattı” (H. Y. Şehrüvaroğlu).
Hekimbaşılar Yalısının Mâbeyinci Faik Bey devrini bu ansiklopedinin büyük kalem arkadaşı merhum Sermed Muhtar Alus bize tevdi ettiği notlarda şöyle anlatıyor:
“Cevdet Paşanın vefatından sonra yalı, mâbeyinci Faik Beyin uhdesine geçiyor. Tapusunu üstüne ilk çeviren, babası Musahip Lûtfi Ağa mı, yoksa oğlu mu orası bana karanlıkça.. Yalnız bildiğim birşey varsa o da ülema, vüzera, vükelâ barındırmış olan bu sahilhânenin birdenbire değişiverdiği. Kırkından sonra azan, çileden çıkıp işi vur patlasın, çal oynasına vuran insanların haline girdiği,
“Bebek koyunun sabah sisleri içinde ölgün sulara akisleri uzanan, ortalık kararırken selâmlığının aydınlıklar dolu pencerelerinden kadeh şıkırtıları, çatal tabak tıkırtıları, anason kokuları, keman, tanbur, kanun taksimleri, mededler el’amanlar taşan, halayık odalarından körüklü çerkes çalgılarının gıygıyları, kahve ocaklarından bağlama zımbırtıları, inek ahırlarından bile kaval sesleri duyulan o keyif ehli yalı nerede?.. Nerede şimdiki soğuk neva suratlı, frijider kılıklı, zevksiz beton apartımanlar!.
“ O vakitler haremi de, selâmlığı da karınca yuvası gibi kaynardı. Eski eyâlet beylerbeyinin, vilâyet vâlilerinin kapı halkı kadar insan.
“Haremde tahtı nikâhta bir çift hâlile, sayısız câriye, bir alay kakavan kalfa, bunamış, bacı, postu sermiş ektipüktü....
“Selâmlıkta mededi gür gazelhanlar; nakaratı gaygaylı hânendeler: yayı kıvrak kemânîler; mızrabı oynak tanbûriler; tırnağı fıkırdak kanûnîler.. Sonra, mukallitler, dalkavuklar... Mümeyyiz Bey tavırla başağalar, kandilli temennahlı uşaklar, yeniçeri yapılı arabacılar, taşı sıksa suyunu çıkaracak hamlacı delikanlılar, göbekli aşçılar, rumyoz kilerciler, ayvazlar, bahçıvanlar, kapıcılar, korucular, inekciler...
“Cuma ve Pazarları, ikindi güneşi Anadolu kıyılarını yaldızlarken bir, iki, üç, daha sayacağız, dört, beş... Futa ve sandal karayağız yalının rıhtımından karşıya doğru ardarda ve âheste beste süzülür...
“Öndeki pırıl pırıl futalarda, guguruklu başlı, kapalı peçeli, en son moda çarşaflı hanımefendiler. Arkadaki gıcır gıcır sandallarda, teşrifat sırasile, evvelâ teklifli misafirler, sonra teklifsiz ahbaplar, daha sonra ekti kadınlar.
“Hafif filo, Kandilli akıntısına kendini kaptırmamak için, Rumelihisarına doğru ilerleyip biraz orsabocadan sonra Beykoz istikametini hizalar ve tam Göksü önünü bulur.. Derede, dinlene dinlene, beş on çarhtan sonra, bâzulara ve küreklere kuvvet, yine akıntılar aşılarak haydi Kalender..
“Kazık filosu Bebekten kalktıktan sonra bir ikincisi; yine çala kürek yollanır. Aralarında yarım balyemez menzilyi var yok.
“Bu filonun en önündeki futada sahilhâne sahibi... Bugünkü gibi gözümün önündedir: Başında asabası geniş, kulaklara kadar geçmiş fesi; ağzında bilek kalınlığında elmaslı, kehribâ ağızlık; sırtına bir redingot veya koyu renk bir elbise...
“Çehre kuru, beniz saz, gözleri çukurda, bıyıklar aşağı düşük ve pala pala, göğde nahif, kad bükük... (antparantez söylemeden geçemiyeceğim. Zâti şerife o demlerinden çeyrek asır sonra bir yerde rastladım. Ne dersiniz, rengi pembe pembe, gözleri ayna, kameti dimdik, yani enikonu civanlaşmamış mı?)
“Seyran dönüşünde kerâhat vakti gelmiş. Hurya çilingir sofralarının başına; gelsin sazlar, âhenkler, gazeller, şarkılar... Arabî ayı on birini on ikisini bulunca yine cümbür cemaat, denizde ve koruda, çalgılı çeganeli mehtap âlemleri.. Horozlar öterken sabahî fasılları; güneş doğarken: — Limonlu!.. sayhaları...
“O devrin son sekiz, on senesi içinde bu kârü zârı göze alabilmek değme babayiğitin harcı değil... Vaz geçtik böylesini, odalarında ve bahçelerinde bile üç dört baş bir araya gelemez, içtima oluyor diye curnal edilmek korkusundan herkes tirtir titrer, yeni çıkma ve sivrisinek vızıltısından farksız silindirli fonoğraflar bile pencereler indirilerek çalınırken bu yalının sahibi işte böyle veryansın ederdi. (S. M. Alus)”.
Tema
Yapı
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM050031
Tema
Yapı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 5, sayfalar 2334-2336
Bakınız Notu
B.: Osmanoğlu, Ayşe
Tema
Yapı
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.